Yozgat’la İlgili Yayınlar

        Bu sayfada Yozgat’la ilgili birtakım yayınlara yer verilmiştir. Amaç, Yozgat üzerine araştırma ve incelemeler yapanlara kaynak sunup yol göstermektir. Söz konusu yayınların bir bölümü e-kitap, bir bölümü çeşitli dergilerde yayımlanmış araştırma ve inceleme yazıları, bir bölümü de kitap biçimindedir. Burada ağırlıklı olarak Yozgat folkloru üzerine yapılan çalışmalar ele alınmıştır. Yayınlar sıralanırken “Dergilerde Yayımlanan Araştırma ve İnceleme yazıları” ile “Kitaplar” bölümlerinde, aynı yazarla ilgili çalışmalar bir arada sunulmuştur.

        “E-Kitap ve Dergiler” başlığı altında verilen kaynaklardan bazıları (Millî Folklor dergileri gibi) basılı olarak da vardır. Bunlar, yinelemeye neden olmamak için “Dergilerde Yayımlanan Araştırma ve İnceleme Yazıları” bölümüne alınmamıştır.

        Araştırma ve incelemeler sonucu elde edilen bilgiler ışığında yeni eklemeler yapılacaktır.

        Söz konusu kaynaklarla ilgili bilgilerin araştırma ve inceleme yapanlar için yararlı olması umuduyla…

 

        1. E-KİTAP VE DERGİLER

        Aşağıda adları belirtilen e-kitap ve dergilerin bir bölümü yalnızca Yozgat’la ilgilidir, bir bölümünün içerisinde de Yozgat’la ilgili bilgiler yer almaktadır. İçerisinde Yozgat’la ilgili bilgi verilenlerde bu bilgilerin ne olduğu altlarında sayfaları belirtilerek gösterilmiştir. Söz konusu e-kitap ve dergileri tıklayıp bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

        Bulgaristan Türk Masallarıyla Yozgat (Karakuyu) Masallarının Karşılaştırılması

        Halk Hekimliği Kapsamında Yozgat Ocakları, Akın Uyar

        Klişelerden Uzak Bir Köy Romancısı: Abbas Sayar, Haz. Sevil Tomur

        Köy Seyirlik Oyunları, Nurhan Tekerek

        Yozgat Elekçioğlu Oyunu, s 12.

        Millî Folklor Dergisi, Sayı: 20

        Yozgat Gökçekışla Fıkraları, Yılmaz Göksoy,  s. 61.

        Yozgat Fakıbeyli Mânileri, Vasfi Adikti, s. 63.

        Millî Folklor Dergisi, Sayı: 22

        Anadolu’da  Atın Yeniden Keşfi veya Atlı Tarım Hakkında Yozgat’tan Bir Kesit, M. Öcal Oğuz, s.49.

        Yozgat’ta Manda Kültürü ve Gökçekışla Köyü’nden Bir Fıkra, Yılmaz Göksoy, s. 58.

        Manzum Şekillerine Göre Ömerli Köyü (Boğazlıyan-Yozgat) Bilmeceleri, Mustafa Uslu, s. 61.

        Millî Folklor Dergisi, Sayı: 23

        Yozgat Mânileri, Vasfi Adikti, s. 63.

        Millî Folklor Dergisi, Sayı: 24

        Yozgat Halayı ve Türküsü, Mustafa Uslu, s. 54.

        Yozgat’ta Halk Şairliğinin Dünü ve Bugünü, Zekeriya Karadavut, s. 61.

        Millî Folklor Dergisi, Sayı: 15

        Yozgat’lı Âşık Yükselî, İsmet Çetin, s. 63.

        Millî Folklor Dergisi, Sayı: 60

        Yozgat ve Yöresinde Bazı Şamanik ve Kozmogonik İnançlar, Hayrettin Rayman, s. 68.

        Tarihi ve Kültürel Değerleriyle Yozgat

        Türk Halk Oyunları Yozgat Yöresi Modüler Program, Millî Eğitim Bakanlığı

        Türklerde Tabiat Üstü Varlıklar ve Bunlarla İlgili Kabuller, Ayşe Duvarcı 

        Yozgat’ta Congolos, s. 126.

        Türk Ninnilerinin Dili, Prof. Dr. Necati Demir

        Bir Yozgat Ninnisi, Fadime Saylan, Yozgat Yenifakılı İlçesi, Çöplü Çiftliği, s. 2.

        Yozgat Çamlığı Millî Parkı, Aslan Akarsu

        Yozgat Çamlığı Millî Parkı’ndan Zygoribatula Berlese, Abdulkadir Taşdemir, Elif Sarı, Nusret Ayyıldız

        Yozgat Çamlığı Millî Parkı’nın Oppioid Oribatid Akarları Üzerine Sistematik Çalışmalar, Ayşe Toluk, Nusret Ayyıldız

        Yozgat İli Maden ve Enerji Kaynakları, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü

        Yozgat İli Seracılığında Jeotermal Enerjinin Kullanım Olanakları

        Yozgat İli Tığ Oyalarından Örnekler, Tomris Yalçınkaya, Emel Erkaplan

        Yozgat’ın İklim Özellikleri, İdris Engin, Duran Aydınözü

        Yozgatlı Nâzî, M. Öcal Oğuz

        Yozgat’ta Ermeni Olayları (1893-1894), Haluk Selvi

        Yozgat Vilayeti

        Yöre Özellikleriyle Yozgat Kilimleri, Bekir Deniz

Ziya’nın Ağıdı Üzerine

 

        2. DERGİLERDE YAYIMLANAN ARAŞTIRMA VE İNCELEME YAZILARI

        Âşık Niyazi (Ersoy) 1, Hasan Latif Sarıyüce, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Kasım 1959, Cilt 6, Sayı 124, s. 2030, 2031.

        Âşık Niyazi (Ersoy) 2, Hasan Latif Sarıyüce, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Aralık 1959, Cilt 6, Sayı 125, s. 2049, 2050.

        Sorgun Köylerinde Bayraktar Salavatları 1, Hasan Latif Sarıyüce, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ocak 1978, Cilt 17, Sayı 342, s. 8200, 8201, 8202.

        Sorgun Köylerinde Bayraktar Salavatları 2, Hasan Latif Sarıyüce, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Şubat 1978, Cilt 18, Sayı 343, s. 8242, 8243, 8244.

        Sorgun Köylerinde Bayraktar Salavatları 3, Hasan Latif Sarıyüce, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mart 1978, Cilt 18, Sayı 344, s. 8263, 8264, 8265.

Yozgat’ta Gelinkayalar Efsanesi, Ayhan Sızan, Aydın Oy, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Şubat 1960, Cilt 6, Sayı 127, s. 2086.

Yozgatlı Hüznî, M.Halit Bayrı, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Kasım 1960, Cilt 6, Sayı 136, s. 2269, 2270.

Yozgat’ta Yufka, Bazlama , Düğün Yemeği, Hasan Özbaş, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Şubat 1962, Cilt 7, Sayı 151, s.2650, 2651.

Yozgat’ta Çiğdem Pilavı, Hasan Özbaş, Nisan 1962, Cilt 7, Sayı 153, s. 2704.

        Yozgat’ta İftarlık ve Ramazan, Hasan Özbaş, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Şubat 1968, Cilt 11, Sayı 222, s. 4827, 4828, 4829.

        Yozgat’ta Günsalık (Başlık) Verme Âdeti, Hasan Özbaş, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Temmuz 1968, Cilt 11, Sayı 228, s. 4795.

Yozgat’ta Eğrice (Hıdırellez) Hazırlığı, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1963, Cilt 8, Sayı 170, s. 3168, 3169.

Yozgat’lı Hüzmî, Nizami Nefesli, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Nisan 1964, Cilt 8, Sayı 177, s. 3370.

        Yozgat’lı Seyyahî, Nizami Nefesli, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Nisan 1965, Cilt 9, Sayı 189, s. 3721.

Yozgat’lı Hizbî (Hüznî) 1, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mayıs 1964, Cilt 8, Sayı 178, s. 3401, 3402, 3403.

        Yozgat’lı Hizbî (Hüznî) 2, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mayıs 1964, Cilt 8, Sayı 179, s. 3435, 3436, 3437.

        Yozgat’lı Seyrî, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1964, Cilt 9, Sayı 182, s. 3516, 3517.

        Yozgat’lı Zeminî, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mart 1965, Cilt 9, Sayı 188, s. 3682, 3683.

        Yozgat’lı Âşık İfşaî, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ocak 1966, Cilt 9, Sayı 198, s. 3967, 3968.

        Sır Kâtibi Âşık Necip, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Haziran 1968, Cilt 11, Sayı 227, s. 4774, 4775 4776.

        Âşık Zarî, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1968, Cilt 11, Sayı 230, s. 5066, 5067.

        Âşık Nazî, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1969, Cilt 12, Sayı 242, s.5401, 5402, 5403.

        Yozgat’lı Himmet’î, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Şubat 1971, Cilt 13, Sayı 259, s. 5889, 5890.

        Yozgat’lı Âşık Gamlî, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Kasım 1975, Cilt 16, Sayı 316, s. 7486, 7487. 

        Âşık Gülşanî, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mart 1977, Cilt 17, Sayı 332, s. 7929, 7930.

        Akdağmadeni Örenkale Köyü’nden Gelin ve Oğlan Deyişlemesi, Mustafa Özer, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1964, Cilt 8, Sayı 182,

        s. 3527, 3528.

        Akdağmadenin’de Tekerlemeler 1, Avni Yüksel, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Haziran 1965, Cilt 9, Sayı 191, s. 3770.

        Akdağmadenin’de Tekerlemeler 2, Avni Yüksel, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ekim 1965, Cilt 9, Sayı 195, s. 3873, 3874.

        Çekirge ve Cenderme Oyunları, Avni Yüksel, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Aralık 1965, Cilt 9, Sayı 197, s. 3930, 393.1

        Bay Beyrek’in Yozgat Rivayeti, Şükrü Elçin, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Haziran 1965, Cilt 9, Sayı 191, s. 3777, 3778, 3779, 3780, 3781.

        Boğazlıyan’da Çiğdem Pilavı, Fikret Türkmen, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1969, Cilt 12, Sayı 242, s.5389, 5390.

        Dört Kekeme Kız, Emil Sevinç, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Aralık 1970, Cilt 13, Sayı 257, s. 5834.

        Yozgat Köylerinde Nişan ve Düğün 1, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Şubat 1971, Cilt 13, Sayı 259, s.5879, 5880, 5881,

        5882, 5583.

        Yozgat Köylerinde Nişan ve Düğün 2, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mart 1971, Cilt 13, Sayı 260, s. 5911, 5912, 5913,

        5914, 5915.

        Yozgat Mânilerinde Yergi, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Temmuz 1972, Cilt 14, Sayı 276, s. 6372, 6373, 6374.

        Yozgat Manilerinden Bir Demet, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1973, Cilt 15, Sayı 290, s. 6743, 6744, 6745.

        Bir Yozgat Masalı: Dört Öğüt, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1975, Cilt 16, Sayı 314, s. 7437, 7438.

        Bireysel ve Toplumsal Açıdan Yozgat Manilerinde Konular, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ocak 1977, Cilt 17, Sayı 330, s. 7864,

        7865, 7866, 7867 , 7868, 7869.

        Yozgat Mânileri 1, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Kasım 1977, Cilt 17, Sayı 340, s. 8164, 8165, 8166.

        Yozgat Mânileri 2, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Aralık 1977, Cilt 17, Sayı 341, s. 8187, 8188, 8189.

        Yozgat Mânileri 3, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ocak 1978, Cilt 17, Sayı 342, s. 8215, 8216.

        Yozgat Mânileri 4, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Şubat 1978, Cilt 18, Sayı 343, s. 8247, 8248, 8249.

        Yozgat Mânileri 5, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mart 1978, Cilt 18, Sayı 344 s. 8276, 8277, 8249.

        Yozgat Mânileri 6, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Nisan 1978, Cilt 18, Sayı 345, s. 8303, 8304, 8305, 8306

        Yozgat Mânileri 7, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mayıs 1978, Cilt 18, Sayı 346, s. 8330.

        Yozgat Bilmeceleri 1, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Aralık 1978, Cilt 18, Sayı 353, s.8513, 8514, 8515, 8516.

        Yozgat Bilmeceleri 2, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ocak 1979, Cilt 18, Sayı 354, s. 8550, 9551, 8552, 8553.

        Yozgat Mâni ve Türküleri, İsa Kayacan, Türk Folklor Araştırmaları  Dergisi, Ağustos 1979, Cilt 19, Sayı 361.

        Yozgat’ın Sarıkaya İlçesinde Erkekler Arası Düğün Oyunları, Emil Sevinç, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ocak 1973, Cilt 14, Sayı 282, s. 6530.

        Birkaç Anadolu Yemeği ve Bulgur Çekme Âdeti, Nevzat Gözaydın, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ağustos 1973, Cilt 15, sayı 289, s. 6725.

        Yozgat Düğünlerinden Gelenekler, İsa Kayacan, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mart 1978, Cilt 18, Sayı 344, s. 8258.

     

 

        3. KİTAPLAR

        18 ve 19. Yüzyıllarda Çapanoğulları, Özcan Mert,   Kültür Bakanlığı, Ankara, 1980.

        1965 Yozgat Kültür Takvimi , Ertuğrul Kapusuzoğlu, 1995.

        1966 Yozgat Kültür Takvimi 1996, Ertuğrul Kapusuzoğlu, 1996.

        Âşık İbrahim, Arif Baş, Şark Matbaası, Ankara, 1973.

        Bizim Yerköy, Erhan Palabıyık, Color Ofset, İskenderun, 2012.

        Her Yönüyle Bahadın, Arif Baş, Grafika Reklamcılık Sanayi ve Ticaret, ve Ticaret, Ankara, 2002.

        Boğazlıyan, Yozgat Her Yönüyle Tarihi, Komisyon.

        Bozok Sancağı’nda (Yozgat İli) Türk Mimarisi, Hakkı Acun, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2005.

        Bütün Yönleriyle Yozgat, A. Fevzi Koç, Kardeş Matbaası, Ankara, 1963. Yozgat Şair ve Yazarlar Ansiklopedisi, Durali Doğan, Sılam Yayınevi,

        Yozgat, 2005.

        Büyük Kışla Diye Bir Köy, Fehmi Halıcı.

        Çamlığın Başında Tüten Tütün (Türkülerimizle Gelenler), İhsan Kurt, Alperen Yayıncılık, Yozgat, 1997.

        Çapanoğlu Hadisesi ve Abdülkadir Bey’in Hatıraları, Yozgat Üniversitesi Vakfı, Ankara, 2008.

        Çorum, Yozgat, Kırşehir, Kırıkkale, Çankırı Yöresi Oğuz Boyları, Bilge Oğuz Yayınları.

        Delisinden Velisine Yozgat, Yusuf Karakaya, Burak Ofset, Yozgat, 2007.

        Dünden Bugüne Yozgat, Temel Sönmez, Vizyon Matbaacılık, Yozgat.

        Geçmişteki Yozgat 1955-1997, Temel Sönmez, İleri Gazetecilik Matbaacılık, Yozgat, 1997.

        Ermeni Sorununun Gelişim Sürecinde Yozgat’ta Türk-Ermeni İlişkileri, Taha Niyazi Karaca, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.

        Geçmişten Günümüze Akdağmadeni, Hakkı Yurtlu, Anıl Matbaa ve Ciltevi, Ankara, 2001.

        Kuruluşundan Bugüne Doğankent, Hakkı Yurtlu, Doğankent Belediye Başkanlığı, 2003.

        Halkevlerinin Kuruluşu, Yapısı ve Yozgat Halkevi (1932-1951), İbrahim Erdal, Siyasal Kitabevi, Ankara, 2013.

        Hayat Türkiye Ansiklopedisi Yozgat Fasikülü.

        İlimiz Yozgat, Kâzım Altınok, Ankara, 1987.

        Makalelerle Yozgat, Hasan Aslan Nurdoğdu.

        Millî Mücadele Döneminde Yozgat, Necati Fahri Taş, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1987.

        Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı, M. Abdülkerim Abdülkadiroğlu, Nehir Yayınları, Ankara, 2000.

        Yozgat Meşhurları, M. Abdülkerim Abdülkadiroğlu, Feridun Hakan Özkan, Kariyer Matbaacılık, Ankara, 1994.

        Sorgunlu Sıtkı Baba Divanı, Bayram Durbilmez, Bizim Gençlik Yayınları, Kayseri, 2003.

        Sürmelim (Türküler ve Notaları), Süleyman Sökmen, YOBİAD Yayınları.

        Tarih, Kültür, Folklor, Merkez ve İlçeleriyle Yozgat, Ertuğrul Kapusuzoğlu, Yozgat Valiliği, Ankara, 1997.

        Tarihten Günümüze Bozok Sancağı ve Yozgat, Orhan Sakin, İstanbul, 2012.

        Tokat, Amasya, Sivas, Yozgat İlleri Gölet Havzaları, İrfan Oğuz, Tarım, Orman ve Köy İşleri  Bakanlığı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Tokat Araştırma

        Enstitüsü Müdürlüğü Yayınları, Tokat, 1991.

        Vatan Yozgat İlavesi, Yozgat, Akdağmadeni, Yerköy, Vatan Gazetesi, İstanbul, 1952.

        Yozgat 1968 İl Yıllığı, Yozgat Valiliği, Yozgat, 1998.

        Yozgat 1973 İl Yıllığı, Yozgat Valiliği, Ayyıldız Matbaası, Ankara; 1973.

        Yozgat 1991 İl Yıllığı, Yozgat Valiliği, Yozgat, 1991.

        Yozgat 1998 İl Yıllığı, Yozgat Valiliği, Yozgat, 1998.

        Yozgat City Guide (İngilizce), 2012.

        Yozgatça, Bahri Koçoğlu, Ankara Ofset, Ankara, 2001.

        Yozgat Ermeni Tehciri Davası, Necdet Bilgi, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2006.

        Yozgat Güler Yüzlü Şehir, Mustafa Uslu, Türk Eğitim-Sen Yayınları, Yozgat, 1997.

        Yozgat’ın Sosyoekonomik ve Kültürel Durumu, Erdem Koç, Yozgat, 2001.

        Yozgat İlinin Ekonomik Gelişimi, İktisadi Araştırmalar Vakfı, Yozgat, 2000.

        Yozgat İsyanı’nın Romanı Usat, Siyami Yozgat, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2000.

        Yozgat Kent Tarihi, Fuat Dursun, Şahin Doğan, Bozok Ofset, Yozgat, 2008.

        Bozok Yazıları, M. Oğuz Öcal, 2014.

        Yozgatlı Hüznî-Hizbî Baba-Hayatı, Anlatıları, Şiirleri-, Hayrettin İvgin, Ömer Ünal, Fahrettin Öncül, BRC Basım, Ankara, 2009.

        Yozgatlı Hüznî Divanı’ndan Seçmeler, M. Oğuz Öcal, Feryal Matbaacılık, Ankara, 1990.

        Yozgatlı Hüznî, Hayatı ve Eserleri, M. Oğuz Öcal, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara, 1988.

        Yozgat’ta Halk Şairliğinin Dünü ve Bugünü, M. Oğuz Öcal, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1994.

        Yozgat Sevdası, Ahmet Sargın, Yozgat Şairler ve Yazarlar Birliği, Öztepe Matbaacılık, Yozgat, 2011.

        Yozgatlı Şairlerin İki Yüz Yıl Önceki Şiirleri, Bahri Koçoğlu, Yimpaş, Yozgat, 2000.

        Yozgat Medreseleri, Tekke ve Zaviyeleri, S. Burhanettin Kapusuzoğlu, Ankara, 1999.

        Yozgat Tarih, Kültür ve Tabiat Zenginliği, S. Burhanettin Kapusuzoğlu, Ankara, 2008.

        Yozgat Sürmeli Festivali 2000, Yozgat Valiliği, Ankara, 2000.

        Yozgat 5. Sürmeli Festivali 2004 Yozgat Valiliği, Ankara, 2004.

        Yozgat Şiirleri Antolojisi, Ertuğrul Kapusuzoğlu, Mavi Kuş Yayınları, Ankara, 2007.

