Koç Katımı, Saya Geçme ve Döl Dökümü

 

        KOÇ KATIMI

Koç katımı

 

       Koçların koyunlarla bir araya getirildiği gündür. Ağustos ayı sonu ile eylül ayı başında koçlar koyunlardan ayrılır, ekim ayı sonuna kadar iyice beslenir.  Koç katımı günü geldiğinde koçlar özel kök boyayla ya da kınayla boyanır. Boyunlarına ya da boynuzlarına elma ya da ayva takılarak süslenir. Koçlar ağıldan çıkarılırken sırtına küçük çocuk bindirilir, ardından sürüye katılır. Koç katımı günü tam bir bayram havası içinde geçirilir.

 

        SAYA GEZME

Saya Gezme

        Kuzunun anasının karnında tüylendiği, canlandığı gün olarak kabul edilen bu gün, koç katımından yüz gün sonraya denk gelir. Bu nedenle “koyun yüzü” ya da “davar yüzü” olarak da adlandırılır. Saya gezme günü köse oyunu oynanır. Çocuklar kapı kapı dolaşarak tekerlemeler eşliğinde yiyecek, bahşiş toplar ve eğlenirler.

 

        DÖL DÖKÜMÜ

        Koyunların kuzulamaya başladığı zamandır. Döl döküm zamanının öncesinden başlayarak kimi kaçınmalar, inanışsal pratikler uygulanır. Örneğin o gün evden tuz ve ateş verilmez. Kuzuların doğmaya başlamasıyla birlikte çobanlar ev ev dolaşarak sürü sahiplerinden hediyeler toplarlar.

 

         Prof. Dr. Sayın M.Öcal Oğuz‘un konuyla ilgili şöyle bir yazısı vardır:

 

        YOZGAT’TA KOÇ KATIMI, SAYA GEZMESİ VE DÖL DÖKÜMÜ

        Halk takvimi sipariş verilen veya özenilip taklit edilen bir takvim değildir. Halk takvimi yüzyıllar, bin yıllar içinde doğayı, havayı suyu, yeri göğü, ayı yıldızı gözleyerek oluşturulan tecrübelerin bir sonucudur. Göçebe Türkmen hayatının mührünü taşıyan Bozok Yaylalarında kasım “koç katımı”, şubat “saya gezme” ve mart “döl dökümü” ayı olarak bu takvim bilgisi ile ilişkilidir.

        Halk takvimi, yılı “kasım günleri” ve “Hızır günleri” olarak ikiye böler. Bu takvim esas itibariyle yılı yaz ve kış olarak iki mevsim olarak kabul eder. Kasım günleri miladi 8 kasımda başlar ve şubat 29 çekmezse 179 gün sürer. 6 mayısta Hızır günleri başlar ve 186 gün sürer. Halkın şubat ayında düştüğüne inandığı cemreler bu takvime dayalıdır. İnanca ve gözleme göre ilk cemre göğe 105 (miladi 20 şubat), ikince cemre suya 112 (miladi 27 şubat) ve üçüncü cemre ise 119 kasımda (miladi 5 mart) toprağa düşmektedir. Bu nedenle halk kasım 100 olunca (miladi 15 şubat), “Geldik yüze, çıktık düze.” atasözünü söyleyerek yaz geliyor diye sevinir. Kasımın 100’ü miladi takvimde şubatın 15’ine tesadüf eder. Aynı zamanda Alevilerde Hızır cemi, Romalılarda Saint Valentin günü olan bu günde yazın geleceğine dair ümit artmıştır ,ama gerçekte yazın gelmesi için “mart dokuzu”, “dokuzun dokuzu” ve “aprıl beşi” de geçilmelidir. Miladi 6 nisana tesadüf eden 150 kasım için söylenen, “Kasım 150, yaz belli.” atasözü, kışın sona ermekte olduğuna işaret eder. Nihayet halk yazın gelişi için son sözünü, “İstersen yazı, bekle Hıdrellezi.” diyerek söyler. Nitekim Hıdrellez, 6 mayısta gelir ve o gün 1 Hızır olarak yeni yılın ilk günü, yani yılbaşıdır. Bu nedenle Anadolu yeni yılı kutlamak için yılın ilk günü olarak kabul ettiği 1 Hızır’ı bekler, ama yeni yılın gelişini de büyük bir heyecanla ve adım adım gün gün takip eder.

        “Döl Dökümü”nden söz ederken kasımın 100. günü (miladi 15 şubat) yapılan “saya gezme” törenini unutmamak gerekir. Saya gezme töreninin neden yapıldığını anlamak içinse “koç katımı” şenliklerini bilmek gerekecektir. Koyunların gebelik dönemi 150 gündür. Halk takviminde yaz günlerinin bittiği ve kış günlerinin başladığı kasım günlerinin başlangıcında koç katımı şenlikleri yapılır. Yaz boyunca koyunlardan ayrı tutulan ve beslenip bakılan koçlar, çoban tarafından özel boyalarla ve kendine özgü desenlerle boyanır ve davullu zurnalı şenliklerle koyun sürüsüne katılırdı. Koç katımını takip eden 100. gün, halk takvimine göre kasım günlerinin olduğu kadar kuzuların ana rahmine düşüşünün de 100. günüdür. Saya kelimesinin Türkçesi “yüz” demektir. Bu nedenle “saya gezme” ile “koyun yüzü” terimleri “koç katımı”nın 100. gününe işaret eder. “Saya gezme” töreni, çobanın öncülüğünde ve gece yapılan bir törendir. Bu törende koyunların gebeliğinin 100. günü, “Geldik 100’e, çıktık düze.” atasözünün sevinciyle yapılırdı. Lambalar, çıralar, ışıklar, ziller, çanlar ve köse-gelin oyunları ile herkesi etrafına toplayan bu şölen, durağan kış günlerini süsleyen büyük bir dönüşüm eğlencesiydi.

        Kasım ayı 150 olunca halkın kullandığı “Kasım 150, yaz belli.” atasözü aynı zamanda “döl dökümü”nün başlangıcına işaret eder. Miladi takvime göre 6 nisana tesadüf eden bu gün, eskilerin ifadesiyle “baba hesabı” denilen ve miladi takvimden 13 gün çıkarılarak hesaplanan geleneksel takvime göre 23-24 marta tesadüf eder. Bu nedenle koyunların kuzulamaya başladığı kasımın 150’li günlerinde “döl döküm ayı” başlar. Çobanlar her gün heybeler dolusu kuzuyu sürü sahiplerine ulaştırırlardı. Çocuklar “çobanın heybesinde acaba bizim kuzumuz var mı” merakıyla sürünün gelişini akşamları heyecanla beklerlerdi.

        Yozgat’ın bugün dağlarından koyun, avlularından kuzu sesleri gelmiyor. Ne sürü kalmış ne çoban. Küçükbaş hayvan üretimi dibe vurmuş. Böylece “koç katımı”, saya gezme” ve “döl dökümü” hem bilgi hem de şölen ve tören olarak hayatımızdan çıkmış. Halk takvimini bilenler, ya ölüp gitmişler ya sosyal hayattan uzlet köşelerine çekilmişler. Gençlere halk takvimini ve ona bağlı tören ve şölenleri ne eskiler aktarabilmiş, ne okullar öğretmiş, ne de kitle iletişim araçları fark etmiş. Böylece genç ve gelecek kuşakların tören ve şölen birikimini; Sevgililer Günü, Paskalya veya Cadılar Bayramı oluşturmuş.

 

Congolos

        Congolos, diğer adıyla Karacongolos, kışın en soğuk günlerinde evlere girdiğine inanılan düşsel bir yaratık, bir cadıdır. Yozgat yöresinde Congolos adıyla anılır. Evlere kışın ortasında, soğukların en fazla arttığı zamanlarda (10 ocak- 17 ocak) uğradığına inanıldığı için Yozgat’ta bu günlere Congolos Ayı denir. Mevsim tarifleri; “Congolos girdi.”,  “Congolos çıktı.” biçiminde yapılır.

        İnanışa göre Congolos; açıkta duran yiyecek küplerine tükürür, idrarını yapar, böylece hastalıklara neden olurmuş. (Bu yolla hastalığa yakalandığına inanılan insanlara marazlı denir.) Congolos, bazen de uyuyan insanı, yakınlarından birinin sesini taklit ederek çağırırmış. Uyanmazsa onu alıp götürür ve dışarıda soğuktan donmaya terk edermiş. Congolos’un pancar olan evlere gelmeyeceğine inanılırmış. Congolos’un evlere uğramaması için pancar pişirilip eşiklere gömülür ya da lohusalara, dünürlere, sevilen kimselere verilirmiş.

A’dan Z’ye Yozgat Mânileri

                A’dan Z’ye Yozgat Manileri başlıklı bu bölümde Türk Folklor Araştırmaları Dergisinde yayımlanan 446  mâniye yer verdim.  Uzun çalışmalar sonucu derlediğim bu mânileri sizlerin beğenisine sunuyorum.

        Dilerim Yozgat’ımızın halk kültürüne azıcık da olsa bir katkı sağlamışımdır.

 

123456789101112131415161718

 

Türküler

        Yozgat türküleri sekiz alt başlıkta verilmiştir. Bu başlıklar sırasıyla; Tüm Türküler (Notaları, Sözleri), Türkü Dinle, Öykülü Türküler, Türkü Videoları 1, 2, 3, 4, 5‘tir.

        Üst menü üzerine gelindiğinde alt menüler aşağı doğru sıralanmaktadır. Bunlardan dilediğinizi tıklayarak ilgili menüye ulaşabilirsiniz.

        “Tüm Türküler” ve “Türkü Dinle”de yer alan bilgiler TRT arşivlerine aittir. “Türkü Videoları 1, 2, 3″te Yozgat’a ilişkin ortak (anonim) nitelikli türküler yer almaktadır. “Türkü Videoları 4’te Yozgatlı Halk Ozanı Hasan Kaplani’nin, “Türkü Videoları 5″te de Yozgatlı Türk Halk Müziği Sanatçısı Selahattin Bölük’ün özgün parçalarına yer verilmiştir.

Halk İnanışları

      Halk inanışlarının bir bölümü ortak nitelikler taşırken bir bölümü köyden köye bile farklılıklar göstermektedir. Bu inanışlar iyi niyete dayanmakta, ama bilimsel nitelik taşımamaktadır. Hatta bazı inanışlar, halk sağlığı açısından sakınca da doğurmaktadır. Ancak zengin bir kültür ögesidir halk inançları. Saftır, özdendir, sıcaktır, buram buram halk kokar. Onu yücelten de işte budur.

      Halk inançları burada birtakım alt başlıklar altında sıralanmıştır. Halk inançlarıyla ilgili olarak pek çok internet sitesi araştırılmış, değişik veriler elde edilmiştir. Bu başlık altında iletilen veriler, daha önce de belirtildiği gibi farklı köylere ilişkindir. Tümü bir yöreye özgü değildir. Bu nedenle bazılarını yeni duyuyor olabilirsiniz. Ama bilinmelidir ki bunlar Yozgat halkının ortak kültür ürünleridir.

      Şimdi Yozgat’ın halk inanışları dünyasına bir yolculuk yapalım.

 

      1. DOĞUM VE ÇOCUKLARLA İLGİLİ İNANIŞLAR

      Yozgat halkının doğumla ilgili yaygın birçok inanışı vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz.

  • Hamile bir kadın kötü ve sevmediği kimselere dikkatle bakmaz. Bakarsa çocuğun ona benzeyeceğine inanılır.

  • Hamile kadın aş eridiği sırada kime bakarsa doğacak çocuk ona benzer.
  • Doğum süresi dokuz ayı geçen kadınlara “Camız eti yemiş.” diye takılınır.

  • Bazı köylerde doğumu hâlâ yaşlı köy ebelerine yaptırırlar. Doğum uzun sürdüğü zaman bu yaşlı ebelerde bulunan ve “Fadime Anamızın Eli” diye adlandırılan ot suya konur. “Bu bitkinin yaprakları açıldıkça çocuğun doğumu yaklaşır, tamamen açılınca çocuk doğar.” inancı egemendir.

  • Çocuğun üzerinden başka bir çocuğun ya da kardeşlerinin atlamasıyla çocuğun boyunun uzamayacağına inanılır.

  • Bir kadın doğum yapacağı zaman, bir olumsuzluk yaşanmaması için yanına hiç doğum yapmayan kadın sokulmaz.

  • Bazı yörelerde doğumdan sonra anneye soğuk su verilmez. Kız doğuran anneye, “Kızandan gelmiş it gibi yatar.”,  Erkek doğuran anneye de, “Yılkıdan (yayladan) gelmiş at gibi yatar.” denir. Bu oğlan çocuğuna ne kadar önem verildiğini vurgulayan bir anlayıştır. Kaynanası; anneye yağlı yumurta, süt ve yağlı yemekler pişirir. Bunları ebe kadına ve geline yedirir. Ağzı tatlı, huyu güzel olsun diye hamile kadına ekşi yedirilmez.

  • Çocuğu ölen kadın, uğursuzluk getirir düşüncesiyle lohusanın yanına alınmaz.

  • Lohusa kadının yanına kedi yaklaştırılmaz. Kedi yaklaşınca çocuğun öleceğine inanılır.

  • Lohusa kadın evdeyken değirmenden un gelirse uğursuzluk getirmesin diye alınmaz.

  • Lohusa kadına çiğ et getirilirse uğurlu olacağına inanılır.

  • Uğursuzluk olur düşüncesiyle iki lohusa kadın birbiriyle görüşmez. Görüşmek zorunda kalırlarsa arka arkaya gelerek birbirlerinin yüzünü görmeden iğne değiştirirler.

  • “Lohusa kadını al basar.” inancı yaygındır. Bunu önlemek için kadının baş ucunda sürekli Kur’an bulundurulur. Geceleri kadının yanında kocası ya da kardeşi bekler. Ayrıca kadının üzerinde kocasının ceketi, tuz, iğne ve ayak ucunda balta bulundurulur. Bazı yerlerde kadının yatağına kırmızı bir bez bağlanır ve odasında geceleri korkmaması için sürekli ışık yakılır.

  • Doğum yapamayan kadınlara çeşitli bitkiler kaynatılarak içirilir ya da hocaya okutulan yiyecek ve içeceklerden yararlanılır.

  • Doğum yapan kadın hemen iyi olsun diye bazı köylerde “haşıl” pişirilir, üzerlik tüttürülür.

  • Çocuk doğunca ayaklarından tutularak baş aşağı sallanır. Sonra annesinin sağ yanına konur. Ağzına kim tükürürse huyunun onun gibi olacağına inanılır. Sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunur.

  • Çocuğun yıkanacağı ılık suyun içine babaannesi bir gümüş yüzük atar. Bu, çocuk gümüş gibi parlasın; yani iyi insan olsun, diye yapılır. Aynı suyla annesi de yıkanır.

  • Çocuğun ilk banyosundan sonra güzel kaşlı ve güzel gözlü olsun diye kaşına, gözüne sürme çekilir. Ayrıca zengin olsun diye suya altın atılır.

  • Yeni doğan çocuğun düşen göbeği, sonra ailenin istediği gibi bir çocuk olması için cami ya da okul bahçesi gibi yerlere gömülür.

  • Doğan çocuğun alnı bezle bağlanırsa doğru olacağı inancı vardır.

  • Erkek çocuğu dayısına, kız çocuğu halasına benzer, inancı egemendir.

  • Çocuklara özellikle aynı sülaleden olan anne, baba, dede ve genç yaşta ölenlerin adlarını verme geleneği yaygındır. Böylece onların unutulmaması amaçlanır.

  • Çocuk doğduktan bir süre sonra dedesi ya da evin bir erkek büyüğü tarafından sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunur ve üç kez, “Senin adın …” diye seslenilir. Ardından da dua edilir. Bazı yörelerde çocuğun ailece belirlenen adını imam koyar, “Geleceği gayım (güçlü, sağlam) olsun. Hayırlı olsun!” diye dua eder. Böylece çocuğun vatana, ulusa hayırlı bir evlat olarak yetişeceğine inanılır.

  • Çocuk on beş günlük olunca uğurlu olacağı inancıyla ilk misafirliğe, kapısı kıbleye ve evi güneş gören sevilen bir aileye, götürülür. Gittiği evde çocuğa kısmeti bol olsun diye yumurta verilir ya da göğsüne kuru ekmek konur.

  • Bazı yerlerde çocuk kırk günlük olmadan dışarı çıkarılmaz. Bazı yerlerde de kız çocukları kırkını doldurmadan evden çıkarılırsa evde kalmayacağına inanılır.

  • Kırkı çıkan anne çocuğuyla birlikte ilk kez kimin evine giderse ev sahibi çocuğa para, yumurta, tülbent gibi hediyeler verir. Bu; çocuk şanslı, nasipli olsun, anlamına gelir.

  • Çocuğa kırk gün eşik atlatmazlar, melekler verir diye su vermezler.

  • Çocuğu kırk gün yere bastırmazlar.

  • Çocuk, anne sütüyle beslenip kundakta büyütülür. Doğmasından sonra kırk gün suyun içine yumurta kırılır ve çocuk bununla her sabah yıkanır. Kırk gün sonra annesi çocuğu kucağına alır

  • İlk kez sokakta kime rastlarsa çocuğun onun gibi olacağına inanılır.

  • Hırsız olmasın diye çocuğun tırnağını erken kesmezler.

  • Çocuk höllükle (toprakla) belenirse babayiğit olacağı düşünülür.

  • Gözleri şaşı olmasın diye kırkı çıkıncaya kadar çocuğun yüzü açılmaz.

  • Çocuk boş meme emince dili patır (peltek, kekeme, dilsiz) olur, diye düşünülür.

  • Çocuk 4-5 aylık olunca babasının cebinden para çektirilir. Böylece babasının parasının bereketli olacağına inanılır. Parayı çektikten sonra çocuğun tırnakları kesilir.

  • Çocuğun dişi çıkınca diş hediği yapılır. Diş hediği; buğday, nohut, kuru fasulye ve çedene karıştırılarak pişirilir. Pişen bu hediğin içine ceviz, fındık, sarı üzüm gibi çerezler katılır. Hedik; akrabalara, komşulara ve konuklara ikram edilir. Ayrıca başı ve dişi ağrımasın diye çocuğun başından dökülür.

  • Çocuk yürüme çağına gelir de yürüyemezse ayağına ip bağlanır, eline dürüm verilir. Başka bir çocuk, yürümeye başlaması için çocuğun ayağındaki ipi koparır, elindeki dürümü alıp yer.  Çocuk iki yıl geçmesine karşın yine de yürümeye başlamamışsa bir cuma günü sala ve öğle ezanı arası iki kız kardeş tarafından kollarından tutulup kıbleye dönülerek sallanır. Bu ara,

          Sallarız salaya,

          Yalvarırız Mevla’ya.

          Bu çocuk yürüsün,W

          İleriki cumaya.

          denilerek çocuğun öteki cumaya kadar yürüyeceği düşünülür.

  • Çocuk dört elle emekleyince konuk geleceğine inanılır.

  • Çok ağlarsa gözleri üzüm gibi kara olur.

  • Yeni doğan bebeğin kara kaşlı olması için kaşlarına kazan dibi sürülür.

  • Çocuk sarılık olduğu zaman başına sarı yemeni örtülür. Böylece hastalığın geçeceği düşünülür.

  • Çocuğa dikkatle bakıldığı zaman, gözleri yılık (şaşı) olur, inancı egemendir.

  • Çocuk evin yemişidir, hayır ve bereketi artırır.

  • Perilerden korkulduğu için çocuk yalnız bırakılmaz.

  • Çocuklara göz değmesin diye üstüne mavi boncuk, öd ağacı, iğde çekirdeği ve boş kurşun takılır.

  • Zamanında yürümeyen çocuklar evliyaya götürülür. Bu yolla sorunun çözüleceği inancı vardır.

  • Çocuk, göz değer diye yeşil gözlü kimselere gösterilmez.

  • Çocuğun herhangi bir yerinde kahve büyüklüğünde ben olursa annenin hamileyken kahve yediğine inanılır. Doğan çocuğun kollarında ve vücudunda sık ve sarı tüyler bulunursa annenin çok kuşburnu yediği düşünülür. 

      2. KADIN VE ERKEKLERLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Bir delikanlı uyumadan önce, tanıdığı yedi insanın evlerinin pencerelerini sayarak ertesi gün yapmak istediği şeyi aklından geçirirse dileğinin yerine geleceğine inanılır.

  • Delikanlılar evlenemeyiz diye akşamları aynaya bakmazlar.

  • Delikanlılar askere ya da gurbete giderken sular gibi akıp evine tez dönsün diye arkalarından su serpilir.

  • Genç kızlar erkeklerin önüne geçmezler, geçerlerse uğursuzluk getirileceği düşünülür.

  • Genç kız, büyüğünün yanında yemek yemez; aksi tutum görgüsüzlük olarak algılanır.

  • Genç kız, saygısı gereği çeşmede kendinden büyüğün testisini ya da helkesini doldurur; bazen de evine kadar suyunu götürür.

  • Odanın ışığını evin erkeği yakarsa o ev daima nur içinde ve bereketli olur.

  • Kadının yolda erkeğin önünü kesmesi uğursuzluktur.

  • Bir kadın iki erkeğin arasından geçerse çocuğu olmaz.

  • Bir adam iki kadının arasından geçerse sözü geçmez.

  • Bir erkek iki kız arasından geçerse köse olur.

  • Yarım çay içen kadın dul kalır.

  • Ava gidecek kişinin önünden kadın geçerse o kişi avlanamaz. Bu nedenle ava gitmekten vazgeçmelidir.

  • Kız çocuğunun saçını ilk kez dayısı keserse saçı gür olur.

  • Oğlan çocuğunun saçını ilk kez amcası ya da dayısı keserse saçı gür olur.

  • Kız baba evinden perşembe ya da pazar günü çıkarsa uğurlu olur.

  • Koç katımında koçun üzerine kız çocuğu bindirilirse doğacak kuzu dişi, oğlan çocuk bindirilirse erkek olur.

      3. EVLENME VE AİLEYLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Kadın erkekten yaşlı olursa o evde bolluk olur.

  • Evliliğin ilk günü gelin eşiğe yağ sürüp çivi çakarsa o evlilik ömür boyu sürer, yuva yıkılmaz.

  • Bir evde çocuk ne kadar çok olursa o evde o kadar bolluk olur.

  • İlk çocuk aileye uğur getirir.

  • Çok sakız çiğneyen erkeğin karısının geveze olacağına inanılır.

  • Evli erkek gece ıslık çalarsa şeytanlar başına toplanır.

  • Bir evin avlusundaki bir dala saksağan konar ve öterse ev sahibine müjdeli bir haber geleceği düşünülür.

  • Baykuşun ötmesi uğursuzluk sayılır. Mutlaka o evden biri ölür ya da evi yanar.

  • Düğünü olacak kızlar evlenince çok gezer diye evden pek dışarı çıkarılmaz.

  • Bir baba, çocuklarına tencere kapağında meyve yedirmez. Yedirirse nasiplerinin kesileceğini düşünür. Horozun ilk akşam ötmesi zenginliğe, yerlerin yarılması kıtlığa, tavuğun ötmesi karanlık günlerin geleceğine işaret olarak kabul edilir.

  • Gelin eve girerken kötü huyları yok olsun diye başında çanak kırılır.

  • Gelinin ayağının uğurlu olması için eşiğin üstüne yağ sürülür, kapıya çivi çakılır, ayağına kurban kesilir ve kınasına altın konulur.

  • Nazardan korunmak için gelin oğlan evinin eşiğinin önüne gelince üzerlik yakılır.

      4. İNSAN VÜCUDUYLA İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Elleri diz üzerinde kavuşturmak, parmakları birbirine geçirip el bağlamak iyi değildir, insanın kısmeti kapanır.

  • Parmakların çatırdaması iyidir, insanın sağlıklı olduğunu gösterir.

  • El yıkanırken önce sağ elden başlamalı, önce sol elden başlamak uğursuzluk getirir.

  • Tokalaşırken ya da birisine bir şey verirken sağ el kullanılmalıdır, sol el uğursuzluktur.

  • Baş taranırken dökülen saçları dökmek doğru değildir, bunlar toplanır, ölünce o kişinin kabrine konur. Çünkü bu saçlar kıyamet gününde yeniden bitecektir.

      5. EVLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Evin temeline kara taş koymak iyi değildir.

  • Kapının önünde oturan kişi iftiraya uğrar.

  • Duvar dibinde uyumak iyi değildir, insan çarpılır.

  • Evin bereketi için ufak bez torbalara üzerlik ve çörek otu konulup saklanılır. Bu uygulama şimdilerde bez torba yerine ufak cam şişeler kullanılarak yapılmaktadır.

  • Depo, ambar ve ahırın bereketi için kapıya at nalı çakılır.

  • Evin içerisi temiz olmazsa oraya melekler değil şeytanlar gelir. Böylece o evde mutluluk değil, geçimsizlik olur.

  • Evden bir kişi gurbete gittiği zaman o gün ev süpürülmez, dışarıdan konuk alınmaz. Aksi durum uğursuzluk kabul edilir.

  • Eşya taşımak için kullanılan ala iple komşunun evine girilmez. Komşunun başına bir uğursuzluk geleceğine inanılır.

  • Kapı eşiğinde oturulmaz, insan yoksul olur.

  • Kapı eşiğinde oturulmaz, insan bekar kalır.

  • Urganla komşunun evine girilmez. Aksi durumda o evde kıtlık olur.

  • Kapı eşiğinde oturulmaz, çünkü orada şeytan bulunduğuna inanılır.

  • Yağmur yağarken kapı eşiğinde oturmak günahtır.