        Yozgat Tarihi ve Çapanoğulları, Süleyman Duygu, Sayar Matbaası, İstanbul, 1953.

        Yozgat Temettüat Defterleri 1, 2, 3, Ahmet Akgündüz, Sait Öztürk, Yimpaş, İstanbul, 2000.

        Yozgat Vakıflarının Kaynakları, Hamza Keleş, Gazi Üniversitesi Yayınları, Ankara, 1999.

        Yozgat Var, Yozgatlı Yok, Abbas Sayar, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2007.

 

        YOZGATLA İLGİLİ KİTAPLARIN BULUNAN GÖRSELLERİ

 

 

Giyim Kuşam

       

        GELENEKSEL YOZGAT GİYSİLERİ

 

yozgatkizyozgaterkek

        Geleneksel Türk giyim kuşamında görülen benzerlikler Yozgat’ta da görülmektedir.

        Kadınlar, cumhuriyetten önce kentte genellikle “bürük” denilen Merzifon dokumasından yapılmış uçkurlu çarşafa sarınırlardı. Köylü kadınlar, başlarına fes giyerler ve başörtüsü sararlardı. Üç etek ve salta giyerlerdi. Düğün, nişan gibi törenlerde üç etek, bindallı gibi giysiler giyilirdi.

        Erkekler, üslerine ceket, altlarına da potur (zıpka) ya da şalvar giyerler; bellerine de kuşak sararlardı. Ayaklarında çarık, ökçesiz yemeni ya da mıhlı kundura olurdu. Çoraplar, yünden yapılır ve çeşitli desenlerle süslenirdi.

        Şimdi de Yozgat’ın bazı köylerinde günlük yöresel giysiler kullanılmaktadır.
Giysilerde kadife, atlas, kutnu, Selimiye cinsi dokuma kumaşlar yeğlenmiştir. Bunların çoğunluğu ipek iplikle dokunmuştur. Atlas kumaşlarda koyu pembe, kırmızı, nar çiçeği, mor en sık kullanılan renklerdir. Kadifede ise bordo, kırmızı ve mor renklerin yeğlendiği görülmektedir.

        Giysilerde işleme tekniği olarak Türk sanatında zengin örnekler veren “dival işi” ve “sim sarma” teknikleri kullanılmıştır.

        Şimdi kadın ve erkek giysilerini alt başlıklar altında açıklayarak verelim:

 

        GELENEKSEL KADIN GİYSİLERİ

        1. Fes: Genelde kırmızı renkli, ön kısmı altın paralar, işlemeler ve boncuklarla süslü bir başlıktır. Fesin püskülü bele kadar iner. Ön kısmı işlemeler, boncuklarla süslenir. Üst kısmına da altın (ya da altın görünümlü) paralar takılır. (Bazı köylerde feslerin önünün ay ve yıldızla süslendiği de görülür.) Fesin üstü çevre (kıvrak, yazma) ile örtülür.   

Kadın fesi 1 Kadın fesi 2

 

        2. Çevre: Kenarları kıvrılmış, oya ya da işlemelerle süslenmiş mendil, başörtüsü vb. olarak kullanılan dört köşe tülbenttir. “Kıvrak” ve “yazma” olarak da bilinir. Genellikle kadifeden dikilir. Uzun bir cepkeni andıran giysinin etek kısmı üç parçadan oluşur. İçine yörelere göre farklılık gösteren göynekler giyilir. Eteğin öndeki kısımları bele bağlanır. Üzerine de kuşak takılır.                

çevre 1 Çevre 2 Çevre 3

 

 

        3. Üç Etek

        Genellikle kadifeden dikilir. Uzun bir cepkeni andıran giysinin etek kısmı üç parçadan oluşur. İçine yörelere göre farklılık gösteren göynekler giyilir. Eteğin öndeki kısımları bele bağlanır. Üzerine de kuşak takılır.

Üç etek, Yozgat folklor ekibinin de vazgeçilmez giysisidir.

Üç etek 2 Üç Etek

       

       4. Bindallı: Kadife ve atlas kumaşlar üzerine  sırma ile kabartma dal, yaprak ve çiçek işlenmiş süslü bir giysidir. Nişan ve düğünlerde giyilen bu giysi; mor, kırmızı, nar çiçeği gibi göz alıcı renklerdedir. Tek parçalı ve belden kesiksizdir. Bindallı ile üç etek arasındaki en önemli fark bindallının tek parçalı oluşudur. Ancak bazı yörelerde üç etek ile bindallının özellikleri birleştirilerek üç etek bindallı adıyla anılmaktadır.

Bindallı 2 Bindallı 1 Bindallı 555

       

        5. Entari:  Üç eteğin içine giyilir. Yaka ağızları ve kollar kanaviçe denilen işlemeyle süslenir. İşlemelerde kök boya ile boyanmış ipler ve canlı renkler kullanılır.

Entari

       

         6. Cepken: Kolları yırtmaçlı ve uzun, harçla işlenmiş bir tür kısa, yakasız üst giysisidir.   Üç eteğin üstüne giyilir. “Salta” ve “libade” olarak da adlandırılır. Genellikle mor ve bordo renkli kadife ya da çuhadan yapılır. Boyu belin altına gelecek biçimde ve önü açıktır. Üstü çeşitli işlemelerle kaplıdır.

Cepken asıl 2 Cepken asılKadın cepken 1    

       

        7. Şalvar: “Zıvga” olarak da bilinen şalvar, üç etek ve cepken altına giyilen olmak üzere iki çeşittir. Cepken altına giyilen şalvar, cepkenle aynı kumaştan olur. Cepkendeki işlemeler şalvarda da bulunur. Üç etek altına giyilen şalvar, tek renk olabileceği gibi işlemeli de olabilir. Şalvarın bel kısmında bir iple bağlanabilmesi için iki parmak kalınlığında bel kuşağı (uçkurluk) vardır.

Şalvar 1 Şalvar 2

       

        8. Bel kuşağı: “Uçkurluk” olarak da bilinir. Bele sarılır. Uçlarında bağlamaya yarayan bağcıklar bulunur. Bel kuşağının ucuna takılan, boncuk ve püsküllerle süslü ince bir parça bulunur. Buna da “bel boncuğu” denir.

Uçkur yeni 1 Uçkur yeni 2 Uçkur yeni 3

      

        9. Peşkir : Kuşağın üzerine tutturularak cep görevini gören bir önlüktür. “Yağlık“ olarak da adlandırılır. Üstü işlemelerle süslüdür. Yörede pamuk ipliğinden dokunmuş ince havluya da “peşkir” denmektedir.

Yozgat peşkir

     

        10. İçlik (göynek): İçe giyilen çamaşır, iç gömleği.

4_on7_on

     

      11. Paçalı, işlemeli don: Bir iç giysisidir. Ketenden (bürümcükten) yapılır. Bacağa giyilir.

      12. Ellik (eldiven): Yünden örülmüş ve çeşitli motiflerle süslenmiştir. Halen yaygın biçimde kullanılmaktadır.

Eldiven 3 Eldiven 2

       

        13. Çorap: Beyaz ya da renkli yünlerden yapılmış işlemeli ayak giyeceğidir.

Çorap 1 Çorap 2 Çorap 3

 

        14. Çarık: Ayağa giyilen dana derisinden yapılmış ayakkabılardır.

Çarık 3 Çarık 1 Çarık 2

        Günümüzde geleneksel kadın giysilerinin bir bölümü (entari, şalvar, çevre, yün çorap gibi) hâlâ giyilmektedir. Ancak günün değişen koşullarıyla geleneksel kadın giyimi eski gücünü yitirmiştir. Günümüzde özellikle kent merkezinde ve ilçelerde boydan giysi, etek, ceket, pantolon gibi giysiler çokça giyilmektedir. Geleneksel giyim ise folklor ekiplerince yaşatılmaktadır.

 

**********************************************

 

        Yeri gelmişken Yozgatlı kadınların giysi dışında kullandıkları birtakım gereçlerden de söz etmekte yarar var: Bunlar; kemer, mendil, çanta, bohça, heybe, yastık, yorgan, perde, yatak takımı, kilim, halı gibi gereçler ve iğne,yüzük, bilezik, beşibirlik, kremse gibi takılardır. Kemer, mendil, çanta ve takılar giyimin tamamlayıcı ögeleridir.

 

Heybe 1Heybe asılYastıkİşlemeli kese 1

        Burada işleme sanatına özel bir yer ayırmak gerekir. Çünkü işleme, kadın giysilerinin ve kadınlara özgü gereçlerin vazgeçilmez süsleme yöntemidir. El emeği, göz nuru işlemeler, çeyiz geleneği sayesinde özenle korunup saklanmış; hatta kuşaktan kuşağa aktarılması sağlanmıştır. Bunlar, estetik görünümü yanı sıra Türk kadınının ince zevkini yansıtan birer sanat yapıtıdır.

Kadınlarımız giysilerini ve kendine yararlı olacak birçok eşyayı (çevre, peşkir, uçkur, göynek, bohça, yastık, perde, yorgan vb.) doğadan esinlenerek birtakım bitkisel motiflerle süslemişlerdir. Renk, desen, biçim ve uyum özellikleri üst düzey olan bu işlemeler görülmeye değerdir.

??????????????????????? İ İşleme 6

 

        GELENEKSEL ERKEK GİYSİLERİ  

Geleneksel erkek giysileri de kadın giysileri gibi eskiden şu parçalardan oluşur:
        1. Fes: Başa giyilen fes genellikle bordro renklidir. Keçeden yapılmış olup tepe ortasından aşağıya doğru kısa püsküllüdür.

Fes 2 Erkek fesi

 

        2. Poşu: Kenarları saçaklı ipek, pamuk, yün ve benzerlerinden yapılmış bir tür baş örtüsüdür. Fesin üzerine kırmızı, sarı, yeşil, mor yollu ipek kare şeklinde katlanarak bir ucu sağ kulağın arkasından sola doğru sarılır. Diğer uç solda poşunun altına sıkıştırılır. Zenginler ise fesin üzerine “Hint Ebanisi” denilen ipek örtüyü sarık gibi başa sararlar.

Poşu 1 Poşu 2

       

        3. Cepken: Kilim tezgâhlarında dokunan kaba kumaşlardan dikilir. Önü tamamen açıktır. Kolları uzundur. İlik ve düğme bulunmaz. Kol ağızları yırtmaçlı ve işlemelidir.

Erkek Cepken

         

        4. Potur: Arka tarafında kırmaları olan, paça kısımları aşağı doğru daralan bir tür pantolondur. “Şalvar” ve “zıvga” olarak da adlandırılır. Genel olarak keçeli kalın kumaştan dikilir. Poturun paça kısımları aşağı doğru daralır, kalça kısmı toplu bir biçimde genişçe dikilir.

Potor için

        5. Uçkurluk (bel kuşağı): El tezgâhlarında renkli ve düz olmak üzere iki biçimde dokunmuş 15-20 cm eninde bir kuşaktır. arasında değişen uzun kuşaktır. Poturun bel kısmına bir iple bağlanır.

Bel kuşağı erkek yozgaterkek

 

        6. Yağlık: Bel kuşağına tutturularak yana bağlanan mendil.

        7. Ellik (eldiven): Yünden dokunmuş, işlemeli el giyeceğidir.

        8. Çorap: Şişle örülen yün çoraplardır.

Erkek çorap 1 erkek çorap 2

        

        9. Çarık: Tabaklanmış deriden yapılır. Üst kısmı deri ya da iple büzülerek ayakta kalıplanarak giyilir.

Erkek çarık 1

     

        10. Ayakkabı: Zenginlerden bazıları “livanlı” denilen kundurayı, bazıları da “yemeni” denilen özel biçimde hazırlanmış ayakkabıyı giyerler. Genelde erkek ayakkabılarının ucu sivri, yüzü bileğe kadar kapalı, yanları lastikli, çevresi ve önü kıvrımlı şekil ve dikişlerle süslü, yüksek topukludur. Rengi de siyahtır.

Bu arada günümüzde özellikle köylerde hâlâ giyilen “mest”ten de söz etmek gerekir. Mest, ev içinde giyilen, üzerine mesh edilen, kısa konçlu, hafif ve yumuşak bir ayakkabı türüdür. Dışarı çıkılırken mest lastiği denilen bir lastik ayakkabıyla birlikte giyilir.

mest 2 Mes lastiği

        Günümüzde geleneksel erkek giysilerinin bir bölümü (şalvar,poşu, yün çorap gibi) köylerde hâlâ giyilmektedir. Ancak sözü edilen erkek giyimi günün koşullarına ayak uydurarak değişmiştir. Günümüzde özellikle kent merkezinde, ilçelerde ve çoğu köylerde pantolon, ceket, gömlek ağırlıklı bir giyim görülmektedir. Geleneksel erkek giysileri, bugün folklor ekibi oyuncularına giydirilerek yaşatılmaya çalışılmaktadır.

 

Yozgat’la İlgili İnternet Siteleri

 

        Burada Yozgat’la ilgili belli başlı internet sitelerinin linkleri verilmiştir. Bunları tıklayarak Yozgat’la ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.

 

        Her Yönüyle Yozgat

        T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yozgat Sayfası

        Yozgat Valiliği

        Yozgat İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

        Yozgat Kültür ve Dayanışma Derneği

        Yozgat Emniyet Müdürlüğü

        Yozgat İleri Gazetesi

        Yozgat Gazetesi

        Yozgat Yeni Gün Gazetesi

        Merhaba Yozgat Gazetesi

        Yozgat Hakimiyet Gazetesi

        Yozgat Haber Gazetesi

        Yeni Ufuk Gazetesi

        Yozgat İl Özel İdaresi

        Yozgat İl Milli Eğitim Müdürlüğü

        Yozgat İl Halk Kütüphanesi

        Yozgat Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü

        Yozgat Halk Eğitim Merkezi ve Akşam Sanat Okulu

        Yozgat Devlet Hastanesi

        Yozgat İl Müftülüğü

        Yozgat Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü

        Yozgat Tarım

        Yozgat Arama-Kurtarma Özel İnternet Sitesi

        Yozgatspor Resmi Web Sitesi

        Yozgat Okulları

        Yozgat Şehir İçi Otelleri

        Bozok Üniversitesi

        Akdağmadeni Kaymakamlığı

        Aydıncık Kaymakamlığı

        Boğazlıyan Kaymakamlığı

        Çandır Kaymakamlığı

        Çayıralan Kaymakamlığı

        Çekerek Kaymakamlığı        

        Kadışehri Kaymakamlığı

        Sarıkaya Kaymakamlığı

        Saraykent Kaymakamlığı

        Şefaatli Kaymakamlığı

        Sorgun Kaymakamlığı

        Yenifakılı Kaymakamlığı

        Yerköy Kaymakamlığı

        

Eğlencelik Oyunlar

        Uzun yıllar önce radyonun hayal meyal anımsandığı, telefonun bir lüks olduğu, televizyonun daha ortada olmadığı dönemlerde yaşayanlar iyi bilirler, çocuklar kendi yarattıkları oyuncak ve oyunlarla eğlenip zaman geçirmeye çalışırlardı. Yetişkinler de uzun kış gecelerinde kendilerini eğlenecek etkinlikler üretme peşindeydiler. Bunun sonucunda birbirinden güzel çocuk ve yetişkin oyunları çıktı ortaya.  Çocuklar mahalle aralarında çeşitli oyunlar oynarken, yetişkinler de özellikle düğünlerde ilginç gösteriler düzenleyerek hem kendilerini hem de çevrelerindekileri eğlendirdiler. Bu nedenle  Yozgat’ta oynanan oyunları iki ana başlık altında toplamak uygun olur: çocuk oyunları, köy seyirlik oyunları.

        Günümüzde teknolojinin hızla yaygınlaşması, kitle iletişim araçlarının artması insanların eğlence anlayışlarını değiştirmiş, bunun sonucunda oyun kültürü unutulmaya yüz tutmuştur. Her ne kadar yetişkinlerin “köy seyirlik oyunu” denilen gösterileri köy düğünlerinde sergilenmeleri sürse de bu oyunlar da eski önemini yitirmiştir. Halk kültürümüzün önemli ögelerinden biri olan oyunlarımızın unutulmaması önemlidir. İşte bu sayfada bu amaçlanmıştır.

        Evet, bakalım ne gibi oyunlarımız varmış.

 

        A. ÇOCUK OYUNLARI

        Yozgat ve yöresinde çeşitli çocuk oyunları oynanır. Bunların çoğu başka yörelerde de oynanan türdendir. Kentler arası kültür alış verişinin doğal bir sonucudur bu. Ama yine de bazı yörelerin kendine özgü tipik oyunları vardır. Burada “saklambaç, körebe, ip atlama, yakan top” gibi çok yaygın ve bilinen oyunlar üzerinde durulmamış; yöresel niteliği daha fazla olanlar yeğlenmiştir. Zaman zaman oyunlarla ilgili fotoğraf ve videolara da yer verilmiş, böylece oyunların daha iyi anlaşılması sağlanmıştır.

 

        1. ARI (VIZ) OYUNU

        3-5 kişi tarafından oynanır. Oynayacak olanlardan biri sayışmaca yoluyla ebe seçilir.  Oyuncular ebenin 1-2 metre arkasında dizilirler.  Ebe sağ eliyle avuç içi içeri gelecek biçimde sağ yüzünü, gözünü ve kulağını kapatır. Sol elini de sağ koltuk altına koyar. Oyunculardan biri sessizce ebeye yaklaşır ve eline (omzuna, sırtına vb.) vurup hemen arkasını döner. Bu sırada diğer oyuncular ebeyi şaşırtmak için hep bir ağızdan, “Vızzz, vızzz, vızzz!” diye bağırırlar. Ebe oyuncular döner ve kendine kimin vurduğunu bulmaya çalışır. Ebe vuranı bilirse ebe o olur, bilmezse ebeliği sürer.

 

        2. AŞIK OYUNU

Aşık

        Aşık, koyun ve keçilerin arka bacaklarında bulunan dört yüzlü kemikle oynanan bir oyundur.  Aşık kemiğinin her bir yüzünün adı vardır. Bu yüzler yöreden yöreye farklı adlar alır. Bu adlar, bazı kaynaklarda “cuk (cik),  tok, allı, kazak”; bazı kaynaklarda “cik, tök, alşı, öpen” olarak geçer. Örneğin Yozgat’ta aşık kemiğinin kulak memesine benzeyen kısmına “gıdık” denir.  Allı ya da kazak denilen kısımlar aşık kemiklerinin alt ve üst dar yüzeyleridir.  Aşıklardan biri “enek” (kimi yerlerde “şak”) olarak adlandırılır. Enek olan aşığın içi kurşunla doldurulmuştur. Amaç, aşığın ağır olup diğer aşık kemikleri üzerinde etkili olmasıdır. Aşıklar, özellikle enek olanı, ilginç renklerle boşanarak gösterişli bir duruma getirilir.

        Aşık, en az iki kişi ile oynanır. İlk atışı yapacak oyuncu ve oyun sırası, yazı tura vb. yöntemlerle seçilir. Aşık kemikleri her oyuncudan eşit sayıda, yerde zıda adı verilen bir dairenin ortasına tek sıra olarak allı ya da kazak yüzeyleri yere gelecek biçimde dik olarak   dizilir. İlk oyuncu, dairenin dışında belli bir uzaklıktan (genellikle 3-4 metre) elinde bulunan enekle daire içindeki diğer aşıklara vurarak onları daire dışına çıkarmaya çalışır. Daireden dışına çıkan aşık, oyuncunun olur.  (Oyuncular önceden eneğin atış sonrası durumu konusunda aralarında anlaşırlarsa ve atış sonrası enek gıdık tarafı üste gelecek biçimde durursa daire dışına çıkardıkları kemik sayısı kadar da ödül  kazanırlar.) Bir ya da daha fazla aşığı daire dışına çıkaran oyuncu, atış sonrası eneğin kaldığı yerden oyunu sürdürür. Enek genellikle daire içinde diğer aşıklara yakın konumda kaldığından oyuncu sonraki atışlarda daha avantajlıdır. Oyuncu aşıkları ıskalarsa sıra diğerine geçer. En çok aşığı daire dışına çıkaran kişi oyunu kazanır.

        Tarihi bir Türk oyunu olan aşık, Türklerin yayıldığı tüm coğrafi bölgelerde oynanan bir oyundur. Aşağıdaki videoyu izlerken buna tanık olacaksınız.

 

 

        3. AYAĞIM NALLI OYUNU

        Oyun iki takım arasında oynanır. Oyuna katılan oyuncular futbol oyuncuları gibi iki öbeğe ayrılırlar. Her öbeğin bir kalesi vardır. Kalelerde iki direk bulunur. Direğin biri her takımın kendi oyuncularına ayrılmıştır. Diğeri  ise karşı öbekten alınan tutsaklar içindir. Oyun başlayınca her öbekten karşı tarafa birer tutsak verilir. Sonra da tutsaklar kurtarılmaya çalışılır. Önce karşı öbekten çıkan bir oyuncu, “Ayağım nallı.” der ve  tutsak olan arkadaşını kurtarmak için koşar. Karşı taraftan başka bir oyuncu da, “Ayağım nallı.” diyerek onu yakalamaya çalışır. Yakalarsa o kişi de tutsak olur. Rakip oyuncular arkadaşlarını tutsak vermemek için diğer bir oyuncuyu oyuna sokarlar. Kaleden en son ayrılan ebe sayılır. Oyun böyle sürer. Sonunda bir taraf tamamen tutsak olur. Diğer taraf oyunu kazanır ve kaleleri değişirler. Yeniden oyuna başlayıp ikinci yarıyı oynarlar.

 

        4. BİRBİRBİR OYUNU

Birbirbir

        Birdirbir, çocuklar ve gençler arasında oynanan bir oyundur. 7-8 kişiyle oynanır. Oyuncular arasından biri ebe seçilir. Bu seçim genellikle sayışmaca yoluyla yapılır. Ebenin duracağı yer belirlenir. Diğerleri ebeden 20-25 adım ötede 3-4 adım aralıklarla dizilirler. Ebe eğilip belini kamburlaştırır. Sırası gelen ebenin üstünden atlarken kendi numarasını söyler. Bu numara söyleme belli bir tekerlemeye göre söylenir. Örneğin birinci oyuncu ebenin üstünden atlarken “birdirbir” der ve ebeden 3-4 adım ötede o da eğilip belini kamburlaştırır. Sırası gelen kişi, hem ebenin hem de kendinden önce atlayan kişinin sırtından atlar. Ebenin sırtından atlarken sırasını belirtip tekerlemenin kendisiyle ilgili bölümünü söyler ve en son atladığı kişiden sonra o da eğilir.

        İkincisi, “İkidir iki, olur tilki.”; üçüncüsü, “Üçtür üç, yapması güç.”; dördüncüsü, “Dörttür dört, kuş gibi öt.”; beşincisi, “Beştir beş, aldım bir eş”; altıncısı, “Altıdır altı, yaptım kahvaltı.”; yedincisi, “yedidir yedi, yemeğimi yedi.”; sekizincisi, “Sekimiz seksek, yere düşen eşşek.”; dokuzuncusu, “Dokuzum durak, nerde oturak?” der. (Söylenen tekerleme yöreden yöreye ya da oynayan kişilere göre farklılıklar gösterir.) Bu durum birisinin atlayamamasına kadar sürer. Atlayamayıp düşen ebe seçilir. Ebe, ebelikten kurtulmaya çalışır. Bunun için arkadaşları atlarken çok eğilerek ya daha yükselerek birinin düşmesi için çabalar. Atlayamayan ya da düşen ebe olur. Bazen oyunu daha da zorlaştırmak için ebenin üstüne mendil konur. Bu durumda, atlarken mendili düşüren ebe olur.

        Birdirbirin bir başka türünde, oyuna katılanlar ebenin üstünden atladıktan sonra hemen onun yanında eğilirler. Yani arada bir boşluk bırakmazlar. Bu durumda arkadan gelen kişi tümünün üzerinden atlamak durumundadır. Böyle oynanan oyunda oyuncu sayısının az olması gerekir. Çünkü sayı arttıkça atlamak zorlaşıp olanaksız duruma gelir. Bir de yaralanma tehlikesi söz konusudur.

        Birdirbirin bir türünde de oyuna katılanlar yalnızca ebenin üstünden atlarlar. Atlamayı başaramayanlar ya da atlarken dengesini yitirip düşenler yanar ve ebe olurlar.

        Birbirdirle ilgili iki örnek video:

 

         5. ÇELİK ÇOMAK OYUNU

Çelik Çomak 1Çelik Çomak 2

        “Çelik çomak” oyununda iki gereç vardır: Biri,  “çelik” denilen 15-20 cm uzunluğunda, 2-3 cm kalınlığında bir ağaç parçası; diğeri de 1 metre uzunluğunda bir değnektir. Çeliğin iki ucu bıçakla sivriltilir. Çomakla yerde bulunan çeliğin uç kısmına vurularak onun havada uçması sağlanır. Oyunda amaç, ucuna vurularak yerden kaldırılan bu çeliğin havadayken çomakla vurulup elden geldiğince uzağa fırlatılmasıdır.

        Oyun, genellikle iki kişiyle oynanır. En az iki kişilik takımla da oynanabilir. Oyuna kimin ya da hangi takımın önce başlayacağını belirlemek için düz bir alanın ortasına bir daire çizilir. Rakip iki kişi belli bir uzaklığa geçer ve ellerindeki çeliği bu dairenin içine atarlar. Çeliği merkeze en yakın düşüren oyuna başlar. Bir başka yöntem de daire içindeki çeliğe çomakla vurarak saydırmaktır. Bu durumda en fazla vuran oyuna başlama hakkı kazanır.

        Oyun şöyle oynanır: Yerde küçük bir çukur açılır. Çelik bir ucu dışarı gelecek biçimde bu çukura konur. Amaç, ilk harekette çeliğin havalanmasını kolaylaştırmaktır. Sonra 15-20 metre uzaklığa bir çizgi çekilir. Oyuna başlayan kişi, becerisini kullanarak çeliği havalandırır ve ona çomakla vurarak işaretli çizgiyi geçirmeye çalışır. Çizgiyi geçiremez ya da ıskalarsa oyun başlamaz. (Oynayan kişiler aralarında anlaşmışlarsa çizgiyi geçiremeyenlere ikinci bir hak daha verilir.) Sıra diğerine geçer. Çizgiyi geçirirse çeliğin düştüğü yere gider, elindeki çomakla çeliği yeniden havalandırır ve dağa uzağa atmaya çalışır. Başaramazsa sıra diğerine geçer. Oyun böylece sürer. Oynayanların kaç hak kullanacağı oyun başında belirlenir. Herkes hakkını kullanınca oyun biter. En çok sayı kazanan kişi ya da taraf oyunu kazanır.

        Çelik çomak oyununun başka biçimde oynandığı durumlar da vardır. Örneğin, bir taraf çeliği çomakla  ileri  atar, karşı taraf da elindeki sopayla çeliği havada vurur. Çelik atıldığı çukurdan daha geriye düşerse sayı alır.

        Oyunun bir başka biçimi de şöyledir: Oyuncu çukura yerleştirilen çeliği elindeki çomakla B tarafı oyuncularına doğru hızla atar ve çomağı dairenin içine bırakır. Eğer B taraf oyuncuları atılan çeliği havada yakalarsa hem sayı kazanır hem de çeliği kaptıran A takımı oyuncusu oyundan çıkmış olur. B takımı çeliği yakalayamazsa çeliği düştüğü yerden alıp yerdeki çomağa doğru atarlar. Çomağı vurabilirlerse A takımının oyuncusu yine oyundan çıkar. Vuramazlarsa A takımı çelikle çomağın arasındaki uzaklığa bakarak B takımının bu uzaklığı belli bir adımda almasını ister. Örneğin, “Üç adımda al, beş adımda al.” gibi. B takımında adımını büyük atabilen ve kendine güvenen bir oyuncu bulunmazsa ya da bu adım sayısında çomaktan çeliğe ulaşamazsa A takımı adım sayısı kadar sayı alır. Eğer bu adımda yetişebilirlerse sayıyı B takımı alır. Oyunun başında kararlaştırılan sayıya ilk ulaşan takım oyunu kazanır. Bir sonraki oyuna kazanan taraf başlar. Hangi tarafın oyuncularının tamamı oyundan çıkarsa bu kez diğer taraf oyuna başlar. Bir takım, kararlaştırılan sayıya hiç puan yitirmeden ulaşırsa oyundan çıkmış bir arkadaşlarını yeniden oyuna sokma hakkı elde eder.

        Oyunla ilgili bir video:

 

 

        6. ÇEMBER ÇEVİRME OYUNU

Çember oyunu

        Oyun, demir çubukla yapılmış bir çemberle oynanır. Uzun ve kalın bir telin ucu halka biçiminde kıvrılıp bu çembere geçirilir. Uzun telin diğer ucu tutularak çember istenilen yöne sürülür. Çemberi yere düşürmeden sürmek sanıldığı kadar kolay değildir. Çember yarışı için belli bir uzaklık belirlenir. Çemberiyle hedefe en önce varan, oyunu kazanır. Yarış sırasında çemberin yere düşmemesi gerekir. Çemberi yere düşüren oyunu kaybeder.  Oyunda belli bir kişi sayısı yoktur.Oyun birtakım şenliklerde yetişkinler tarafından da oynanmaktadır.

 

        7. DALYA OYUNU

DALYA

        3-4 kişiden oluşan İki öbek arasında oynanır. Bir çizgi çekilir. Çizgiden altı-yedi adım uzağa 7-8 ufak kiremit parçası üst üste gelecek biçimde dizilir. Sonra oyuna hangi tarafın başlayacağı belirlenir. Bunun için genellikle sayışmaca yapılır. Oyuna başlayacak öbekten biri çizgiye gelir. Rakip takımdan biri de dizili kiremit parçalarının başında durur. Çizgideki oyuncu elindeki küçük lastik topu atarak dizili kiremitleri düşürmeye çalışır. Ama elden geldiğince az sayıda kiremit düşürmelidir. Çünkü kiremit taşları yıkıldığında mücadele başlamış demektir. Atışı yapan taraf oyuncuları yıkılan kiremit parçalarını yeniden üst üste dizmek için çabalarlar. Bu ara atılan topu yakalayan rakip takım oyuncuları da kiremitleri dizmeye çalışan kişilere ellerindeki topu atarak onları vurmaya çalışırlar. Vurulan oyuncu oyun dışı kalır. Bu ara ebe olan takımın oyuncuları topu birbirlerine pas olarak verebilirler. Kiremit parçalarını dizmeye çalışanlarsa hem eylemlerini sürdürmek hem de toptan sakınmak için çaba gösterirler. Bir yandan da kendilerine atılan topu tutmaya çalışırlar. Çünkü topu tutmayı başaran kişi oyun dışı sayılmaz. Topu daha uzağa atarak takımına zaman kazandırır. Kiremit dizmekle uğraşan takımın oyuncuları ellerinden geldiğince kiremitlerin yanında beklerler ki dizmeye katkıda bulunabilsinler. Kiremit dizmeye çalışanlar bunu başarırlar ve hâlâ vurulmayan oyuncu ya da oyuncuları kalırsa oyunu kazanmış olurlar. Ancak kiremitleri dizmeyi başaramadan tüm oyuncuları vurulursa oyunu kaybederler. Top bu kez karşı tarafa geçer ve bu kez atışı onlar yaparlar. Oyun da böylece sürer. Oyunun kaç el oynanacağı iki tarafça oyun başlamadan kararlaştırılır.

 

        8. GÜVERCİN TAKLASI OYUNU

tAKLA

         Dörder kişilik iki takımla oynanır. Önce ebe olan takım belirlenir. Bu belirleme sayışmaca ya da kura yoluyla yapılır. Sonra takımdan iki kişi birbirlerine arkaları dönük biçimde hafifçe eğilerek ayakta dururlar. Diğer iki kişi de biri ön biri arka tarafta olmak üzere kafalarını bunların ayakları arasına sokar ve sağlam durmak için de elleriyle onların ayaklarını tutarlar. Diğer takım oyuncuları da ayakta durup bellerini aralayan oyuncuların arasından takla atarlar. Onlara atlama ortamı hazırlayan diğer takım oyuncuları atlayanları engelleyici bir davranışta bulunamazlar. Yoksa atlayış yinelenir. Oyunculardan biri takla atmayı başaramazsa onun takımı diğerinin yerine geçer. Oyun böyle sürer.

        Oyunla ilgili bir video:

 

 

        9. LIT OYUNU

        “Lıt” yuvarlak taş demektir. Oyun dört, altı ya da sekiz kişiyle oynanır. Her  oyuncunun beş lıtı ve bir de elinde “şaka” denilen yassı bir taş olur. Bu taş lıtları vurmak için kullanılır. Oyun için büyükçe bir daire, dairenin ortasına da bir çizgi çizilir. Her oyuncu lıtlarını dairenin ortasındaki çizgiye koyar. Daireden belli uzaklıktaki bir yere de bir atış çizgisi çizilir. Oyuncular ellerindeki “şaka”larla lıtları dairenin dışına çıkarmaya çalışırlar. Oynama sırası sayışmacayla belirlenir. Kim kendi lıtından fazlasını daire dışına çıkarırsa oyunu kazanmış olur.x

 

        10. SEKSEK OYUNU

Seksek 2seksek 1Seksek 3

        Seksek, yere tebeşir ile birbirini izleyen kareler ya da daireler çizilmesi ve numaralandırılmasıyla oynanan bir tür sokak oyunudur. Daha çok kız çocuklar arasında oynanır. İki ya da daha çok kişi tarafından oynanabilir. Pek çok çeşidi vardır.

        Oyunu oynamak için yukarıdaki resimde de görüldüğü gibi genellikle 7, 8 ya da 10 kareli çizgiler çizilir. (Daha farklı çizgiler de çizilebilir.) Bu çizgilerden en az ikisi yan yanadır. Oyuncular çizgili alanların içine sırayla ellerindeki kiremiti ya da yassı bir taşı atarlar.  Atılan cisim çizili alanların dışına düşer ya da çizgide kalırsa atma sırası öbür oyuncuya geçer. Atış başarılı olursa oyuncu tek ayağı üzerinde sekerken taşı taşı da iterek bütün boşluklardan geçirmeye çalışır. Eğer diğer ayağı yere değer ya da boşlukların arasındaki çizgilere basarsa yanar ve sırasını yitirir. Oyun iki tur oynanır. İlk turda baştan (1’den) sona, ikinci turda da sondan başa doğru gidilir.

        Başka bir seksek türünde ise kiremit ya da taş atıldıktan sonra karelere isabet ederse, oyuncu taşın bulunduğu karenin üstünden atlayarak oyuna başlar, dönüşte çizgilere değmeden de taşı geri alır. 4, 5 ve 7, 8. kareler yan yana oldukları için bu karelerden birine taş gelince, yandaki kareye çift ayakla basılır. Topun olmadığı yan yana karelere gelindiğinde her ayak bir kareye gelecek biçimde iki ayak da basılı olur. Denge gerektiren bir oyundur. Bu oyunda oyuncular dikkatli olmalıdır.

        Oyunla ilgili bir video:

 

       

        11. TIP OYUNU

        Bir öbek arasında oynanır. Öbekteki kişilerden biri, “Tıp!” der. Herkes olduğu yerde çivilenmiş gibi durur ve ses çıkarmaz. Kim hareket eder ya da konuşursa bütün oyuncular ona saldırır ve  elleriyle vurmaya başlarlar. Oyun böyle sürer. 

 

        B. KÖY SEYİRLİK OYUNLARI

        Köy seyirlik oyunları yıllardan beri süregelen halk tiyatrosu geleneğinin günümüze uzantısıdır. İslamiyet öncesi Türk kültüründen beri vardır. Zamanla İslamiyetin ve başka kültürlerin etkisiyle değişimlere uğrayarak günümüze kadar gelmiştir.

        İçinde bulunulan yörenin kültür düzeyine ve geleneklerine göre birtakım farklılıklar gösteren köy seyirlik oyunlarında taklit ön plandadır. Bu oyunlar belli bir metne bağlı değildir. Başka bir deyişle doğaçtan oluşturulmuştur. Belli bir olaydan hareket edilerek insan, hayvan vb. taklit edilir. Oyunlarda müzik, dans, şiir ve soytarılığın iç içe olduğu görülür. Amaç izleyenleri eğlendirmektir. Bu nedenle söz konusu oyunlar genellikle düğünlerde oynanır. Oyunda ilginç giysiler de kullanılır. Kısacası köy seyirlik oyunları bir tür halk tiyatrosudur.

        Yozgat ve yöresi köy seyirlik oyunları açısından zengin bir özelliğe sahiptir. Burada çok çeşitli olan bu oyunlardan en yaygın olanları verilecek, bazıları da videolarla desteklenecektir.

 

        1. ARABOĞLU OYUNU

        Oyun, düğünün akşamında oynanır. Bu oyunda kız giysisi giymiş iki erkek; kürklü, sarıklı, sakallı yüzü siyaha boyanmış, sırtı ve karnı şişirilmiş kız babası araboğlu;   bostan korkuluğu gibi, beyaz giysi giymiş bir ölü, iki de elleri palaska olan zaptiye olur. Davul-zurna eşliğinde oynanarak gençlerin naraları arasında kız evine gidilir. Oradan bahşiş alınarak oğlan evine dönülür.

 

        2. CEMALCIK (CEMAL)OYUNU

        “Koyun Yüzü, Saya Gezme, Bereket Oyunu” olarak da bilinir. Genellikle koyunların kuzuladığı “döl alma” mevsimi denilen şubat-mart aylarından başlayarak toprağın canlandığı bereketin, bolluğun çoğaldığı bu dönemlerde davul ve zurna eşliğinde erkeklerin oynadığı bir sıra gezme oyunudur.
Oyunda kız giysisi giyinmiş erkek oyuncular, söyleyici (okuyucu), kahya, yöreye göre dede, âşık gibi kişiler vardır. İki kişinin sırtlarına merdiven konularak ön tarafa bir kazma ile deve başı yapılır ve zil takılır. Kilim, cecim gibi malzemelerle üstü kapatılarak ortaya bir semer konulur ve deve yapılır. Davul ve zurna ile söyleyici, oyuna katılan oyuncularıyla birlikte bütün köyü gezer ve her evin kapısında,

        Hey hayadan hey hayadan,

        Yılan çıkmış kayadan.

        Yoksulluktan gelmedik,

        Âdet kaldı sayadan (atadan).

der ve oyunlar oynanır. Gülünür, şakalaşılır. Hediyeler toplanır ve bunlar köyün en yoksuluna verilir ya da yemek yapılarak hep birlikte yenilir.

 

        3. ÇOBAN OYUNU

        Oynayanlardan biri çoban, biri kurt, diğerleri de koyun olur. Kurt sürüye dalıp koyunların birini kapar. Çoban bunun farkına varır, ama elinden bir şey gelmez. Ortada bir koyun postu ya da ceket kalır. Çoban postu alıp sürü Sahibinin yanına gelir. Postu ve onun sahibini sürü sahibine teslim eder. Sürü sahibi,  “Bu koyun benim değil, benim koyunumun sağ kulağının şurasında bir en vardı.” der ve kendisine teslim edilen oyuncunun kulağını kıvratır. “Benim koynumun döşünde kırmızı boyası vardı.” der, salçayı gömleğine çalar. Koyunun bir türlü kendisine ait olduğunu kabul etmez. Oyun böyle sürer.

 

        4. DAMAT TIRAŞI

         Ortaya bir sandalye konur ve damat sandalyeye oturtulur. Oynayanlardan biri; bir elinde boya fırçası (süpürge) balta (nacak, orak); diğer elinde de bir su kovası ile gelir. Damadın yüzünü sabunlu boya fırçasıyla ya da süpürgeyle fırçalar. Sonra balta ya da diğer aletlerden biriyle damadı tıraş etmeye başlar. Bazen de su yerine tükürükle tıraş ederler. Oyunda damadın başına bir kova su döküldüğü de olur. Orada bulunanlar, tıraş süresince damadın çevresinde halay çekerek, mâni söyleyerek eğlenirler.