      6. BEREKETLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Değirmenden ilk gelen unla yapılan ilk ekmeği yiyen kişinin karısı ölür.

  • Ekmek kırıntılarını yere atmak, ayakla çiğnemek evin bereketini götürür.

  • Bereketi artsın diye gurbete giden kişinin azığından bir parça ekmek çalınır.

  • Bir kişinin üzerinde dikiş dikilirse o kişinin kısmeti bağlanır.

      7. OCAK VE ATEŞLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Ateşe tükürmek, ateşe sövmek, ateşe tırnak atmak, su dökmek uğursuzluk getirir.

  • Sabah, evinden başkasına ateş verenin ocağı söner.

  • Ocağın üstünü boş bırakmak uğursuzluk getirir.

  • Sacayağının birdenbire devrilmesi evin başına bir yıkım geleceğini gösterir.

  • Tencerede su boşu boşuna kaynarsa düşmanlar çoğalır.

  • Lamba yakılmayan evin ocağı her vakit kararır.

  • Ateş çok önceden sönmüş olsa dahi külün yanında yatılmaz. Külde cin ve şeytanın oynak yaptığına inanılır.

  • Ateşin çıkardığı ses ateşi yakan kişi hakkında dedikodu yapıldığına işarettir.

      8. HAYVANLARLA İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Yılan öldürülüp suya atılır ve suda kaybolursa yağmur yağar ve durmaz, seller olur.

  • Kurt uluyunca ya ayaz olur ya kar yağar.

  • Bir evin başında baykuş öterse o evde biri ölür ya da bir yıkım olur.

  • İnek doğurunca eve ağır bir şey alınırsa ya da ağır bir şey kaldırılırsa ineğin sütü kesilir.

  • İneğin sütünü yere sağmak iyi değildir, hayvan hastalanır.

  • İlk yaylaya çıkışta sığırların ortasından bir yabancı geçerse sığırlar hamile kalmaz, doğum yapmazlar.

  • Bir kişinin önüne tavşan çıkması uğursuzluktur, mümkünse gidilen yoldan geri dönülür.

  • Çakal uluyunca yere tükürmek gerekir, yoksa insanın başına bir yıkım gelir.

  • Çakal ulumaya başlayınca hava açacak, günlük güneşlik olacak demektir.

      9. TARIM VE BİTKİLERLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Kara ağaçtan düşen yaşamaz.

  • İncir ağacının altında uyuyanları şeytan alır götürür.

  • Ceviz ağacının altında yaşayanları şeytan alır götürür.

  • Tarlada zina yapılırsa bereket olmaz.

  • Üzümün tanesini, karpuzun sap kısmındaki kabuğunun içini yiyenler yetim kalır.

  • Çocuğun bezleri yabani ağaca asılırsa çocuk yabani olur.

  • Nar tanelerini yere dökmek günahtır, nar cennet meyvesidir.

      10. KARANLIK VE IŞIKLA İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Akşam soğan yenen yere melekler gelmez.

  • Gece aynaya bakanın ömrü kısa olur.

  • Gece biber, soğan, sarımsak gibi acı şeyler dışarıya verilmez.

  • Yoğurt, süt, peynir gece dışarıya verilmez. Vermek gerektiğinde üzerine kömür, üzerlik ya da yeşil bir dal konulur.

  • Gece ıslık çalmak günahtır.

  • Gece evden eve tuz verilmez.

  • Akşam kapının önü süpürülmez.

  • Ekmek aktaracağı evden eve verilmez.

  • Çocuklar gece beş taş oynarsa düşman gelecek denir.

      11. SAĞLIKLA İLGİLİ İNANIŞLAR

      Aşağıdaki uygulamaların kişileri sağlığına kavuşturacağı inancı egemendir:

  • Baş ağrısında,alna ve başın ağrıyan kısmına patates dilimlenerek sarılır.

  • Karın ağrısında hastaya zeytinyağı ile pişirilen kömeç suyu içirilir.

  • Ağrıyan dişe tuz basılır.

  • Yanıklara süt yüzü ya da yoğurt sürülür.

  • Köpeğin ısırdığı bölgeye o köpeğin tüyü basılır.

  • Boğaz düşmesinde boğaza sobada haşlanan elma sarılır.

  • Olgunlaşıp patlaması için çıbanın üstüne ateşte haşlanan lahana ve kelle soğan sarılır.

  • Arının soktuğu bölge demirle ovulur ya da oraya yoğurt sürülür.

  • Kanamaları durdurmak için o bölgeye yakılan çaput ya da kağıt külü sürülür.

  • Ağrıyan kulağa anne sütü sağılır, sarımsak konur ya da kulak mercimeğin buharına tutulur.

  • Mayasır olan kişi kömeç buğusuna oturtulur.

  • Göbeği kesilen çocuğun yara yerine katran sürülür, nane basılır.

  • Zatürre olan kişinin ağzına kaynamış suyun buharı verilir.

  • İncinen ya da burkulan bölge jiletlenerek pis kan dışarı çıkarılır. Daha sonra o bölgeye zeytin, et, yumurta sarısı, kara üzüm sarılır. Aynı bölgeye fiğ unu ile tuz karılarak da sürülebilir.

  • Diz ağrısında ya da romatizmal ağrılarda ağrıyan bölgeye papatya ezilerek sarılır, ısırgan otu kaynatılarak suyu içirilir.

  • Böbrek taşının düşürülmesi için maydanoz yenir. At arabasına ya da traktöre binerek gezilir.

  • Nazardan korunmak için üzerlik tütsülenir, köz söndürülerek suyu kişiye içirilir. Çocukların yüzüne soba isi sürülür. Nazarlık kullanılır.

  • Öksürük için kurutulan ayva yaprağı kaynatılarak içilir.

      Kaynakça

      1. http://www.cigdemliyiz.com/?pnum=83&pt=BATIL%20%C4%B0NAN%C3%87LAR

      2. http://www.derbent66.com/v1/default.asp?derbent=halkhekimligi

      3. http://www.yasarkalafat.info/index.php?ll=newsdetails&w=1&yid=77

      4. http://www.yozgat.org.tr/sayfa.php?no=84

Şair ve Yazarlar 2

        ABBAS SAYAR (1923 – 1999)

3468Yılkı AtıYorganımı Sıkı SarÇelo Anılarda Yumak Yumak El Eli Yur, El de Yüzü

        Yazar ve şairdir. 21 Mart 1923 tarihinde Yozgat’ta doğdu. 1941’de Yozgat Lisesi’ni bitirdikten sonra 1945 yılında evlendi ve İstanbul’a yerleşti. Dört dönem İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Türkoloji eğitimi aldı, ancak eğitimini yarıda bırakarak Yozgat’a döndü. Bir süre çiftçilikle uğraştı. Yeniden İstanbul’a giderek matbaa kurdu, 1953’te Yozgat’a dönerek İstanbul’daki matbaasında 15 günde bir çıkarttığı gazeteyi Yozgat’ta yayımlamaya devam etti ve böylece şehrin Bozlak adlı ilk yerel gazetesini çıkarttı. Yozgat’ın Bozok ve İleri gazetelerinde çeşitli yazıları yayımlandı. Kısa bir süre politika ile ilgilendi. Yozgat Demokrat Parti müteşebbis heyeti kurucuları arasında yer aldı, ama politikaya olan ilgisini kısa zamanda yitirdi.

        11.07.1989 yılında Ayvalık Lisesi Edebiyat Öğretmeni Hanife Ender Sayar’la ikinci evliliğini yaptıktan sonra Balıkesir-Ayvalık’a yerleşti. Edebiyatın yanı sıra resim sanatı ile uğraştı. 1990’larda Ankara Antalya, Ayvalık ve İzmir’de sergiler açtı. 04.08.1999’da yatağında uyurken gece yarısına doğru fenalaşarak beyin kanaması geçiren Sayar, bir hafta sonra 12 Ağustos 1999 tarihinde İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesinde hayatını kaybetti. Mezarı Yozgat’tadır.

Abbas Sayar’ın bir oğlu vardır. Yozgat’ta askeri gazinonun bulunduğu bir sokağa adı verilmiştir.

        Abbas Sayar, yazmaya şiir ile başladı. Toplam 6 şiir kitabı yayımladı. Bu kitaplar çok dar bir çevrenin dışına çıkmadığından bugün bilinmemektedir. Ancak daha önce yayımladığı tüm şiirleri 1992 yılında derlenip Boşluğa Takılan Ses adıyla kitaplaştırılmıştır. 1999’da ölümünden sonra derlenebilen şiirleri ise Şiirler adıyla yayımlanmıştır.

1950’lerde roman türüne geçti. İlk romanı “Yılkı Atı”nı yazdıktan yaklaşık on-on beş yıl sonra 1970’te yayımladı. Yılkıya bırakılan bir atın doğadaki yaşam savaşını anlatan ve arka planda köy halkının yoksulluğu ve çaresizliğini sergileyen roman daha sonra filme uyarlanmıştır.

        “Yılkı Atı”nı yayımladıktan sonra ikişer yıl arayla romanlarını yayımlamayı sürdürdü. 1972’de yayımladığı “Çelo”, radyo oyununa (Nebahat Abla’yı Yitirdik adıyla) uyarlanmış; 1974’te yayımladığı Can Şenliği ise TV1’de dört bölümlük bir dizi film olarak gösterime sunulmuştur.

        Yazarın tek öykü kitabı “Yorganımı Sıkı Sar” 1976’da, “Dik Bayır” adlı romanı 1977’de yayımlandı. Takip eden yıllarda “Tarlabaşı Salkım Saçak” (roman, 1977), “Anılarda Yumak Yumak” (anı-roman, 1990), “Boşluğa Takılan Ses” (şiir, 1991), “Noktalar” (öz deyişler, 1991) adlı kitaplarını yayımladı.

        Abbas Sayar’ın yapıtları köy edebiyatı kategorisinde değerlendirilir. Yapıtlarında genellikle Orta Anadolu’yu anlatır. Romanlarında Türk köylüsünün nasıl yaşadığını bilmek, öğrenmek ve yaşam koşullarını değiştirmek gerektiğini aydınlara ve politikacılara haykırır.

        “El Eli Yur El de Yüzü” adlı romanında ise politika ile uğraştığı dönemdeki anılarından yola çıkarak 1954-1957 seçimlerinde Zağcıoğlu köyünün genel durumu, köylünün politikacılara bakışı, politikacılarla köy halkının birbirlerinden beklentilerini bir kara mizah örneği olarak gözler önüne serer.

        “Yozgat Var, Yozgatlı Yok” (2007) ta Abbas Sayar 1930’lardan 1980’lere uzanan yaklaşık yarım yüzyıllık bir zaman dilimi içerisinde Yozgatlının serüvenini olayların aydınlığında akıcı bir dille gözler önüne sermektedir. Ölümünden sonra yayımlanan bu kitabında Sayar, yalnızca Yozgat’ın cumhuriyetli yıllarına ait tarihine ağır başlı ışıklar yollamakla kalmıyor, Yozgatlıyı da eleştirel bir bakış açısıyla sorguluyor.

        Kazandığı ödüller:

        1971 TRT Roman Başarı Ödülü, Yılkı Atı

        1973 TDK Roman Ödülü, Çelo

        1975 Madaralı Roman Ödülü, Can Şenliği

        1987 Yozgatlılar Dayanışma ve Kültür Derneği Şükran Plaketi

        1992 Yibitaş Holding – Erdoğan M. Akdağ – 50. Sanat Yılı Plaketi

        1992 Kültür Bakanlığı – Kültür Bakanı : D. Fikri Sağlar – 50. Sanat Yılı Plaketi

        1992 Yozgatlılar Kültür ve Dayanışma Derneği – 50. Sanat Yılı Plaketi

        1992 Gazeteciler Cemiyeti – Başkan: Osman Hakan Kiracı – Yozgat’ın İlk Gazetecisi Plaketi

        1995 Edebiyatçılar Derneği Onur Plaketi ve Altın Madalya Ödülü

        1998 Türkiye Yazarlar Sendikası – İzmir Kitap Fuarı 98 – Yazarlık Emeğine Saygı Plaketi

        1998 Türkiye Yazarlar Derneği Ödülü

 

        ABDÜLKADİR ÇAPANOĞLU (1945 – )

akadircapanogluic

 

 

 

 

        Gazeteci, yazar, araştırmacı. 1945 yılında Cumhuriyet Bayramı sabahı Yozgat’ta doğdu. Babasının memuriyeti dolayısıyla ilkokulu Ankara, Kırklareli ve Dinar’da; ortaokul ile liseyi Niğde, Amasya ve Çanakkale’de okudu. İstanbul Pertevniyal Lisesinden mezun oldu. İstanbul İktisadi, Ticari İlimler Akademisini bitirdi.

        Çok yönlü bir kişiliği olan Abdülkadir Çapanoğlu, çeşitli alanlarda pek çok etkinliğe imza attı. Çanakkale’de ilk kez 40 kişilik Türk halk müziği korosu ve bağlama ekibi ile folklor ekipleri kurdu. Aletli jimnastik ve güreş yaptı. Çanakkale Lisesinde arkadaşları ile kurduğu kasa-minder ekibi ile 1964 yılında ilk kez 19 Mayıs kutlamalarında liseyi temsil etti. Çanakkale Kalespor’da voleybol oynadı.

         Yedek subaylığını Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Gaziantep’te askerî iz subayı olarak yaptı (21 ay). İş yaşamına bankacı olarak başladı. Sendikal etkinliklerinden dolayı dolayı 12 Eylül 1980 darbesinde gözaltına alındı. Türkiye’nin konusunda büyük şirketlerinde müdürlük yaptı.1994 yılında emekli oldu.

        İstanbul Ataköy’de oturmakta yazarın bir kızı ve iki erkek torunu vardır.

        Abdülkadir Çapanoğlu çeşitli konulardaki yazılarıyla kendini tanıttı. Bilgi ve birikimlerini okuyucularıyla paylaştı.

Halen Yozgat gazetesinde yazmayı sürdüren yazar, çağdaş görüş ve düşünceleriyle dikkati çekmekte,  Atatürkçü kimliğiyle öne çıkmaktadır.

        Bir Yozgat sevdalısı olan yazar, 9. göbekten Çapanoğlu olup Vezir Mehmet Celalettin Paşa ile Kapucubaşı Ahmet Bey’in torunudur. Çapanoğullarıyla ilgili çok sayıda araştırma ve incelemesi vardır.

 

        ADNAN BAŞER KAFAOĞLU (1925-2002)

Adnan Başer Kafaoğlu

 

 

 

 

 

 

         Maliyeci, yönetici, yazar. 25 Aralık 1925’te Yozgat’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat’ta yaptı. 1942’de Yozgat Lisesini bitirdi. 1946 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olduktan sonra aynı yıl Maliye Bakanlığı Teftiş Heyetine müfettiş yardımcısı olarak girdi. Bir süre sonra ABD’ye giderek Harvard Üniversitesinde “uluslararası vergi” konusunda lisans üstü eğitim yaptı.

        Gelirler Genel Müdürlüğü görevini de üstlenen Kafaoğlu, 1972 yılında Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Temsilcisi Yardımcılığı görevinde bulundu, daha sonra cumhurbaşkanlığı kontenjan senatörlüğü yaptı. 1980 yılında     Bülent Ulusu Hükûmetinde Devlet Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı görevlerini üstlendi. Bu görevi 1983 seçimleri sonuna değin sürdürdü.

        Mali konulardaki yazılarının yanı sıra, Harvard Üniversitesinde bastırdığı Economic Developmend And Agricultural Taxation in Turkey (Türkiye’de Ekonomik Kalkınma ve Zirai Gelir) adlı bir yapıtı vardır (1964).

 

        AHMET HAKAN COŞKUN(1967 – )

Ahmet Hakan aHMET hAKAN 2 aHMLET hAKAN 3 aHMET hAKAN 1

 

 

 

 

 

 

        11 Ağustos 1967’de Yozgat’ta doğdu. Çocukluğu, babasının memuriyeti sebebiyle Ağrı, Amasya, Çanakkale ve Balıkesir’de geçti. Bir süre Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okudu. 1993-1994 yıllarında muhabir olarak TGRT’de çalıştı. ‘Yankı’ haber programını yapan ekip içindeydi. Kanal 7 kurulurken, kadroya dahil oldu. Bir süre muhabir olarak çalıştı. 1995-2003 arasında Kanal 7 Televizyonu Haber Müdürlüğü’nü ve ana haber spikerliğini üslendi. Kanal 7’de İskele Sancak programını yaptı ve bazı bölümlerini kitaplaştırdı. İlk yazarlık serüvenine Yeni Şafak’ta başladı. Daha sonra Sabah’ta çalıştı. Şu anda Hürriyet’te yazıyor. Ayrıca, CNNTürk’de Tarafsız Bölge programını yönetiyor.

        Yapıtları:

        Ahmet Kabaklı-Neden Milliyetçilik

        Mehmet Eymür-Çeteler, Mafya ve Siyaset

        Deniz Baykal-CHP ve Anadolu Solu

        Yaşar Nuri Öztürk-Kuran Adına Konuşuyorum

        Orhan Pamuk-Kırmızı ve kar

        Orhan Gencebay-Ne olur Sev Beni

        Tarikat Gerçeği

 

        AHMET SARGIN (1954 – )

Ahmet Sargın Ahmet Sargın 1

 

 

 

 

        Gazeteci, şair, yazar ve televizyon programı yapımcısı. 1954 yılında Yozgat Merkez Kırım Köyünde doğdu. İlkokulu kendi köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. Yozgat İmam-Hatip okulu ve Yozgat Lisesi Mezunudur. 1975 yılında Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümüne kayıt yaptırdı. 1978 yılında bu okuldan mezun oldu ve Türkçe öğretmeni olarak göreve başladı. İlk görev yeri Sivas ili Gemerek ilçesi Karagöl Ortaokuludur. Siyasi olaylar nedeniyle can güvenliğinden tayin isteyerek 1980 Şubatında Yozgat Merkez Ortaokuluna tayin oldu. 1985 yılında rotasyon uygulaması nedeniyle Isparta Büyükgökçeli Kasabası’na atandı. l989 yılında bu görevinden istifa ederek Yozgat Yerköy MTSK Müdürü olarak göreve başladı. Bu görevinde bulunduğu sırada Yozgat Bayrak TV’de program yapımcılığı ve İleri Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı.

        Yozgat Bayrak TV’de “Bozok Şiir Akşamları” programını hazırlayıp sunan şair, “Gündem ” programları ile de izleyicisinin karşısına çıktı. 1995 yılında Yerköy Delice TV Müdürü olarak göreve başladı ancak görevi kısa sürdü. Kendi isteği ile görevinden ayrıldı. Yerköy televizyonunda da çeşitli programlar hazırlayıp sundu. “Yerköy’ün Sorunları ve Çözüm Yolları” konulu bir dizi toplantılar düzenledi. Aynı yıllar (1996) Matbaacı Yusuf Kayaalp’ le birlikte “Gelişen Yerköy Dergisi’ni” çıkardı. Bu derginin genel yayın yönetmenliğini ve Yerköy gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı.

        1987 yılında yeniden müracaatla öğretmenlik görevine döndü. Yozgat Sakarya İlköğretim okulu Türkçe öğretmeni olarak atandı. Bu okulda 2002- 2003 döneminde Türkiye genelinde açtığı “Kitap Bağışı” kampanyası ile 7 bini aşkın kitap toplayarak kendi okuluna bir kütüphane kurdu. Kitap toplama kampanyası ile diğer okullara da öncülük etti. Aynı dönemde Yozgat Gazetesi ve İleri Gazetesi köşe yazarlığını sürdürdü. “Bozok Gündemi ” başlıklı yazıları ile Yozgat kamouyunun ilgisini toplamaya çalıştı. 2004 Eylül ayında kendi isteği ile emekli oldu. Hâlen Yozgat İleri Gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.

        Ahmet Sargın, ilk yazı çalışmalarına öğretmen vekilliği yaptığı Haydanbeyli’de başladı. Öğrencilik yılları sıkıntı ve çilelerle geçen yazar, Isparta Özgül Yayınları Yayım Kurulunda yer aldı. İlimiz Gaziantep, İlimiz Şanlıurfa, Türkiye Haritası Kataloğu gibi eserlerin hazırlanmasında görev aldı. Bu yayınevi tarafından 8 adet masal kitabı yayınlandı. Yazı ve şiirleriyle çeşitli gazete ve dergilerde kendini gösterdi. Yazı ve şiirlerinde Ahmet Taşkın, Abdullah Ecevit, Mehmet Emin, Alperen Selçuk, Ahmedi, gibi takma adları da kullanan Sargın’ın yayımlanmış öykü ve araştırmaları da bulunmaktadır. (Yer aldığı Gazete ve dergiler: Konya Postası, Bizim Anadolu Gazetesi, Yerköy’ün Sesi Gazetesi Yazı işleri müdürlüğü, Gelişen Yerköy Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği, Yerköy 2000 Dergisi Konuk yazar, Yozgat Gazetesi, Yozgat İleri Gazetesi Köşe yazarlığı, Kürsü Dergisi, Olay Gazetesi, Adana Ozan Dergisi, Salihli Sevgi Yolu Dergisi, Bozok Dergisi, Çınar Dergisi ve Sorgun Sıla Dergisi…)

        Sorgun Şair- Yazar Ozanlar Derneği kurucuları arasında yer alan Ahmet Sargın; şiir, öykü ve araştırmaların yanı sıra günlük yazılarıyla da Yozgat kamuoyunun gündemini izlemektedir. Sorgun Ozanlar Derneği Başkanı araştırmacı, şair, yazar Durali Doğan ile birlikte 1997, 1998 ve 2000 yıllarında Sorgun, Yerköy ve Çiğdemli’de şiir şölenlerinde Yozgatlı şair ve yazarları buluşturarak bir araya gelmelerini sağlamıştır.

        Ahmet Sargın evli ve üç çocuk babasıdır. Halen Yozgat’ta ikamet etmektedir. Yayımlanmaya hazır araştırma ve eserleri olup bunun dizgileri le uğraşmaktadır. Kendisini “Yozgat’ın fahri kültür elçisi” olarak tanıtmakta olup ülke genelinden pek çok şair ve yazarla görüşmelerini sürdürmektedir. Araştırmacı, yazar Ihsan Işık tarafından çıkarılan üç ciltlik “Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi'”nde de adı yer almıştır.

        Gazetelerde ve internet sitelerinde günlük yazıları yayımlanmaktadır. Yozgat İleri Gazetesi- Yerköy- Sorgun Gazeteleri bunlardan bazılarıdır.

        Yozgat Şairler Yazarlar Birliğinin kurucu başkanı olan yazar, Sorgun Ozanlar Derneği ile Yerköy Âşıklar Derneginin de kurucu üyeleri arasında yer almıştır.

        Yozgat İLESAM il temsilcisi olan Sargın 2006 yılından beri Yozgat ta yapılan Sürmeli Festivali Şiir Şölenleri’ni hazırlayarak il dışından davet ettiği pek çok gazeteci- şair ve yazara ev sahipliği de yapmaktadır. Şiir sanat, kültür ve yazar dostu olup Türk kültüre sevdalı bir insandır.

        Yapıtları:

        Bırak Beni Haykırayım (şiir)

        Yaşayan Halk Masalları (10 fasikül)

        İlimiz Gaziantep

        İlimiz Şanlıurfa

        İlimiz Malatya

        Türkiye Harita Kataloğu-Turizm Rehberi (komisyon)

        Yozgat Sevdası (şiir ve yazı seçkisi)

        Yer aldığı seçki (antoloji) ve dergiler:

        Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (İhsan Işık)

        Yozgat Şairler ve Yazarlar Ansiklopedisi (Durali Doğan)

        Ozan Dergisi (Adana, sayı 6 Haziran-Temmuz 1997)

        Ozanlar Duygu Seli (Mustafa Yılmaz, Adana, 1998)

        Şairler Derneği Şiir Antolojisi (İstanbul, 1999)

        Güldestenin Gülleri (Mustafa Yılmaz, Adana)

        1995 Yozgat Şiirleri Antolojisi (Ertuğrul Kapusuzoğlu, Ankara, 2000)

        Sevgi Yolu Şairleri Antolojisi (Gündüz Aydın, Salihli, 2001)

        Ozanlar Güldeste (Mustafa Yılmaz, Adana, 2008)

        Sevgi Yolu Şairleri Antolojisi (Gündüz Aydın, Salihli, 2002)

        Sevgi Yolu Dergisi Şiir Antolojisi (2003)

        2004 – 2005-2006- 2007-2008-20009 yıllarında çıkarılan Sevgi Yolu Dergisi Şiir Antolojileri

 

        AHMET ŞAHİN (1935 – )

Ahmet Şahin Ahmet Şahin 3 Ahmet Şahin 2 Ahmet Şahin 1

 

 

 

 

 

        1935 yılında Yozgat’ın Çayıralan ilçesinin Aşağı Yahya Sarayı köyünde dünyaya geldi.

        Köy yaşamının gereği olarak çocukluk devresinde kırlarda hayvan otlatıp koyun keçi çobanlığı yaptığı sıralarda eline geçen elif cüzüyle başladığı Kur’an öğrenimini 195O’de Kayseri’de aldığı hafızlık diplomasıyla tamamladı. Öğrenimini sürdürmek için Kayseri’den İstanbul’a giderek ünlü Gönenli Hoca Efendinin öğrencisi oldu .

        İstanbul’da 195O-196O arası Osmanlı ulemasının son halkasını oluşturan bilginlerden tefsir, hadis, fıkıh ve kelam dersleri alarak çok ilgi duyduğu dini ilimlerde kendini geliştirdi. Cami odalarında geçen bu on yıllık ilahiyat öğrenciliği devresinde İstanbul’da ilk İslami yayın olarak çıkan haftalık “Hür Adam” gazetesinin cuma günleri İstanbul’u bir uçtan bir uca dolaşarak, (Anadolu satışına denk düşecek miktarda) satışını yaptı. İlk yazılarını da dağıtımını yaptığı bu Adam gazetede yazmaya başladı. Okuyucuların dini sorularına yanıt veren bu yazılar, o günlerde kitapçık olarak yayımlandı. Gazete ise 27 Mayıs 196O ihtilalinde kapatıldı. Bu tarihte girdiği sınavdan sonra Süleymaniye camiine din görevlisi olarak atandı. On yıl süren bu cami görevi sırasında yeni yayına giren haftalık “İttihat” gazetesinde İslam Âlemi sayfasını hazırladı. “Tarihin Şeref Levhaları” adlı yazı dizisi de resimli dizi olarak İttahat’da yayımlandı. Çok ilgi gören ilk kitabı da bu (Tarihin Şeref Levhaları ) oldu.

        197O’de yayın hayatına giren günlük “Yeni Asya” gazetesinde köşe yazılarına başladı. On iki yıl süren bu yazılarını tek hafta izin kullanmadan, tek gün ara vermeden1982 yılına dek sürdürdü. Bu tarihten sonra çalışmasını tamamen kitap hazırlamaya yöneltti. Altı yıl süren bu kitap hazırlama devresinde arkadaşlarıyla Cihan Yayınevini kurup kitaplarının basımını burada topladı.

        1988’de “Zaman” gazetesinde yeniden günlük köşe yazılarına başladı. Moral FM radyosunda 1994’te başlayarak ara vermeden sürdürdüğü cuma günü saat 14’teki “Haftanın Sohbeti” de “Müslüman Nasıl Yaşamalı?” adıyla kitaplaştırılarak basıldı. Üzerinde çok çalıştığı son kitapları ise 2OO3’ün başında basılan “Yeni Aile İlmihali” ile “Dini Sorularınıza Çözümler”, “Peygamberimizle Yaşamak” ve “Sözüm Gençlere” oldu.

        2008’de yazılarını sürdürürken yayımlanan kitaplarının sayısı otuz üçe ulaştı.

        Bir erkek bir kız babası olan yazar, İstanbul’da çalışmalarını sürdürmektedir.

        Yapıtları:

        Aile Hayatımız, Aile İmtihanı, Ailede Mutluluk Prensipleri, Yeni Aile İlmihali, Üç Arkadaş, Dini Hikâyeler, Dinî Bilgiler, Fetvalar, Dini Sorunlara Çözümler, Güncel Sorunlara Çözümler, Sünnet Işığında Hayat, Hayatın Gayesi, Hayatın Gerçekleri ve Biz, Hayatınız Hedefini Buluyor mu, Hizmette Yeşeren Düşler, Hususi Aşırlar, Ne Hâldeyiz, Meğer Biz Neymişiz, Ateşte Yanmayanlar, Esas Nokta, Bir Oku Bin Düşün, Olaylar Konuşuyor, Kapıları Aralayan Sırlı Olaylar, Tarihin Şeref Levhaları, İbretli Bakışlar, Sohbetler, İnsan ve Din, Onlar Böyleydi, Nasıl Sahabe Oldular, Örnek Yaşayışlarıyla İslam Büyükleri, İslam Adaleti, İslâm’ı Böyle Yaşadılar, İslamı Yaşama Sanatı, Müslüman Nasıl Yaşamalı, Aradığımız İslam, Herkesi Kucaklayan İslam, İmanda Birlik, Vatanda Dirlik, Örnek Hayat Hz. Muhammed (s.a.v.), Peygamberimizle Yaşamak, Dualarımız, Gençlerle Baş Başa Konuşmalar, Sözüm Gençlere, Yaşayan Miras, Dört Halife.

 

        AHMET YAŞAR OCAK (1945 – )

Ahmet Yaşar Ahmekt yaşar Ahmlet yaşar 4 Ahmet yaşar 2 Ahmet yaşar 1

 

 

         Tarihçi ve yazar. 1946 yılında Yozgat’ta doğdu. İlkokuldan sonra Yozgat İmam-Hatip Okuluna girdi. O zamanlar 7 yıl olan bu okulu 1963’te bitirdi ve stanbul Yüksek İslam Enstitüsüne kaydoldu. 1967 yılında ilahiyat lisansını tamamladıktan sonra aynı yıl üniversite sınavını kazanarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde tarih lisansına başladı ve 1971’de lisansını tamamladı.

        1972’de Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi (şimdiki Edebiyat Fakültesi) Tarih Bölümü’nde asistanlığa başladı. Aynı yıl, Prof. Nejat Göyünç yönetiminde başladığı yüksek lisansını 1974’te bitirip Fransız Hükûmeti’nin verdiği bursla Strasbourg Üniversitesi Beşerî Bilimler Fakültesi’ne gitti ve Türkloji Bölümü’nde Prof. İrene Melikoff yönetiminde doktora çalışmasına başladı.

        1978’de La Revolte des Babais Un Mouvement Socio-religieux en Anatolie au XIIIe Siecle adlı teziyle doktora eğitimimi tamamladı. O yıl Hacettepe Üniversitesine dönerek Tarih Bölümü’nde öğretim görevliliğine atandı. 1983’te doçent, 1988’de profesör oldu.

        1983’ten beri Türk Tarih Kurumu ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1997’den beri de Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı üyesidir. Bunu yanı sıra, 1993-1997 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Merkezi Başkanlığı’nda bulunmuştur. Ayrıca 1998’den bu yana, Brill ( Leiden ) Yayınevinin Halil İnalcık ve Suraiya Faroqhi yönetiminde yayımlamakta olduğu The Ottoman Heritage dizisinin ve 1997’den beri Journal of the History of Sufism dergisinin danışma kurulu üyesidir.

        Ocak; İslam tarihindeki grupları, kişilikleri ve yapıları sosyal tarih açısından incelemekte ve günümüzde fazlasıyla ve tamamen siyasi olarak değerlendirilen birtakım konulara akademik yaklaşımla yorumlar getirmektedir.

        Yapıtları:

        Türk Folklorunde Kesik Baş (1989)

        Osmanlı İmparatorluğunda Marjinal Sufîlik: Kalenderîler (1992)

        Babailer İsyanı yahut Aleviliğin Tarihsel (1996)

        İslam Türk İnançlarında Hızır yahut Hızır İlyas Kültü (1999)

        Bektaşi Menakip Namelerinde İslam Öncesi İnanç Motifleri (2002)

        Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi Temelleri (2002)

        Türkler, Türkiye ve İslam (2003)

        Türk Sufîliğine Bakışlar (2003)

        Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler (2003)

        Sarı Saltık: Popüler İslam’ın Balkanlar’daki Destani Öncüsü (2003)

        Osmanlı Toplumunda Tasavvuf ve Sufiler (2006)

        Yazarın ayrıca yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır.

 

        AHMET YOZGAT (1955 – )

Ahmet YozgatAhmet Yozgat 4 Ahmet Yozgat 3Ahmet Yozgat 2Ahmet Yozgat 1

        1955’te Yozgat’ın Sorgun ilçesinde doğdu. Eğitimci olan Ahmet Yozgat, çeşitli okullarda öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. Daha sonra devlet bakanlığı bünyesindeki Çocuk Esirgeme Kurumunda eğitim şubesi müdürü olarak çalıştı. Kurum adına Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Gençlik dergisi, SHÇEK Çocuk Dergisi ve Sosyal Hizmetler dergisini yayın hayatına geçirdi. Aynı kuruma bağlı bir rehabilitasyon merkezinde resim öğretmeni olarak sürdürdüğü görevinden 2003 yılında emekli oldu. Hâlen serbest çalışmaktadır.

        Sanat hayatına ortaokulda iken yöresindeki türküleri ve otantik kelime ve kavramları derleyerek başlayan Ahmet Yozgat, daha sonra şiir ve tarihi roman denemeleri yazdı. Lisede resim/desen çizmeye başladı. İlk resim sergisini de lise yıllarında yaptı. İlk illüstrasyon çalışması ise resim öğretmeni A. A. Garipkafkaslı’nın ön ayak olması ile 1972 yılında Ocak dergisinde yayımlandı. Sanatçı, daha sonra karikatüre yöneldi. 1973 yılında Süavi Süalp ile Salata mizah dergisinde, 1974 yılında Oğuz Aral ile Gırgır mizah dergisinde, 1975 yılında Cem Ertürk ile Zühtü mizah dergisinde, 1976 yılında yine Süalp ile Karakedi mizah dergisinde çalıştı. 1977 yılında kendi hesabına Kahkaha mizah dergisini yayımladı. Sanatçı bu arada birçok İstanbul gazetesinde resimli roman ve karikatür çizdi.

        Ahmet Yozgat, 1980 yılında, ihtilalin ardından çocuk edebiyatına yöneldi. İstanbul’da Karınca Yayınlarını kurdu ve yönetti. Türkiye gazetesi çocuk dergisini yayımlayan ekibin içinde yer aldı. 1994’de Ankarada Kıvılcım çocuk dergisini yayımladı. Gençlik dergisinin yayın yönetmenliğini üslendi. Daha sonra Bizim Kinder, Goncagül ve Bizim Çocuklar dergilerini çıkardı. Almanya’daki Türk çocukları için Siyami Yozgat ile tasarladığı Bizim Çocuklar 1999 yılından bu yana yayınını sürdürmektedir. Ankara’da bir yayıncı ile Kuyruklu Yıldız Yayınlarını kurdu. Masal ve yardımcı ders kitapları yayımladı. Bu süre içerisinde, çok değişik yayınevlerine yüzlerce çocuk kitabını yazdı ve resimledi. Sanatçı ayrıca ders kitabı yayını da yaptı. Türkiye’de bir takım matematik ve hayat bilgisi, Almanyada birer takım Türkçe ve din dersi kitapları ile çalışma defterlerini hazırladı. Ayrıca takma adla şiir kitapları, romanlar ve araştırma kitapları da yayımladı.

Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2002’de yılın çocuk edebiyatçısı seçilen Ahmet Yozgat, yurt içi ve yurt dışında birçok karikatür, çocuk kitabı ve masal yarışmaları ödüllerine layık görüldü.

        Hâlen Ankara’da oturan ve beş çocuk babası olan Ahmet Yozgat, çalışmalarını sürdürmektedir.

        Yapıtları:

        Masallar: Diyanet Keloğlan Serisi (10 kitap), Diyanet Cesur Gemici Serisi (8 kitap), Tutibay Keloğlan Serisi (15 kitap), Tutibay Bizim Hoca Serisi (10 kitap) Tutibay Hoca Boyama Serisi (20 kitap), Bizim Hayvanlar Dizisi, Düş Ülkesi Masalları, Hoca’nın İngilizce Fıkraları, İpekyolu Masalları, Karma Masallar, Merhaba Okulum, Özgün Masallar, Şeftali.

        Şiirler: Lazer Yayınları Şiir dizisi (10 kitap), Adam Müzesi, Adam Müzesi 2, Apostol ile Elli İki Sayfa, Bay Banarj’ın Metamorfozu, Gelişigüzel Şiirler, Güvercinim Gör Beni, Harlı Zaman Ağzıdır Aşk, Herkes Kendi Büyüsünü Yapsın, İsyankâr Yumuşak Ge, Kes Artık Be Seyfullah, Küçücük Bir Cezveyim, Mataram Silme Gözyaşı, Ölüler Pırçın Dirilir 1, Salvador’la Kırk Gün, Kırk Gece, Semah Döneriz Turna ve Ben, Son Şahsuvar, Yüreğimi Eze Eze.

        Çocuk şiirleri:Babamı Öpesim Gelir, Güneşe Uçan Atlar, Manzum Nasrettin Hoca.

        Romanlar: Belma İstanbul ve Cinayet, Gül Rengi Aşk, Kül Rengi Lanet, Müjgân Ankara ve Hüzün.

        Çocuk romanları: Ağrı Dağı Masalı, Beton Kamyon, Cılız Şampiyon, Çatal Macera, Çoban Milletin Öyküsü, Çöp Dağı, Dur İsmail Dur, Kaç Avcı Kaç, Kara Delik, Karanlık Kale, Kitap Kurdu, Kunduz Kafalı Kral, Masalcı Aydede, Mumya Kardeş, Nuhun Uzay Gemisi, Sarımsak Seven Yıldız, Siteye Yolculuk, Turuncu Ülkede İsyan, Uzayda Üç Prens, Uzaylı Konuklar, Zıpır Osman.

        Elektronik dergi ve kitaplar: Masal Kasabası (Tahtından Nefret Eden Padişah, Yorgun Gezegen, Dalgacı Dev, Uçan Kasaba), Sedir dergisi 1. sayı.

 

        ARSLAN BAŞER KAFAOĞLU (1928 – 2011)

Arslan Başer KafaoğluArslan Başer 3Arslan Başer 1Arslan Başer 2

        Maliyeci ve yazar. 1928’de Yozgat’ta doğdu .Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. Maliye Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatında (DPT) yönetici olarak çalıştı. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Ekonomi Danışmanı oldu. 1965’ten sonra mali müşavirlik yaptı. 1983 yılında siyasete Sosyalist Kültür Derneğine katılarak başladı. Türkiye İşçi Partisine (TİP) girdi. SHP Parti Meclisi üyeliğinde bulundu. Demokratik Devrim Derneğinin kurucuları arasında yer aldı.

        Yapıtları:

        Tarım-Bolluk İçinde Yoksulluk

        Enflasyon

        İşte Alternatif

        24 Ocak Kararları

        Liberalizm ve Demokrasi

        İktisatta Doğrular ve Yanlışlar

        Çevirileri:

        Sosyalist Anlayış

        Kapitalizm Nereye Gidiyor

        Üçüncü Dünyanın Yağmalanması

        2000’li Yıllara Girerken Kapitalizm

 

        ASIM YILDIRIM (1969 – )

Asıom Yıldırıml Asım 5 Asım 3 Asım 2 Asım 1

        Sunucu, yapımcı, haber spikeri ve yazar Asım Yıldırım 1969’da Yozgat’ta doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Ankara’da yaptı. 1987’de Ankara Gazi Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Mersin Turizm Otelcilik Yüksek Okuluna girdi.

        1992 yılında Mersin Radyo Metropol’de yayıncılık hayatına başladı. 1993’te Samanyolu Televizyonu’na geçerek devam etti. Televizyona başlamadan önce TRT’nin eski spikerlerinden ve TRT İstanbul Radyosu Yayın Müdürü Yusuf Ziya Özkan Bey’den spikerlik sunuculuk konusunda özel ders aldı.

        Yayın hayatına Rusya’nın başkenti Moskova’da başlayan STV’nin, programlı yayına geçişteki ilk haber spikeri olarak görev yaptı. 1994 yılında, 7 ay süren Moskova çalışmalarının ardından Samanyolu Televizyonu yayın merkezi İstanbul’a taşınınca yine aynı görevi ifa etmeye devam etti. Aynı zamanda Burç FM’de de haber okuyup, program sundu.

        1998 ‘de Kanal D’nin radyoları olan Radyo Foreks ve Radyo D’de, Show Radyo ve Cine 5’te haber okudu.

        2001-2008 arasında Samanyolu TV’de yapımcılığını ve sunuculuğunu yaptığı “Merhaba Yenigün” adlı sabah programını yaptı.

        2008 Nisanından itibaren Samanyolu Haber TV’de, hafta içinde her gün 22.00-23.25 arasında “Son Durum” adlı haber bültenini yapıp sundu.

        2012 Martından itibaren Samanyolu Haber TV’de, hafta içi her gün öğle saatlerinde canlı olarak yayınlanan “Güncel Durum” programını hazırlayıp sundu.İstanbul’da çeşitli kurum ve kuruluşlarda “Etkili ve Güzel Konuşma” dersleri verdi. Derslerini zamanının elverdiği ölçülerde sürdürmektedir.

        Yapıtları:

        Bir Yudum Hikâye (derleme hikâye kitabı)

        Merhaba Yenigün Hikâyeleri (derleme hikâye kitabı)

        Paylaşılmış Hikâyeler (derleme hikaye kitabı)

        Sen de Başkasına Anlat (derleme hikaye kitabı)

        Garip Haberler (garip haberlerin yer aldığı bir çalışma)

        Duru Türkçe (hatalı söylenen kelimelerin doğrularının yer aldığı bir çalışma)

        Bir Yudum Hikâye (sesli hikâye albümü)

        Yazar “Türk Dili Kurumu” ile “Karaman Valiliği”nin düzenlediği “2003 Yılının Türkçe’yi En İyi Kullanan Televizyon Programı Sunucusu” ödülü sahibidir.

 

        ATALAY YÖRÜKOĞLU (1928-2004)

Atamlal BeyaüTALAY 1atalay 3Atalay 2

        Bilim adamı, yazar. 1928’de Yozgat ili Boğazlıyan ilçesinde doğdu. Ankara Gazi Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Tıp Fakültesi’ne girdi (1946). 5 yıl çeşitli yörelerde doktorluk yaptı (1953-1958). ABD’de 6 yıl Pittsburg ve Michigan üniversitelerinde erişkin ve çocuk psikiyatrisi dallarında uzmanlık eğitimi gördü (1958-1964). Yurda dönüşünde Hacettepe Tıp Fakültesi’nde görev aldı; uzun yıllar Çocuk Ruh Sağlığı Kliniği Başkanlığı yaptı. 1969’da doçent, 1975’te profesör oldu. Avrupa Konseyi’nde toplumsal araştırmalar uzmanı olarak görev aldı (1971). Bu arada yeniden ABD’ye gitti, Miami Üniversitesi’nde 2 yıl konuk öğretim üyesi olarak çalıştı (1972). Çocuk Ruh Sağlığı, Değişen Toplumda Aile ve Çocuk adlı kitapları dışında İngilizce ve Türkçe yayımlanmış bir çok bilimsel makalesi vardır. Pek çok kez basılan, Çocuk Ruh Sağlığı adlı yapıtı, Türk Dil Kurumu 1979 Bilim Ödülü’nü kazandı. Ruh Sağlığı ve Hastalıkları adlı yapıtın da ortak yazarıdır. Yörükoğlu, dergi ve gazetelerde çıkan yazıları, radyo ve televizyon konuşmaları ile de tanınmaktadır. Aile ve Çocuk adlı yapıtı 1983’te yayınlandı.

 

        AYHAN İNAL (1931 – )

Ayhan İnalAyhan İnhal 1Ayhan İnal 3Ayhan İnal 2

        16 Ağustos 1931’de Yozgat Akdağmadeni’nda doğdu. Ankara Ticaret Lisesini bitirdi (1952). Türkiye Çimento Sanayi T.A.Ş. Genel Müdürlüğü dış pazarlama müdürü olarak görev yaptı. Türk Kooperatifçilik Kurumu Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundu. Şiirleri “Mefkûre, Oğuz, Aras, Çağrı, Töre, Hisar, Ocak, Toprak, Defne, Millî Kültür, Türk Edebiyatı” dergilerinde yayımlandı. Struga Şiir Akşamlarında Türkiye’yi temsil etti (1991). Bazı şiirleri çeşitli dillere çevrildi. Tercüman gazetesinin büyük şiir yarışmasında “Kara Sevda” adlı şiiriyle üçüncülük, Cumhuriyet’in 50. yıldönümünde düzenlenen şiir yarışmasında “Ellinci Yıl Türküsü” adlı yapıtıyla birincilik kazandı. MTTB’nin 1953’te düzenlediği İstanbul’un Fethi konulu yarışmada aynı adı taşıyan şiiriyle birincilik kazandı. Hür Macar Yazarlar Birliği (Münih) tarafından Gümüş Hürriyet Madalyasıyla ödüllendirildi (1970).

        Yapıtları:

        Şiirler: Gece Yarısı (1965), Yasak Sevda (1970), Dostlarım (1977), Çöl Türküsü-Libya Destanı (1979), İstanbul’a Benziyorsun (1985), Bir Yağmur Sonrası (1986), Ölümsüzlük Türküsü (1987), Gönül Destanı (1992)

        İnceleme: Halil Soyuer Hayatı ve Şiirleri (1981)

 

        DURALİ DOĞAN (1953 – )

Durali Doğantarama0010Durali Doğan 1

        Eğitimci ve yazar. 1953’te Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Duralidayılı köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaöğrenimini Sorgun’da tamamladı. Yükseköğrenimini Erzurum Kâzım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünde yaptı (1977). Eskişehir Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi’nde lisans tamamladı. Öğretmenlik mesleğine Sorgun Lisesinde başladı. 1985’te Sorgun İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’ne şube müdürü olarak atandı. Bu görevini 23 Ekim 2000 tarihine kadar sürdürdükten sonra, bu tarihte Serik (Antalya) İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde şube müdürlüğüne tayin edildi. 17 Ekim 2001 tarihinde emekli oldu.

        Hâlen Sorgun’da matbaacılık ve gazetecilik yapmaktadır. Merkezi Sorgun’da bulunan Sorgun Yazarlar-Şairler-Âşıklar Kültür ve Araştırma Derneği başkanıdır.

Tiyatro, şiir ve folklor alanlarında çalışmaları vardır. Şiir ve tiyatro dalında ödüller aldı. Hilal Doğdu tiyatro eseri 1995 yılında Türkiye birincisi oldu. Yazı ve araştırmaları; Türk Edebiyatı, Millî Folklor, Erciyes, Bozok, Yozgat Haber, Yozgat Hakikat, Birliğe Çağrı, Sıla, Sıla Haber, Selam gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Halen Sorgun’da “Sorgun Selam” adlı günlük yerel bir gazetenin sahibidir. Türkiye Yazarlar Birliği ve İLESAM üyesidir.

        Evli ve dört çocuk babasıdır.

         Yapıtları:

         Oyunlar:

         Çanakkale’de Düğün- Meçhul Öğretmen ile (iki piyes, 1983)

         Okul Piyesleri: (Kahramanlık Diploması, Ah Şu Alamanya, Bu vatan Nasıl Kurtuldu, 1986)

Millî Piyesler: (Bacımın Gelinliği, Bir Nesil Yargılanıyor, 1989), Türk’ün İstiklal Destanı (İstiklal Bülbülü Mehmet Akif, Ya İstiklal Ya Ölüm, 1991), Dönüş İle İrbaham, 1992), Hilal Doğdu (Tiyatro eserleri yarışması Türkiye Birinciliği ödülü aldı,1996), Senem’in Turnaları (1999), Kahramanlık Diploması (tiyatro antolojisi, 2002)

        Şiir:

        Suya Zincir Vurulmaz (2002)

        Araştırmalar:

        Sorgun’dan Mehmet Akif’e Armağan (1986)

        Yozgat Şair ve Yazarları (1988)

        Cumhuriyet Koçaklaması (1990)

        Bütün Yönleriyle Sorgun (1990)

        Sorgun Doksan Beş (1995)

        Yozgatlı Aşık Sıtkı Baba (1996)

        Âşık Nazmi Çevik (1997)

        Dünden Bugüne Çiğdemli (1999)

        Yozgat Şair ve Yazarlar Ansiklopedisi (2005)

 

        BAYRAM DURBİLMEZ (1968 – )

indir233793_k_7263 107072_0 315444b

 

 

15 Şubat 1968’de Yozgat’ta dünyaya geldi. Erciyes Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu.“Yozgatlı Âşık Türkmenoğlu” olarak bilinen ünlü aşık Bahri Durbilmez’in oğludur.

Bayram Durbilmez klâsik şiir, halk şiiri ve çağdaş şiir özelliklerini bir arada yansıtabilen ender şairlerimizden biridir.

Bayram Durbilmez Erciyes Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’de Türk Halk Bilimi Öğretim Üyesidir. Türkçe lehçeleri Rusça ve İngilizce bilen şair Kayseri ’de yaşamaktadır.

Yazdığı araştırma-inceleme kitapları ya da kitaplarda bölümler:

Destanlarla Erzincan, (B. S. Özsoy ve N. Aslan ile), Erciyes Üniversitesi yayınları, Kayseri, 1992.

Âşık Edebiyatı Araştırmaları, Taşpınarlı Halk Şairleri, Geçit Yayınları, Kayseri, 1998. (3. Baskı, Ürün Yayınları,  Ankara, 2008.)

Kayserili Halk Şairlerinin Şiirlerinde Kıbrıs, Geçit yayınları,  Kayseri, 1999.

Âşık Meydânî, Hayatı- Sanatı- Şiirlerinden Örnekler, Laçin Yayınları,  Kayseri, 2000.

Türk Halk Kültüründe Hoşgörü (2000, 2. Baskı 2003), Bizim Gençlik Yayınları,  Kayseri, 2002.

Kayseri ve Yöresi Halkbilimi Kaynakçası, Bizim Gençlik Yayınları, Kayseri, 2002.

Sorgunlu Sıdkı Baba Dîvânı, Bizim Gençlik Yayınları, Kayseri, 2003.

“Manas Destanındaki Kimi Motiflerin Türk Halk Kültüründeki Yansımaları”, Halkbilimi Araştırmaları-Forschungen für Volkerkunde, 2. Kitap, (Eylül 2003), 154-176, İstanbul-Aaachen/ Almanya, 2003.

“Âşıkların Diliyle Erciyes Dağı”, Prof. Dr. Saim Sakaoğlu’na Armağan, (Hzl. Prof. Dr. Ali Berat Alptekin), 554-570, Kömen- SOTA Yayınları, Konya- Haarlem, 2006.

Ozan Gürbüz Değer, Hayatı- Sanatı- Şiirlerinden Örnekler, Kültür Ajans yayınları,  Ankara, 2007.