         Oyunla ilgili bir video:

 

        5. DEMİR KAZIK OYUNU

        Oyuna katılanlar ikişerli takım oluştururlar. Boş bir arazinin ortasına demir kazık çakılır. Kazık çakma olanağı bulunamazsa ya da ağırca bir taş, büyük bir yonu ya da kefek konur. Eşit boyda iki sicim, demire (taş, yonu ya da kefeğe) bağlanır.  Sicimlerin diğer ucunu gençlerden iki eş tutar, diğer eşler palaskalarıyla sicim tutan gençlere vurmaya çalışırlar. Sicim tutan eşler sicimi bırakmadan palaskalı gençlere ayaklarıyla vururlarsa, vurulan eşler sicim tutanların tarafına geçer. Oyun, davul-zurna eşliğinde ve seyircilerin alkış tutmalarıyla sürüp gider.

 

        5. DEVE OYUNU

        Düğünde damat evinden kız evine sini yürütülürken damat taraftarlarınca bir deve maketi yapılır ve çeşitli gereçlerle süslenerek üzerine bir beşik yerleştirilir. Beşiğe yavru köpek konur. Deve maketinin içine biri ön, biri arka tarafta olmak üzere iki kişi girer. Önde damat evince hazırlanan sini, arkada köyün erkekleri, onun arkasında davul-zurna eşliğinde deve ve savranı (deveci), kız giysisi giymiş iki erkek, en arkada da hanımlar, oynayarak kız evine gelirler. Deveci, deveyi havlunun ortasına ıhtırır. Kız babasından bahşişini alınca devesini kaldırır. Sini kız evine bırakılarak oğlan evine dönülür.

        Deve oyununun yukarıda anlatılanı dışında farklı biçimleri de vardır. Bu farklılık köyden köye değişmektedir.

        Oyunla ilgili iki video:

        6. ET SATMA OYUNU

        Bir et satan kişi çıkar ortaya. Kendine bir yazıcı, sözde gizliden üç tane de kırbaçları koyunlarında saklı yardımcı alır. Bu yardımcıların adları; Arap, Çerkez ve Hıdır’dır. Erkeklerden bir kısmına yalancıktan et satılır. Bir yandan da herkesin aldığı et, borç olarak yazılır. Sıra alacak toplamaya gelir. Bu hemen de olabilir, kısa bir oturuştan sonra da. Önemli olan, alacak toplanırken borçlulardan bir kısmının borçlarını ödeyemez olmalarıdır. İşte o sırada et satıcı, yardımcılarına sırasıyla ve gerektikçe kırbaçlarını birer birer çıkarttırır ve aşağıdaki tekerlemeyi söyler:

        Arap

        Vermeyenin hali harap

        Çerkez

        Ne halt eder de vermez

        Hıdır

        Vermeyenin hâli budur.

        Her gelene, ne kadar borç için çağrıldıysa o kadar kırbaç vurulur. Böylece oyun biter.

 

         7. KIZ KAÇIRMA OYUNU

        Uzun kış günlerinde, akşamları ailenin erkekleri köy odalarında, hanımlar da çocukları ile bir evde toplanıp kavurga yerler. Bu arada masallar, öyküler anlatırlar. Tam bu sırada, mahallenin gençleri başka bir evde toplanarak bir arkadaşlarına kız giysisi giydirirler. Başına da yüzünü örtecek kadar yazma (yapık) geçirip diğer eve gelirler. Arkadaşları dışarıda kalır. Evin bekâr oğlu, sözde kız kaçırmıştır. O kızı (kız kılığına giren erkeği) elinden tutarak içeri girer. Anlatılan masallar, öyküler yarıda kesilir. Delikanlı, annesinin yanına vararak ona kız kaçırdığını söyler ve elini öper. Kız da şaşkın bakışlar arasında oğlan annesinin elini öper. Herkesin ağzı açık kalır. Anne şaşırmış durumda ne diyeceğini bilemez. Dışarıda kalan gençlerin içeriye girmesiyle şaşkınlık eğlenceye dönüşür. Anne, gençlere birlikte yemeleri için hindi ya da kaz verir. Bekâr gençler evlenmek istediklerini bu yolla anlatmış olurlar.

 

        8. KOCALARIN YÜZÜNÜ AĞARTMA OYUNU
Erkeklerden birkaçı kız, biri de ana kılığına girer. Düğün evinden özel kadın giysileri getirtilir. Hazırlık odasında kendilerine çekidüzen verip düğün odasına girerler. Kızlar, odadaki erkeklerden birer koca seçip yanlarına oturur; kollarını da onların boynuna sararlar. Bir elleriyle de kirmen çevirirler. Avuçlarının içinde un vardır. Oyunu yöneten ana, “Kızlarım, evinize bir konuk gelince, kocalarınızın yüzünü ağartın.” der demez, avuçlarındaki unu kocalarının yüzüne sürerler.

 

        9. KÖRÜK OYUNU

        Dört kişiyle oynanır. Körük olan kişi yatar ve sürekli üfler. Çırak, körüğü çeker; usta da kalaylar. Oyunda kullanılacak gereçler, biraz kül ve bir tenceredir.

        Oyun hazırlanır. Çırak, körük olan kişiyi körük gibi yaparak ileri geri hareket ettirir. Dışardan gelen çırak seslenir:

        -Usta, eben ölmüş.

        -Boş ver.

        -Annen ölmüş.

        -Boş ver.

        -Usta, baban ölmüş.

        -Boş ver, onu köylü kaldırır.

        -Ustam, karın ölmüş.

        Usta,

        – Amanın, körüğün ağzını kapat, tez cenazeye gidelim, dediği anda körüğü çeken çırak; oturan kişinin ağzına, gözüne kül, çamur, yağ ne varsa çalar. Oyun böylece biter.

 

       10. ÖĞRENCİ OKUTMA OYUNU

        Birisi hoca olur. Tespihi, asası, içine su dolu tas oturtulmuş sarığıyla, erkekler arasından şakaya uygun birkaç kişiyi öğrenci olarak seçer ve onlara diz çöktürür. Sonra öğrencileri sırasıyla okutmaya başlar. Bunun için aşağıdaki sözleri söyler:

        Elifcimlisin bori,

        Başındadır zoru,

        Elinde asa,

        Dikkat et tasa.

        Hocadan sonra öğrenciler de birer birer yineler. Bunun üzerine hoca, iyi bulduklarına sırasıyla tesbihini, asasını  armağan eder. En iyi bulduğu öğrenciye de başındaki sarığı armağan eder ve ters çevirerek öğrencinin başına geçirir. Öğrenci de bir güzel ıslanır.

 

        11. SİNSİN OYUNU

        Köy düğünlerinde, gece düğün evinin önünde ya da bahçesinde büyük bir ateş yakılır. Genç ekeklerden bir oyuncu hızla ortaya çıkar, davulun ritmine göre dört yana dönerek oynar. Bu arada, seyircilerin içinden birdenbire çıkabilecek başka bir oyuncudan korunması gerekir. Çünkü yeni çıkan oyuncu eskisine yumrukla ya da  düğüm yapılmış bir mendil, bir ip parçasıyla vurabilir. Yeni oyuncu geldikten sonra ilk oyuncu (yumruk yesin yemesin) meydandan ayrılarak halk arasına karışır, öcünü alabilmek için fırsat kollar. Sonra ikinci oyuncuyu öteki oyuncular izler. Oyun böyle sürer. Büyük meydan ateşi sönmeğe başladığı zaman bütün oyuncular el ele verir ya da  serçe parmaklarıyla tutuşur; davulcu ve zurnacıyı da aralarına alarak toplu bir oyun oynarlar.

 

        12. TARLA SINIRI OYUNU

        Gençler bir arkadaşlarının ellerini arkadan olmak üzere ayaklarına da bağlarlar. Temsili olarak iki tarlanın sınırına oturturlar. Kendileri de onun sağına soluna dizilirler. Sağındaki arkadaşı, “Bizim tarlanın sınırına geçmiş” diyerek onu eli ya da ayağıyla taş yuvarlar gibi yuvarlar. Bu kez de solundaki arkadaşı, bizim sınırı geçmiş diye başlar onu tepiklemeye ve diğer tarafa doğru yuvarlamaya. Hayli eziyet edildikten sonra ebe değiştirilir. Sınırı belirlemek için muhtar (oyuna katılanlardan biri) çağrılır. Muhtar üzerine çıktığı bir taşı çiğner, sonra da ayaklarıyla tutup sınıra koyar.

 

        13. SAYIL ÇIKARMA (KÖSE GEZDİRME) OYUNU

        Şubat ayının birinci ya da ikinci haftasında köyün gençleri toplanır. İçlerinden birisi köse olur. Ona koyun yününden pala bıyık ve sakal yapılır. Başına şapka takılır, sırtına aba geçirilir, beline de birkaç çıngırdak ya da deve çanı bağlanır.

        Gençlerden biri gelin seçilir. Entari giyer, başına atkı takar. Gencin birinin omzuna heybe konur. Gençlerden biri de tilki görevini üslenir.

        Oyunda özel görev alanlar, diğerleriyle birlikte hava karardıktan sonra köyün bütün evlerini, özellikle sürü sahiplerinin evlerini gezerler. Gezdikleri evde gençlerin söyledikleri türkü eşliğinde köse ile gelin oyununu oynarlar. Oyun sonunda köse evin ağasının kucağına yatarak ölme numarası yapar.

        Gelin, kösenin başına oturur ve aşağıdaki ağıdı söyler:

        Gökte yıldız sayılır mı?

        Çiğ yumurta soyulur mu?

        Kösem ölmüş, duyulur mu?

        Uy ha ha!

 

        Kösem kendi ok gibi,

        Yuvarlandı bir top gibi,

        Ayak ucuna geçtim,

        Baş ucuna kaçtım.

        Uy ha ha!

 

        Kösem kösem kan yedi,

        Sakalı var on yedi,

        Kösem kösem kalk gidelim.

        Uy ha ha!

 

        Kösemin adı Omar,

        Sağını açar, solunu yumar,

        Ağalarından para umar.

        Uy ha ha!

        Ağıttan sonra evin ağası kösenin bahşişini verir. Evin hanımı da yağ, bulgur verir. Bu arada tilki evden kap kaçak, kaşık çalar. Evler arasında köy gençlerinden bazıları gelini kaçırıp saklar. Köseyle delikanlı arasında kavga başlar. Kavga sonunda delikanlı, gelini köseye teslim eder. Böylece köyün bütün evleri gezilir.

 

        14. TURA OYUNU

        Oyunun iki biçimde  oynanır:
        İpli tura: Daha çok düğünlerde oynanan bu tura oyunu davul-zurnanın avet havası çalması ve halkın, oyun yeri olan düz bir harman yerinde toplanmasıyla başlar. Önce ortaya bir kazık çakılır. Bu kazığa sekiz on metre uzunluğunda bir ip bağlanır. Bir delikanlı “ebe” seçilir. İpin bir ucu kazıkta bağlıdır, bir ucu da ebenin elindedir. Ebe, ipi bırakmadan kazığın etrafında dönmeye baslar. Diğer oyuncular ebeye vurmaya çalışırlar. Bu vurma işi “tura” ile olur. Tura, kalın bir bezin kıvratılarak örülmesi ve örgünün sonunun bağlanmasıyla oluşan bir gereçtir. Oyuncular bu bez parçasıyla ebeye vurmaya çalışırlar. Turanın içine taş konup konmadığı ebe tarafından denetlenir. Ebe, kendine vuran oyuncuları ipi bırakmadan vurmaya çalışır. Eğer vurursa vurulan kişi ebe olur, ipi o tutar. Bu kez diğerleri buna vurmaya çalışırlar. Oyun böyle sürer.

       Saklamalı tura: En az on beş kişiyle oynanır. Oynayacak olanlar, davul-zurnanın oyun havasıyla bir harman yerinde toplanıp daire biçiminde otururlar. Aralarından birini ebe seçerler. Ebenin elinde “tura” vardır. Ebe, ezdirmeden dairenin içine dönük kişilerin arkasına turayı koymaya çalışır. Oturanlar arkalarına bakmadan elleriyle turanın konup konmadığını yoklarlar. Arkasına tura konan oyuncu turayı alarak ebeyi kovalar. Yetişirse vurur, yetişemezse ebe dolanarak gelip kalkan oyuncunun yerine oturur. O zaman ebe sırası bu oyuncuya geçer. Yok eğer oyuncu turanın arkasında olduğunu fark etmezse ebe dolanıp gelir: “Kalk bakalım, sırtına bineceğim. Tura senin arkandaydı, ama farkında olmadın. Cezanı çek.” der ve oturan oyuncunun sırtına biner. Bir sefer dolaşır gelir ve sırtına bindiği oyuncunun yerine oturur. Ebe sırası cezalı oyuncuya geçer. Seyredenler bu oyunu heyecanla izlerler. Oyun böylece sürer.

 

        15. YASTIK GÜREŞİ OYUNU
Yaşlı bir insanın yaşamla mücadelesinin simgelendiği yastık güreşi oyunu, hem güldüren hem de düşündüren iletilerle dolu bir oyundur. Gereç olarak bir yastık, yere sermek için kilim kullanılır. Yastığı tutmak için de bir kişi görevlendirilir. Oyun, çeşitli güreş figürleriyle izleyiciye sunulur.

 

        16. YUMURTA ÜFLEME OYUNU

        Ortaya bir sehpa, üstüne de bir yumurta konur. Bu yumurtayı kim üfleyerek aşağı düşürürse ödül verilecektir. İki kişi, “Biz düşürürüz.” deyip ortaya çıkar. Bu kişilerin gözleri bağlanır. Bu kişiler ortadaki bir sehbada karşılıklı otururlar. Yumurtayı üflemek için hazırlanırlar. Bu sırada diğerleri sehpanın üstündeki yumurtayı alıp yerine bir tabak un koyarlar. Yumurta üfleyiciler tüm güçleriyle üflemeye başlarlar. Tabaktaki un bitinceye dek üflerler. Her ikisi de değirmenden çıkmış tazıya döner. Seyredenler de zevkten dört köşe olurlar.

        Yukarıda anlatılanlar dışında “çıyrık, ciğer, culuk ya da kaz besleme, değirmencilik, dede (yaşlı koca),dünürcü,  kalaycı, ördek avı, sarımsak, tavuk, üzümcü  gibi daha pek çok  köy seyirlik oyunu vardır.

 

*********************************************************

         Bu arada iki oyundan daha söz etmek gerekir. Bunlar “kabakçı” ve “yüzük(fincan) oyunu”dur. Bu oyunlar, köy seyirlik oyunundan çok çocuk oyunlarına benzemektedir. Bu nedenle ayrı olarak ele alınmıştır. Bu oyunlar da şöyle oynanır:

 

        KABAK OYUNU

        Oyun için belli oyuncu sayısı yoktur. Ancak oyuncu sayısı ne kadar artarsa oyun zorlaşır ve daha eğlenceli olur. Oyun genellikle yetişkinlerce oynanır. Oyuna katılan herkese bir numara verilir. Aralarından biri ebe seçilir.

        Ebe oyunu başlatarak ilk soruyu sorar:

        ─ Olsun, olsun, olsun… Kim olsun ? Beş kabak olsun.

        Bunun üzerine sözü beş numaralı kabak alır:

        ─ Beş kabak olmaz?

        Ebe:

        ─ Ya kaç kabak olur?

        Beş numaralı kabak:

        ─ Sekiz ( ya da istediği bir sayı) kabak olur.

        Sözü bu kez de sekiz numaralı kabak alır:

        ─ Sekiz kabak olmaz.

        Beş numaralı kabak:

        ─ Ya kaç kabak olur?

        Oyun böylece sürer. Oyunu daha zorlaştırmak için soru ve yanıtlar hızlandırılır. Oyun sırasında şaşıran ya da sırası gelmesine karşın geciken oyun dışı kalır. Oyuncular başta aralarında anlaşarak şaşıran ya da gecikeni oyun dışarda bırakmak yerine eline kemerle vurarak cezalandırabilirler.

        Oyuna renk katmak için başa kabak biçiminde şapka giyildiği de olur.

        Oyunla ilgili bir video:

 

     

        YÜZÜK (FİNCAN) OYUNU

        Uzun kış gecelerinde, düğünlerde ve özel günlerde köylerde insanlar bir araya gelip yüzük oynarlar. Bu oyuna “yüzük oyunu” ya da fincanla oynandığı için “fincan oyunu” denir. Oyun 9 fincanla oynanır.

En az beşer kişilik iki takım olur. Her takımın bir başı bulunur. Yüzük saklayacak takım yazı tura ile saptanır. Takımdan biri, diğer takım görmeyecek biçimde bir tepsi içinde 9 fincandan birisinin altına yüzüğü saklar. Tepsiyi ortaya getirir ve rakip takımdan bunu bulmasını ister. Bulacak taraf, “Yüzük şu fincanda.” diyerek fincanları duygu ve deneyimlerine dayanarak kaldırır.

        Saklayanın bakışı, duruşu, jest ve mimikleri yüzüğü bulmada çok önemlidir. Yüzüğü saklayan kişi acemiyse bakışlarından yüzüğün hangi fincanın altında olduğu anlaşılır. Bu kez yüzüğü bulan taraf saklar. Oyun geç zamanlara kadar sürer.

        Yüzük bulacak taraf, en fazla iki fincanı “Şunda.” diyerek kaldırabilir. Fazla kaldırma hakkı yoktur. Yok, diye kaldırdığı fincanda yüzük çıkarsa kaybetmiş, öbür taraf sayı kazanmış olur. 20 sayı alan takım son fincanı saklar. Oyunun en heyecanlı bölümü burasıdır. Karşı takım, “Yarıya.” der ve yüzüğü bulursa saklayan takımın sayısı yarıya düşer. “Cura” deyip yüzüğü bulamaz ve boş fincanı kaldırırlarsa, diğer takım 21 sayıyla oyunu kazanır. Yitiren taraf da hindi keserek, meyve alarak kazanan tarafa ziyafet verir ya da  ona çeşitli biçimlerde eziyet eder. Uzun ve eğlenceli fincan oyunu böylece biter.

        Bazı yüzük oyunlarının sabaha kadar sürdüğü de olur.

        Oyun sırasında birçok mâni ve türkü söylenir.