I. Hacılar Sempozyumu (11-13 Mayıs 2007) Bildirileri, (M. Argunşah ve İ. Görkem ile), Kayseri, 2008.

Üniversiteler İçin Dil ve Anlatım (H. Yeniçeri, U.Çakır, S. Koç ve K. Deniz ile), Gazi Kitabevi Yayınları,  Ankara, 2011.

“Eski Yugoslavya Ülkelerinin Türk Halkbilimi Ürünleri Hakkında Türkiye’de Yapılan Çalışmalar” Muzaffer Akkuş Armağanı, Kömen Yayınları, Konya, 2013.

“Gelenekli Türk Tiyatrosunda Mahallî Bir Tip: Kayserili” Prof. Dr. Saim Sakaoğlu’na Armağan (Hzl. Metin Ergun), Türk Kültürü Araştırmaları Enstitüsü Yayınları,  Ankara, 2013.

Vefatının 15. Yıldönümünde Yozgatlı Âşık Türkmenoğlu, Laçin Yayınları,  Ankara, 2013.

        Şiir Kitaplarından Bazıları:

        Vatanımın Bağrında- Şiir Tomurcukları (1984, 4.baskı: Ankara, 2008)

        Çileli Hayat- Huzura Hasret (1988, 7.baskı: Ankara, 2008)

        Öze Çağrı (1992, 3.baskı: Ankara, 2008)

        Yârnâme (2002, 4.baskı: Ankara, 2012)

        Sürmeli Yarım (Bakü, 2009)

        Birnâme (Konya, 2011)

        Turnalar / Türk Dünyası Şiirleri (Ankara, 2012)

        Aldığı Ödüller:

        Türk Dünyası Kültürüne Hizmet Ödülü (1994)

        Kayseri Kültürüne Hizmet Ödülü (2002

        Folklor Araştırmaları Kurumu Türk Halk Kültürüne Hizmet Ödülü (2003)

        Âşıklık Geleneğine Hizmet Ödülü (2004

        Motif Halkbilimi Teşvik Ödülü (2005)

        Türklük Bilimine Hizmet Ödülü (2006)

        Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi İnceleme Ödülü (2007)

        Uluslararası Bilimsel Yayınları Teşvik Ödülü, TÜBİTAK (2009)

        Uluslararası Bilimsel Yayınları Teşvik Ödülü, TÜBİTAK (2010)

 

        EKREM DUMANLI (1964 – )

Ekrem Dumanlı Ekrem dumanlı 2 Ekrem dumanlı 5 eKREM dUMANLI 4 eKREM dUMANLI 3

        Ekrem Dumanlı 1964 yılında Yozgat’ta doğdu. 1987 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Bir süre edebiyat dersleri veren Dumanlı, 1993 yılında Zaman Gazetesi Kültür Sanat Servisi’nde muhabir olarak çalışmaya başladı. Daha sonra sırasıyla Kültür Sanat Servisi Editörlüğü ve Genel Yayın Koordinatörlüğü görevlerinde bulundu. 1997 yılında medya üzerinde çalışmalar yapmak üzere ABD’ye gitti. Boston’da Emerson College’ta yüksek lisansını tamamladı.

        2001 yılında Türkiye’ye döndü ve Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevini üstlendi.

        Yazarın araştırma, inceleme, eleştiri, tiyatro, öykü türlerinde çeşitli kitapları vardır.

        Basın Konseyi Yüksek Kurul ve WAN (World Association of Newspapers) üyesi olan Dumanlı, ayrıca BJK kongre üyesidir. Aynı zamanda öğretim görevlisi olan Ekrem Dumanlı, Fatih Üniversitesi’nde ders vermektedir.

        Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olan Ekrem Dumanlı, İngilizce bilmektedir. Evli ve iki kız çocuk babasıdır.

        Yapıtları:

        28 Şubat Gölgesinde Amerika

        Medya

        Haber Kılavuzu

        Son Duruşma (tiyatro)

        Anlık Hikâyeler (öykü)

        Kayıp Defterden Hikâyeler (anı, öykü)

        Üç Mesele: İktidar, Medya, Ergenekon

        Kronik Gündemlere Farklı Çözümler

        Sinemaya Farklı Yerden Bakmak

        Neylersin

 

      ERTUĞRUL KAPUSUZOĞLU (1956 – )

Ertuğrul Kapusuzoğlu Ertuğrul 3 Ertuğrul 2 Ertuğrul 1

        Folklor Araştırma Kurumu tarafından verilen “Türk Folkloruna Hizmet Ödülü” sahibi folklor araştırmacısı, senarist, şair, roman yazarıdır. Folklor alanında 8 adet kitabı, 2 romanı, TRT tarafından dizi film olarak çekilerek yayınlanmış 7, film olarak çekilmiş 1 senaryosu, çok sayıda tiyatro oyunu vardır.

        4 Ekim 1956 yılında Yozgat’ta doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Yozgat’ta tamamladıktan sonra 1978 yılında Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu’ndan mezun oldu. Uzun yıllar orta öğretim okullarında öğretmenlik, üniversitelerde öğretim üyeliği yaptı. Bürokraside Şube Müdürlüğü, Müşavirlik ve Daire Başkanlığı görevlerinde bulundu.

        Dizi Filmler:

        Uçan Kelebekler-12 bölüm

        Kahraman Bey- 2 bölüm

        Göç- 4 bölüm

        Gülnihal- 2 bölüm

        Suçu Kazı, Altından İnsan Çıkar- 4 bölüm

        Bayramlarımız-2 bölüm

        Keloğlan-13 bölüm

        Yukarıdaki dizilerin tümü TRT tarafından çekilip gösterilmiştir.

        Romanlar:

        Sürmeli

        Aygırı Kısrakla Tutarlar

        Senaryo:

        Aygırı Kısrakla Tutarlar: Senaryo, kitap olarak yayımlandı.

        Sahne oyunlarından bazıları:

        Gâvurun Kızı Cennet

        Şeytanın Maskeleri

        Nasrettin Hoca

        Doktor Civanım

        Kazandığı ödüller:

        1986 Kültür Bakanlığı Senaryo Yazma yarışması Birincilik ödülü. “Bizim Eller”- Sinema Filmi olarak çekilmiştir.

        1988 TRT 25. Yıl kutlamaları Televizyon Film Senaryo yarışması Üçüncülük Ödülü. “Küçük Bir Ayrıntı” – “Islanan Topraklar” adıyla sekiz bölüm dizi film olmuş ve TRT ekranlarında gösterilmiştir.

        İçişleri Bakanlığı Trafik Eğitim yarışmasında (6) değişik dalda ödül.

        Türk Hava Kurumu Senaryo yarışmasında “Uçmak İstiyorum” ile ödül. (Kitap olarak yayımlandı.)

        Türk Edebiyatı Vakfı senaryo yarışmasında; “Aygırı Kısrakla Tutarlar.” Jüri özel ödülü. (Orijinal senaryo ve roman olarak ayrı ayrı yayımlanmış, ayrıca sahneye uyarlanmıştır.)

        Folklor Araştırma Kurumu Tarafından-Türk Folkloruna Hizmet Ödülü.

        Motif Vakfı Tarafından-Türk Folkloruna Hizmet Ödülü.

 

        GÜLTEN AKIN (1933 – )

Gülten AkınGalten 2Gülten 3Gülten 4Gülten 1

        Şair ve yazar. 23 Ocak 1933’te Yozgat’ta doğdu. Ankara Kız Lisesini bitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Eşinin kaymakamlık görevi nedeniyle; Gevaş, Alucra, Gerze, Saray, Kahramanmaraş’ta yardımcı avukatlık, avukatlık ve öğretmenlik yaptı. 1972’de Ankara’ya yerleşti. Türk Dil Kurumu Derleme ve Tarama Kolu’nda dil uzmanı olarak çalıştı. Kültür Bakanlığı Yayın Danışma Kurulu üyeliği görevinde bulundu. Demokratik kitle örgütlerinin yeniden kuruluşu çalışmalarına katıldı. İnsan Hakları Derneği, Halkevleri, Dil Derneği gibi örgütlerde kurucu ve yönetici olarak görev aldı. Beş çocuk büyüten Akın, Ankara’da yaşıyor ve şiire ağırlık veriyor.

        İlk şiiri Son Haber gazetesinde yayımlandı. Hisar, Türk Dili, Mülkiye, Varlık, Yeditepe dergilerinde yayımlanan, daha çok doğa, aşk, ayrılık, özlem konularını işlediği şiirleriyle adını duyurdu. Sonradan toplumsal sorunları işlemeye yöneldi. Yaşamla doğa arasında tedirgin bir iç dünyanın duyarlığını dile getirdi. Gezip gördüğü yerlerden aldığı esinle zenginleşen ve coşkulu bir insan sevgisiyle yoğrulan şiiri, toplumsal sorunları, yaşam-halk ilişkisini öne çıkardı. Şiirlerinde büyük ölçüdü folklor öğelerinden yararlandı ve halk şiirinin olanaklarını kullandı. Kadın duyarlılığı ile kaba güce ve baskıya direndi. Şiirleri İngilizce, Almanca, Flamanca, Danca, İtalyanca, Bulgarca, Arapça, Lehçe, İspanyolca, Fransızca, İbranice dillerine çevrildi, çeşitli akademik çalışmalara konu oldu. 40’ı aşkın şiiri de bestelendi. Ayrıca kısa oyunlar da yazdı.

        Yapıtları:

        Rüzgâr Saati (1956)

        Kestim Kara Saçlarımı (1960)

        Sığda (1964)

        Kırmızı Karanfil (1971)

        Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı (1972)

        Ağıtlar ve Türküler (1976)

        Seyran Destanı (1979)

        Seyran (ilk yedi şiir kitabı, 1979)

        İlahiler (1983)

        Sevda Kalıcıdır (1991)

        Seyran (Toplu Şiirler, 1992)

        Sonra İşte Yaşlandım (1995)

        Toplu Şiirler 1956-1991 (1996)

        Sessiz Arka Bahçeler (1998)

        Gülten Akın Toplu Şiirler II (2000)

        Uzak Bir Kıyıda (2003)

        Sevdiğim Yaz Geldi Yine (2003)

        Celaliler Destanı (2007)

        Kuş Uçsa Gölge Kalır (2007)

        Kazandığı ödüller:

        1955 Varlık Şiir Ödülü

        1965 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü

        1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü

        1977 Yeditepe Şiir Armağanı

        1991 Halil Kocagöz Şiir Ödülü

        1992 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü

        1998 6.Truva Folklor Araştırmaları Derneği Şiir Ödülü

        1999 Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü

        2003 Dünya Gazetesi Yılın Telif Kitabı Ödülü

        2008 Erdal Öz Edebiyat Ödülü

 

        HASAN AVNİ YÜKSEL (1949 – )

Hasan Avni Yüksel 1 Hasan Avni Yüksel 2 Hasan Avni Yüksel 3Heasan Avni 4

        1949’de Yozgat Akdağmadeni’nde doğdu. Ankara Yüksek Öğretmen Okulu ile Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu (1972). 1972-1983 yılları arasında değişik il ve ilçelerde lise, sanat okul ve teknik liselerde edebiyat öğretmenliği ve yöneticilik görevlerinde bulundu. 1983’te Hacettepe Üniversitesine Türkçe okutmanı olarak girdi. Edebiyat Fakültesi ve Yabancı Diller Yüksek Okulunda çalıştı. 1985’te halk bilimi alanında yüksek lisansını, 1990’da da doktorasını tamamladı.

        Millî Eğitim Bakanlığı’nın ve Hacettepe Üniversitesi’nin düzenlediği hizmet içi eğitim kursları ile Bilkent Üniversitesi’nin Bölge Ülkeleri Kurs Programları Direktörlüğü tarafından düzenlenen Türkçe eğitim kurslarında eğitici olarak hizmet verdi. 1989-1992 yılları arasında Polonya’da Yagiellonski Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Yurt dışından döndükten sonra yeniden Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkçe Birimindeki görevini sürdürdü ve 2006 yılında bu üniversiteden emekli oldu.

        Dört yıldır Bosna-Hersek Zenica Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü başkanlığını yürütmektedir. “Doğuş Edebiyat, Küçük Dergi, Türk Edebiyatı, Su, Ilgaz, Çağrı, Filiz, Millî Folklor, Folklor Araştırmaları, Türk Folkloru, Erciyes, Işıklar, Millî Kültür, Tömer Dil, Türk Kültürü, Türk Dili, Bozok, Türk Folklorundan Derlemeler, Türk Folklor Araştırmaları, Türk Dünyası, İlesam Haber, Bayrak” gibi dergilerde, bazı armağan kitapları ile bazı yerel ve ulusal gazetelerde bazen değişik adlarla makale, araştırma, inceleme, derleme, tanıtma yazıları ile öyküleri yayımlandı.

        1980’de Doğuş Edebiyat dergisi roman yarışmasında “Gelenler” adlı yapıtıyla ödüle layık görüldü. Ayrıca kendisine Kayseri Sanatçılar Derneği tarafından 1981 yılında roman teşvik ödülü verildi. 1992’de Türkiye-Polonya kültürel ilişkilerine katkılarından dolayı kendisine Polonya’da Polonya-Türkiye Dostluk Derneği tarafından “Hizmet Şeref Ödülü” verildi. İLESAM Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundu ve İlesam Haber Bülteni’nin yayın yönetmenliğini yaptı. Evli ve üç çocuk babasıdır.

        Yapıtları:

        Mehmet Emin Yurdakul-Ey Türk Uyan (1978)

        Âşık Seyrani, Hayatı ve Şiirleri (1987)

        Âşık Seyrani Bibliyografyası (1991)

        Yunus Emre PloneIde (1991)

        Yabancı Öğrenciler İçin Türkiye Türkçesi Metinleri (1994)

        11. Türk Dünyası Yazarlar Kurultayı-Bildiriler (Z. Gürel ile birlikte,1994)

        Türk-İslam Tasavvuf Geleneğinde Rüya (1996)

        15.Türk Dünyası Yazarlar Kurultayı-Bildiriler (İ. Çetin ile birlikte,1999)

        Çocuklara yönelik yapıtları:

        Boyacı Hasan (1987)

        Bayrağa Hasret (1998)

        Yüzü Gülmeyen Çocuk (2003)

        Cimri ile Cömert (2003)

        Kafdağının Ardı (2003)

        Ezop Masalları (hzl. 2009)

        Lafonten’den Seçmeler (hz. 2009)

 

        MAHMUT IŞITMAN (1908 – ?)

        Folklor araştırmacısı, yazar. 1 Temmuz 1908 yılında Yozgat’ta doğdu. İlköğrenimini Yozgat’ta, ortaöğrenimini Konya İlk Öğretmen Okulunda tamamladı. 1930’da Ankara ili Beypazarı ilçesinde öğretmenliğe başladı.

         Mahmut Işıtman, Konya’da öğrenciyken folklor araştırmalarına başladı, özellikle edebiyat öğretmeni Sadettin Nüzhet Ergun’un da yönlendirmesiyle bu alandaki çalışmalarına hız verdi. Yine Konya’da öğrenciyken birkaç arkadaşıyla birlikte “Işık Yolu” adlı bir dergi çıkardı.

        1932’de Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümüne girdi, 1935’te burayı bitirdi. Yedek subaylığını yaptıktan sonra Ankara Erkek Lisesine atandı.

        Folklor çalışmalarını sürdürdü. Yozgat halk ve divan şairleriyle ilgili eski cönklerden, şairlerin aile ve akrabalarından birçok bilgi edindi. Bu ara cirit oyunlarıyla ilgili araştırmalar yaptı.

        1938 yılında Gençlik ve Spor Bayramı’na son kez katılan Atatürk’ün de bulunduğu bayramı yönetmekte gösterdiği üstün başarıdan dolayı 1939’da Millî eğitim Bakanlığınca takdirnameyle ödüllendirildi. 1945’te mesleğindeki üstün başarısından dolayı bir kez daha takdirnameyle ödüllendirildi.

        1954’te Uluslararası İzci teşkilatının açtığı “Wood Badge İzci Kursu”na gitti, birinci ve ikinci kısımları pek iyi ile bitirdi. Londra Dünya İzcilik Teşkilatı Merkezinden gönderilen izci işareti ile diplomayı aldı.

        1959’da bir yıl için Almanya’ya gönderildi. Oradaki eğitim sistemini inceleyerek bakanlığa uzun bir rapor verdi.

        Mahmut Işıtman; “Hüznî, Seyranî, Zeminî, İfşaî, Demlî, Fennî” vb. birçok Yozgatlı şairin yaşamı ve şiirleri hakkında elde ettiği bilgileri “Türk Folklor Araştırmaları” dergisinde yayımlattı.

 

        MEHMET OĞUZ ÖCAL (1960 – )

M. Oğuz Öcal MMM M.Oğuz 6m. oĞUZ ÖZELoĞUT TAMAM

        Akademisyen ve yazar. 1960 yılında Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde doğdu. Sarıkaya Lisesini bitirdikten sonra 1980 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazandı ve 1984’te fakülteden mezun oldu.

        1985’te Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde halk edebiyatı alanında lisans eğitimine başladı ve 1987’de“Yozgatlı Hüznî Divanı” adlı çalışmayla yüksek lisansını tamamladı. 1987’de Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde doktora eğitimine başladı ve 1991’de “Yozgat’ta Halk Şairliğinin Dünü, Bugünü ve Nâzî” adlı teziyle halk edebiyatı alanında doktor unvanı aldı. Bu arada 1985-1988 yılları arasında Kültür Bakanlığı Millî Folklor Araştırma Dairesi Başkanlığı yaptı.

        1988 yılında Gazi Üniversitesi araştırma görevliliği sınavını kazanarak akademi dünyasına adım attı. 1992 yılında Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Halk Bilimi Anabilim Dalına yardımcı doçent olarak atandı. 1995 yılında “Âşık Efgan Hikâyesi” adlı çalışmasıyla halk bilimi doçenti unvanını aldı.

        1998-2001 yıllarında Tunus üniversitelerinde T.C. Millî Eğitim Bakanlığı adına ve Hacettepe Üniversitesi kadrosunda Türk dili okutmanı ve misafir öğretim üyesi olarak çalıştı.

        2002 yılında, yurt dışı görevinin ardından Gazi Üniversitesine profesör olarak atandı. 2002-2011 yılları arasında Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümünde yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çalıştı.

        2006-2011 yılları arasında UNESCO Türkiye Millî Komisyonu üyeliği, 2010-2011 yıllarında Somut Olmayan Kültürel Miras İhtisas Komitesi Başkanlığı ve Kültürel İfadelerin Çeşitliliği İhtisas komitesi başkanlığı, yine 2011’de UNESCO Türkiye Millî Komisyonu başkanlığı yaptı.

        Millî Folklor dergisini 1989 yılından bu yana yayımlamayı sürdüren M. Öcal Oğuz,.TRT’ye ait radyo ve televizyonlarda “İllerimiz ve Folklorumuz”, “Efsanelerimiz”, “Sözün Kısası” ve “Kültür Penceresi” gibi programların metin yazarlığını yaptı. Bozok dergisinin kültür ve sanat yönetmenliği görevinde bulundu.

        Millî Folklor dergisini yayımlamasından dolayı 3 ayrı ödüle layık bulundu. Ulusal ve uluslararası kongrelerde elli civarında Türkçe ve Fransızca bildiri sundu. Yurt içinde ve yurt dışında çeşitli dergilerde yüzü aşkın Türkçe ve Fransızca makalesi yayımlandı. Bugüne kadar birçok kitabı yayımlandı. İlk kitabı “Yozgatlı Hüznî, Hayatı ve Eserleri”dir.

        M. Öcal Oğuz, evli ve 2 çocuk babasıdır.

        Yapıtları:

        Yozgatlı Hüznî Hayatı ve Eserleri (1988)

        Yozgatlı Hüznî Divânlarından Seçmeler (1990)

        Yozgatlı Halk Şairi Nazi (1992)

        Yozgat’ta Halk Şairliğinin Dünü ve Bugünü (1994)

        Türk Dünyası Halk Biliminde Yöntem Sorunları (2000)

        Halk Şiirinde Tür, Şekil ve Makam (2001)

        Tunuseli İncelemeleri (2002)

        Küreselleşme ve Uygulamalı Halk Bilimi (2002)

        Türkiye’de Halk Bilimi Müzeciliği ve Sorunları [Tuba saltık Özcan’la birlikte (2003)]

        Dünya Halk Bilimi Çalışmaları Tarihi [Gülin Öğüt Eker ve Nebi Özdemir’le birlikte (2003)]

        Halk Biliminde Kuramlar ve Yaklaşımlar 1 [Metin Ekici, Nebi Özdemir, Gülin Öğüt Eker, Selcan Gürçayır’la birlikte(2003)]

        Türk Dünyası Nevruz Ansiklopedisi [editör (2004)]

        Türk Dünyası Nevruz Şiirleri Antolojisi [N. Aytuzlar, İ, Çetin, T. Saltık Özcan ve A. Yavuz’la birlikte (2004)]

        Kentler ve İmgeler [Tuba Saltık Özkan’la birlikte (2004)]

        2003-2004 Yıllarında Çorum’dan Derlenen Masallar [Emine Aydoğan’la birlikte (2004) ]

        Somut Olmayan Kültürel Mirasın Müzelenmesi Sempozyum Bildirileri (Tuba Saltık Özkan’la birlikte editör (2004)]

        Çorumdan Derlenen Efsaneler [(Ayşe Yavuz’la birlikte editör (2005)]

        Türkiye’de 2004 Yılında Yaşayan Geleneksel Meslekler (Tuba Saltık Özcan, Emine Aydoğan ve Nilgün Aytuzlar’la birlikte editör (2005)]

        Türkiye’de 2004 Yılında Yaşayan Geleneksel Çocuk Oyunları [(Petek Ersoy’la birlikte editör (2006)]

        Türkiye’de 2005 Yılında Yaşayan Geleneksel Kutlamalar [Seval Kasımoğlu’yla birlikte editör (2005)]

        Halk Biliminde Kuramlar ve Yaklaşımlar 2 [(Selcan Gürçayır’la birlikte editör (2005)]

        2004 Yılında Çorum’dan Derlenen Temel Fıkraları [Fatih Mormenekşe’yle birlikte editör (2005)]

        Kentler ve İmgesel Yemekler [Nuray Aykanat ve Ayşenur Karagöz’le birlikte editör (2006)]

        Kentler ve İmgesel Yemekler 2 [Nuray Aykanat ve Ayşenur Karagöz’le birlikte editör (2006)]

        2005 Yılında Çorum’da Yaşayan Geleneksel Çocuk Oyunları [Dilek Beden’le birlikte editör (2006)]

        2005 Yılında Çorum’da Yaşayan Geleneksel Kutlamalar [Tuğçe Işıkhan’la birlikte editör (2006)]

        2005 Yılında Çorum’da Yaşayan Köy Seyirlik Oyunları [Selcan Gülçayır’la birlikte editör (2006)]

        2005 Yılında Çorum’da Yaşayan Geleneksel Meslekler [Ezgi Metin’le birlikte editör (2006)]

        2005 Yılında Çorum’dan Derlenen Ağıtlar [Tuğçe Işıkhan’la birlikte editör (2006)]

        2004 Yılında Çorum’da Halk İnançları ve Türbeler [Bengisu Kolcu’yla birlikte editör (2006)]

        2005 Yılında Çorum’dan Derlenen İmgesel Yemekler (Sibel Keskin’le birlikte editör (2006)]

        2006 Yılında Çorum’dan Derlenen Alkışlar, Kargışlar ve Ninniler [Meltem Ağır ve C. Şeyda Çakır’la birlikte editör (2007)]

        2006 Yılında Çorum’da Yaşayan Âşık Sanatı [Selcan Gülçayır’la birlikte editör (2007)]

        Çağdaş Kentin Kültürü ve Somut Olmayan Kültürel Miras (2008)

        Türkiye’nin Somut Olmayan Kültürel Mirası [editör (2008)]

        Türk Halk Edebiyatı El Kitabı [Metin Ekici, Mehmet Aça, Mustafa Arslan, Dilaver Düzgün, R. Bahar Akarpınar, Gülin Öğüt Eker, Aktan Müge Ercan ve Tuba Saltık Özkan’la birlikte editör, genişletilmiş 6. baskı (2008)]

        Turkey’s Intangible Cultural Herigate [editör ((2008)]

        2005 Yılında Çorum’dan Derlenen Türküler (Esin Tutsak ve Gürbüz Gözüm’le birlikte editör (2009)]

        Somut Olmayan Kültürel Miras Nedir (2009)

        Halk Biliminde Kuramlar ve Yaklaşımlar 3 [Sunay Çalış, Selcan Gürçayır’la birlikte (2009]

        Halk Şiirinde Tür, Şekil ve Makam (2010)

        Geçmişten Günümüze Şile ve Şile Bezi (2010)

        Yazarın ayrıca, Yozgat gazetesinde “Bozok Yazıları” başlığı altında çeşitli yazıları ve çoğu Türk Folkloru dergisinde yayımlanmış çok sayıda makalesi vardır.

 

        MEHMET YAŞAR KANDEMİR (1939 – )

Mehmet 6Mehmet 1Mehmet 3Mehmet 4Mehmet 5

        1939′da Yozgat’ın İnceçayır köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, imam hatip okulunu Yozgat’ta okudu. 1964′te İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünden mezun oldu. Sivas İmam Hatip Okulunda üç yıl öğretmenlik yaptıktan sonra İstanbul Yüksek İslam Enstitüsüne hadis asistanı oldu (1967). Mevzu Hadisler adlı öğretim üyeliği tezini tamamladı (1970). Aynı yıl Kayseri Yüksek İslam Enstitüsüne atandı. Burada iki yıl hocalık yaptıktan sonra askere gitti ve yedek subaylığını Edirne’nin Lalapaşa kazasındaki hudut bölüğünde yaptı. Daha sonra İstanbul Yüksek İslam Enstitüsüne atandı (1974). İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Şark Dilleri Bölümünde Kâdî İyâz ve Bugyetü’r-râid fî mâ fî hadîsi Ümmi Zer’ mine’l-fevâid adlı doktorasını tamamladı (1977). 1982 yılında MÜ İlahiyat Fakültesinde yardımcı doçent, 1987′de doçent, 1991′de profesör unvanlarını aldı. 1999′da emekli oldu.