        Oyunla ilgili bir video:

 

Bunları Biliyor musunuz

  • Yozgat’ın 5000 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu,
  • Yozgat’ın adının eskiden “Bozok” olduğunu,

  • Yozgatlıların Oğuz Boyu’nun Bozok Kolu’ndan geldiğini,

  • Atatürk’ün yaveri Salih Bozok’un,  soyadını Yozgat’tan aldığını,

  • Çevremizdeki birçok ilin Bozok Sancağı’na bağlı olduğunu,

  • “Bozok” adıyla bilinen memleketimizin adının Milletvekili Süleyman Sırrı İçöz tarafından 23 Haziran 1927 tarihinde Yozgat olarak değiştirildiğini,

  • Yozgat’ın alan bakımından Türkiye’nin 15. ili olduğunu,
  • Yozgat’a düşman ayağı değmediğini,

  • Bir zamanlar Yozgat’ın İstanbul’un erzağını karşıladığını,

  • Cephede savaşan askerlerimize evindeki hayvanları keserek kavurma yapıp erzak yolladığını,

  • En çok şehit veren ilin Yozgat olduğunu,

  • Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’dan toplanan askerlerin Yozgat’ta toplanıp buradan cepheye sevk edildiğini,

  • İşgale uğrayan topraklarımızdan göç etmek zorunda kalan halkımızın Yozgat’ta misafir edildiğini,

  • Türkiye’de ilk özel gazeteyi ve ilk posta pulunu Yozgatlı Çapanzade Agâh Efendi’nin çıkardığını,

  • Yozgatlı Çapanzade Agâh Efendi’nin Osmanlı sarayına güreşçiler yetiştirip gönderdiğini,

  • Ahmet Bey (Bardar),  Bahri Bey (Yusuf Bahri Tatlı), Feyyaz Ali Bey (Mehmet Feyyaz Üst), İsmail Fazıl Paşa (Cebesoy), Rıza Bey (Ersoy), Mehmet Hulusi Efendi (Mehmet Akyol) ile Süleyman Sırrı (İçöz)’nın Yozgat’ın ilk milletvekilleri olduğunu,
  • Yozgat’tan şimdiye dek hiçbir kadın milletvekili çıkmadığını,
  • Yeni Adana gazetesini çıkararak Adana’nın kurtuluşuna vesile olan, Türkiye de ilk sendikayı kuran Avni Doğan Bey’in Yozgatlı olduğunu,

  • Atatürk’ün Yozgat’a iki kez geldiğini ve “Ünlü süvarileri harp meydanlarında kahramanca dövüşen Türk yiğitlerinin harman olduğu diyar, Bozok Yaylası’nın çocukları, var olun!” diyerek Yozgat halkının gönlünü fethettiğini,

  • Türkiye’deki ilk millî parkın Yozgat Çamlığı olduğunu,

  • Yozgat çamlığındaki ağaçların dünyada bir eşinin Kafkaslarda olduğunu,

  • Büyük Cami’nin (Çapanoğlu Camisi) 1779’da Çapanoğlu Mustafa Bey tarafından yaptırıldığını ve 1795’te de kardeşi Süleyman Bey tarafından genişletildiğini,

  • Yozgat Saat Kulesi’nin 1897 yılında dönemin belediye başkanı Ahmet Tevfiki Zade tarafından Yozgatlı Şakir ustaya yaptırıldığını,
  • Yozgat’taki Karslıoğlu Konağı’nın Osmanlı Dönemine ait olup 1883’te yapıldığını ve bir zamanlar Yozgat Belediye Başkanlığı yapan Yusuf Karslıoğlu tarafından satın alınarak uzun süre kullanıldığı için “ Karslıoğlu Konağı” olarak adlandırıldığını,
  • Yozgat İli Merkez İstanbulluoğlu Mahallesi, Emniyet Caddesi üzerinde yer alan “Hayri İnal Konağı”nın Osmanlı Dönemi sivil mimarî eserlerinin güzel örneklerinden olup Gayrimenkul Eski Eserler Yüksek Kuruluğu Başkanlığınca 1979 yılında “korunması gerekli eski eserler” kapsamına alınarak tescillendiğini,
  • Ünlü Yozgat Lisesinin 1895-1986 yıllarında yapıldığını ve yapımında kesme sarı taş kullanıldığını,
  • Cumhuriyet Mektebinin (şimdiki Cumhuriyet İlkokulu) 1927 yılında Vali Ali Rıza Bey tarafından yaptırıldığını, müteahhit Şükrü Adavallı ile Nihat Çapan’ın yapımında emeklerinin geçtiğini ve okulun 29.10.1930 tarihinde öğretime açıldığını,
  •  Yozgat’ın  Çandır ilçesinde bulunan Şah Sultan Türbesi’nin (Çandır Kümbeti) Dulkadiroğulları Hükümdarı Alaüddevle Bey’in oğlu Şahruh Bey’in karısı ve Şehsuvar Bey’in kızı Şah Sultan Hatun’a ait olduğu ve  1499-1500 yıllarında yapıldığını,
  • Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde bulunan Roma Kral Kızı Hamamı‘nın (Sarıkaya Hamamı) tarihinin  Antik Döneme kadar dayandığını,
  • Yozgat’ın Sorgun ilçesi Şahmuratlı köyünde bulunan Kerkenes Harabeleri’nin geçmişinin M.Ö 600 yılına dayandığını ve Medler tarafından kurulan antik kent kalıntısı olduğunu,
  • Türk musiki üstadı Hacı Arif Bey’in yeğenlerinin Yozgat’ta yaşadığını,

  • Cumhuriyet Döneminin ilk millî şehidinin Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey olduğunu,

  • Ermeni Asala örgütünü protesto etmek için İstanbul Taksim Meydanı’nda kendini yakan Ermeni’nin Yozgatlı olduğunu,

  • Almanya’da gecekondu yaparak tapu alan ve Alman tarihine geçen ilk Türk’ün Yozgatlı olduğunu,

  • Amerika’daki ikiz kule saldırısında ölen tek Türk’ün Yozgatlı olduğunu,

  • Türkiye’nin en çok göç veren ilinin Yozgat olduğunu,

  • Yozgat’ın Türkiye’nin tam ortasında olduğunu,

  • Yozgat’ın gelir düzeyi bakımından Hakkari’den bile düşük olduğunu,

  • Ankara’da 700 bin, Kayseri’de 250 bin, İstanbul’da 200 bin ve İzmir’de 55 bin Yozgatlı yaşadığını,

  • Yozgat’ın gerçek nüfusunun 3,5 milyonun üzerinde olduğunu,

  • Çapanoğlu Beylerinin bizzat savaşlara katılıp Belgrat’ta şehit düşerek adına destan yazıldığını,

  • Yozgatlı Hasbekli Mahmut Pehlivan’ın Osmanlı sarayı güreşçisi olduğunu,

  • Sultan II. Mahmut Devri başpehlivanlarından olan Kel Hasan’ın Yozgatlı olduğunu,

  • Ünlü güreşçimiz Celal Atik’in Yozgatlı olduğunu; Avrupa’da 4 altın, 2 gümüş, 1 bronz madalya aldığını ve bu güreşçimize Atik soyadını Atatürk’ün verdiğini,

  • 2009’da Akdeniz Oyunlarında, Gençler Avrupa Grekoromen Güreş Şampiyonası’nda, Dünya Gençler Güreş Şampiyonası’nda, 2011 Dünya Güreş Şampiyonası’nda, 2012 Avrupa Güreş Şampiyonası’nda, 2013 yılı Avrupa Güreş Şampiyonası’nda ve Akdeniz Oyunlarında altın madalya kazanan ve daha pek çok derece alan Rıza Kayaalp’in Yozgatlı olduğunu,

  • 1946’da Avrupa ikinciliği, 1949’da Avrupa birinciliği, 19517de Dünya birinciliği olan Nasuh Akar’ın Yozgat’ın Yeni Fakılı ilçesinin Yiğitler köyünde doğduğunu,

  • Ünlü futbolcu Mehmet Topuz’un Yozgatlı olduğunu,

  • Yozgatspor’un  4 Mayıs 1959’da  Selahattin Ulusoy, Selahattin Allıoğlu, Murat Yunce, Rahmi Çokdeğerli, Doğan Üçok, Neşet Tanrıdağ, Şükrü Araman, Erdal Doğruyol ve Orhan Çıtak tarafından”Karagümrük Spor Kulübü” adıyla kurulduğunu,
  • “Yılkı Atı” romanıyla TRT Büyük Edebiyat Ödülü’nü alan değerli yazarımız Abbas Sayar’ın Yozgatlı olduğunu,

  • Yozgat kültürüne büyük katkılarda bulunan, Sürmeli tarzı tezenesiyle çalan Türk halk müziği sanatçısı, eğitimci ve yazar Nida Tüfekçi’nin Yozgatlı olduğunu,

  • Parmak çöreğin Yozgat’a özgü bir ekmek türü olduğunu,
  • Kurtuluş Savaşı’nda yaralanan askerlerimizin Yozgat’ta tedavi edildiğini,

  • Aydın ilinde Yozgatlı adıyla bir mahallenin olduğunu,

  • Afyonkarahisar’ın Emirdağı ilçesinin Yozgat’tan göç ederek burayı yurt tuttuğunu, gelenek ve göreneklerinin Yozgat kültürüyle aynı olduğunu,

  • Uşak Karahallı ilçesi Karayakuplar Köyü’nün kurucularının Yozgatlı olduğunu ve hâlen soyadlarıyla memleketlerini  yaşatarak “Yozgat, Öz Yozgat, Büyük Yozgat” soyadını taşıdıklarını.

       Not: Alıntıların büyük bir bölümü Araştırmacı Yazar Osman Karaca’dan alınmış, bir bölümü de tarafımdan araştırılıp eklenmiştir.

Yöresel Yemekler

        Yozgat zengin bir yemek kültürüne sahiptir. Kentimiz ve yöresinde birbirinden güzel yemekler yapılır. Burada söz konusu yemekler, yapılışları, fotoğrafları, kimi zamanda videolu anlatımlarına yer verilmiştir. Yemekler sıralanırken baş taraflara Yozgat için simgeleşmiş olanlar alınmıştır. Elden geldiğince yörede yapılan tüm yemeklere yer verilmeye çalışılmıştır.

        Yemeklerin yapılışı konusunda farklı kaynaklarda, farklı açıklamalar görülmüştür. Bu farklılıkların yemeğin kaç kişilik hazırlandığı ve yöresel damak zevkiyle ilgili olduğu açıktır. Bu arada yemekle ilgili açıklamalarda sık sık anlatım bozukluklarına rastlanılmış ve bunlar düzeltilerek aktarılmıştır.

        Eksikler varsa sizlerce tamamlanması dileğiyle…

 

        TESTİ KEBABI

Testi Kebabı 1  tESTİ KEBABI 3  Testi Kebabı 23        

        Gereçler (malzeme)

        1 testi

        3 kilogram kuşbaşı et

        1 kilogram domates

        300 gram sarımsak

        200 gram sivri biber

        200 gram tereyağı

        Karabiber, tuz

       

       Yapılışı

       Doğranmış domates, sivri biber ve sarımsak kuşbaşı ete katılarak ezmeden iyice karıştırılır. Yeterince tuz eklenir. Testi içi iyice yıkandıktan sonra karıştırılan gereç testinin içerisine doldurulur. En üste tereyağı konur. Testinin ağzı hamur ile kapatılır ve ortası hafif açılır. Genellikle açık havada odun ya da meşe kömürü yakılmış bir ateşte pişirilir. İki saate yakın bir zamanda pişen yemeği ilk kez yapanlara meşe kömürü kullanmaları önerilir. Yemek piştikten sonra testi kırılarak yemek servis yapılır.

       

        Not: Testi kebabı, Yozgat Belediyesi tarafından Türk Patent Enstitüsüne “Yozgat Yöresi Yemeği” olarak tescil ettirilmiştir.

 

 

        TANDIR KEBABI

Firin-Kebabi    Tandır kebabı    Tandır kebabı 1

        Gereçler

        Bir adet koyun eti (genellikle kuzu kol)

        Lavaş ekmeği

        Domates

        Yeşil biber

        Soğan

        Maydanoz

        Baharatlar

       

        Yapılışı

        Tandır kebabı, kuzu etinin sinirlerinin çıkarılıp yağlarından arındırılarak büyük parçalara bölünmesiyle şeklinde yapılır. Bol tuza batırılan etler yirmi dört saat buzdolabında bekletilir.  Böylece etin kanlı suyu çıkar ve et kıvamında terbiye edilmiş olur. Bu arada özel topraktan yapılmış tandırın iki kenar kısmına meşe odunları yerleştirilerek yakılır. Tandırdaki ateş köz durumuna geldiğinde bir gün önceden dinlenmeye bırakılan etler demir şişe batırılarak fırına verilir. Etler yaklaşık bir saat içinde tandırdan çıkarılır. Bıçakla birkaç yerinden delinerek yeniden tandıra verilir. Yirmi beş otuz dakika daha pişirildikten sonra çıkarılır, otuz dakika daha bekletilir. Bundan sonra etler yaprak biçiminde dilimlenip domates, maydanoz, biber, soğan ve lavaş ekmeğiyle servis yapılır. 

        

          Not: Tandır kebabını evde pişirmek de olanaklıdır. Ancak bu özgün bir tandır kebabı olarak düşünülemez. Tandır kebabının evde yapılışı şöyledir:

       

        Gereçler

         1 kuzu kol

         1 miktar, maydonoz

         4 adet defne yaprağı

         Sıvı yağ

         Tane karabiber

         Tuz

         Domates

         Yeşil biber

         Soğan

         Bir miktar dereotu

       

        Yapılışı

          Öncelikle kuzu eti doğranıp düdüklü tencereye atılır. Üzerine az su eklenip pişmeye bırakılır. Bir fırın tepsisine defne yaprakları dizilir. Üzerine tane karabiber serpilir. Düdüklüde pişirilen et tepsiye defne yapraklarının üzerine alınır ve tuzu ayarlanır. Etin düdüklü tenceredeki suyu tepsiye eklenir. Et, üzerine sıvıyağ gezdirip 180 derecelik ısıda üzeri kızarana kadar pişirilir; sonra da pirinç pilavı, domates, soğan, yeşil biber ve dereotu ile süslenerek servise sunulur.

 

 

        ARABAŞI

Arabaşı 1  Arabaşı 3  Arabaşı 2

        Gereçler  

        Hamur için:

        5 kilogram su

        650 gram un (12 kişiliktir)

       

        Yapılışı

        5 litre suyun 3 litresi ateş üzerinde kaynatmaya bırakılır. Kalan 2 litre soğuk suya 650 gram un eklenip mikserle çarpılarak bulamaç durumuna getirilir. Bu bulamaç kaynamakta olan suya birdenbire boşaltılır. Oklava ile sürekli karıştırılır. Hamur mısır patlağı gibi patlamaya başlayınca 3-4 dakika daha kaynatılıp 40 cm’lik 2 siniye dökülüp soğumaya terk edilir.

        Çorba için:

        Tavuk ya da hindi eti (göğüs)

        5 kilogram su

        5 kaşık un (yağsız kavrulmuş)

        2 kaşık salça

        1 kaşık pul biber

        150-200 gram yağ

       

        Yapılışı

        Tüm bu malzemeler çiğ olarak karıştırılıp ocağa konulur. Köpük kayboluncaya kadar pişirilerek hazır duruma getirilir. İkramdan önce tikelenen (didilen) et çorbaya eklenip bir taşım kaynatılarak servis yapılır. Soğumaya bırakılan hamur, ıslak bir bıçak ile baklava dilimleri biçiminde kesilir. Tepsinin ortası çorba kasesi sığacak biçimde açılır ve buraya çorba kasesi yerleştirilir. Kesilen hamurlar kaşık üzerine yerleştirilerek çorba ile birlikte çiğnenmeden yutulur.

     

        Not: Arabaşı, Yozgat Belediyesi tarafından Türk Patent Enstitüsüne “Yozgat Yöresi Yemeği” olarak tescil ettirilmiştir.

 

        BEZDİRME

Bezdirme 2Bezdirme 1

         

        Gereçler

        1+1/2 su bardağı duru çiğ köftelik bulgur

        1 su bardağı su

        2 büyük boy soğan

        1+1/4 su bardağı yağsız kıyma

        1 tatlı kaşığı kimyon

        1 tatlı kaşığı karabiber

        1 tatlı kaşığı kırmızıbiber

        1 yemek kaşığı nane

        1 tatlı kaşığı tuz

        2 su bardağı sıvı yağ

        (6 porsiyon için)

       

        Yapılışı

        Bulgur, 1 su bardağı sıcak su ile ıslatılarak kabartılır. Soğan soyulur, yıkanır ve çok ince doğranır. Bulgur, kıyma ve soğan karıştırılır. Üzerine kimyon, karabiber, kırmızıbiber, nane ve tuz eklenerek iyice yoğrulur. Ceviz büyüklüğünde parçalar alınarak avuç içi genişliğinde ve 1 santimetre kadar kalınlıkta yuvarlak köfteler yapılır. Kızdırılmış yağda kızartılır ve sıcak olarak servis yapılır.)

 

 

        ÇULLAMA

  Çullama 1Çullama 2

       

        Gereçler

        2 orta büyüklükte patlıcan

        2 orta boy, kuru soğan

        250 gram orta yağlı dana kıyma

        6-7 diş soyulmuş sarımsak

        2 orta boy domates

        4 yemek kaşığı sıvı yağ

        1 su bardağı sıvı yağ (patlıcanları kızartmak için)

        2 yumurta

        1 su bardağı dolusu elenmiş un

        Yeterince tuz

        İstenilen oranda karabiber

       

        Yapılışı

        Patlıcanları aralıklı soyularak kalın yuvarlak dilimler biçiminde kesilir. Patlıcan dilimleri tuzlu suda 30 dakika bekletilip bol sudan geçirilerek yıkandıktan sonra kâğıt havlu ile kurulanır. Una yeteri kadar tuz serpildikten sonra karıştırılır. Patlıcan dilimleri önce una bulanır, sonra da çırpılmış yumurtaya batırılıp çıkarılır. Patlıcanlar iyice kızdırılmış sıvı yağda hafifçe arkalı önlü yakılmadan kızartılarak kâğıt havlu üzerine çıkarılıp yağını çekmesi için bekletilir.

        Bir tavaya sıvı yağ konur. Küp biçiminde doğranmış soğan ve sarımsaklar eklenip pembeleşinceye dek kavrulur. Ardından kıyma ekleyip 2-3 dakika kadar daha kavrulur. Rendelenmiş domates, tuz, karabiber eklenip domatesin suyu çekilene kadar kavurma işlemi sürdürülür. 1 su bardağı sıcak su eklenip bir taşım kaynatıldıktan sonra tava ocaktan indirilir.

        Patlıcan dilimlerini geniş bir tencereye bir sıra biçiminde dizilir. Üzerine kıymalı harcın yarısı gezdirildikten sonra yeniden patlıcan dilimleri dizilir. Kalan kıymalı harç patlıcanların üzerine gezdirilir. Yemek hafif ateşte pişirilir. Pişirme işlemi tamamlanınca ılık olarak servis edilir.

 

        GEBOL

         gebol 1

       

        Gereçler

        5 su bardağı su

        1,5 su bardağı un

        Biraz tuz

        1 çorba kaşığı tereyağı

        Sosu:

        1,5 su bardağı pekmez

        2,5 çorba kaşığı eritilmiş tereyağı

        

        Yapılışı

        Su ile un güzelce karıştırılıp tuz eklenir. Karışım, katılaşana kadar karıştırılarak pişirilir. Ocaktan indirilmeye yakın tereyağı konur. İyice karıştırılarak yayvan bir kaba konup soğutulur.

        Sosu:

        Güzelce karıştırılır. Servis yapılırken bu hamurla birlikte pekmezli ve tereyağlı sos sunulur. Kişisel tercihe göre hamur, pekmezli tereyağına bandırılıp yenir.

 

        HARİSE

Harise 1

     

        Gereçler

        1 su bardağı pekmez

        3 su bardağı soğuk su

        1 su bardağı un

        1 su bardağı ceviz

     

         Yapılışı

        Pekmez, soğuk su ve un bir tencereye konup karıştırılır. Sonra orta ateşli ocağa yerleştirilir. Sürekli karıştırarak koyulaşana kadar pişirilir. Ateşten alınmadan hemen önce ceviz konur. Pişen yemek düz bir tabağa dökülür. Soğuyunca servis yapılır.

 

       HELLE 

 Helle-Çorbası 2Hellel 1

        

        Gereçler

        1 su bardağı yeşil mercimek

        3 çorba kaşığı un

        1 tatlı kaşığı tuz

        6 su bardağı su

        1 adet kuru soğan

       1 çorba kaşığı tereyağı

        2 tatlı kaşığı kırmızı pul biber

       

        Yapılışı

        Mercimek haşlanır. Bu arada un yağsız olarak kısa süre kavrulur. Soğuyunca üzerine soğuk su katılarak inceltilir. Sulu un, kaynamakta olan mercimeğe katılır. Üstüne sıcak su konur. İnce kıyılmış soğan, başka bir tavada tereyağında pembeleştirilir; pul biber katılıp ateşten alınır. Sonra da aynamakta olan çorbaya eklenip bir taşım daha pişirilir.

 

        İÇLİ BULGUR PİLAVI

İçli Bulgur Pilavcı 23

İçli Bulgur Pilavı 1

      

          Gereçler

        1 çay bardağı sıvı yağ

        1 kilogram ince bulgur

        1 yemek kaşığı tuz

        2 su bardağı su

        4 çay kaşığı susam

        2 yemek kaşığı kuş üzümü

        1 rendelenmiş soğan

        1 tutam nane ve kekik

        1 çay kaşığı pul biber

       

        Yapılışı

        Yağı tencereye konduktan sonra soğan, susam ve kuş üzümü iyice kavrulur. İçinbulgur konur ve biraz karıştırdıktan sonra üzerine nane, kekik, pul biber, 1 yemek kaşığı tuz eklenir. 2 su bardağı su konduktan sonra karışım suyu çekinceye kadar pişirilir. Üzeri gazete kâğıdıyla kapatıldıktan sonra 20 dakika dinlendirilir ve servis edilir.

 

       İNCİR UYUTMASI 

 İncir ulyutması 2İncir uyutması 1

       

        Gereçler

        1 litre süt

        250 gram incir

        2 çorba kaşığı şeker

        Bir miktar ceviz ya da fındık

       

        Yapılışı

        Süt parmak dayanacak sıcaklığa getirilir. İncirler çok ince kıyılır. Şeker ve bu kıyılan incirler süte katılıp karıştırılır. Sonra doğrayıcıyla çok az çekilir. Tencerenin kapağı kapatılıp sarılır. 1 gün bekletildikten sonra yoğurt kıvamına gelince servis edilir.

 

 

        MADIMAK

DSCF1919Madımak 1

        Gereçler

        1.5 kilogram madımak

        Bir kâse yoğurt

        150 gram pastırma

        Bir iki diş sarımsak

        Tuz, biber, yağ, salça

       

        Yapılışı     

        1,5 kilogram madımak temizlendikten sonra satırla kıyılarak iyice küçültülür. Bir tencereye yağ, salça, pastırma konularak kavrulur. Kıyılan madımak üzerine eklenir. 15 dakika pişirildikten sonra servis yapılır. Sarımsaklanmış yoğurt isteğe göre sos olarak kullanılır.

 

       MAYALI BAZLAMA 

 Mayalı bazlama 1Mayalı Bazlama 2

   

        Gereçler

        2 su bardağı un

        1 çay kaşığı tuz

        1 tatlı kaşığı toz maya

        Yaklaşık 1/2 su bardağı su (3/4 su bardağı su da kullanılabilir.)

        1 çay kaşığı toz şeker

       

        Yapılışı

        Hamurun hazırlanması için un ve tuz derin bir kaba konup karıştırılır.Toz mayay ve toz şeker ılık suya atılıp karkıştırılır. Yaklaşık 2-3 dakika kadar mayanın erimesini beklenhir. Mayalı su unun üzerine aktarılıp yoğrulmaya başlanır. Hamur ele hafifçe yapışacak duruma getirilir.

        Sonra toparlanır ve oda sıcaklığında en az 1 saat kadar bekletilir. Böylece hamurun kabarıp kıvama gelmesi sağlanır. Dinlenip ekmek hamuru kıvamına gelen hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparılır. Hamur parçaları, yani bezeler hafif un serpilerek tezgâhın üzerinde merdane yardımıyla pasta tabağı (15-18 santim çapında ) büyüklüğünde açılır. Öte taraftan, büyük boy bir teflon tava (ya da eski usul bir sac) orta ısı ateşin üzerinde kızdırılır. Bazlamalar, yağsız ve kızgın tavada önlü arkalı kızartılır. Sıcak bazlamaların üzerine tereyağı sürülür. Bazlamalar peynirle birlikte servise sunulur.

 

        PARMAK ÇÖREK

parmak-corek-1 parmak çörek 1

        Yozgat’ın kendine özgü biçim ve lezzeti olan bir ekmek türüdür. Bu ekmek türü Yozgat’ta taş fırınlarda  200-230 derecede ve az ateşte pişirilir. Asıl olan budur. Ancak evde de taş fırınlardaki gibi olmasa da parmak çörek yapmak olanaklıdır. Burada evde parmak çöreğin nasıl yapıldığı anlatılmaktadır.

       

        Gereçler

        1 adet yumurta beyazı

         1 çay bardağı sıvı yağ

        1 çay bardağı yoğurt

        1 tatlı kaşığı kimyon

        1 çay bardağı ezilmiş beyaz peynir

        1 tatlı kaşığı kabartma tozu

        1 çay kaşığı tuz

        Yeteri kadar un

        Üzeri için 1 adet yumurta sarısı

       

        Yapılışı

        Yumurta beyazı, yoğurt ve sıvı yağ karıştırılır. Üzerine diğer gereçler eklenir. Bunun sonucunda ele yapışmayan yumuşak bir hamur elde edilir. Bu hamur yarım saat kadar dinlendirilir. Sonra ceviz kadar parçalar alınarak 4 parmak eninde çubuklar yapılıp yan yana birleştirilir ve yağlanmış tepsiye dizilir. Üzerine de yumurta sarısı sürülür. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında kızarana kadar pişirilir

       

         Not: Parmak çörek de testi kebabı ve arabaşı gibi Yozgat Belediyesince Türk Patent Enstitüsü’nden (TPE) patenti alınarak tescilletilmiştir.

 

        ALT ÜST BÖREĞİ

        Alt üst böreği 2Alt üst böreği 1

       

        Gereçler

        5 su bardağı un

        1.5 çorba kaşığı tuz

        1 çay kaşığı karbonat

        3 çorba kaşığı sıvı yağ

        150 gram katı yağ

        1 yumurta

        1 yumurta sarısı (üstü için)

        1,5 çorba kaşığı sirke

        Yarım su bardağı yoğurt

        Yarım su bardağı su

        2 soğan

        350 gram kıyma

        1 tatlı kaşığı karabiber

        

        Yapılışı  

        1 kahve fincanı kadar un ayrılır. Kalan una 1 çorba kaşığı tuz ve karbonat eklenip elenerek hamur yoğurma kabına alınır. Üzerine sıvı yağ gezdirilir. Ortası havuz gibi açılıp yumurta, sirke ve yoğurt eklenir. Azar azar su konularak kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edilinceye kadar 7-8 dakika yoğrulur. Hamur biri büyük, diğeri daha küçük olmak üzere iki parçaya bölünür. Her parçadan sekizer beze yapılır. Üzerine nemli bez örtülüp 10 dakika dinlendirilir.

        Katı yağ eritilip 1 kaşık kadarıyla 30 cm çapındaki fırın tepsisi yağlanır. Büyük bezelerin her biri 25 cm çapında yufkalar biçiminde açılıp aralarına yağ sürülerek üst üste dizilir. Kalan bezeler de 20 cm çapında açılarak aynı biçimde hazırlanır. Buzdolabında 10 dakika daha dinlendirilir.

        Soğan soyulup ince ince doğranır. Kıyma ile birlikte tencereye alınıp kısık ateşte 15 dakika kadar kavrulur. Karabiber ve kalan tuz eklenip karıştırılır, soğumaya bırakılır.

       Büyük yufkalardan hazırlanan öbek, tepsinin çapından 3 cm daha geniş olacak biçimde elle açılarak büyütülür. Tepsiye, kenarları da kapatılacak biçimde yayılır. Üzerine kıymalı iç yerleştirilir. Küçük yufkalardan hazırlanan diğer öbek de 30 cm çapında açılır ve kıymanın üzerine yerleştirilir. Üzerine yumurta sarısı sürülüp önceden ısıtılmış 180 dereceye ayarlı fırında yaklaşık 30 dakika pişirilir. 10 dakika dinlendirildikten sonra dilimlenerek servis yapılır.

 

 

         PASTIRMALI BÖREK

       Pastırmalı Berik 1Pastırmalı Börek 2

       

        Gereçler

        1 yemek kaşığı katı yağ

        1 yumurta

        1 domates

        500 gram yufka

        500 gram ıspanak

        100 gram pastırma

        1 soğan

       

        Yapılışı

        Ispanağı temizlenip yıkanır ve kısık ateşte haşlanır. Haşlanan ıspanak hafifçe ezilir. Yağ bir tavada eritilerek üzerine soğanı doğranıp kavrulur. Domatesler rendelenerek, pastırmalar küçük doğranarak tavaya eklenir. Üstene de haşlanan ıspanak, yumurta ve karabiber konur. Yufkaların her biri dörde bölünüp içine hazırlanan içten konur. İstenilen biçimde sarılır ve kızgın yağda kızartılır.

 

        PATATES ÇORBASI

      Patates Çorbası 1Patatasie Çorbası 2

      

        Gereçler

       Yarım kilogram patates

        5-6 diş sarımsak

        4-5  yeşil soğan

        1 litre et suyu

        150 mililitre krema

        2 çorba kaşığı tereyağı

        Maydanoz

        Tuz, karabiber

       

        Yapılışı

        Patatesler kabukları soyulduktan sonra küp biçiminde doğranır. Soğan ve sarımsaklar ince ince doğranıp tereyağında sotelenir. Bir tencereye 1 litre et suyu, soğan, sarımsak, patates, tuz ve karabiber konarak sebzeler yumuşayana kadar 30 dakika kadar pişirilir. Çorba soğumaya başlayınca doğrayıcı ile pürüzsüz duruma gelene kadar karıştırılır. Üstüne 150 mililitre krema eklenip karıştırılır. Sonra da ince kıyılmış maydanozla servis edilir.

 

         PEZZİK ÇACIĞI

         Pezzik Cacığı 1

     

        Gereçler

        3 orta boy pancar (kırmızı)

        3+1/2 su bardağı su

        1+1/2 tatlı kaşığı tuz

        1 orta boy soğan

        1/4 su bardağı zeytinyağı

       1 tatlı kaşığı salça

       1/2 tatlı kaşığı kırmızı biber

        1/2 su bardağı duru pilavlık bulgur

        3 diş sarımsak

       1 su bardağı süzme yoğurt

 

        Yapılışı

        Pancarlar yıkanır, soyulur ve sağları ile birlikte incecik kıyılır. Tencereye ölçülü su konur, kaynayınca tuz ve pancarlar eklenir. Kısık ateşte yumuşayıncaya kadar (yaklaşık 30 dakika) haşlanır. Diğer tarafta soğan soyulur, yıkanır ve ince ince doğranır. Yağ ile soğan, sararıncaya kadar kavrulur, üstüne salça ile  ve bulgur eklenerek karıştırılır. Daha sonra, haşlama suyu ile birlikte pancar ve kırmızıbiber eklenir. Bulgur, yumuşayınca ve suyunu çekinceye kadar kısık ateşte pişirilip soğumaya bırakılır. Sarımsaklar soyulur, yıkanır, ince kıyılır ya da dövülür ve ezilmiş yoğurt ile karıştırılır. Bu karışım, servis tabağına alınan pancarların üzerine dökülerek yenmeye sunulur.Pancar cacığı lezzetli ve hoş görünüşlü bir salatadır. Ana ve ara öğünlerde tüketilir. Arzuya göre içine sucuk ya da pastırma konabilir. Pancar cacığı, haşlanan pancara bulgur eklenip pişirilerek de yapılabilir.

 

YOZGAT’LA İLGİLİ ÇEŞİTLİ (KARIŞIK) YEMEK TARİFLERİ

 

 

İz Bırakanlar

         Yozgat’ta doğup çeşitli alanlarda hizmetler yapmış, başarılar kazanmış, yapıtlar oluşturmuş nice insanımız var. Bunların bir bölümü hakkında elde bilgi ve belgeler var. Burada bunlardan yararlanılarak söz konusu kişilere ve onların yaşam öykülerine yer verilmiştir. Kuşkusuz ki burada kendilerine yer verilen kişiler dışında daha pek çok insanımız vardır Yozgat halkının gönlünde iz bırakan. Ama hem onları saptamak çok zor hem de içlerinden bir seçim yapmak. Düşünebiliyor musunuz 18-19 yüzyıllardan bu yana Yozgat’ta iz bırakanların kaynakları var ellerde. Bir de en zor olanı kimleri iz bırakanlar olarak düşünmek, değerlendirmek gerektiği. İşte asıl sorun burada ortaya çıkıyor. Burada; İz Bırakanlar adı altında, çok eskilerden günümüze bir yelpaze açarak ünlenme durumlarını da göz önüne alarak bir seçim yapılmıştır. Yozgat kültürüne en ufak hizmeti olanlar bile listede yer alsın istenilmiştir. Onun için “İz Bırakanlar” ana menüsü altında alt menüler oluşturulmuştur. Pek çok kişi hem şiir hem düz yazı türünde yazdıkları için şair ve yazarların birbirinden kesin çizgilerle ayrılması zor olmaktadır. Bu nedenle şair ve yazarlar tek çatı altında ele alınmış; şehitlerimiz, siyasetçiler, akademisyenler bir öbekte toplanmış, sanatçılar, sporcular için de ayrı birer alt menü oluşturulmuştur.

        Şair ve yazarların Şair ve Yazarlar 1 adlı ilk bölümünde saz ve divan şairi olarak nitelenen kişilere yer verilmiştir. Bu kişilerin çoğu cumhuriyet öncesinde doğmuş olan ve yalnızca şiir yazanlardır. Şair ve yazarlarla ilgili diğer bölümlerde (Şair ve Yazarlar 2, Şair ve Yazarlar 3) ise hem şairlere hem yazarlar ele alınmıştır. Bu bölümde yer alan kişilerin çoğu şairliği ve yazarlığı bir arada yürüten kişilerdir.

        Şair ve Yazarlar, Sanatçılar, Sporcular başlıkları altında bazı kişiler hakkında ayrıntılı bilgiler sunulduktan sonra, Yozgat’a hizmeti bulunan hemen her kişinin adı yine kendi arasında abc sırasına göre verilmiştir. Böylece daha her emeğin değerlendirilmesi ve daha geniş bir bilgi yelpazesine ulaşılması amaçlanmıştır. Ancak şurası göz ardı edilmemelidir: Onlarca insanın adı geçen bir alanda birilerinin gözden kaçma olasılığı yüksektir. Bunun da hoşgörüyle karşılanması gerekir. Bu konudaki eksikler sizlerin bilgilendirmeleriyle giderilecektir.

        İz Bırakanlar bölümünde yer alan kişilerin bir bölümü doğrudan, bir bölümü de başka internet siteleri aracılığıyla aktarılmıştır. Doğrudan aktarmalarda kişiler adlarının ilk harflerine göre sıralanmıştır. Şair ve Yazarlar 1 başlıklı menüdeki saz ve divan şairleri; Şair ve Yazarlar 2, Şair ve Yazarlar 3‘ten ayrı bir biçimde kendi içinde sıralanmıştır.

        Siteye doğrudan alınan kişilerin Yozgat doğumlu olması gözetilmiştir. Ayrıca elden geldiğince ve zorunlu olmadıkça bir kişiye iki ayrı başlık altında yer verilmemeye çalışılmıştır.

        Dilerim bu seçki birilerini incitmez. Zaten birilerini unutma, beğenmeme gibi özel bir tavır söz konusu değil. Eleştirilerinize, bilgilendirmelerinize, katkılarınıza açık bir site burası.

        Yozgat şairleri, yazarları, Yozgat folkloru hakkında çalışma, araştırma ve incelemeler yapmış pek çok kişi; bu kişilere ilişkin de pek çok yapıt var. Kitaplara bile sığmayacak denli zengin bir iz bırakanlar kadrosunun tümünü ayrıntılarıyla ele almak, bu ücretsiz internet sitesinin ölçütlerini aşar. Bu site büyük iddialarla kurulmuş değildir. Yozgatla ilgili dağınık bilgileri derleyip toparlamaktan başka amaç taşımamaktadır.

        Eksikler için destek ve katkıda bulunmanız dileğiyle…

 

Not: Farenizi İz Bırakanlar menüsü üzerine getirerek alt menülere ulaşabilirsiniz.

Şehitlerimiz, Siyasetçi ve Akademisyenler

        ŞEHİTLERİMİZ

        Yozgat bir şehitler kentidir. Yiğit Bozok delikanlıları vatan uğruna gözlerini kırpmadan can vermişlerdir. Onlar ulusumuzun baş tacıdırlar, onuru ve gurur kaynaklarıdırlar.

        Ünlü şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un deyişiyle,

        Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

        Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

        Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

        Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.

        Bugünümüzü ve geleceğimizi kendilerine borçlu olduğumuz aziz şehitlerimiz önünde saygıyla eğiliyor, onları bir kez daha rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun!..

        Aşağıdaki linki (internet adresini) tıklayarak şehitlerimizle ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.

 

http://www.yozgat.org.tr/sayfa.php?no=334

 

        SİYASETÇİLER

        Yozgat çok sayıda siyasetçi yetiştirmiştir. Bu konuda ayrıntılı bilgi edinmek için aşağıda verilen linki tıklamanız yeterlidir. Vikipedi Ansiklopedisi’nce sunulan bu linkte Yozgat Senatörleri, Kurucu Meclis ve Temsilciler Meclisi üyeleri ile Yozgat milletvekilleri yer almaktadır. Linkte adları mavi verilen kişiler hakkında bilgi edinmek olanaklıdır. Bu kişiler tıklandığında onlarla ilgi bilgi ekranı karşınıza gelecektir. Adları kırmızıyla yazılanlar hakkında ise herhangi bir bilgi verilmemektedir. Bu konuda farklı internet siteleri aracılığıyla araştırma yapılabilir.

 

http://tr.wikipedia.org/wiki/Yozgat_milletvekilleri

 

        AKADEMİSYENLER

        Yozgat’ın yetiştirdiği birçok akademisyen vardır. Çeşitli fakülte ve yüksek okullarda çalışan ve çalışmış olan bu akademisyenlerle ilgili bilgi edinmek için aşağıdaki linki tıklayınız.

 

http://www.yozgat.org.tr/sayfa.php?no=418

Şair ve Yazarlar 1 (Halk ve Divan Şairleri)

        Bu sayfada yalnızca halk ve divan şairlerine yer verilmiştir. Sıralama şairlerin adlarının ilk harfleri esas alınarak yapılmıştır.

 

        ABDULLAH EROL [EROZAN (1962 – )]

Abdullah Erol

        Halk şairi. Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Karalık köyünde doğdu. İlkokulu köyünde zorluklar içinde bitirdi. Babasının yaşlı olması nedeniyle evin geçimini üstlendi. Öğrenimini sürdüremedi. Küçük yaşta gurbete çıktı. Gurbette geçen günler âşığın sıla özlemini kamçıladı. Saz çalmaya, türkü söylemeye başladı; dertlerini, sıla özlemini böyle gidermeye çalıştı.

        Âşık bir ara turist olarak Almanya’ya gitti. Sazını, sözünü orada da dinletti; ama umduğunu bulamamış. Çeşitli olumsuzluklar yaşadıktan sonra yurda oöndü.

        Şiirlerinde “Er Ozan” mahlasını kullandı. Şiirlerinin konusunu ağırlıklı olarak sıla özlemi, köy yaşantısı, geçim sıkıntısı oluşturdu. Şiirlerinin bestesini de kendi yaptı.

        1987 yılında güç bela evlenerek bir yuva kurdu.

        Belli bir mesleği olmayan, daha çok inşaatçılıkla uğraşan âşık, 1976 yılında İzmir’de düzenlenen ege bölgesi Altın Mikrofon Ses Yarışması’nda ikincilik; 1985’te de İstanbul’da Bahar Ksetçilik tarafından düzenlenen ses yarışmasında derece aldı.

        Âşığa Ege Bölgesi Altın Ses Yarışması’nda ikincilik kazandıran şiir:

 

                 GARİP GARİP

        Bir garip gurbete düşse eğer,

        Perişan, derbeder, hâl garip garip.

        Şu fani dünyada derde kul olmuş,

        Sazı figan eder, dil garip garip.

 

        Şu yüce dağları yel gibi aşmış,

        Aşkın kazanında kaynamış coşmuş.

        Daha genç yaşında gurbete düşmüş,

        Kendi figan eder, yol garip garip.

 

        Garip figan etmiş, dağlar inlemiş,

        Feryadını akan sular dinlemiş,

        Er Ozan ah etmiş, kimler anlamış,

        Teller figan eder, kul garip garip.

 

        AHMET YETİM (1947 – )

Ahmet Yetim 1

        Halk şairi. 1947 yılında Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesi Akçakışla köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu Akdağmadeni’nde tamamladı. Ankara’da kalorifer tesisatçılığı yaptı. 12 yıl Ankara’da çalıştı. Türkiye’nin birçok bölgesinde resmî kurumlarda iş hizmetinde bulundu. Sonra Yozgat’a döndü. 2005 yılında emekli oldu. Yozgat Şairler ve Yazarlar Birliğinin ve Avcılar Kulübünün üyesidir. Çevresinde avçı şair olarak bilinir.

        Yöresel gazetelerde şiirleri yayımlanmış, özel televizyon kanallarında şiir programlarına çıkmış, Bozok Şairler ve Âşıklar Şöleni’ne katılmıştır.

        Şiirlerinde “Yetimî” mahlasını kullanan şair, evli ve dört çocuk babasıdır.

        Şairin “Yüreğimi Kollarımda Sararım” adlı bir şiir kitabı vardır.