        1984 yılından beri Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde müellif redaktör olarak çalışmaktadır.

        2005 yılından beri de Eyüp Sultan Camii’nde, her pazar öğle namazından bir saat kadar önce Şifa-i Şerif okumaktadır.

        Bilimsel kitapları: Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları, (Subhî Sâlih’ten tercüme-1971), Mevzu Hadisler (1975), Örneklerle İslam Ahlakı (1978), Mutlu Bir Yuva İçin (1981), Mutlu Bir Son İçin (1990), Bir Gönül Yaptın İse (1990), Canım Arzular Seni (1992), İki Cihan Güneşi (1996), Canım Kurban Olsun Senin Yoluna (1999), Adı Güzel Kendi Güzel Muhammed (2003), Hayatımıza Peygamber Modeli (2003), Peygamberimizden 101 Hatıra (2005) Sahabeden 101 Hatıra, (2004) Peygamberimin Sevdiği Müslüman (2004), On Sekiz Bin Âlemin Mustafa’sı (2006), Riyazü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, Peygamberimizden Hayat Ölçüleri (Prof. Dr. İsmail L. Çakan ve Prof. Dr. Raşit Küçük ile), I-VIII cilt (1997).

        Roman: Gönül Doktoru (1975).

        Çocuklar için hazırladığı kitaplar:

        a. Dinim serisi (6-9 yaş grubu): Dine Doğru (1981), Peygamberimi Öğreniyorum (1981), Allah’ı Arayan Çocuk(1981), Yaralı Kuğu(1981), Taşoluk Tepesi (1981), Peygamberimiz Çocuklarla (1982), Uzeyle’nin İmanı (19829, Abdest Alıyorum (1984), Namaz Kılıyorum (1984), Dua Ediyorum (1984), Annemi Anıyorum (1984).

        b. Dinim serisi (9-14 yaş grubu): Allah’a İnanıyorum (1983, Meleklere İnanıyorum (1983), Peygamberlere ve Kitaplara İnanıyorum (1983), Ahirete İnanıyorum (1983), Kadere İnanıyorum (1983)

        c. Peygamberler serisi: Cennetten Dünyaya (1984), Nuh’un Gemisi (1984), İrem Bağları (1984), Kayadan Çıkan Deve (1984), İbrahim’in Kuşları (1984), Alevlerin Ortasında(1984), Kutlu Evin Gölgesinde (1984), İsmail ve Kınalı Koç (1984), Taş Yağmuru (1984), Yusuf’un Rüyası (1984), Yusuf’un Gömleği (1984), Nil’deki Sandık (1984), Tur Dağı’nda (1984), İbibikle Süleyman (1984), Çetin İmtihan (1984), Balığın Karnında (1984), Gökyüzünde İsa ile (1984), Gül Muhammed’im (1984), Medine Yollarında (1984), Kâbe’den Dünyaya (1984).

        [Bu seri “Peygamberleri Tanıyalım” adıyla Zafer Yayınevi tarafından yeniden resimletilerek yayımlamıştır (2006).]

ç. Güzel hikâyeler: Elma Suyu (2001), Mercan Ali (2001), Çadır Güzeli (2001), Kır Hasan (2001), Kader’in Cilvesi (2001), Hikâyelerle Çocuklara Kırk Hadis (1992), Peygamberimizin Dilinden Kıssalar (1995).

d. “Beni Seven Peygamberim” serisi: Nur Dağında Bir Işık (2003), Dinmeyen Gözyaşları (2003), Medine Yollarında (2003) Müslümanlar Kardeştir (2003), Ebû Cendel’in Zincirleri (2003), Peygamberimizin Son Yılları (2003) Peygamberimizin Güzel Huyları (2003), Sevgi Peygamberi (2003).

        [Bu seri Nesil Neşriyat tarafından bir cilt hâlinde resimsiz olarak da yayımlanmıştır (2006)].

 

        MEVLÜT ULUĞTEKİN YILMAZ (1946 – )

Mevlut UluğtekinMevlüt 3 Mevlüt 4 Mevlüt 2 Mevlüt 1

        Gazeteci, şair ve yazar. 1946’da Yozgat’ın Sorgun ilçesinde doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Sorgun, Kırıkkale ve İstanbul’da tamamladı. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisini bitirdi. Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsünde yüksek lisans eğitimi aldı. Bir süre Tarım Bakanlığında, daha sonra TRT’de çalıştı. TRT’de denetçilik görevi yanında, kültür ve tarih programları hazırladı. Bu kurumda “İstiklâl Savaşı’nda Milletimiz” adlı program dizisiyle,halkın Kurtuluş Savaşı’na olan katkılarını anlattı. Dede Korkut Hikâyeleri’ni ülkemizde ilk kez bir bütün olarak radyo için dramatize etti. Bu çalışmasından ötürü 1987 yılında Millî Kültür Vakfı, Yılmaz’a “Millî Kültüre Hizmet Ödülü”nü verdi. Tarihte Büyük Türk Devletleri konulu belgesel drama dizisini hazırladı. Televizyonda kültür sohbetlerinde bulundu. Bilimsel toplantılara bildirileriyle katıldı.

        1992’de TRT’den Program denetçisiyken ayrıldı. Gazeteciliğini basında yazar ve yönetmen olarak sürdürdü. Çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti tarafından “2000 yılının başarılı gazetecisi” seçildi. Şiir, öykü, oyun, senaryo ve araştırma dallarında eserler verdi. Mehmetçik üzerine yazılmış şiirleri ülkemizde ilk kez bir seçkide topladı. Şiirleri şarkı ve ilahi formunda bestelendi.

        Yapıtları:

        Cenk Hasreti (şiir, 1977),

        Deli Dumrul (oyun, 1987)

        Ertuğrul Gazi (çizgi roman, 1992),

        Şiirimizde Mehmetçik (seçki,1994)

        Türk Halklarının Ortak Ata-Babaları (biyografik roman, 1997)

        Ayakların Dili (öykü, 2000)

        Damdaki Pabuç (oyun, 2002)

Şair ve Yazarlar 3

 

        MUHSİN KÖKTÜRK (1950 – )

a0aaf-muhsinMuhsin 2Muhsin 4Muhsin 6Muhsin7

        Eğitimci ve yazar. 1950 yılında Yozgat’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimimi Yozgat’ta tamamladı. 1970 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünden mezun oldu. Sırasıyla Kars-Susuz Kâzım Karabekir İlköğretmen Okulu, Sivas-Yıldızeli Pamukpınar İlköğretmen Okulu, Burdur-Bucak Karapınar Köyü Ortaokulu ve Ankara’da Elmadağ Lisesi, Altındağ Çalışkanlar Ortaokulu, Keçiören Ayvalı Ortaokulu, Altındağ Atıfbey Ortaokulu’nda öğretmenlik, yöneticilik yaptı. En son çalıştığı Atıfbey İlköğretim Okulundan 1995′te emekli oldu.

        Emekli olduktan sonra sırasıyla Ankara Egemen, Çizgiüstü ve Fen Bilimleri Dershanelerinde çalıştı. Bu arada Yıldırım yayınlarında yazarlık ve düzeltmenlik yaptı. Başka yayınevlerinde de çalıştı.

Yozgat folkloru üzerine uzun yıllar araştırma ve incelemelerde bulundu. Bu çalışmalarından bazıları (Yozgat Köylerinde Nişan ve Düğün, Yozgat Mânilerinde Yergi, Yozgat Atasözlerinden Bir Demet, Yozgat Atasözleri…) Türk Folklor Araştırmaları dergisinde yayımlandı. Millî Eğitim Bakanlığının “Öğretmen Yazarlar Dizisi”nde yayımlanan “Günaydın Çocuklar” adlı öğretmenlik şiirleri seçkisi, ilk kitap çalışması oldu. Millî Eğitim Bakanlığınca kabul edilen 13′ü ders kitabı, 10′u da yardımcı (kaynak) kitap olmak üzere 23 kitabı yayımlandı. Son kitabı, Berk Yayınevince yayımlanan “OKS Türkçe Soru Bankası”dır.

        Yazar, şiirle de ilgilenmektedir. “Antoloji.com” ve “Edebiyat Defteri” adlı web sitelerinde yayımlanmış çeşitli şiirleri vardır.

        Yazarın birtakım web sitesi çalışmaları vardır. Bunlardan biri de “Her Yönüyle Yozgat” adıyla yayındadır.

        Evli ve üç çocuk babası olan yazar, yaşamını Ankara’da sürdürmektedir.

        Yapıtları:

        Günaydın Çocuklar (şiir seçkisi)

        Dil bilgisi İlkokul 4, 5

        İlkokullar İçin Sözlü ve Yazılı Anlatım

        İlköğretim 3. Sınıf Hayat Bilgisi

        İlköğretim Çevre, Trafik, Sağlık 1, 2, 3, 4, 5

        İlköğretim 6, 7, 8. Sınıf Türkçe Ders Kitapları

        İlköğretim 6, 7, 8. Sınıf Türkçe Ders Kitapları Öğretmen Kılavuzu

        İlköğretim Temel Dersler 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8

        OKS Türkçe Soru Bankası

        Araştırma ve İnceleme Yazıları:

        Yozgat Köylerinde Nişan ve Düğün 1, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Şubat 1971, Cilt 13,  Sayı 259, Sayfa 5879, 5883.

        Yozgat Köylerinde Nişan ve Düğün 2, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mart 1971, Cilt 13, Sayı 260, Sayfa 5911, 5912, 5913, 5914, 5915.

        Yozgat Manilerinden Bir Demet, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1973, Cilt 15, Sayı 20, Sayfa  6743, 6744, 6745.

        Yozgat Manilerinde Yergi, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Temmuz 1972, Cilt 14, Sayı 276, Sayfa 6372, 6373, 6374.

        Yozgat Atasözlerinden Bir Demet, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1971, Cilt 13, Sayı 266, Sayfa 6069, 6070.

        Yozgat Manilerinde Bireysel ve Toplumsal Konular, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ocak 1977, Cilt 17, Sayı 330, Sayfa 7864, 7865, 7966, 7867, 7868, 7869.

        Yozgat Manileri 1, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Kasım 1977, Cilt 17, Sayfa 8164, 8165, 8166.

        Yozgat Manileri 2, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Aralık 1977, Cilt 17, Sayfa 8187, 8188.

        Yozgat Manileri 3, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ocak 1978, Cilt 17, Sayfa 8215, 8216.

        Yozgat Mânileri 4, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Şubat 1978, Cilt 18, Sayı 343, s. 8247, 8248, 8249.

        Yozgat Mânileri 5, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mart 1978, Cilt 18, Sayı 344 s. 8276, 8277, 8249.

        Yozgat Mânileri 6, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Nisan 1978, Cilt 18, Sayı 345, s. 8303, 8304, 8305, 8306

        Yozgat Mânileri 7, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mayıs 1978, Cilt 18, Sayı 346, s. 8330.

        Yozgat Bilmeceleri 1, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Aralık 1978, Cilt 18, Sayı 353, s.8513, 8514, 8515, 8516.

        Yozgat Bilmeceleri 2, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ocak 1979, Cilt 18, Sayı 354, s. 8550, 9551, 8552, 8553.

 

        MUSTAFA ÇİFTÇİ (1977 – )

201501021026560 ademin-kekligi-ve-chopin-1-1-1356081599 120620141442105011967_2

        Radyo ve televizyon programcısı, yazar. 1977’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Yozgat’ta tamamladı. 1999 yılında Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun oldu. 2000-2001 yılları arasında Güney Afrika Cumhuriyeti’nde bulundu. Dönüşünde İngilizce okutmanlık, metin yazarlığı, radyo ve TV programcılığı yaptı.

        Çeşitli dergilerde yayımlanmış öykülerini Haziran 2012’de “Âdem’in Kekliği ve Chopin” adlı kitabında topladı. 2014’te  “Bozkırda Almış Altı” adlı yapıtıyla “Türkiye Yazarlar Birliği En İyi Hikâye Kitabı” ödülünü kazandı.

        Şu anda Yozgat Belediyesi AR-GE ofisi sorumlusu olarak çalışmakta olan yazar evli ve iki çocuk babasıdır.

 

        ORHAN SAKİN (1960 – )

Orhan_Sakin_4Kocaeli_Kitap_Fuarinda 369083 264572b orhansakin_Sep8yNnT7G

 

 

         Araştırmacı, yazar. 1960 yılında Yozgat’ta doğdu. İlk ve orta öğretimini burada yaptıktan sonra Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünü 1982 yılında bitirdi. Marmara Üniversitesi Ortaçağ Türk Tarihi Bölümünde yüksek lisans yaptı. 1987 yılından itibaren Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Uzman ve yönetici olarak görev yapmaktadır.  Türk tarihi ve kültürü hakkında çeşitli araştırma ve telif eserleri bulunmaktadır. Bir kısmı ortak çalışma ürünü olan yapıtları şunlardır: Makedonya’daki Osmanlı Evrakı (Komisyon-1996), Tarihsel Kaynaklarıyla İstanbul Depremleri (2002), Yadigar-ı İbn-i Şerif 1, 2 (Osmanlı Tıp Metni, Komisyon, 2003), Eski Türk Dünyasında Bitkiler ve Bitki Kültürü (2005), Simyacı ve Sırları (2006), İsa Peygamberi Severseniz Beni Öldürmeyiniz-1915 Ermeni Mezalimi (2006), Bir Osmanlı Askerinin Sıra Dışı Anıları (Çeviri, 2007), Ermeni İsyanı Günlüğü 1915 (2008), Osmanlıda Etnik yapı (2008), Yeniçeri Ocağı-Tarihi ve Yasaları (2011), 16. Yüzyıl Osmanlı Kayıtlarına Göre Anadolu’da Türkmenler ve Yörükler (2011), Tarihten Günümüze Bozok Sancağı ve Yozgat (2012), Osmanlı Arşiv belgeleri Okuma Kılavuzu (2014).

        Yazar ayrıca TRT tarafından hazırlanan “Soykırımın İçyüzü” adlı belgeselin danışmanlığını yapmıştır.

 

        OSMAN HAKAN KİRACI (1951 – )

Ossman Hakan kiracıKiracı yeni kiracı 2

        Gazeteci ve yazar. 1951 yılında Yozgat’ta doğdu. Gazeteciliğe lise yıllarında duvar gazeteciliği ile başladı. Mesleğe başladıktan sonra sırasıyla Babıalide “Sabah, Tercüman, Milliyet gazeteleri” ile “Türk Haberler Ajansı, Anadolu Ajansı ve Hürriyet Haber Ajansları”nın Yozgat muhabirliklerini yaptı. Hürriyet gazetesindeki görevi 1994 yılına kadar 18 yıl sürdü.

        1968 yılında başladığı mesleğinin 5. yılında kent merkezinde Yozgat gazetesini yayımlamağa başladı. Yozgat gazetesini 24 yıl günlük çıkardı. 16 yıldan beri de farklı periyotlarda gazeteyi yayımlıyor .Bu arada 1 Mart 2006 tarihinden bu yana yaklaşık 8 yıldır internette de http://www.yozgatgatesi.com adlı elektronik gazetenin yayımını günlük olarak sürdürüyor.

        Yozgat’ta 1993-1999 yılları arasında 6 yıl süreyle Anavatan Partisi Yozgat İl Başkanlığı görevini yaptı ve 1995 genel seçimlerine de Yozgat milletvekili adayı olarak katıldı.

40 yılı aşan meslek hayatında “Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti” ve benzeri basın kurum ve kuruluşlarının düzenlediği yarışmalarda makale, haber ve sayfa düzeni dallarında bugüne kadar toplam 20 basın başarı ve yılı gazetecisi ödüllerine layık görüldü.1990 yılında ise Ankara Gazeteciler Cemiyeti jürisinin seçtiği Türkiye’de son 10 yılın ( 1980-1990 yıllarının) en başarılı gazetecileri arasında yer aldı.

        Kiracı, 20 ödülü ile Orta Anadolu’da Yozgat’a en çok basın başarı ödülü kazandıran gazetecidir. Yozgat Gazeteciler Cemiyetinin kurucusu ve yönetim kurulu başkanıdır. İç Anadolu Gazeteciler Federasyonu genel başkan vekilidir. Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu başkanlar konseyi üyesidir. Yozgat’ta BBYEGM sürekli sarı basın kartını edinen ilk gazetecidir. Yozgat Gazetecilik,Matbaacılık,Reklamcılık Limitet Şirketinin sahibi ve genel yönetmenidir.

Yozgat’a ilişkin makalelerini, meslek ve siyaset anılarını kitaplaştırma çalışmalarını sürdürmektedir.

        Osman Hakan Kiracı evli ve iki çocuk babasıdır.

 

        OSMAN KARACA  (1964 – )

osmankaraca_CyC0VrSCHE

Kitap_20130909132946_101528_2

 

 

 

 

 

        Araştırmacı, yazar. 1964 yılında Yozgat Merkez İnceçayır Köyü’nde çiftçi bir ailenin evladı olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Yozgat’ta tamamladı. Olanaksızlıklar nedeniyle öğrenimini sürdüremedi. 1985 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde memur olarak göreve başladı. Sendika, dernek gibi birçok sivil toplum teşkilatında kurucu üye ve yöneticilik yaptı. İzmir’de Yozgatlılar Derneği bünyesinde “Yiğitler Harmanı” dergisini çıkardı. 2005 yılından başlayarak Yozgat ile ilgili kendi olanakları ölçüsünde araştırma ve incelemelerde bulundu.   Yozgat’ın 250’den fazla köyünü dolaşarak Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı şehit ve gazilerinin cephe anılarını derledi. Bu çalışmaları;  “Her Hayat Bir Destandı (2009), Şehit Oğlu Şehit Tekgül (2011), Kanla Yoğrulduk (2013) adlı kitaplarıyla ölümsüzleştirdi.

        Yaptığı bazı araştırmalar çeşitli gazete ve dergilerde yayımlandı.

        Osman Karaca’nın yapmış olduğu önemli çalışmaların başında, bir Çanakkale gazisinin kendi sesinden Çanakkale Savaşı’nı anlattığı 31 dakika 48 saniyelik ses kaydı gelmektedir. Çünkü Türkiye’de Çanakkale gazilerimizin kendi sesinden cephe anılarını anlatan toplam ses kaydı yalnızca 300 dakikadır.

        Yazar, araştırma ve incelemelerini sürdürmektedir

        Emekli olan ve  İzmir’de oturan Osman Karaca evli ve iki çocuk sahibidir.

 

        ÖMER BAYIN (1922 – )

Ömer Bayın Kitapları 1Ömer Bayın Kitapları 2

        Eğitimci ve yazar. 1922’de Akdağmadeni’nde doğdu. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesini ve Yüksek Öğretmen Okulunu bitirdi. Ayrıca Amerikan İlinois Üniversitesinde öğrenim gördü. Çeşitli liselerde kimya öğretmenliği ve lise müdürlüklerinde bulundu. Gazi eğitim Enstitüsünde ve Ankara Yüksek Öğretmen Okulunda öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. Ayrıca Talim terbiye Kurulu üyeliği, Kopenhag Büyük Elçiliği Eğitiş Müşavirliği, Orta Öğretim Genel Müdürlüğü görevlerinde bulundu.

        Evli ve üç çocuk babasıdır.

        Yapıtları:

        Liseler İçin Kimya 1

        Liseler İçin Kimya 2

        Liseler İçin Kimya 3

        Modern Kavramlar İçin kimya

        Modern Kavramlar Çözümleri ile Kimya Problemleri

 

        RIFAT ÇAKIR (1967 – )

Rıfat Çakır10394836_10204417623349008_7335777879415186288_n10527308_10204500722226428_3003427535740844032_n

       

         Şair, yazar, program yapımcısı ve sunucusudur. 1 Nisan 1967’de Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Alcı Köyü’nde doğdu. İlköğrenimini köyünde tamamladı. Sonra Ankara Kayaş Ortaokulunu ve Çankaya Lisesini bitirdi. Yüksek öğrenimini Anadolu Üniversitesinde yaptı.

        Rıfat Çakır, dünyada en çok ülke gezen ender kişilerden birisidir. Sibirya’dan Antarktika’ya, Okyanus ortasındaki adı duyulmamış adalardan Amazon ormanlarına dek gezme şansı bulmuş günümüz gezginlerindendir. Bir Türkiye âşığı ve memleket sevdalısı olan Çakır’a göre dünyanın göz bebeği Türkiye, en güzel dili de Türkçedir. Türkçeye güzellik katan en önemli etken de Orta Anadolu şivesidir. Orta Anadolu şivesi, gerçek içtenlik ifadesi ve sempati kaynağıdır. Kendisi her yerde bu şiveyi konuşmaktan, Orta Anadolu insanının gönül güzelliklerini anlatmaktan zevk ve gurur duymaktadır.

        Bir kamu kuruluşunda görev yapmakta olan Rıfat Çakır; televizyonlarda yayımlanan fizik, kimya, matematik, fen bilimleri, edebiyat, coğrafya, tarih vb. genel kültür bilgi yarışmalarında birçok birincilik kazanmıştır. Okuma, araştırma, gezi ve tarih tutkunudur. Yurt içi ve yurt dışında etkinlik gösteren birçok sivil toplum kuruluşuyla edebiyat, sanat, bilim ve teknoloji konulu programlarda sunuculuk yapmaktadır.
Aynı zamanda eğitim ve kültür amaçlı seminer, sempozyum, forum, festival, müzik ve eğlence programları sunmaktadır. 1’i ulusal, 3’ü de yerel olmak üzere 4 gazetede köşe yazısı yazmaktadır. Çok sayıda yazısı, yerel şiveyle yazılmış birbirinden güzel şiirleri vardır.

        Evli ve üç çocuk babası olan yazar, yaşamını Ankara’da sürdürmektedir.

        Not: Rıfat Çakır’ın Yozgat şivesiyle okuduğu şiirlerden birini “Yöresel Sözcükler” başlıklı menüde izleyebilirsiniz.

       

        SAYGI ÖZTÜRK (1955 – )

Saygı öztürk özelSaygı Öztürk 1Saygı öjztürk 5Saygı Öztürk 3Saygı Öztürk 2

 

        Gazeteci ve yazar. 1955 yılında Yozgat’ın Sarıkaya ilçesine bağlı Akbucak köyünde doğdu. Gazeteciliğe lise öğrenimi sırasında yerel “Yerköy” gazetesi’nde basladı. Aynı dönemde Hürriyet Haber Ajansı muhabirliğini de yaptı. Yerel haberlerindeki başarıları nedeniyle dikkat çeken Öztürk, Hürriyet gazetesi Ankara Bürosu’nda 1 Haziran 1978 yılında göreve başladı ve aralıksız 1994 yılına kadar aynı gazetede Eğitim ve Güvenlik Haberleri Sorumlusu olarak çalıştı. Aynı görevini daha sonra Sabah gazetesinde sürdürdü. Sonrasında Star, ve Gözcü gazetelerinde çalıştı. Halen Sözcü gazetesi Ankara temsilciliği görevini yürütmektedir.

        Başta “Basın Oskarı” sayılan Sedat Simavi Vakfı Gazetecilik ödülü olmak üzere, araştırma haberleriyle 4 kez Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 3 kez Çağdaş Gazeteciler Derneği ödüllerini kazandı. Muammer Yaşar Bostancı ödülünü 4 kez aldı ve Bülent Dikmener ödülüne layık görüldü. Akdeniz Gazeteciler derneği tarafından da “Yılın yazarı” seçildi ve bugüne kadar 30’un üzerinde ödül aldı. Kıbrıs’ta eşi ve çocukları küvette öldürülen Binbaşı Nihat İlhan’ı olaydan 40 yıl sonra konuşturmayı başardı ve bu röportajı ile Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından röportaj dalında bu yıl da “yılın gazetecisi” seçildi.

        Yapıtları:

        Belgelerle 28 Şubat

        Son Babalar

        Okyanus Ötesindeki Vaiz

        MGK

        Taşeron Mesih

        Ölüm Kuyuları

        33 Kurşun

        İsmet Paşa’nın Kürt Raporu

        Kırcı, 5-6-2 Tamam Reis

        Madalyalı Mahkûm

        Sınır Ötesi Savaşın Kurmay Günlüğü

        Apo Olayının Perde Arkası

        Madalyalı Mahkum

        5-6-2 Tamam Reis… Kırcı, Ağca ve Bir Dönemin Cinayetleri

        Devletin Derinliklerinde

        Belgelerle Ergenekon

 

        SİYAMİ YOZGAT (1958 – )

Siyami Yozgat 1 Siyami 4Siyami 1Siyami 6

        Karikatürist, şair ve yazar. 1958 yılında Yozgat’ın Saraykent ilçesine bağlı Dedefakılı beldesinde doğdu. İlkokul öğrenimini bu köyde, ortaokul öğrenimini Akdağmadeni ilçesinde, öğretmen okulunu ise Ordu’nun Perşembe ilçesi ile Trabzon’da tamamladı.

        Yurt içinde ve yurt dışında karikatür sergileri açtı, okullarda karikatür dersleri verdi. Öğretmen olarak gittiği Almanya’da Türk çocukları için 16 adet ders kitabı ve “Bizim Çocuklar” dergisini yayımladı.