        Şiirlerinden bir örnek:

 

                İÇİMDE YANGINSIN

        Bağrımdan sökülmez derine daldı,

        Çekmez hançerini, paslanır durur.

        Yâr benim başımı sevdaya saldı,

        Gayrı kirpiklerim ıslanır durur.

 

        Umudu hasreti birlikte tattım,

        Çileyi acıyı kendime sattım,

        Sanki başım alıp dağlara gittim,

        Gönlüm bir hasrete yaslanır durur.

 

        Delidir düşlerim, geceler bitmez,

        Sürerim kervanı, menzile gitmez,,

        Bülbül yaralanmış, bir daha ötmez,

        İner enginlere, uslanır durur.

 

        Avcıyım, peşine düştüm maralım,

        İçimde yangınsın bahtı karalım,

        Gönül yarasını nasıl saralım?

        Elin değse yaram süslenir durur.

 

        Yetımi’yim, sarpa sardı yollarım,

        Bu gidişle nasıl olur hallarım?

        Yüreğimi kollarımda sallarım,

        Çıkıp yollarına, seslenir durur.

 

        AKİF PAŞA [BOZOKLU MEHMET (1987-1845)]

Akif Paşa

        Divan şairi ve devlet adamı. 1797 yılında Yozgat’ta doğdu. Öğrenimini Yozgat’ta yaptı. 1814’te İstanbul’a geldi. Divan-ı Hümayun Kalemine girdi. Hem büyük yeteneği hem de Reisülküttap olan amcası Mustafa Efendi’nin himayesinde hızla yükseldi. Sırasıyla ametçi, beylikçi, reisülküttap oldu. Resiülküttaplık Hariciye Nazırlığı (Dış İşleri Bakanlığı) na çevrilince vezir rütbesiyle Osmanlı Devleti’nin ilk Hariciye Nazırı oldu. Yaşadığı bir olay nedeniyle görevinden alındı. Daha sonra Dahiliye Nazırı (İç İşleri Bakanı) oldu. Bir zaman sonra Kocaeli Mutasarrıflığı’na gönderildi. Geçirdiği bir soruşturma sonucu iki yıl sürgüne mahkûm edildi. 1845’te İskenderiye’de öldü.

        Akif Paşa Yozgat’ın bilinen ilk divan şairi olması açısından önem taşır.

        Yapıtları: Tabsıra, Münşeat-ı Elhac Âkif Efendi ve Divançe, Eser-i Âkif Paşa, Muharrerat-ı Hususiye-i Âkif Paşa.

        Divan şairi olmasına karşın hece ölçüsüyle yazdığı bir mersiye (övgü şiiri) vardır:

 

                      MERSİYE

        Tıfl-ı nazenimin unutmam seni,

        Günler, aylar değil geçse de yıllar.

        Telihkâm eyledi fırakın beni,

        Çıkar mı hatırdan o tatlı diller?

 

        Kıyılamaz iken öpmeye tenin,

        Şimdi ne hâldedir nazik bedenin,

        Andıkça gülşende gonca dehenin,

        Yansın ahım ile kül olsun güller.

 

        Tegayyürler gelüp cism-i semine,

        Döküldü mü siyah ebruvebine,

        Yayıldı mı sırma saçlar zemine,

        Dağıldı mı kokladığım sümbüller?

 

        Feleğin kinesi yerin buldu mu,

        Gül yanağın rengi ruyin soldu mu,

        Acaba çürüyüp toprak oldu mu,

        Öpüp okşadığım o pamuk eller?

 

        

        ÂŞIK DİNDARİ [MUHİTTİN KAYNAR (1901-1966)]

Muhittin kaynar

        Halk şairi. 1901 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Alcı köyünde doğdu. Ailesi yoksul olduğu için okuma olanağı bulamadı. İlkokul üçüncü sınıftan ayrıldı. Çalkantılı bir yaşam sürdü.

        Şairliğe başlayışı şöyle anlatılır: On bir yaşında babasından dayak yiyip evden kaçmış. Köyün Beşpınar mevkiinde kavakların dibine yatmış. Uykusunda bir düş görmüş. Üç nurani yüzlü kişi ellerinde birer bardak şerbet sunmuşlar ona. Birisi, “Uyandıralım, tümünü içsin.”; diğeri, “Aklını yitirir, daha küçük.”; üçüncüsü de, “Bir yudum verelim.” demiş. Muhittin Kaynar o şerbetten bir yudum içmiş. Kendinden geçmiş olarak eve gelip yatmış. Ağzına geleni söylemeye başlamış. Annesi çocuğa bir şey oldu diye çok korkmuş.

        Ertesi gün Yortan köyünde düğün varmış. İlk şiirini burada söylemiş. Dili açılan Âşık, Dindari takma adını o gece almış. 54 yıl âşıklık geleneğini yaşatmaya çalışmış. Şiirler, türküler, destanlar söylemiş.

        Yaşamının son günlerini Ankara’da geçiren âşık, şiirlerinde hece ölçüsünü ustalıkla kullandı; daha çok koşma ve destan türünde şiirler yazdı.

        İlk şiir kitabını 1965’te yayımladı.

        1966 yılında Ankara’da öldü.

        Şiirlerinden bir örnek:

 

                    GELİN ALAYINA

        Sabahtan rastladım ben bir yosmaya,

        Yıkılmış çehreler, hâller perişan.

        Karışmış zülüfler, örtmüş yüzünü,

        Toplanmaz bir yere, teller üşümüş.

 

        Rüzgâr değer, zülüfleri dağılır,

        Ala gözler sağa sola çevrilir,

        Al duvağı pembe yüzden sıyrılır,

        Dizgin tutan güzel eller üşümüş.

 

        Sarıya meyaldir takım elbise,

        Hiç zulüm çekip de düşmemiş yasa,

        Cennetlik yanaktan alanlar buse,

        Sızıyor dudaktan, ballar üşümüş.

 

        İnci dizisidir dişler sırası,

        Kirpikler ok gibi kudret karası,

        Bir buğday eninde kaşlar arası,

        Solmamış yanakta güller üşümüş.

 

        Güzeli methetmek Muhittin işi,

        Bir ceylan yavrusu, yirmidir yaşı,

        Ya Rab nittin halkı yakan güneşi,

        Baksana o nazlı kullar üşümüş.

 

        ÂŞIK GÜLBAHÇE [SALİM GÜLBAHÇE (1958 – )]

Salim Gülbahçe

 

 

 

 

 

 

        Halk şairi. 1958’de Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Taşpınar köyünde doğdu. Üç yaşındayken ailesi Yozgat’a göç etti. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat’ta tamamladı. Üniversiteye gittiyse de çeşitli nedenlerle ayrıldı.

Şiir yaşamına on altı on yedi yaşlarında gizemli bir duygunun rüzgârıyla başladı. Şiirlerinde Gülbahçe adını kullanarak yazmaya başladı. İlk şiirleri; 1977’de Yozgat’ta günlük çıkan, dört sayfalık Anadolu Gazetesi’nde yayımlandı. 1983’te Kültür Bakanlığı araştırma görevlileri tarafından belirlenmesi ve şiirlerinden bazı örnekler alınarak bakanlığın seçkisinde yer alması, şairin şiir yazma isteğini kamçıladı.

        Bugüne dek beş yüze yakın şiir yazdı, ama henüz basılmış bir kitabı bulunmamaktadır.

        Şiirlerinde ağırlıklı olarak tasavvuf, öğüt, ağıt, taşlama, övgü (methiye), gelenekler, vatan ve sevgi konusunu işledi.

        1986’da Kültür Bakanlığının resmi olarak kayıtlı şairler listesine alındı ve kimlik kartı başvurusu yenilenerek 2010 yılında “Halk Şairi Bakanlık Kimliği” il kültür müdürlüğü tarafından kendisine teslim edildi.

        Şair, Türkiye genelinde yapılan şiir yarışması ve şiir şöleni etkinliklerine de katılarak Yozgat’ı temsil etmektedir. Ayrıca radyo ve TV programlarındaki davetlere katılarak Türk halk edebiyatının ve halk şiirinin yaşatılması adına şiirlerinden örnekler sunarak etkinliklerini sürdürmektedir.

        Yozgat, Bozlak, Türk Folkloru, Erciyes, Bozok, Sevgi Yolu, Maki gibi dergilerde ve Yozgat, Adana, Ankara vb. gibi yöresel gazetelerde değişik zamanlarda birçok şiirine yer verildi.

        Şair, halk şiirinde âşıklar geleneğine uyarak şiirlerini dörtlükler biçiminde söylemektedir. Hece ölçüsünün yedili, sekizli, on birli kalıplarını kullanmaktadır.

        Yozgat’ta 2006 yılında kurulan YOŞAYBİR ( Yozgat Şairler ve Yazarlar Birliği ) Derneğinin kurucu üyelerindendir.

        Şu anda Yozgat 75. Yıl Anaokulunda memur olarak görev yapmaktadır

        Evli olup biri oğlan, biri kız olmak üzere iki çocuk babasıdır.

        Çeşitli kitaplarda çok sayıda şiirleri yayımlandı.

        Aldığı ödüller:

        1989’da Yozgat’ta yapılan Hıdırellez (Çamlıkta Eğrice) şiir yarışmasında üçüncülük

        2008’de Bodrumda düzenlenen Uluslararası Şiir Şöleni’nde “Bodrum” şiiriyle mansiyon (jüri özel ödülü)

        2009’da “Yozgat Güzellemesi” şiiriyle Hikmet Okuyar özel birincilik ödülü

        2010’da “Çorum Güzellemesi” şiiriyle Hikmet Okuyar özel birincilik ödülü.

        Şiirlerinden bir örnek:

 

                  YOZGAT GÜZELİ

        Bir güzel gördüm ben Yozgat ilinde,

        Sanki gerçek değil; rüya, düş gibi.

        Bir ilvan, bir eda var dilinde,

        Kanat çırpıp geçen keklik kuş gibi.

 

        Ayrılmaz oldum, düştüm peşine,

        Cihanda rastlanmaz belki eşine,

        Gözlerinin şavkı düştü başıma,

        Beni sersem etti yalçın taş gibi.

 

        Yaktı, kül eyledi beni gönülden,

        Çaresizim, bir şey gelmez elimden,

        Düğümlendi, söz çıkmadı dilimden,

        Sanki her gün içen sarhoş, keş gibi.

 

        Bakakaldım cemaline, yüzüne,

        Tipi, boran çöktü gönül yazıma,

        Bir gariplik geldi bir an gözüme,

        Tıpkı boza benzer, biraz şaş gibi.

 

        Tanrı uğratmasın onu nazara,

        Dil dökerken sözüm döndü azara,

        Sanki tenim verdim ölüp mezara,

        Her yanım tutmadı ölü, leş gibi.

 

        Gönlüm ok ucunda, o dilber yayda,

        Atarsa göremem haftada, ayda,

        Gülbahçe dilberden yok sana fayda,

        Beyhude bağlanma ona eş gibi.

 

Âşık Gülşanî 1Âşık Gülşanî 2

      

        ÂŞIK HACI [HACI YUSUF ÇETİN – 1940 – 2008 )]

Hacı yusuf Çelik

        Halk şairi. 1940 yılında Yozgat’ın Çayıralan ilçesinin Aşağı Yalısaray köyünde doğdu. Yaşamının tüm maceralarını, öykülerini, şiirlerini şiir defterinde topladı.

        1962 yılına dek köyünde kalan âşık, bu tarihten sonra Türkiye’nin dört köşesinde hem düşünde gördüğü kızı aramak hem de geçimini sağlamak düşüncesiyle destan satmaya karar överdi. Köyünü terk edip Kayseri’ye, sonra da Çukuova’ya gitti. Ekmek parası kazanabilmek için bahçe çapaladı. Bir süre Tarsus’ta, Mersin’de kaldı. İstanbul’a gitti.

        Gurbette geçen yılların verdiği sıla özlemiyle duygu dolu şiirler söyledi. Çoğu doğaçtan söylediği şiirlerine bütün acılarını, hayallerini yansıttı. Şiirlerinde doğanın, kadının güzelliğini, haksızlıkları, zulümleri işledi.

        1970’te Sarıkaya’ya yerleşti. Sık sık köyüne giderek çocukluğunun geçtiği yerlerde özlem giderip şiirler söyledi. Düşünde gördüğü kızı unutup teselliyi evlilikte, doğada ve insanlarda buldu. Zaman zaman çağırıldığı toplantı, şenlik ve düğünlerde şiirleriyle seslendi çevresindekilere.

        Şiirlerinden bir örnek:

 

                 TEMBELLİK

        Tembellik getirir başına bela,

        Evini başına yıkar tembellik.

        Tembel olan kişi kendini bilmez,

        Çıkmaz bataklığa sokar tembellik.

 

        Her an geri kalır tembelin işi,

        Sararır kirpiği, paslanır dişi,

        Altmışa, yetmişe varırsa yaşı,

        Ejderha olsa da yıkar tembellik.

 

        Tembellik bir huzursuzluk getirir,

        İçindeki sevgiyi yer de bitirir,

        Tembellik çok gerilere götürür,

        Evini, malını yıkar tembellik.

 

        Âşık Hacı tembelliği karşıyım,

        Dikkat edip hâllerine şaşıyım,

        Doğr’olursan doğruların eşiyim,

        Sözüm gerçek, çok kötüdür tembellik.

 

       ÂŞIK İBRAHİM (? – ?)

       Halk ozanı. 18. yüzyılda yaşadı. Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Bahadın beldesinde doğdu. Şiirleri sazlarla dile geldiği, plaklara okunduğu, birkaç dergide yazıldığı ve takvim yapraklarında yer almasına rağmen kimliği ile bütünleşen bir yapıt oluşmadı.

        Âşık İbrahim, çevresinde “hak âşığı” unvanına kavuşan bir halk şairidir. Yaşamı halk arasında efsaneleşmiştir. Şiirlerini hece ölçüsüyle ve zamanına göre duru bir Türkçeyle yazmıştır.

        Köyün hatırı sayılan büyüklerinden birini incitici bir söz söylediği söylentisi üzerine Karısı Senem’e sitem eden şu şiiri söyler ve bir süre köyden ayrılır:

 

                SENEM’E SİTEM

        Ben gidiyom, emanetin Allah’a,

        Ben gidersem bu ellerde gal gayrı.

        Terk eder sılayı şimdiden sonra,

        Gelmeyince kadirimi bil gayrı.

 

        Benim sevdiceğim kaşı kemandır,

        Bu aşkın elinden hâlim yamandır,

        Gidiyom ya gelecveğim gümandır,

        Helallaşak nazlı yârim gel gayrı.

 

        Ben yolcuyum, beni yoldan eğleme,

        Kement atıp yollarımı bağlama,

        Bu sevdadan vazgeçilir belleme,

        Senin sözün ceddimize zül gayrı.

 

        İbrahim’im ben bu elde duramam,

        Lokman Hekim gibi yaralarım saramam,

        Gül yüzlümün yüzünü de göremem,

        Dost bağından ayrılıyor yol gayrı.

 

        ÂŞIK KAPLANİ [(HASAN KAPLANİ (1958 -)]

GetImage2 (3) apv0ms0tirtcrggcg1p2dmtdle29fh

        Halk şairi. 2 Nisan 1958’de Yozgat’ın Sorgun ilçesine bağlı Tulum köyünde dünyaya geldi. İlkokulu köyünde bitirdi. Ortaokulu Sorgun’da ve Sorgun’a bağlı Eymir bucağında okudu. Lise öğrenimine Ankara Mustafa Kemal Lisesinde başladı. Bir yıl Samsun’da okuduktan sonra yeniden Ankara’ya döndü ve İnönü Lisesinden mezun oldu. Yükseköğrenimini Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinde tamamladı.

        Küçük yaşlarda şiir yazmaya başladı. Henüz 10 yaşındayken de bağlamayı eline aldı. Onu bu konuda yönlendiren ve ilk bağlamasını kendi eliyle yapıp ona veren amcası Yusuf Kaplan oldu. Kaplani bundan sonra bağlamasını elinden bırakmaz oldu. Kendini geliştirdi. Çalıp söylediği türkülerle dikkat çekti.

        1977’de halk konserleri etkinliklerine yöneldi. Aynı yıl “Halk Ozanları Kültür Derneği”ne üye oldu. Daha sonra dernekte yönetim kurulu üyeliği, genel sekreterlik ve denetleme kurulu başkanlığı görevlerinde bulundu.

        Çoğunlukla Kaplani mahlasını (takma adını) kullandığı şiirlerinde hemen her tür konuyu işledi. 1980’li yılların ortalarında söylediği birçok türkü ile adı duyulan Kaplani’nin şiirlerinin bir bölümü, Metin Turan tarafından hazırlanan “Yürüyorum Dikenlerin Üstünde (1999)” adlı kitapta yayımlandı. Şiirleri ayrıca birçok dergi ve kitapta yer aldı.

        Kaplani’nin tek başına ve diğer sanatçılarla birlikte albüm çalışmaları oldu. İlk kaset çalışmasını 1980’de yaptı.  1997’de “Yanar Yüreğim” adıyla bir başka kaset çıkardı.

        Bugün birçok halk müziği sanatçısı tarafından okunan güzel türkülerin altında (50’nin üzerinde türkü) Hasan Kaplani’nin imzasını görüyoruz: “Yürüyorum Dikenlerin Üstünde”, “Senin Gibi Sahte Dosta inanmam”, “İkrarım İkrardır Gül Yüzlü Dostum”, ”Nazlı Yâr”, “Bahar Geldi, Yaz Gelmedi”, ”Bırak Gam Kederi Yaralı Gönül” bunlardan bazılarıdır. Kaplani’nin ayrıca “Bahar Gözlü Yârim” adlı bir şiir kitabı vardır.

        Kaplani, halkın içerisinden çıkıp kendisini yetiştirmiş birisidir. Onun belki de en büyük ayrıcalığı; halk şiirini sevmiş olması, bu geleneği yaşatacak, ona saygıyla bağlı bir aileden gelmesidir.

        Evli ve üç çocuk babası olan Kaplani, şiir çalışmalarının yanı sıra kaset hazırlıkları ve genç sanatçıların eğitimiyle  yaşamını sürdürmektedir.

       Şiirlerinden bir örnek (türkü sözü):

 

        YÜRÜYORUM DİKENLERİN ÜSTÜNDE

Karanlık bir gece, yol görünmüyor,

Yürüyorum dikenlerin üstünde.

Kara çalı bana aman vermiyor,

Yürüyorum dikenlerin üstünde.

 

Güneş erken doğup şafak sökmüyor,

Gökteki bulutu söküp atmıyor,

Ay karanlık, güneş ışık tutmuyor,

Yürüyorum dikenlerin üstünde.

 

Sonlanmadı menzil ile durağım,

Belki çok yakınım, belki ırağım,

Yaralandı parça parça ayağım,

Yürüyorum dikenlerin üstünde.

 

Yavaş yavaş ilerlerken Kaplani,

Benim ile yola çıkanlar hani,

Geri dönsem taşa tutar el beni,

Yürüyorum dikenlerin üstünde.       

 

        ÂŞIK MECZUBİ [NURİ DOĞRUYOL (1930 – )]

Aşık meczubi

        Halk şairi. 8 Şubat 1930’da Yozgat’ın Yerköy ilçesinin Terzili köyünde doğdu. Şiirlerinde “Meczubi” takma adını kullandı.

        1948 yılında bazı gazete ve dergilerde şiirleri yayımlanan âşık, bir eleştiri ve gülmece ustasıdır. Ancak iç dünyasında Yunus Emre gibidir. Yiğitlik, kahramanlık şiirleri yazanlar arasında da sayılı şairlerdendir.

        Şairin “Yozgat’ta Parlayan Güneş, Kalbimin sesi, Şakacı Kızlar, Kıbrıs’ı Özleyiş, Ölüm Döşeği, Dedikodusuz Yuva, Dile Gelen hakikatler” adıyla yayımlanmış şiir kitapları vardır. 8’li ve 11’li hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerde duru bir Türkçe kullanmıştır.

        Şiirlerinden bir örnek:

 

                         GÜZEL

        Sarma her merhemi yarana sakın,

        Sensin bana benden çok daha yakın,

        İsyanımı hoş gör, hâlime bakın,

        Kün emri sahibi, taptığım güzel.