        Yapıtları:

        Masallar: Keloğlan ve Padişahın Kızı, “Bizim Masallar.

        Romanlar: Usat, Vuslat, Derviş ve Yol.

 

        ŞÜKRÜ ERBAŞ (1953 – )

Şükrü ErbaşŞükrü Erbaş 3Şükrü Erbaş 4Şükrü Erbaş 2Şükrü erbaş 1

        Şair ve yazar. 7 Eylül 1953’te Yozgat’ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat’ta tamamladı. Ankara’da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü’nden 1978’de mezun oldu. 1972 yılında girdiği Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü’nden 1998 yılında emekli oldu.

        1985-1988 yılları arasında Yarın dergisinin yazı kurulunda, 1993-1999 yılları arasında Edebiyatçılar Derneği’nin yönetiminde görev aldı.

        İlk şiiri Varlık dergisinde yayımlandı (1978).

        Yapıtları:

        Yolculuk

        Dicle Üstü Ay Bulanık

        Üç Nokta Beş Harf

        Gölge Masalı

        İnsanın Acısını İnsan Alır (deneme)

        Bir Gün Ölümden Önce (deneme)

        Gülün Sesi Gül Kokar (düz yazılar)

        Ödülleri:

        Yolculuk adlı kitabıyla 1987 Ceyhun Atuf Kansu Ödülü

        Dicle Üstü Ay Bulanık ile 1996 Orhon Murat Arıburnu Ödülü

        Üç Nokta Beş Harf ile 2002 Ahmed Arif Ödülü (Salih Bolat ile)

        Gölge Masalı ile 2005 Ömer Asım Aksoy Ödülü

 

        TAHA AKYOL (1946 – )

Taha AkyolTaha Akyol 12 Taha Akyol 3 Taha Akyol 2

 

        Hukukçu, gazeteci ve yazar. 1946 yılında Yozgat’ta doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Yozgat’ta tamamladıktan sonra İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Bir süre Yozgat’ta serbest avukat olarak çalıştıktan sonra Ankara’ya taşınarak Hergün gazetesinde köşe yazarlığına başladı. Daha sonra haftalık siyasi haber dergisi Yankı’da yönetici ve araştırmacı olarak çalıştı. 1987 yılında Tercüman gazetesinin genel yayın müdürü oldu. Aynı gazetede köşe yazarlığı yaptı. Meydan ve milliyet gazetelerinde de çalıştı.

        Şu anda CNN Türk program yapımcısı ve Hürriyet gazetesi’nde yazar olarak çalışmaktadır.

        Taha Akyol evli ve iki çocuk babasıdır.

        Yapıtları:

        Atatürk’ün İhtilal Hukuku (2012)
        Demokrasiden Darbeye Babam Adnan Menderes (2011)
        Ortak Acı 1915 Türkler ve Ermeniler (2009)
Ama Hangi Atatürk, (Ocak 2008 / 3. baskı Mart 2008)
        Medine’den Lozan’a (Kasım 2004)
        Kitaplar Arasında (Haziran 2002 / 2. baskı Aralık 2005)
        Hariciler ve Hizbullah, İslam Toplumlarında Terörün Kökleri (Mart 2000 / 3. baskı Nisan 2000)
        Mezhep ve Devlet, Osmanlı’da ve İran’da (Ocak 1999 / 7. baskı Kasım 2006)
        Hayat Yolunda, Gençler İçin Anılar ve Öneriler (Kasım 1997 / 8. baskı Ekim 2007)
        Bilim ve Yanılgı (1997 / 5. baskı Aralık 2005)
        1980’lerde Türkiye
        Azerbaycan, Sovyetler ve Ötesi
        Bilim ve Yanılgı
        Haricîlik ve Şia
        Hayat Yolunda
        Lenin’siz Komünizm
        Politikada Şiddet
        Sovyet Rus Stratejisi ve Türkiye (2 cilt)
        Tarihten Geleceğe

        Osmanlı Mirasından Cumhuriyet Türkiyesi’ne

        Ödülleri:

        Prof. Dr. Mehmet Kaplan Sosyal Bilimler Lisesi Yılın Gazetecisi Ödülü (2007)

 

        UĞUR BECERİKLİ (1972 – )

Uğur Becerikli 1 Uğur Çelebi 5Uğur Becerikli 4Uğur Becerikli 3Uğur Becerikli 2

        Roman ve öykü yazarı, gazeteci. 1972 yılında Yozgat’ın Yerköy ilçesinde doğdu.

        Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu olup 1993’ten bu yana gazetecilik yapmaktadır.

        Günümüze kadar radyolar, haber ajansları ve gazetelerde çalışan Uğur Becerikli, çeşitli televizyon dizi ve belgesellerinde de metin yazarı olarak görev yaptı. Bunun dışında dikkat çeken kitaplar da yazdı.

        İlk kitabı Stockholm Mystery, İngilizve olarak 1999 yılında yayımlanan Becerikli’nin çeşitli yayınevleri tarafından okuyucuya ulaştırılmış çok sayıda Türkçe ve İngilizce çocuk kitabı bulunuyor. İlk romanı olan “Lokman Hekim’in Kayıp Kitabı” 2005 yılında yayımlandı.

        Uğur Becerikli 2003 ve 2005 yılları Çağdaş Gazeteciler Derneği ödülü sahibidir.

        Yapıtları:

        Romanlar: Lokman Hekim’in Kayıp Kitabı (2005), Yüzde Elli (2006), Çelebi (2007), Her Gün Öldürüyor Gidişin (2007), Abdaloğlu (2008), Karanlıkta Kaybolurken, (2008)Konstantiniyye’nin Gülü (2009).

        Çocuk kitapları: Stockholm Mystery (1999), The Medallion (1999), Back To Life (2000), Travels In Cyber Space (2000), The Journalist (2001), Yanar Döner Çiçeği (2005), Sevgili Köpeğim (Berke 2005), Bütün Çocukların Annesi (2005), Doktor Olacağım (Berke 2005), Futbol Aşkı (Berke 2005), Küçük Kaçak (Berke 2005), Gecekondudaki Kardeşim (2005), Babalar Günü (2005), Arkadaşlık Engelleri Aşar (2005), Matematikçi Kız (2005), Küçük Aktör (2005), Yağmur (2005), Rüzgâr Kız (2005), Dost Uzaylılar (2005).

 

        UĞUR KÖKTÜRK (1940 – )

Uğur Köktürk özelUğur 3Uğur köktürk Uğur 4uğur 6

        Akademisyen ve yazar. 1940 Yozgat doğumludur. İlk ve orta öğrenimini Yozgat’ta, yüksek öğrenimini ise İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesinde tamamlamıştır.

        Isıtma Tekniği’ne ilişkin iki ciltlik ünlü Rietschell çevirisini İ.T.Ü. Makine Fakültesinde asistan olarak çalıştığı dönemde daha henüz genç bir mühendisken 1968 yılında yayımlayabilmek şansına erişebilmiş, iklim tesisatı mühendisliği alanında yurt çapında tanınmasına yol açan ilk büyük atılımını bilimsel nitelikli olan bu mühendislik yapıtı oluşturmuştur.

        Isıtma, havalandırma, iklimlendirme, sıhhi tesisat ve soğutma tekniği başta olmak üzere özellikle iklim tesisatı mühendisliği konularında derinleşmek istemiş ve bilimsellikten asla ayrılmamak koşuluyla alışılmışın dışına çıkarak belki de ilk kez bir Türk mühendisi olarak bu alandaki evrensel nitelikli çalışmalara geniş çapta katkıda bulunmayı arsulamıştır. Bu nedenle Alarko Holding Anonim Şirketi’yle Uzel Makine Sanayii Anonim Şirketi gibi seçkin nitelikli endüstri kuruluşlarında yaptığı çalışmaları belli dönemlerde sınırlandırmak zorunda kalmış, mezun olduğu kurum olan İstanbul teknik Üniversitesinde bir öğretim görevlisi olarak çalışmayı yeğlemek suretiyle yaşamını adamayı öngördüğü çalışmalara zaman ayırabilmeyi başarabilmiştir.

        1968 yılından beri yayımladığı bilimsel nitelikli mühendislik kitapları sayısının 32’ ye yükselmiş olması, bu amacına ulaşmak için yaptığı çalışmaların kanıtıdır.

        Evli olan, kendisi gibi mühendis unvanı taşıyan ikisi erkek, biri kız olmak üzere üç çocuğu olan yazar, üç de torun sahibidir. Şu anda İstanbul da yaşamını sürdürmektedir.

        Yapıtları:

        Üniversite Öğrencileri İçin Bilgisayarlı Teknik Resim Öğretimi 1, 2

        Doğal Gaz ve Gaz Yakıt Tesisatı Proje Hesapları

        Isıtma Tekniği 1, 2

        İklimlendirme ve Klimatoloji Tekniği 1, 2, 3, 4

        İklimlendirme Tesisatı El Kitabı 1, 2

        Kalorifer Tesisatı El Kitabı 1, 2

        Klima Tesisatı Tekniği

        Makine Mühendisinin El Kitabı 1, 2

        Makine Mühendisliği El Kitabı 1, 2

        Mühendislik Matematiği 1, 2

        Sıhhi Tesisat El Kitabı 1, 2

        Soğutma Tekniği 1, 2, 3, 4

        Asansör Tesisleri

        Kaldırma ve Taşıma Makineleri 1, 2

        Pratik Havalandırma Tesisi Kılavuzu 1, 2

        Pompalı Sıcak Su Isıtma Tesisleri

 

ÜMİT ZEKİ SOYUDURU (1956 – )

11062822_904131499607312_1525591150946834048_n untitled Kitap_20140929124442_90075_710553710_903899006297228_301780558363440394_o

        Şair. 01.03.1956’da Yozgat ili Sarıkaya ilçesi Kadılı köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokulu ve liseyi Yozgat İmam Hatip Okulunda okudu. Daha sonra Eskişehir Üniversitesi İşletme Fakültesini bitirdi.

        Sanat yaşamı, ortaokul yıllarında amatör olarak yazdığı şiirlerle başladı. Şair olarak bilinirliğini internetin ülkemizde yaygınlaşmasıyla artırdı.

        Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) üyesi olan şairin 2012 yılında yayımlanan “ Seni Bana Verseler” ve 2015’te yayımlanan “Sevgi Sensin” adlı iki şiir kitabı vardır. Ayrıca Kelami Akdemir’le “Sarıkaya Şairler ve Yazarlar Derneği adına, “Sevdamız Sarıkaya Şiir Antolojisi”ni hazırlamıştır.

        Şairin şiirleri;

        1. Edebiyat Defteri adlı internet sitesinin hazırlamış olduğu “Kırmızı, Şemsiye”, “Merdiven” ve “Anahtar” adlı     şiir seçkilerinde,

        2. Yozgat Şairler ve Yazarlar Birliğinin yayımlamış olduğu “Yozgat Sevdası” adlı kitapta,

        3. Sivas Yazarlar ve Şairler Derneği’nin “Şairler Seçkisi”nde,

        4. Sivas Belediye Başkanlığının hazırlamış olduğu “Sonsuzluğa Yürüyüş” adlı şiir seçkisinde,

        5. Şair Türk adlı internet sitesince hazırlanan “Şairtürk Yıldızları” adlı şiir seçkisinde,

        6.  İbrahim Güneş Görme Engelliler Spor Kulübü yararına çıkarılan, “Gönülden Gözlere Dökülen Işık Berceste” adlı kitapta,

        7. Vezin Grubu’nun çıkarmış olduğu “Türk Şairleri Antolojisi”nde,

        8. “Şair Bakışlı Kalemler Antolojisi”nde,

        9. “Şehr-i Şiir” adlı antolojide,

      10. “Soma Şiirleri Antolojisi”nde yayımlanmıştır.

        Birçok şiiri bestelenen şairin, Mehmet Çetin’in okuduğu “Aşk Beklemez “ adlı albümde de dört şiiri yer almıştır.

        Ümit Zeki Soyuduru, şiirlerinin hemen hepsini “Youtube”, “Facebook” gibi internet sitelerinde sesli olarak yayımlamıştır.

        Şiirlerini hece ölçüsüyle yazmış, uyak ve rediflere özel bir önem vermiştir. Genel olarak sevgi konusunu işlediği şiirlerinde yalın bir dil kullanmıştır.

        Bir kamu kuruluşunda çalışan şair, Ankara’da oturmakta olup evli ve üç çocuk babasıdır.

YILMAZ GÖKSOY (1931 – )

yilmaz_goksoy Yılmaz Göksoy 3

        Eğitimci ve yazar. 1931’de Yozgat’ta doğdu. Köyünde ilkokul olmadığı için Yozgat’ta okudu. Yozgat Alacalıoğlu İlkokulunu ve Yozgat Merkez Ortaokulunu bitirdi. Sonra da Erzurum Erkek Öğretmen Okulundan mezun oldu.

        İlk öğretmenlik görevine Boğazlıyan ilçesi Gazipaşa İlkokulunda başladı. Sırasıyla Balıkesir Şabanlar, Yozgat Haydarlıbeyi ve Cumhuriyet İlkokulu, çocuk kütüphanesi öğretmenliği, Gazipaşa İlkokulu müdürlüğü ve İlköğretim müdürlüğü görevlerinde bulundu.

        Göksoy, kendini Yozgat folkloruna adamış bir eğitimci ve yazardır. Cumhuriyet’in 50. yılı dolayısıyla yayımlanan Yozgat İl Yıllığı’nın hazırlayıcılarındandır. Bunun yanında Atatürk ve Yozgat adlı bir kitap da yayımladı. Atatürk’ün doğumunun 100.yılında toplanan 9. Türk Tarih Kongresi’ne “Atatürk ve Türk Köylüsü” konulu bildiriyle katıldı.

        Yurt Ansiklopedisi’nin Yozgat Fasikülü ile Hakkı Acun-Yozgat’ta Vakıf Eserler, Ocak; Ahmet Yaşar-Emir Çin-i Veli Zaviyesi yapıtlarının hazırlanmasında, il müzesinin kurulmasında, yayınevi açılmasında büyük katkıları oldu.

        Öğretmenliği süresince çeşitli dergi ve gazetelerde Yozgat’ın tarihi, kültürü, sorunları, millî eğitimle ilgili görüşler, arkeoloji vb. konularda araştırma ve incelemeler yaptı.

        Göksoy, evli ve üç çocuk babasıdır.

 

        YUSUF DURSUN (1949 – )

7_b

minik-serce_avatar phpThumb_generated_thumbnail sultandim-fatih-oldum-yusuf-dursun-0-491821

 

 

 

 

 

        Şair, yazar. 01.01.1949’da Yozgat/Musabeyli’de doğdu. Yozgat Alacalıoğlu İlkokulunu (1961), Yozgat Merkez Ortaokulunu (1965), Yozgat Öğretmen Okulunu (1968), Erzurum Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü (1971), Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Lisans Tamamlama Programını (1991) bitirdi.

        Tunceli/Hozat Kız Meslek Lisesi (1971-1975), Tokat Öğretmen Lisesi (1975-1978), Bafra Cumhuriyet Ortaokulu (1978-1981), Çarşamba Ortaokulu (1981-1984) ve Elazığ Mehmet Akif Ersoy Lisesinde (1984-1996) öğretmen ve yönetici olarak görev yaptı. 1996’da emekliye ayrılarak özel öğretim kurumlarında görev aldı.

        Yusuf Dursun’un ilk şiiri 1984 yılında Töre dergisinde yayınlandı. Daha sonra Türk Edebiyatı, Türk Dili, Erciyes, Nilüfer, Birliğe Çağrı, Bizim Ece, Güneysu, Kırağı, Yesevi, Çınar, Diyanet Çocuk, Türkiye Çocuk, Kültür Dünyası, Maki, Kümbet, Bizim Külliye, Gonca, Yüzakı, Bizim Bahçe, Millî Eğitim gibi dergilerde şiir, öykü ve masalları yayımlandı.

        Eskader, İlesam, Yazarlar Birliği ve Mesam üyesi olan şairin başta ”Yetim Kız” olmak üzere birçok şiiri bestelendi. Şiirlerinden bir kısmı Milli Eğitim Bakanlığının Türkiye’de ve Avrupa ülkelerinde okutulan Türkçe ders kitaplarına girdi. Ayrıca bir kısım şiirleri de Azeri Türkçesine aktarıldı.

        Şiir dalında; 1994 Altın Koza yarışmasında mansiyon, 1995 Fırat Üniversitesi yarışmasında üçüncülük, 1999 Orkun Dergisi yarışmasında ikincilik, 2000 Eğitim Bilim Dergisi yarışmasında jüri özel ödülü, 2001 İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü yarışmasında birincilik, 2002 Ümraniye Belediyesi-Antoloji Com. yarışmasında mansiyon ödüllerini aldı.

        2009 yılında yayımlanmış yapıtları dolayısıyla ESKADER (Edebiyat Sanat Kültür Araştırmaları Derneği) tarafından “Çocuk Edebiyatı Dalında Yılın Yazarı” seçildi.

        Yapıtları:

        Çocuk Şiirleri: Ninnilerde Büyümek (2000), Bir Goncadır Peygamberim (2005), Peygamber Çiçekleri (2005), Kuş Yuvası Yüreğim (Nar Yayınları, 2010), Yıldız Gözlü Melek Yüzlü Şiirler (2009).

        Masallar: Masal Okulu (Nar Yayınları, 2007), Masal Doktoru Mutluluk Ülkesinde (Nar Yayınları, 2009), Masal Doktoru Sevgi Bahçesinde (Nar Yayınları, 2009), Masal Doktoru Suçlu Peşinde (Nar Yayınları, 2009), Kuş Topu (Nar Yayınları, 2009), Uçan Ayakkabı (Nar Yayınları, 2009), Minik Serçe (Nar Yayınları, 2009).

        Öyküler: En Gür Seda -İstiklâl Marşı (Nar Yayınları, 2006), Tatlı mı Tatlı Duam Kanatlı -Çocuk ve Dua- (2008).

        Romanlar: Sultandım Fatih Oldum (Nar Yayınları, 2010), Anadolu Fatihi Sultan Alp Arslan (Nar Yayınları, 2011), Bir İncidir İstanbul (Nar Yayınları, 2011).

 

        YUSUF ZİYA BAHADINLI (1927 – )

Yusuf Ziya BeyY.Ziya 4 Y. Ziya 2Y Ziya 3 Y. Ziya Gemireli Yakmak

        Eğitimci, siyasetçi ve yazar. Yozgat-Bahadın’da doğdu. Pazarören Köy Enstitüsünü ve Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü bitirdi. Öğretmenlik yaptı. 1965-1969 döneminde Türkiye İşçi Partisi’nden Yozgat milletvekili olarak TBMM’ye girdi. Hür Yayınevini kurdu. Bir süre Almanya’da kaldı. Daha çok köy hayatını anlatan hikâye ve romanlar yazdı.

        Yapıtları:

        Öyküler: İtin Olayım Ağam (1965), Haçça Büyüdü Hatice Oldu (1978), Geçeneğin Karanlığında (1982), Titanik’te Dans (1986), Tavandaki Kırmızı (Seçme hikâyeleri, 1999).

        Romanlar: Güllüceli Kâzım (1965), Güllüce’yi Sel Aldı (1972), Gemileri Yakmak (1976), Açılın Kapılar (1985), Devekuşu Rosa (1991), Lidya-Gözleri Yaprak Yeşili (1996).

        Diğer yapıtları: Dünya Edebiyatından Seçme Eserler Sözlüğü (1954), Deyimlerimiz ve Kaynakları (1958), Türkçe Deyimler Sözlüğü (1964), Türkiye’de Eğitim Sorunları ve Sosyalizm (1968), Dört Sosyalist Ülke (Gezi notları, 1971), Öyle Bir Aşk (Hatıraları, 1993).

 

*****************************

        Buraya dek yaşam öyküleri verilenler dışında daha pek çok şair ve yazarımız vardır. Bu şair ve yazarlarımızı göz ardı etmek söz konusu olamaz. Tümünü tek tek ele almanın olanaksızlığı, bazıları hakkında da ayrıntılı bilgi edinememe nedeniyle onları da kendi arasında abc sırasına göre burada sıralama gereği doğmuştur. Bu sıralama yapılırken yayımlanmış kitapları varsa onlar da yay ayraç içinde belirtilmiştir. Yozgat’ımızın bu üretken insanlarına teşekkür ediyoruz.

 

        A. FEVZİ KOÇ (Bütün Yönleriyle Yozgat)

        A. ŞAKİR ERGİN (Fennî Divanı)

        AHMET AKGÜNDÜZ-SAİT ÖZTÜRK (Yozgat Temerruat Defterleri)

        AHMET MARAŞ 8kuruluşundan Günümüze Topçu Köyü)

        ARİF BAŞ (Kısır, Banttaki Ses, Âşık İbrahim, Her Yönüyle Bahadın)

        ASIM YILDIRIM [Bir Yudum Hikâye, Merhaba Yeni Gün Hikâyeleri, Paylaşılmış Hikâyeler, Dilden Dile Öyküler, Canlı Hikâyeler, Anlatılacak Öyküler (Seçki)]

        ATALAY ŞAHİNBAKAN (Suya Gölge Düşünce)

        AYTEKİN BULUT (Her Yönüyle Yukarısarıkaya Tarihi)

        BAHRİ KOÇOĞLU [Orta Direk Türküsü, Çiçek Çiçek Üstüne, Cönkler-Yozgatlı Şairlerin 200 Yıl Önceki Şiirleri-, Orta Direk Türküsü, Yozgatça]

        BAHRİ KOÇOĞLU-M. KARAASLAN (Yozgatça)

        BEKİR KOÇAK (Gizemi Temmuzda Saklı, Özgürlüğün Elleri)

        CELAL İLHAN (Gelenekleriyle Köçek Kömü Köyü)

        EMİL SEVİNÇ (Halkta Atatürk ve 100. Yıl, İstiklal Savaşı Destanları, Unutulmayan Öğretmenler)

        ERDEM KOÇ (Yozgat’ın Sosyoekonomik ve Kültürel Durumu)

        ERHAN PALABIYIK (Bizim Yerköy)

        FEHMİ HALICI (Büyükkışla Diye Bir Köy)

        HABİP COŞKUNSOY (Adamım)

        HACI YİĞİT (Dalgalan Al Bayrağım, Islak Damlalar)

        HAKKI ACUN, [Bozok Sancağı’nda (Yozgat İli) Türk Mimarisi]

        HAKKI YURTLU (Dünden Bugüne Körük Köyü, Geçmişten Günümüze Akdağmadeni, Kuruluşundan Bugüne Doğankent, Hakkı’yla Şiirler, Verda)

        HASAN ASLAN NURDOĞDU (Makalelerle Yozgat)

        HAYDAR EROĞLU (Bir Zor Zanaattır Şairlik, Türkçemle Türkülerim)

        İHSAN KURT [Çamlığın Başında Tüten Tütün (Türkülerimizle Gelenler), Gül Şafağı Hüzünleri, Küreselleşme Eşliğinde Bağlamada Caz Faslı]

        İLHAMİ MERİÇ (Bir Yudum Çile)

        İNAN SOYER (Abbasname Abbas Uyandı 1-2)

        İSMAİL ASLAN (Bütün Yönüyle Eymir, Hasret, Ezanların Sancısı, Dinmeyen Gözyaşı, Yozgat’tan Esintiler, Nörüyon)

        İSMAİL BÜYÜKEROL (Gölgeler, Cam Suyu)

        İSMAİL ÖZBEK (Gönül Ummanı)

        İSMET ARSLAN (Cumhuriyet Dönemi Yozgat Valileri, Geçmişteki Yozgat’tan Esintiler, Dinmeyen Gözyaşı, Ezanların Sancısı)

        KADİR OLÇAY (Gülşehri Belediyesi)

        KÂZIM ALTINOK (İlimiz Yozgat)

        MAHMUT AÇIKEL (Ömür Bir Bahardır)

        MAKBULE TATLIYAY (Ömür Boyunca, Tatlıyay’dan Sesler, Duygularım)

        MEMDUH ŞENOL (Şah Kartal Göçtü, Ve Aradan Yıllar Geçti, Al Şafağın Habercisi, Göz Pınarları)

        MUHARREM SÜER (Evim)

        MUSTAFA ERANIL (Gülünç Hakikatler)

        MUSTAFA ERDOĞAN (Türk Edebiyatında Muhammes, Abdülbaki Baykara Dede: Hayatı, Şahsiyeti, Eserleri

                                          ve Şiirleri, Osmanlı Şiirinde Mevlana Övgüleri ve Mevlevilik Unsurları, Bursalı Rahmi ve Divanı)

        MUSTAFA KARADAVUT (Kadışehri)

        MUSTAFA ÖNSOY (Bismillah, Padişahın Sırrı, Bir Küp Altın, Gol Kralı Selçuk, Kâzım ile Nazım)

        MUSTAFA SEÇKİN (Yozgat Salnameleri)

        MUSTAFA USLU (Yozgat Güler Yüzlü Şehir)

        MUTTALİP TAŞ (Ağıt Sırası, Ay Bizde Masal Dinler, Dost Tavşanlar, Dev Prenses, Yalnız Güvercin, Bir Destan Bir Vatan, Cambaz Kral, Eyvah Ey,

                                 Yandı Yürek)

        NECATİ FAHRİ TAŞ (Millî Mücadele Döneminde Yozgat)

        NECATİ COŞKUN (Yaşayan Bilir, Yaşamak Lazım, Gizli Duygularım)

        NİZAMİ NEFESLİ (Yayla Kızı)

        ORHAN SAKİN (Tarihten Bugünümüze Bozok Sancağı ve Yozgat)

        OSMAN PARLAK (Bir Demet Gül)

        OSMAN YILDIZ (Günlerin Penceresinden)

        ÖMER ERSOY (Maziden Anılar)

        ÖZCAN MERT (18 ve 19. Yüzyıllarda Çapanoğulları)

        RECEP SANAL (Yurtsever Bir Öğretmenin Sarıkaya’daki Eğitime ve Toplum Kalkınmasına Katkıları)

        S. BURHANETTİN KAPUSUZOĞLU (Yozgat Medreseleri, Tekke ve Zaviyeleri; Yozgat Tarih, Kültür ve Tabiat Zenginliği)

        SALİH ÜNAL (Gençler Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor)

        SALİM TAŞÇI (Bankayı Portakal Gibi Sattım, Satılık Dünya)

        SANİ SARIKAYA (Çile Yumağım)

        SEFER ERONAT (Çeşme)

        SEYFİ ÇELİKKAYA (Mavi Sevda)

        SÜLEYMAN DUYGU (Yozgat Tarihi ve Çapanoğulları)

        ŞAKİR ARSLAN (Ellerim Atatürk’e Kenetli)

        ŞAKİR SUSUZ (Ağladı Yüreğim)

        TAHA NİYAZİ KARACA (Ermeni Sorununun Gelişim Sürecinde Yozgat’ta Türk-Ermeni İlişkileri)

        TEMEL SÖNMEZ (Dünden Bugüne Yozgat, Geçmişteki Yozgat 1955-1997)

        SÜLEYMAN DUYGU (Yozgat Tarihi ve Çapanoğulları)

        YAKUP YAZAREL (Salıncak)

        YUNUS KOÇ (16. Yüzyılda Bir Osmanlı Sancağının İskân ve Nüfus Yapısı)

        YUSUF KARAKAYA (Cinni Satı, Çare, Deli Düşlerim Dolunay, Delisinden Velisine Yozgat)

        YUSUF ÖZCAN (Kervan Yürüten, Deli Düşlerim Dolunay,)

        VASFİ ADİKLİ (Millî Folklor dergisinde Yozgat Mânileri derlemeleri vardır.)

        ZİYA DEMİREL (Tarihten Öğütler, Bilgilerden Öğütler, İki Dünyada Mutluluk Öğütleri, Ehl-i Beyt Ahlakı)

 

        Kaynakça:

        1. Durali Doğan, Yozgat Şair ve Yazarları, Ankara, 1988.

        2. http://166441.homepagemodules.de/t758f117-yozgatli-uenlueler.html

        3. http://akinol.tripod.com/bogazliyan/onemlisahislar.htm

        4. http://bozok.forumotion.com/f4-yozgat-tan-cikan-unlu-ler

        5. https://tr.wikipedia.org/wiki/Ana_Sayfa

        6. http://w3.gazi.edu.tr/~ocaloguz/index_dosyalar/page0002.htm

        7. http://websitem.gazi.edu.tr/site/ocaloguz/academic

        8. http://www.akdagmadenirehberi.com/?sayfa=akdagmadeni&konu=ilcemizin_unluleri

        9. http://www.antoloji.com/yozgat-sairleri/

      10. http://www.biyografi.net/

      11. http://www.edebiyatdefteri.com/yozgat/siirleri/

      12http://www.geocities.ws/husnu66tr/Yozgatli-Fenni-Baba.htm

      13. http://www.kenthaber.com/ic-anadolu/yozgat/Kimdir/iz-birakan/Listesi

      14. http://www.kimkimdir.net.tr/kisilerhttp://www.kumbetova.com/forum-yozgatli-unluler

      15. http://www.paylasimalemi.com/yozgat/1048-yozgatli-unluler.html

      16. http://www.tarihbilinci.com/forum/kultur-sanat-231/fenni-efendi-7832/

      17. http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?f=58&t=927

      18. http://www.yasamoykusu.com/

      19. http://www.yozgathaber.com/onemli-kisiler/sayfa-3/

      20. http://www.yozgathaber.com/sairler/

      21. http://yozgatinsesi66.tr.gg/Sanatcilar.htm

      22. http://www.yozgatkulturturizm.gov.tr/culturecinema.asp.htm

      23. http://www.yozgat.org.tr/

 

Sanatçılar

 

   BAYRAM BİLGE TOPEL (1957 – )

bayram_bilge_tokel_kapak

 

 

 

 

 

 

        Halk müziği sanatçısı, şair, yazar. 10 Temmuz 1957’de Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesinde doğdu. Boğazlıyan Ortaokulunu, Kayseri Endüstri Meslek Lisesini (1974), Ankara Teknik Yüksek Öğretmen Okulunu (1979) bitirdi. TRT’de Ocak Başı (1980-1986), Bizim Eller (1991-1993) programlarında metin yazarlığı ve program danışmanlığı yaptı. TRT-1 Radyo’da “Halk Müziğinden Çeşitlemeler”i hazırlayıp sundu. TRT-1’de dört bölümlük “Neşet Ertaş Belgeseli”ni yayınladı. Kanal 7’de “Gönül Dağı” programını hazırladı.

        İlk şiiri ”Dedem Ağlıyor” 1978’de Hisar’da çıktı. Divan, Doğuş, Türk Yurdu, Kanat, Erguvan, Millî Eğitim ve Kültür dergilerinde imzaları görüldü. Orta Anadolu’dan ve Prizren’den (Kosova) 30 kadar halk müziğini notaya aldı.

        Şiir: Bir Yer Üşür (1995)

        Oyun: Yunus Emre (Üç perdelik müzikal, 1992)

        Biyografi kitabı: Neşet Ertaş Kitabı (1999)

        Müzik: Bağımıza Gazel Düşkü (2002)

        Diğer yapıtları: The High Religion of Islam (Hakkı Coşar adıyla, 1988).

        Albümler: Bayram (ABD, 1990), Türk Folklor Ezgileri (1998), Yanık Havalar (1999).

 

        CANAN ÇETİN (1978 – )

Canan Çetin

 

 

 

 

 

        Halk müziği sanatçısı. 07.02. 1978’de Yozgat’ın Aydıncık ilçesinin Hacıilyas köyünde doğdu ve büyüdü. Küçük yaşlardan beri müziğe olan yatkınlığı tüm çevresi tarafından desteklendi.

        Müziğe bağlama çalarak başladı. Hem saz çalıp hem de türkü söyleyerek sanatını sürdürdü.

        Gerek sanatı, gerek giyim kuşamı, gerekse özel yaşamıyla Anadolu kültürüne bağlı kalan sanatçı, yiğidin harmana karıştığı bereketli toprakların kızı olduğunu, Yozgatlı olduğunu göğsünü gere gere her yerde dile getirdi.

        Sanatçının albümleri:

        Gençliğimi Aldın Gurbet

        Ölümü Ben de Gördüm

        Yozgat’ın Ağaları

        Canan Çetin, Yozgat’ın Ağaları şarkısına Yozgat genelini kapsayan bir klip çekerek dikkatleri üzerine çekti.

 

        GÜLSEN AKSOY [KÖKTÜRK (1944 – )]

Gülsen aksoyGülesn 1Gülsen 2

        Eğitimci ve ressam. 1944’te Yozgat’ta doğdu. İlkokulu, ortaokulu ve ilköğretmen okulunu orada tamamladı. Eğitimci ve resim sanatına çok tutkulu olan babası Ali Rıza Köktürk’ün yönlendirmesiyle Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümüne girdi. 1964’te mezun oldu. 1964-1967 yılları arasında Trabzon Erkek İlköğretmen Okulunda, 1976-1986 yılları arasında da Ankara Çankaya Lisesinde çalıştı. Aynı yıl oradan emekli oldu. 1986-1991 yılları arasında Ankara Özel Yükseliş Kolejinde yöneticilik yaptı.

        Emeklilik yıllarında resim çalışmalarını hızlandırdı. Resimlerinde ağırlıklı olarak kendine özgü doğa çalışmalarına  yer verdi. Resimlerini Ankara’da Sanat ve El Sanatları Fuarı’nda, ayrıca birçok ilde karma sergilerde sanatseverlerin beğenisine sundu.

        Evli ve üç çocuk annesidir.

        Aksoy’un diğer resimlerine ulaşmak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz:

        http://muhsinkokturk1950.wordpress.com/guzel-tablolar/?preview=true&preview_id=2495&preview_nonce=4d1f4fef8a

 

         HÜSEYİN UĞURLU (1971 – )

hÜSEYİN UĞURLYU

        Halk müziği sanatçısı. 1971 yılında Yozgat’ın Merkez Büyükmahal köyünde doğdu. Sırasıyla Sağmacılar Şair Baki İlkokulu, Bayrampaşa Rıfat Canayakın ortaokulu ve Pertevniyal Lisesini bitirdi. 1990 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Temel Bilimler Bölümünü kazandı. Nida Tüfekçi, Yücel Paşmakçı, Can Etili, Selahattin İçli, Aleaddin Yavaşça, Ali Eral Nurlu, Eral Şendoğan Karadeli, Orhan Hakalmaz gibi birçok büyük üstattan dersler alarak kendini geliştirdi.

        1996’da Esenler İbrahim Turhan Lisesinde müzik öğretmeni olarak göreve başladı. Aynı zamanda 1994’ten beri çeşitli türkü barlar ve mekânlarda programlar düzenlemekte ve konserler vermektedir. 2005 yılında ilk “Mekansız Ettiler” adlı ilk albümünü çıkardı. 2006 yılında ikinci albümü olan “Ahu Gözlüm” ü çıkardı.

 

        İSMAİL BAĞCI (1945 – )

İsmail Bağcı 1İsmail Bağcı

 

 

 

 

 

        Ressam, hattat, tabelacı ve dekoratör. 1945’te Yozgat’ta doğdu.  İlk ve ortaokulun ardından 1963 yılında Yozgat Lisesini bitirdi. Askerliğini yaptıktan sonra harita desinatörü Fikret Göknar’ın yanında ressam olarak çalışmaya başladı. 1970 yılında Almanya’ya gitti ve Frankfurt’ta çalıştı. Neccarmen Galerisi’nde resim dersleri aldı. Aynı yılın 7. ayında bu galeride kişisel resim sergisini açtı. Hristiyan ekol resimleri, Türkiye Ihlara Vadisi ve peyzaj resimleri Frankfurt basınında yankı buldu. Gazeteler ondan söz edip tablolarını yayımladılar.
Almanya’da özel bir firmada 1974 yılına kadar görev yaptı .  Türkiye’ye döndüğünde süsleme uzmanı olarak çalışmaya başladı. Konutlarda iç dekorasyon işiyle uğraştı,  panolar çizdi, barak resimleri yaptı.

        1985 yılından başlayarak 15 yıl Didim’ de ressam olarak çalıştı. Parlementerler sitesinin mimari ve iç peyzaj sütunlarını hazırladı. Portre ressamlığı üzerinde yoğunlaştı. Tavan süslemeleri, pano resimleri ile uğraştı. 2003’ te baba ocağı olan Yozgat’ a döndü. Hâlen burada yaşamaktadır.

       

        KENAN EROĞLU (1950 – )

Kenan Eroğlu 1 Kenan Eroğlu 2 Kenan Eroğlu 4 Kenan Eroğlu 5

        Ressam. 1950 yılında Yozgat’ta doğdu. 1957-1971 yılları arasında ilk ve orta öğrenimini Yozgat’ta tamamladı. 1971’de girdiği, daha sonra adı Gazi Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi olan Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nin Ekonomi-Maliye Bölümü’nü bitirdi.

        Resim ve desen çalışmalarıyla tanındı. Özellikle ahşap yakma resimleriyle dikkati çekti. Resim ve desenleri; 1970’ten bu yana ” Türk Edebiyatı, Töre, Ocak, Milli Eğitim ve Kültür, Doğuş, Konevi, Erciyes, Birliğe Çağrı, Kutlu Doğum, Yozgat Divanı” gibi çeşitli kültür, sanat ve edebiyat dergilerinde yayımlandı. Bunun yanı sıra bir kısım kültür ve edebiyat dergilerinde ve mahalli gazetelerde yazılar yazdı. Yozgat Türk Ocakları’nın kuruluşunda yer aldı ve bir süre başkanlığını yaptı. Ayrıca, mahalli RTV66 televizyon kanalının kurulmasını sağladı. M. Celal Kapusuzoğlu, Memduh Şenol, Dr. Mehmet Güneş ve Hüseyin Çelikcan gibi şairlerimizin şiir kitaplarının kapak desenlerini çizdi.

        İlk sergisini 2000’de Yozgat’ta açtı. 2004’te  “ahşap yakma” ve “sulu boya” tekniği ile yaptığı resim çalışmalarını Ankara’da sergiledi. Son olarak 2006’da  “Eski Ankara ve Beypazarı Evleri” konulu ahşap yakma tekniği ile yapılmış resimlerini Beypazarı’nda sergiledi.

 

        MURAT BALABAN (1969 – )

mURAT BALABAN 1

        Halk müziği sanatçısı. Son yıllarda adını sıkça duyulan Murat Balaban, 1969 yılında Yozgat‘ta doğdu. Küçük yaşlardan itibaren müziğe olan yatkınlığı çevresi tarafından da onaylanan sanatçı, 13 yaşından itibaren müzik ile içi çe olmaya başladı. “Pirinçtanem” ve “Bambaşka” adında iki albüm çıkardı. Bir süre Tempo TV’de “Sürmeli Ziyafeti” adında bir program hazırlayıp sundu.

 

        MURAT İNCE (1969 – )

Murat İnce

 

 

 

 

 

       Ses sanatçısı, şair, yazar, gazeteci, program yapımcısı ve sunucu. 01 Haziran 1969’da Yozgat’ın Sorgun ilçesinde doğdu. İlk, orta, lise ve yüksek okulu Ankara’da bitirdi. Lise yıllarından itibaren şiirlerini kaleme alan sanatçı ilk kitabı “Adı Yalnızlık’ı” 1999 yılında kendi olanaklarıyla çıkardıktan sonra geçen yıllar içerisinde çeşitli yayın kuruluşlarından toplam on kitaba imza attı. Kitapların yedisi şiir, ikisi deneme ve bir tanesi Türkçe’yi doğru etkin kullanma sanatı (diksiyon) içeriklidir.

        Murat İnce 2000 yılından itibaren yazdıklarını radyo programlarında söylemeye başladı. Öyle ki hazırlayıp sunduğu bütün programlar büyük beğeniyle takip edildi ve birçok yaralı yüreğe iyi geldi. Türkiye’nin en seçkin kuruluşlarında

(Türkiye’nin Sesi Radyosu, Türkiye Polis Radyosu, Aşk FM…) radyo yayın hayatını sürdürdü.

        Sanatçı 2005 yılından itibaren görsel medyada da programlar hazırlayıp sundu. “İnce Yollarda” ve “Başka İklimler” gibi aktüel ve belgesel programları çeşitli kanallarda gösterildi. Ayrıca hazırlayıp sunduğu “Bir Nefestir Yaşam ve Türkü Kervanı” adlı müzik ve eğlence programları da büyük beğeni kazandı.

        Yozgat’ın İleri gazetesi, Çorum’un Sesi gazetesi, Anasam dergisi ve  Anayurt Gazetesinde köşe yazarlığı yaptı.

        Murat İnce; 2003-2005 eğitim öğretim yılında Ankara Aydınlıkevler Ticaret ve Anadolu İletişim Meslek Lisesinde Türkçeyi etkin ve doğru kullanma, diksiyon, sunuculuk, radyo ve televizyon konulu dersler verdi; yüzlerce öğrenci yetiştirdi.

        Sanatçının ilk şiir ve müzik albümü “Ayrılık Sevdi Bizi” 2008 yılında, “Ben Senin En Çok Çocuk Yanlarını Sevdim” 2009 ve son olarak Gönül Mahkûmu 2011 yılında Ati Müzik etiketiyle sanatseverlerle buluştu.

        Murat İnce’nin albüm çalışmalarında Naşide Göktürk, Ahmet Şafak, Ekrem Düzgünoğlu, Zeynep, Ömer Danış ve Volkan Sönmez sesleri ve besteleriyle yanında oldular.

        Yapıtları:

        Şiirler: Adı Yalnızlık, Elveda, Reis’in Gönlü, Zamanlı Zamansız Duygu Esnemeleri, Bir Sevda ki, Ankara, Firari Duygular.

        Eğitim: Murat İnce ile Türkçe’yi Doğru ve Etkin İletişim Teknikleri.

        Deneme: Al Beni Yalan Olmayan Yüreğine Götür.

        Roman: Beyaz Aşk.

        Şiir ve müzik albümü: Çekil Git, Ayrılık Sevdi Bizi, Ben Senin En Çok Çocuk Yanlarını Sevdim, Gönül Mahkûmu.

        Ödülleri:

        Merkezi Azerbaycan’da bulunan Dünya Genç Yazarlar Birliği’nden Türk Dünyası’na Hizmet Ödülü

        Anadolu Gazetesi 2001 Yılı Programcı Ödülü (Ostim Radyo)

        Arif Nihat Asya Konulu Seminer (sunuculuk plaketi)

        2003 Sabit İnce 35. sanat yılı yarışması deneme dalında “Zamanlı Zamansız Duygu Esnemeleri” kitabıyla üçüncülük ve “Reis’in Gönlü” adlı şiir kitabıyla Jüri Özel ödülü.

        2004 Ankara adlı şiir kitabıyla ikincilik ödülü

        Kırım Tatar Dernekleri Federasyonu Onur Ödülü

        Hazırlayıp sunduğu yol hikâyelerinden dolayı birçok, valilik, kaymakamlık ve belediyeden başarı plaketleri vb.

 

        MURAT ŞAHİNGÖZ (1976 – )

5  3 4 7

        Ressam, şair, fotoğrafçı. 1976’da Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinin Tepedoğan köyünde doğdu. İlkokulu Tepedoğan’da, ortaokulu ve liseyi Sarıkaya’da okudu. Askerliğini yaptıktan sonra kitapevlerinde, matbaalarda çalıştı, elektrik işleriyle uğraştı. Bu arada küçük yaştan beri ilgi duyduğu resim çalışmalarını sürdürdü.

        2001’de Fransa’ya yerleşti. Eğitimini orada sürdürerek elektrik , sanayi, inşaat ve endüstri bölümleri diplomalarını aldı. Kendine meslek olarak elektrikçiliği seçti. Bu arada resim eğitimi aldı. Kısa süreliğine resim dersleri verdi. Ayrıca şiir ve fotoğraf çalışmalarını sürdürdü. Daha sonra şiir ve fotoğraf çalışmalarını bırakarak kendini tümüyle resim çalışmalarına verdi. Fransa’da düzenlenen resim çalışmalarında dereceler kazandı. İki de resim sergisi açtı.

        Sanatçı, yaşamını Fransa’nın Clermont Ferrand Kentinde sürdürmektedir.

 

        NEVZAT ERBORA (1958 – )

Nevzat 3 Nevzat 2 Nevzat 1

        Eğitimci ve ressam. 9 Temmuz 1958’de Yozgat’ta doğdu. İlk ve orta okulu Ankara’da okudu. Kuleli Askeri Lisesine girdi, ancak 2. sınıftan ayrıldı. Ankara Mustafa Kemal Lisesini bitirdi.  Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü İngilizce Bölümünden mezun oldu. Yurdun çeşitli yerlerinde çalıştıktan sonra Antalya’ya yerleşti.  Kendini resim sanatına verdi ve bu alanda başarılı çalışmalar yaptı. Birbirinden ilginç tablolarını Antalya’da art arda açtığı sergilerle sanatseverlerle buluşturdu. Genellikle soyut tarzda resimler yapan sanatçı ilk resim sergisini 10-23 Nisan 2012 tarihlerinde Antalya Müzesinde Aydın Kanza Sanat Galerisi’nde açtı. “Maskeliler-Maskesizler” adıyla açtığı bu sergi sanatseverlerin beğenisini kazandı. 10-19 Eylül 2012’de “Çocuk Gözlemlerim” adıyla Muratpaşa Belediyesi Fuaye Salonu’nda, 10-17 Şubat 2013’te Muratpaşa Belediyesi Sergi Salonu’nda, 13.03.2013’te de Sağlık Bakanlığı Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde resimlerini sergilemeyi sürdürdü.

        Sanatçı, resim çalışmalarını Antalya’da sürdürmektedir.

 

        Nevzat Erbora’nın diğer resimlerine ulaşmak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz:

        http://muhsinkokturk1950.wordpress.com/guzel-tablolar-2/nevzat-erboradan-tablolar/

 

        NİDA TÜFEKÇİ (1929-1993)

Nida Tüfekçi

 

 

 

 

 

 

        Halk müziği sanatçısı, eğitimci ve yazar. 1929 yılında Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesinde doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Akdağmadeni, Yozgat ve Boğazlayan’da tamamladı. Ankara Maliye Okulu’nu bitirdi (1950). Öğrenimi boyunca halk müziği çalışmalarını sürdürdü.

        Maliye Okulu’nda öğrenciyken Muzaffer Sarısözen’le tanıştı. Sarısözen’le tanışması, hayatının dönüm noktası oldu. Hem okuluna devam etti, hem de 1947’den itibaren Ankara Radyosu’nun Yurttan Sesler emisyonlarına ses ve saz sanatçısı olarak katıldı. O zamana kadar gerek radyo sanatçılarının gerekse Muzaffer Sarısözen’in bilmediği bir tavır olan Sürmeli Tavrı tezenesiyle saz çalıp türkü söyledi. Radyonun en parlak simaları arsında yer aldı.

        1953 yılında Ankara Radyosu’nda açılan sınavda başarı göstererek, Yurttan Seslerin daimi korosunda çalmaya başladı. 1959 yılında İstanbul Radyosu’na naklen atandı. 1964 yılında Türk Halk Müziği’nden sorumlu Türk Müziği şube müdür yardımcılığına, 1972 yılında ise TRT Müzik Dairesi Türk Halk Müziği Müdürlüğü’nde görevlendirildi. 1974 yılında ise TRT Müzik Dairesi Başkanlığına (vekaleten) getirildi. 1976’da bu görevden istifa ederek ayrıldı. Aynı yıl İstanbul Türk Müziği Devlet Konservatuarı’nın kurucu üyeliğini yaptı. Bu okulda, yönetim kurulu üyeliği, başkan yardımcılığı, bölüm başkanlığı ve danışma birimi üyeliğinde bulundu. Yine aynı okulda bağlama, THM Solfeji, THM Bilgileri ve Bölge Tavırları derslerini verdi.

        UNESCO’nun hazırladığı Dünya Müziği Tarihi adlı eserin Türk Halk Müziği bölümünü yazdı. Radyo ve televizyonda yayınlanan programlarının yanı sıra Memleket Türküleri (1963) adlı bir kitabı vardır.

        Türk folklorunun müzik ve oyun dallarında yurt içinde ve yurt dışında seçkin bir yer edinen, kültürümüze yapmış olduğu katkılarla halk müziği dünyasına damgasını vurmuş olan Mehmet Nida Tüfekçi 1993 yılında yaşama veda etti.

 

        SELAHATTİN BÖLÜK (1947 – )

Selahattin Bölük

 

 

 

 

 

        Ses sanatçısı ve müzisyen. Yozgat’ın Sarıkıya ilçesinin Hasbek köyünde doğdu. İlkokulu Yozgat’ta, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı.

        Yoksulluğun verdiği ezikle büyüyen Selahattin Bölük, Yozgat ve Kırıkkale’de beş yıl öğretmenlik yaptıktan sonra ASKİ’de memur olarak yaşamını sürdürdü. Bugüne dek 120 plak, 2 uzun çalar, Ankara Peşimizde ve Ferman adlı 2 film, 59 ses kaseti bulunan ve 1995’en beri kendi soyadını taşıyan Bölük Kasetçilik firmasından çıkardığı albümleriyle sevenlerine seslenen sanatçının 400’ün üzerinde bestesi vardır. Kendini Türkiye’ye ve Avrupa’ya tanıtan; “Ahu Gözlem, Gel Bari, Hancı mısın Yolcu musun, Kaderi Kader Olsaydı, Nazlı Nazlı” vb. besteleri halkın beğendiği pek çok sanatçı tarafından seslendirilmiştir.

        Plakları ve albümleri çok sayıda satan sanatçı, çeşitli televizyon kanallarında oğlu Serhat Bölük’le birlikte gösteri programları düzenleyerek de halkın beğenisini kazandı.

 

        SERKAN DÜNDAR (1986 – )

1026215_525786514147839_765400893_o

        Saz ve ses sanatçısı. 05.05.1986’da Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Boğazlıyan’da tamamladı. Küçük yaşlarda bağlama eğitimi alan sanatçı kendini bu alanda geliştirdi. 2012 yılında Kültür Bakanlığınca kendisine “Yozgat saz ve ses sanatçısı” unvanı verildi. Boğazlıyan , Sarıkaya gibi ilçelerde ve çeşitli beldelerde halk eğitim müdürlüğü bünyesinde açılan kurslarda bağlama öğretmenliği yaptı.

        Sosyal medyada yayımlanan çok sayıda türküsü olan sanatçı ulusal ve yerel kanallarda da kendini gösterdi. Şu anda bir albüm çalışması yapmakta olan Serkan Dündar, söylediği türkülerle sevilen bir sanatçıdır.

        Sanatçı, evli ve üç çocuk babasıdır.