 

        Sığmaz kitaplara senin bu vasfın,

        Bin bir ismin vardır, amma bir aslın,

        Ölürsem bu yazım hatıra kalsın,

        Gün oldun hayatta, taptığım güzel.

 

        Yaz diye emrettin, yazdı kaleme,

        Ne şüpheye düştüm ne de eleme,

        Varlığın bildirin cümle âleme,

        Ün oldun hayatta, taptığım güzel.

 

        Arşa, kürse sahip bir nazlı yârsın,

        Bulutsun, rüzgârsın, yağmursun, karsın,

        Her nereye baksam orda sen varsın,

        Yön oldun hayatta, sevdiğim güzel.

 

        Ne büyük ibretler gösterdin bana,

        Şükür Meczubi’yi bağladın sana,

        Âşığımsın dedin, saldın meydana,

        Can oldun hayatta, taptığım güzel.

 

        ÂŞIK MUSTAFA TAŞKAYA (1959 – )

Mustafa Taşkaya

        Halk şairi. 1956’da Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Akocak (Bilalik) köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu ve liseyi Sorgun’da bitirdi. Ailesi yoksul olduğu için öğrenimini sürdüremedi. Şiir yazmaya 13 yaşlarında başladı. Aynı yaşta saz çalmayı da öğrendi.

        1976 yılından başlayarak ekmeğini gurbette aramaya çıktı. Baba, ata mesleği olan rençberlik gözünü, gönlünü doldurmamıştı. İstanbul’da kendine yeni bir yaşam kurdu. Bir kasetçilik ve plak şirketinde müzik çalışmalarına başladı. Şu anda da müzik çalışmalarını sürdürmektedir.

        Şair, yazdığı şiirlerin hepsini kendi besteledi ve saz eşliğinde çalıp söyledi. Piyasaya kendi besteleriyle doldurduğu albümler çıkardı. Şiirlerinde sıla özlemi, yoksulluk, yozlaşan ve değişen değer yargıları, haksızlık gibi konuları işledi.     Mahlas olarak kendi adı olan Mustafa’yı kullandı.

        Şiirlerinden bir örnek (özgün yazımıyla):

 

              YAZ BANA TANRIM

        Al fistanı giymiş önü düğmeli,

        Kiprikler ok gibi, gözler sürmeli,

        Kendi selvi boylu, tombul memeli,

        Böyle gözelleri yaz bana Tanrı’m.

 

        Gözlerini yarat zeytinden siyah,

        Ağzı pek ufacık, burnu topah,

        Al yanah üstüne bir de ben bırah,

        Böyle gözelleri yaz bana Tanrı’m.

 

        Al fistanı giymiş, başı yazmalı,

        Koluna takıp da şöyle gezmeli,

        Yanak elma gibi, üstü gamzeli,

        Böyle gözelleri yaz bana Tanrı’m.

 

        Akşam geç gelince uyanık görem,

        Okşayıp yüzünü, yüzüme sürem,

        Eğer istiyorsa canımı verim,

        Böyle gözelleri yaz bana Tanrı’m.

 

        Mustafa der ki hâlimi sorma,

        Gönlümden veririm yâre bir arsa,

        Yozgat kızı olsun imkânı varsa,

        Böyle gözelleri yaz bana Tanrı’m.

 

Âşık Nazi 1Âşık Nazi 2Âşık Nazi 3

Niyazi 1Niyazi 2

tarama0017 Niyazi 4

Niyazi 5

       

        ÂŞIK SITKI BABA [SITKI GÖK-1896-1961)]

        Halk şairi. 1986 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Tiftik köyünde doğdu. Asıl adı Sıtkı Gök olan şair küçük yaşlarda aynı köyde imamlık yapan Hafız Hoca’dan Kur’an öğrendi. Sonra Konya’da medrese öğrenimi gördü. Sorgun’un çeşitli köylerinde ve kendi köyünde imamlık yaptı. Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda hem Arapça hem Türkçe öğretmenliği yaptı. Sayısız öğrenci yetiştirdi.

        Asıl mesleği olan imamlığı bıraktıktan sonra çiftçilik yapmaya başladı. Bu ara Abdulgadir Geylani Tarikati’ne girdi. Ünlü şiirlerini undan sonra yazmaya başladı.

        Şair şiirlerinde daha çok tasavvufi konuları işledi. Dönemine göre oldukça yalın bir Türkçe kullandı. Şair için şiirlerini genellikle kaside tarzında yazdığı söyleniyorsa da dikkatli incelendiğinde bunların biçim olarak koşmaya benzediği ve hece ölçüsüyle yazıldığı görülür. Şiirlerinde 8’li ve 11’li hece ölçülerini kullanmıştır. Çoğu şiirleri yol gösterici ve öğüt vericidir.

        Şiirlerinden bir örnek:

 

        YALVARIRIM GÖNÜL SANA

        Yalvarırım gönül sana,

        Terk eyleme, kıl namazı.

        Elinde var iken fırsat,

        Terk eyleme, kıl namazı.

 

        Aman tembel tembel yatma,

        Şeytanın sözüne gitme,

        Nefsin dediğini etme,

        Terk eyleme, kıl namazı.

 

        Kabul olmaz dilekleri,

        Boşa gider emekleri,

        Çok incinir melekleri,

        Terk eyleme, kıl namazı.

 

        Kulum değil, dedi Allah,

        Lanete müstahak billah,

        Şeytana yakındır vallah,

        Terk eyleme, kıl namazı.

 

        Demir taraktan tararlar,

        Tenin toprağa kararlar,

        Kalbinde iman ararlar,

        Terk eyleme, kıl namazı.

 

        İki melek gelir sana,

        Der ne ettin, oku bana,

        Cevap veremezsin ona,

        Terk eyleme, kıl namazı.

 

        Orda sana kulum demez,

        Huzurundan kovar, komaz,

        Müminin senedi namaz,

        Terk eyleme, kıl namazı.

 

        Ey Sıtkı kendine gelsen,

        Namazın kıymetin bilsen,

        İki cihan gülem dersen,

        Terk eyleme, kıl namazı.

 

        ÂŞIK YÜKSELÎ [OSMAN YÜKSEL (1946 – )] *

Osman Yüksel

        Halk şairi. 20.09.1946’da Yozgat Merkez ilçeye bağlı Yudan köyünde doğdu. İlkokulu bitirdi. Askerlik dönemine dek inşaat ustalığı yaptı. Asker dönüşü 1972 yılında Millî Eğitim Bakanlığına odacı olarak girdi. 1974’te itibaren evrak dağıtıcılığına geçti. Çeşitli bakanlık kuruluşlarında görev yaptı. 1979 yılında Yozgat Millî Eğitim Müdürlüğü evrak kaydına atandı. 1993’te emekli oldu

        2003 yılında “Hoş Kokan Güller”, 2011’de de “Birliğe Çağrı” adlı şiir kitaplarını çıkardı. Güzelleme, taşlama, koşma, ağıt, uzun hava, mâni ve kahramanlık türküleri yazdı.

        Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından halk ozanı olduğu tescil edildi ve ozanlık kimlik belgesi aldı.

        Şiirlerinde “Yükselî” takma adını kullanan şair, Yozgat’ta yapılan çeşitli yarışmalarda ödüller aldı.

        Şiirlerinden Bir Örnek:

 

                    BU SABAH

        Bilmem ki karşıma nereden çıktın?

        Yüreğime alev saldın bu sabah.

        Dünyamı başıma bir daha yıktın,

        Aklımı başımdan aldın bu sabah.

 

        Nefsimi sakındım karadan, kinden,

        Sana zarar gelmez sevdiğim benden,

        Usanıp bıkmadım billahi senden,

        Bağrımı taşlara çaldın bu sabah.

 

        Arzunsa boy değil, güzel huy idi,

        Hani sevgi, saygı, sevda pay idi,

        Kırk yıl önce sözleşmemiz ney idi?

        Gönlümün gamını sildin bu sabah

.

        İlhamlar yükledin gamlı özüme,

        Ezelden vurgundum tatlı sözüne,

        Hâlâ tebessümle bakan gözüme,

        Şu ruh kovanımda baldın bu sabah.

 

        Gamla keder sarmış idi sinemi,

        Yine bürünmüşsün pullu yemeni,

        Geldin şenlendirdin gönül hanemi,

        Gülmezken yüzüme güldün bu sabah.

 

        Bakmadın yüzüme asla el gibi,

        Yanakların al al hala gül gibi,

        Coşturdun Yükselî azgın sel gibi,

        Yâr gönül deryama daldın bu sabah.

 

        * Âşık Yükseli hakkında Prof. Dr. İsmet Çetin’in de bir araştırma ve incelemesi vardır:

          Millî Folklor Dergisi, Yozgatlı Âşık Yükselî, Bahar 2000, Cilt 6, Sayı 45, s. 63.

 

 

       FENNΠ[MEHMET SAİT (1850-1918)]

Fenni

        Divan şairi. 1851’de Yozgat’ta doğdu. Asıl adı Mehmet Sait olan şair, Demirli Medrese’de öğrenimini tamamladı. Ömer Ragıp Efendi’den Arapça ve Farsça dersleri aldı. Şiirlerinde Fennî takma adını kullandı.

        Şair, Yozgat Meclis İdaresi başkâtipliği, vergi başkâtipliği görevlerinde bulundu. Ankara Lisesinde edebiyat öğretmenliği yaptı. İyi bir şair olduğu kadar iyi bir hattat (yazı sanatıyla uğraşan kişi), hakkâk (mühür kazıyan, maden, taş, tahta, yaprak vb. üzerine şekiller çizen, yazan kişi) olarak da tanındı. Ayva ve ceviz yaprağı üzerine gözeneklerini boşaltarak yazdığı yazılardan biri günümüze ulaşmış olup Akademisyen Ali Şakir Ergin’in özel koleksiyonunda yer almaktadır. Pirinç tanesine İhlas suresini ve Ayetü’l-kürsî’yi yazdığı bilinmektedir.

        Şairin kendi adıyla yazdığı bir Fennî Divanı vardır. Divanındaki şiirlerinden bazıları M. Vehbi Ulusoy tarafından 1938’de Yozgat Halkevi tarafından çıkarılan Bozok dergisinin değişik sayılarında yayımlandı. Bu divan, şairin damadı tarafından sonra ortaya çıkarılmış olup Ali Şakir Ergin’in özel kütüphanesinde bulunmaktadır. Söz konusu eser Ali Şakir Ergin tarafından bastırılarak yayımlanmıştır.

        Fennî, divan şairi olmasına karşın hece ölçüsüyle de şiirler yazdı. Ama asıl şiirleri, babasının ve hocasının kasidelerinden aldığı esinle yazdığı gazelleridir. Fennî’nin dikkat çeken bir yönü de tasavvuf şair oluşudur. Bu konuda “Emekli     Öğretmen Hüsnü Köktürk”ün bir incelemesini aşağıdaki linki tıklayarak okuyabilirsiniz.

        http://www.geocities.ws/husnu66tr/Yozgatli-Fenni-siir.htm

        1920 yılında ölen şair yörede Fennî Baba olarak anılır.

        Şiirlerinden bir örnek (özgün yazımıyla):

 

                               GAZEL

        Hâlimi cânânıma arz eylesem şekvâ çıkar

        Etmesem sabr u tahammül etsem istiğnâ çıkar

 

        Ah ne müşkül derd imiş dilde muhabbet saklamak

        Söylesem diğer sükût etsem diğer ma’nâ çıkar

 

        Bir hakîkî iltifâtın görmedim görsem bile

        Rûz ise âsâr-ı hülyâ şeb ise rü’yâ çıkar

 

        Ben ne rütbe ağlasam olsam taleb-kâr-ı visâl

        Merhametsiz kâfirin ağzından ancak lâ çıkar

 

        Kabre girsem de kalır ‘aşkın benimle pâyidâr

        Yani ben ölmekle benden sanma bu sevdâ çıkar

 

        İşve-kârım tıfl-ı nevresken tanırdım ben seni

        Der idim şu penbe ten bir şûh-i müstesnâ çıkar

 

        Zübdedir âsâr-ı kilk-i zîfünûnum Fenniyâ

        Şerh olunsa dürlü dürlü nükte vü imâ çıkar

 

        KASIM KAZANCIKLIOGLU (1913-1976)

Kasım kazancıklıoğlu

        Halk ve divan şairi. 1903 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Alcı Köyü’nde doğdu. Halil İbrahim Ağa’nın tek erkek çocuğu olduğu için ailenin gözdesiydi. O günkü koşullara göre ekonomik durumu iyi olan babası, onu köyde mevcut olan iptidaiye (bugünkü ilkokul) gönderdi. İlk öğrenimini köyünde, ortaöğrenimini Yozgat’ta tamamladı. Ardından Konya Muallim Mektebini bitirdi ve 1927’de öğretmenlik görevine başladı. 1928 yılına kadar bu görevini sürdürdü. Askere gitti. Döndükten sonra yeniden öğretmenlik yaptı. Bir süre sonra da öğretmenliği bırakıp çiftçiliğe başladı. Bu ara fırsat buldukça şiirler yazdı.

        1950 yılında Sorgun’a yerleşti. 1965 yılına kadar serbest çalıştı. Bir yandan da şiir yazmayı sürdürdü, hatiplik yaptı. Bir ara siyasetle de uğraştı, sonra bundan vazgeçti.

        1965’te Yozgat Bayındırık Müdürlüğüne Köy içme suları baş teknisyeni kadrosu ile göreve başladı. 1971 yılında emekliye ayrıldı. Ankara Kayaş’taki evine yerleşti. Yaşantısını yine şiir yazmakla ve hoş sohbetlerle sürdüren şair 26.12.1976’da öldü.

        Şairin 6 erkek, 1 de kız olmak üzere 7 çocuğu vardır.

        Koşma, semai, taşlama ve divan tarzı şiirleri duygu yüklüdür. Öğretici şiirleri de vardır. Heceyi çok iyi kullanmıştır. Halk şiirlerinde oldukça yalın bir dil kullanmıştır.

        Şiirlerinden bir örnek:

 

                BİR GÜN

        Deli gönül ne gamlanır,

        Dolacaktır çile bir gün.

        Döne döne bahar gelir,

        Bülbül konar güle bir gün.

 

        Bir kitle var erginleşen,

        Sıkıştıkça derinleşen,

        Buruldukça gerginleşen,

        Mızrap değer tele bir gün.

 

        Var gücünü hiçe yoran,

        Düşünmeden tipi boran,

        Çağlar boyu bahçe kuran,

        Elbet verir sele bir gün.

 

        Yardakçılar yaltaklanır,

        Her kötülük savsaklanır,

        Kötürümler ayaklanır,

        Dilsiz gelir dile bir gün.

 

        Uyumayan göz kamaşır,

        Kem düşünen korku taşır,

        Bataklığa tez ulaşır,

        Gemi batar mile bir gün.

 

        Kasım kara gün çok saydın,

        Haracıyı içe yaydın,

        Kara günün sonu aydın,

        Güleriz baht ile bir gün.

 

Sır Kâtibi Âşık Necip 1 Sır Katibi Âşık Necip 2

 

ŞERAFETTİN HANSU (1969 – )

Şerafettin Hansu

        Halk şairi. 19.12.1969 yılında Yozgat- Boğazlıyan ilçesi Özler köyünde (şimdi belde) doğdu. Ortaokulu köyünde okudu. Lise öğrenimi için Kayseri’ye gitti, fakat okulunu ikinci sınıfta bıraktı. Askerlik sonrası Almanya’ya gitti.

        Müzik aşkı küçük yaşlarda başladı. Saz çalmayı kendi kendine öğrendi. Almanya’da sıla özleminin de etkisiyle sazına sıkı sıkı sarıldı. Zamanla kendini daha da geliştirdi. Meclislerinde bulunduğu âşık ve şairlerin izinden yürüdü. 2003 yılında şiir yazmaya başladı. Şiirlerinin çoğunu besteleyip yanık yorumuyla dinleyicilerine sundu.

        Yapıtlarında halkın türlü sıkıntılarına parmak bastı. Sevdasını da sazının tellerinde dillendirdi. Yüreği hep Yozgat özlemiyle çarptı. Bu özlem türkülerine de yansıdı. Birbirinden güzel türküler besteledi. “Yozgat, İnsandan, Değil midir, Ağlaştık Durdum, Bahar Gelmiş Yine Bizim Ellere, Eller Ayırdı Bizi, Bana dert Oldu, Gel Bu Sohbete, Bir Dünya Kuralım, Gurbet Soluğu” bunlardan birkaçıdır.

        Şerafettin Hansu, halen Almanya’da yaşamaktadır.  Burada sünnet, kına, düğün gibi etkinliklerde saz çalıp türkü söylemekte olan sanatçı birtakım televizyon programlarına da çıkmıştır.
Sanatçı; üçü erkek, biri kız olmak üzere dört çocuk babasıdır.

 

Âşık Gamlî 1 Âşık Gamlî 2İfşaî 1İfşaî 2

Himmetî 1 Himmetî 2

Hizbî 1Hizbî 2Hizbî 3Hizbî 4 Hizbî 5

        Yozgatlı Hüzni hakkında M. Halit Bayrı’nın da bir araştırma ve incelemesi vardır:

        Yozgatlı Hüznî, M.Halit Bayrı, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Kasım 1960, Cilt 6, Sayı 136, s. 2269, 2270.

tarama0018

 Seyrî 1Seyrî 2 tarama0022Zeminî 1 Zeminî 2 Zarî 1Zarî 2

       **************************************************************

        Buraya dek yaşam öyküleri verilenler dışında daha pek çok halk şairi ile divan şairimiz vardır. Bu şairleri göz ardı etmek söz konusu değildir. Tümünü tek tek ele almanın olanaksızlığı, bazıları hakkında da ayrıntılı bilgi edinememe nedeniyle onları da kendi arasında abc sırasına göre burada sıralama gereği doğmuştur. Yozgat’ımızı bu üretken insanlarına teşekkür ediyoruz.

 

        ÂŞIK ALİ ÇİFTÇİ

        ÂŞIK ÇAKIROĞLU

        ÂŞIK ÇATAR

        ÂŞIK DERDİYAR

        ÂŞIK DURMUŞ GÖÇ

        ÂŞIK AHMET YILDIZ

        ÂŞIK ÇAKIROĞLU (Mustafa Öztürk)

        ÂŞIK ÇERÇİ

        ÂŞIK DERUNÎ (H. Avni Bozok)

        ÂŞIK FEDAÎ (Gültekin Karabulut)

        ÂŞIK FEYYAZ BEKDUR

        ÂŞIK HACI ÖZKAN

        ÂŞIK HALİL (Halil Taşdemir)

        ÂŞIK HAŞİM ARICI

        ÂŞIK HAYDAR (Haydar Orhan)

        ÂŞIK HAYDAR ŞAHİNER

        ÂŞIK HIZLÎ (Ali Karaçay)

        ÂŞIK HURŞİT (Hurşit Atmaca)

        ÂŞIK HÜSEYİN ÇAVUŞ (Hüseyin Yeter)

        ÂŞIK İDRİS

        ÂŞIK İKRAMÎ (Mehmet Aydoğan)

        ÂŞIK KÂZIM DOĞAN

        ÂŞIK KULHAKİ

        ÂŞIK MURAT

        ÂŞIK MUTTALİP (Muttalip Erdem)

        ÂŞIK NURETTİN BAŞER

        ÂŞIK NİYAZİ ERSOY

        ÂŞIK ONBAŞI (Yahya Erbek)

        ÂŞIK SEFİL DÖNDÜ [Döndü Akdemir (“İçimdekiler” ve “Dağarcığımda Anadolu’nun Özverisi” adlı iki kitabı vardır.)]

        ÂŞIK VELİ VARLIK

        GÜNAYDIN KAZANCIKLIOĞLU

        HACI AHMET EFENDİ

        HACI ÇAY

        HASAN COŞKUN (DEMLÎ)

        HASAN HÜSEYİN ÇALIŞKAN

        HÜR ÂŞIK (Abdulkadir Sezgin)

        ŞEVKET SARAÇ

        SEYYAHÎ (Âşık Çelebi)

        YUSUF HAN

        ZİYA HIZIROĞLU