 

        SONER ÖZBİLEN (1947)

hqdefault

 

 

 

 

 

 

        Halk müziği sanatçısı. Kosova’lı göçmen bir ailenin oğlu olarak 1947 yılında Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesinde dünyaya geldi. İlkokul ve ortaokulu Boğazlıyan’da, liseyi İstanbul Pendik Lisesi’nde tamamladı. Ardından İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne devam etti. Müziğe olan ilgisi orta öğrenimi sırasında öğrenci korolarında başladı. Bir süre Kadıköy Halk Eğitim Merkezi ve Aksaray Musiki Derneği’ne devam ederek Orhan Dağlı, Nida Tüfekçi, Neriman Tüfekçi ve Yücel Paşmakçı’nın öğrencisi oldu.

        1966 yılında TRT’nin açmış olduğu THM Ses Sanatçılığı sınavını kazanarak Stajer Sanatçı oldu. 3 yıl süren stajerlik döneminde Nida Tüfekçi, Neriman Tüfekçi, Halil Bedii Yönetken ve Ahmet Kutsi Tecer gibi üstadlar ile çalıştı. 1969 yılında stajerliği sona erdi ve TRT İstanbul Radyosu THM Ses Sanatçılığı kadrosuna asaleten atandı. Nida Tüfekçi (Yozgatlı), Ahmet Gazi Ayhan (Kayserili), Hacı Taşan (Keskinli), Refik Başaran (Ürgüplü), Çekiç Ali (Kırşehirli) ve Muharrem Ertaş (Kırşehirli) gibi usta halk sanatçılarının tavır ve üslupları üzerine çalışarak kendi üslubunu geliştiren Soner Özbilen, çalışmalarını son onbeş yıldır da Rumeli Türküleri üzerine yoğunlaştırdı.

        Soner Özbilen, Ohri-Makedonya, Dijon-Fransa, Barselona-İspanya, Yugoslavya, Kosova, Almanya, İsviçre, Rusya, Libya ve Finlandiya’da yapılan otantik müzik ve folklor festivallerine katıldı. Ayrıca ülkemizin pek çok yöresinde yapılan festivallerde konserler verdi. Başta Orta Anadolu ve Rumeli olmak üzere, ülkemizin çeşitli yörelerinden birçok türkü derleyerek Türk Halk Müziği Repertuarı’na kazandıran Soner Özbilen, halen TRT İstanbul Radyosu THM Ses Sanatçılığı ve Koro Şefliği görevini sürdürmektedir.

 

   SÜLEYMAN SÖKMEN (1937 – 2014)

yozgatli_sanatci_suleyman_sokmen_hayatini_kaybetti

 

        Müzisyen, şair, yazar, folklor araştırmacısı. 1937’de Yozgat merkezde dünyaya geldi. 1958’de Askerî Mızıka Okulunu bitirdi. 1960’ta Ankara’da halk türküleri birincisi seçildi. 1960’lı yıllarda İstanbul Aksaray Musiki Cemiyetinde hocalık yaptı. Yurt içi ve yurt dışında geniş çaplı koroları çalıştırdı. Batı müziği sazları ve halk müziği saz karışımıyla çok sayıda konser verdi.  Yozgat türkülerinden oluşan 2 plağı, “Eski Yozgat Düğünleri ve Sürmeli” adlı kaseti hazırlayıp piyasaya sundu. 1989’da “Sürmeli” beyitlerinden “Emmioğlu” türküsünün sözlerini ortaya çıkardı.  1995 yılında “Sürmeli” ve “Okuntu” adlı iki kitap yayımladı. Şiirleri Kültür Bakanlığınca ödüllendirildi. Son olarak “Kimler Geldi Kimler Geçti” ve “Dalya” adlı iki şiir kitabı ile “Yozgat’ın Gerçek Türkü Öyküleri” ve “Oyuncaksız Oyunlar” kitaplarını yayımladı.

 

        TAHİR NEJAT ÖZYILMAZEL [NECO(1948 – )]

Neco

 

 

 

 

 

        Ses sanatçısı, müzisyen, tiyatro ve sinema oyuncusu. 1948 yılında Yozgat’ta doğdu. Pertevniyal Lisesi mezunu. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi üyesi. Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nde birçok kez yöneticilik yaptı Spor yazarlığı yaptı.

        Tiyatro, televizyon ve sinema alanındaki çalışmaları:

        1989 yılında dünyaca ünlü Evita müzikalinde Che rolü ile büyük başarı kazandı.

2002-2004 tarihleri arasında üç sezon Tatlı Hayat adlı TV dizisinde Türkan Şoray, Haluk Bilginer ve Çolpan İlhan’la oynadı. Sanatçının ayrıca iki de filmi var. Kurtlar Vadisi Pusu dizisinde Mehmet Fikret Hazarbeyoğlu karakterini canlandırdı.

        Müzik yaşamı:

        1964 yılında Altınparmaklar Orkestrası ile müzik hayatı başladı.

        1965-1966 yıllarında Çizgiler Orkestrasıyla çaldı.

        1967 yılında Silüetler Orkestrasında çalıştı.

        1967 yaz sonunda Murat Ses – Aziz Azmet ve Aydın Daruga ile birlikte Silüetler Orkestrasından ayrılıp “Moğollar” gurubunu kurdular. Kısa bir süre sonra gruptan ayrıldı. Aynı yılın kış sezonunda Aydemir Mete orkestrası ile çalışmaya başladı. O günlerin ünlü orkestralarından İlhan Feyman’a katıldı. İlk radyo emisyon programını bu grupla gerçekleştirdi. (2 Şubat 1968) Neco adı İlhan Feyman tarafından ilk defa bu programda gündeme getirilmiştir.

        1969 da Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrasına katıldı ve Atilla Özdemiroğlu Salim Ağırbaş (sonradan Asım Ekren) Selçuk Başar, Uğur Başar, Şenay Rober ve İhsan Kayral ile çalıştı.

        1970 yılı sonlarında Şerif Yüzbaşıoğlu’ndan ayrılan grup ile İstanbul Gelişim Orkestrasının kuruluşunda yer aldı.

        1971 yılında ünlü müzikali “HAİR-SAÇ” da başrollerden biri olan Berger ile yer aldı.

        1974 yılı ortalarında müzik yaşamına geri döndü ve Neco adıyla yalnız çalışmaya başladı.

        1974 yılı Kasım ayında ilk 45 devirli plağı piyasaya sürüldü (Ne bu Hâlimiz Böyle/Gülmeyi Unutan Adam).

        1975 yılında Kızmayın Bana, Pembe Panter adlı eserin dünyada ilk sözlü yayını yapıldı.

        1989 yılında dünyaca ünlü Evita müzikalinde Che rolü ile büyük başarı kazandı.

        Bir yıl sonra sanatçının yurtdışı festival, yarışma ve konserleri başladı. Bu tarz tanıtımları oldukça önemsedi. Bu bağlamda Türkiye’yi dış ülkelerde en çok temsil etmiş sanatçılardan biridir.

        2000 yılı sonlarında başladığı “SEFİLLER“ müzikali, Levent Kırca ile sanat yaşantısına bir büyük sayfa daha açmış ve müzikale beste ve sözleriyle de katkıda bulunmuştur.

        Ödülleri:

        1976 Sopot Uluslararası Müzik Festivali (Polonya) – En iyi şarkıcı ve ikincilik ödülü

        1976 İstanbul 1.Uluslararası Müzik Festivali birincilik ödülü

        1977 Bratislava Müzik Festivali misafir sanatçı

        1978 Altın Orfe Müzik Festivali-En iyi şarkıcı ve ikincilik ödülü

        1982 Eurovision Şarkı Yarışması/Hani adlı eser ile İngiltere/Haregate 19 puan ile 15. sıra

        1982 Haziran / Seul Müzik Festivali – En değerli şarkıcı ve üçüncülük ödülü

        1986 1. Çeşme Uluslararası Müzik Festivali – Birincilik ödülü

        Sanatçının katıldığı tüm yurt içi ve yurt dışı yarışma, konser, temsil, konferans, panel, tv programları, yardım içerikli konserler ile kulüp ve dernek çalışmaları kendisine 150’nin üzerinde ödül kazandırmıştır.

        Yapıtları:

        7 adet 45 devirli plak

        Gülmeyi Unutan Adam/Ne Bu Hâlimiz Böyle (1974)

        Onlar/Pam Pam (1975)

        Pembe Panter/Kızmayın Bana (1976)

        O Sabah/Nefret 1976

        Seni Bana Katsam/Kıyamet Günü (1977)

        Artist/Sen Kimsin (1978)

        Vay Vay/Vatanım (1979)

        3 LP (uzunçalar)

        Neco Mucizesi (1977)

        Dört Mevsim (1979)

        Bugün ve Yarınlara (1984)

        1 kaset albüm

        Hayallerimi Bırak (1989)

        1 maksi kaset (4 şarkılık)

        Hafif Hafif (1991)

        Sen Olmasan da

        Vay Hâlim Vay

        İyi misin

 

        TURAN GÜREL (1961 – )

320739141403922501044

 

 

        Şair, besteci, ses ve saz sanatçısı, prodüktör, yapımcı. Yozgat’ın Sarıkaya ilçesine bağlı Tepedoğan köyünde doğdu.  İlköğrenimi köyünde tamamladı. Boğazlıyan ilçesi İmam Hatip Lisesinin orta kısmını bitirdikten sonra Sarıkaya Lisesine geçti. Öğrenimini sürdürmekteyken 1882’de, Fransa’da kalmakta olan babasının yanına gitti.

        Turan Gürel, müzik yaşamına sevdalısı olduğu ilk bağlamasıyla okul yıllarında başladı.  Saz çalmayı kendi kendine öğrendi. Gurbete çıkınca sazına daha da bağlandı. Sıla özlemi çalışmalarına yansıdı ve yön verdi.

        Sanatçı; bağlama dışında keman, ney, kaval, zurna, kemence, ud ve org çalmayı da kendi çabalarıyla öğrendi.

        1987’de Fransa’da bir orkestra kurdu. 27 yıl boyunca Avrupa’nın hemen her yerinde gurbetçilerin düğünlerini ve diğer programlarını şenlendirdi. Çevresinde çok sevilen ve aranan bir sanatçı oldu. Birçok televizyon programına katıldı.

        Müzik çalışmalarını evinde kurduğu stüdyoda sürdürmekte olan Turan Gürel,  sözü ve bestesi kendine ait pek çok parça yarattı. Ayrıca birtakım şairlerin şiirlerini de besteleyerek müzik dünyasına kazandırdı.

        Yaşamını Fransa’da sürdüren sanatçı; müzik çalışmalarını sürdürmekte, ayrıca uluslararası bir müzik grubuyla da birçok dilde şarkıları söylemekte ve Fransa’nın yanı sıra Tunus, Fas, Cezayir gibi ülkelerde de konserler vermektedir. En büyük hayali Türkiye’de de bir konser düzenlemektir.

        Evli ve altı  çocuk sahibidir.

 

        UĞUR TAŞDEMİR (1965)

Uğur Taşdemir

 

 

        Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, seslendirme sanatçısı. 1965’te Yozgat’ta doğdu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, Maliye Bölümü’nden mezun olan sanatçı, tiyatroya olan ilgisi nedeniyle, mesleğine yönelmek yerine sanatı seçti. 1987 yılında amatör tiyatro topluluklarında rol aldı. Daha sonra, Deneysel Sanatlar Merkezi, Masal Gerçek Tiyatrosu gibi topluluklarda oyunlarda oynadı. Şehir Tiyatrosu’nda da çalışan Taşdemir, 2005 yılında Çığır Sahne’de, 2006 yılında da Tiyatro Fora kadrosunda yer aldı. Televizyon reklamlarının yanı sıra, 1989 yılından itibaren sinema ve dizi filmlerde de çeşitli rollerde oynadı. Sanatçı aynı zamanda seslendirme yapmaktadır. Başkent İletişim Bilimleri Akademilerinde seslendirme dersi vermektedir.

 

*************************************************

        Buraya dek yaşam öyküleri verilenler dışında sanatçılarımız da var.  Tümünü tek tek ele almanın olanaksızlığı, bazıları hakkında da ayrıntılı bilgi edinememe nedeniyle onlar da kendi arasında abc sırasına göre aşağıda sıralanmıştır. Yozgat’ımızın bu üretken insanlarına teşekkürler…

       

        ADNAN ÖZBEK (Ressam)

        DUYGUN ORHAN (Pop Müzik Sanatçısı)

        GÖKHAN NAMLI (Ses sanatçısı)

 İSMAİL ASLAN (Halk müziği sanatçısı)

        HARUN KESKİN (Ses sanatçısı)

HÜSEYİN ÖKSÜZ (Halk müziği sanatçısı)

HÜSEYİN UĞURLU (Halk müziği sanatçısı)

        MUSTAFA TATLITÜRK (Halk müziği sanatçısı)

        NAHİDE TOKGÖZ (Halk müziği sanatçısı)

        OSMAN KÖSEOĞLU (Halk müziği sanatçısı)

        PINAR ÖZTÜRK (Halk müziği sanatçısı)

        SAKİNE TATLITÜRK (Halk müziği sanatçısı)

        

 

Sporcular

       

        ABDULLAH COŞKUN (1984 – )

Abdullah Coşkun

        Güreşçi. 1984 yılında Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde doğdu. Güreş yaşamını ASKİ sporda sürdürmektedir.

        Başarıları:

        Yıldızlar Avrupa beşincisi

        2000 yıldızlar Avrupa dördüncüsü

        2001 İzmir gençler Avrupa dördüncüsü

        2004 16. Akdeniz Oyunları üçüncüsü

        İtalya Pescara ve Türkiye içinde birçok şampiyonluk

 

        AKİF CANBAŞ (1980 – )

Akif Canbaş

        Güreşçi. 1980 yılında Yozgat’ın Çekerek ilçesinde doğdu. Güreş yaşamını ASKİ sporda sürdürmektedir

        Başarıları:

        Yıldızlar Avrupa üçüncüsü

        Dünya kupası şampiyonu

        Ordular arası dünya şampiyonu

        16. Akdeniz oyunları üçüncüsü

        İtalya Pescara ve Türkiye içinde birçok şampiyonluk

 

        CELAL ATİK (1917-1979)

Celal Atik 2

        Güreşçi. 1920 yılında Yozgat’ın Boğazlıyan İlçesi Gürdan köyünde dünyaya geldi. ATİK soyadını, T.C. Devletinin kurucusu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ten almıştır.

1938 yılında düzenlenen Türkiye Şampiyonasın’da hareketliliğinden dolayı Atatürk’ün, “Sen çok atik bir pehlivansın. Soyadın da Atik olsun.” önerisinde bulunması sonucu, Celal, “Doğan” olan soyadını “Atik” olarak değiştirdi.

        Başarıları:

        1940 yılı İstanbul da Greko-Romen stil 72 kg’da Balkan ikincisi

        1946 yılı Stockholm İsveç’te Serbest stil 67 kg’da Avrupa birincisi

        1947 yılı Prag Çekoslovakya’da grekromen stil 67 kg’da Avrupa üçüncüsü

        1948 yılı Londra Olimpiyatları’nda Serbest stil 67 kg’da birinci.

        1950 yılı Stockholm İsveç’te grekoromen stil 73 kg’da Dünya ikincisi

        1951 yılı Helsinki Finlandiya’da Serbest stil 73 kg’da Dünya birincisi

        Millî Takımda antrenörlük yaptı. 27 Nisan 1979 yılında öldü.

 

        HASBEKLİ MAHMUT PEHLİVAN (1857 – 1932)

hASBEKLİ mAHMUT pEHLİVAN

        1857 yılında Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinin Hasbek köyünde doğdu. Daha çocuk yaştayken babasını kaybetti. İki kardeşiyle yetim kalan Hasbekli Mahmut evin geçimini üstlenmek zorunda kaldı. Bu arada o zamanlar güreşsiz geçmeyen köy düğünlerinde izlediklerinin etkisinde ata sporu olan güreşe heveslendi. İlk güreşlerine Hasbek’te düğünlerde çıktı. Güreş hevesi kısa zaman sonra bir tutkuya dönüştü. Artık ona köy meydanları yetmez oldu. Çevrede başpehlivan olarak ünlenmiş Hasbekli diğer pehlivanların peşine takılarak çevre köylerde meydan aramaya başladı. Bu merakı nedeniyle evin büyüğü olarak yapması gereken işleri yapamayınca annesi güreşmesini yasakladı. Diğer pehlivanlar da onu yanlarına almak istemediler. Tüm bu engellemeler, Hasbekli Mahmut’un güreş tutkusunu daha da ateşledi.  Bir süre güreş meydanlarından uzak kalıp evin geçimini sağlamaya çalıştı.

        Hasbekli Mahmut Pehlivan zamanla daha da güçlendi, yağız bir delikanlı oldu. Annesi de onun güreşmesine onay verdi. Mahmut Pehlivan, Hasbekteki düğünlerde başpehlivan oldu. Güreş meydanlarındaki başarısı nedeniyle çevre köy ve illerde nam saldı. Yenilmezliğiyle ünlendi. Güreşleri öykülere konu oldu. Hakkında çeşit çeşit güreş öyküleri anlatıldı.

        Hasbekli Mahmut Pehlivan, yaşamının en önemli güreşini Adana’da bir Fransız’a karşı yaptı. Ticaret maksadıyla gittikleri Adana’da bir oldubittiyle adam azmanı denilebilecek bir Fransız’ın karşısına çıkarıldı. Üstelik hiç güreşmediği tarzda bir mücedaleye de zorunlu bırakıldı. Geniş meydanlarda güreş tutmaya alışık olan Hasbekli Mahmut Pehlivan, kurdurulan daracık bir ringde ve grekoromen stilde, üstelik kendisinden iki kat daha ağır bir adam azmanına karşı güreşti. Kendisinden hiç ama hiç beklenilmeyen bir galibiyeti ringi göçürerek aldı.  Bu güreşiyle Adana yöresinde de ünü arttı,  “Tahta Kıran” namıyla anılır oldu.

        Hasbekli Mahmut Pehlivan 1932 yılında öldü.

 

        MEHMET TOPUZ (1983 – )

Mehmet Topuz

        7 Eylül 1983’te, Yozgat’ta doğdu. 1999-2000 yılları arasında, Kayseri Yolspor’da forma giyen futbolcu, 2000 yılınd, Kayseri Erciyesspor ile sözleşme imzalayarak profesyonelliğe yükseldi.

        2000-2004 yılları arasında, Kayseri Erciyesspor forması altında sahaya çıktığı 73 maçta toplam 15 gole imza atan başarılı orta saha oyuncusu, takımının 2004 yılında kazandığı Bank Asya 1. Lig şampiyonluğu başarısında büyük rol oynadı.

        2004 yılında, Kayserispor forması altında Turkcell Süper Lig’e geçiş yapan Topuz, ayrıca başarılı performansı sayesinde Ümit Millî Takım formasını giymeye hak kazandı.

        Kayserispor forması altında 2004-2009 yılları arasında 190 maçta yeşil sahalara çıkan ve bu maçlarda toplam 43 gol kaydeden Topuz, ayrıca 2007-2008 sezonunda Fortis Türkiye Kupası’nı kazanan ve 2008 yılında TFF Süper Kupa mücadelesinde ikinci olan takımının en etkili oyuncularından birisi olarak görülüyordu.

        2009-2010 sezonu başlangıcında Fenerbahçe’ye transfer olan Topuz, yeni takımı ile sahaya çıktığı 2009 TFF Süper Kupa mücadelesinden galip olarak ayrılarak kupayı müzesine taşıdı.

        İlk olarak 2004 yılında Ümit Millî Takım kadrosu altında millî maçlara katılan Mehmet Topuz, 2006 yılında, Çek Cumhuriyeti’ne karşı oynanan hazırlık maçında ilk kez A Millî formayı giyme şansı buldu.

 

        NECMİ GENÇALP (1989 – )

Necmi Gençalp

        Güreşçi. 1960 yılında Yozgat’ta doğan Gencalp, güreşe 15 yaşında başladı. 50 kez milli forma giydi ve iki kez Balkan Şampiyonu oldu. Seul Olimpiyatları’nda ikincilik alarak gümüş madalya kazandı.

 

        NASUH AKAR (1923 – 1984)

nASUH aKAR

        Güreşçi. 1948 Olimpiyatlarında 57 kg’da altın madalya kazanmış olan millî güreşçimizdir. 1922 yılında Yozgat’ın Yenifakılı İlçesi’ne bağlı, eski adı Sorsavuş olan Yiğitler Köyü’nde doğdu. İlkokulu bu köyde tamamladıktan sonra Eskişehir’e giden Nasuh Akar, burada ortaokul ve lise öğrenimini Devlet Demir Yolları Lisesi’nde tamamladı. Güreş çalışmalarına burada hız verdi. Güreş hayatı sonrası antrenörlük yaparak Türk Millî Takımı’nı çalıştırdı.

        Madalyaları:

        1946 yılı Stockholm İsveç’te serbest stil 57 kg’da Avrupa ikinciliği

        1949 yılı İstanbul Türkiye’de serbest stil 57 kg’da Avrupa birinciliği

        1951 yılı Helsinki Finlandiya’da serbest stil 57 kg’da Dünya birinciliği

 

        RIZA KAYAALP (1989 – )

Rıza Kayaalp 3

        Güreşçi. Rıza Kayaalp, 10 Ekim 1989 Yozgat doğumlu millî grekoromen güreşçisidir. ASKİ Spor Kulübü sporcusudur.

        Başarıları:

        Pekin’de yapılan 2007 Dünya Gençler Grekoromen Güreş Şampiyonası’nda gümüş madalya aldı.

        Pescara’daki 2009 Akdeniz Oyunları’nda grekoromen stil 120 kg’da Akdeniz Şampiyonu oldu.

        Tiflis’te yapılan 2009 Gençler Avrupa Grekoromen Güreş Şampiyonası’nda birinci oldu.

        Ankara’da düzenlenen 2009 Dünya Gençler Güreş Şampiyonası’nda, grekoromen stil 120 kg’da Dünya Gençler Şampiyonu oldu.

        Herning’de düzenlenen 2009 Dünya Güreş Şampiyonası’nda bronz madalyayla Türkiye’ye döndü.

        28. Uluslararası Vehbi Emre Grekoromen Güreş Turnuvası’nda 110 kg’da altın madalya kazandı.

        İstanbul’da düzenlenen 2011 Dünya Güreş Şampiyonası’nda grekoremen stil 120 kiloda altın madalyanın sahibi oldu.

        Sırbistan’ın başkenti Belgrad’ta düzenlenen 2012 Avrupa Güreş Şampiyonası’nda grekoremen stil 120 kiloda altın madalyanın sahibi oldu.

        2012 yazında yapılan Londra Yaz Olimpiyatlarında 120 kiloda bronz madalyanın sahibi olarak Türkiye’nin olimpiyatlardaki ilk madalyasını kazandı.

        2013 yılı Avrupa Güreş Şampiyonası’nda grekoromen stil 120 kiloda altın madalya kazandı.

        2013 yılı Akdeniz Oyunlarında grekoromen stil 120 kiloda altın madalyanın sahibi oldu.

 

        YOZGATLI KEL HASAN (? – ?)

yOZGATLI kEL hASAN

        Güreşçi. Sarıkaya ilçesi Hasbek köyündendir. İkinci Sultan Mahmut Devri başpehlivanlarındandır. Kalyoncu olarak 1827 Navarin Deniz Savaşı’na katılan, yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra da Kırkpınar’da başpehlivanlığı elde eden Kel Hasan, şöhreti günümüze kadar uzanan güreşçilerdendir. Sultan Aziz’in de lalası ve pehlivanlık hocasıdır. Sultan Mahmut döneminin son 15 yılında imparatorluğun tek başpehlivanı olan Kel Hasan tüm rakiplerini yenmiştir. Pala Mehmet’i yağlı mermer güreşinde yenmesi en büyük başarılarındandır.

 

**************************************************

        Buraya dek yaşam öyküleri verilenler dışında sporcularımız da var.  Tümünü tek tek ele almanın olanaksızlığı, bazıları hakkında da ayrıntılı bilgi edinememe nedeniyle onlar da kendi arasında abc sırasına göre aşağıda sıralanmıştır. Yozgat’ımızın bu üretken insanlarına teşekkürler…

 

        ADEM KOÇAK (Futbolcu)

        ATAKAN YÜKSEL (Güreşçi)

        AYLİN TAŞDELEN (Halterci)

        İLHAN ÖZBAY (Futbolcu)

        MEHMET YILDIZ (Futbolcu)

Yozgat Konulu Yazılar

 

        Bu bölümde Yozgat’la ilgili kültürel ve sanatsal yazılardan seçmelere yer verilmiş, seçilen yazıların Yozgat’ı ve Yozgatlıyı tanıtır nitelikte olmasına özen gösterilmiştir.

BULUTLARIN OKŞADIĞI ŞEHİR

        19 Aralık 2012                                                                                                                                                                              Güzin BAKIŞOĞLU

        Hep böyle miydi? Hatırlamıyorum ama, bir zamandır başımı gökyüzüne kaldırıp bulutları seyretmek bana inanılmaz keyif verir oldu. Kasvetle hiç alakası olmayan, ruhu okşayan farklı şekillerde küme küme bulutlar ne de güzel hayallere sürüklüyor insanı… Gülücükler dağıtarak ağır ağır salınışlarını, güneşle sarmaş dolaş hallerini seviyorum en çok. Biraz nazlı, biraz kaçar-kovalar gibi, biraz da gururlu ve bir o kadar da şirin görünüşleri yaşama dolu dolu baktırıyor insanı. Gökyüzünün sonsuz mavi derinliğinde sürüklenen seyyah olmuş bulutları gördükçe de, yine yollara koyulma arzusu uyanıyor içimde.  Bu kez bulutlardan açtım kapıyı! Lafı çok dolaştırmadan da asıl konuya getireceğim.

         Geçenlerde İç Anadolu’nun güzel şehri Yozgat’a gittim. Bunca yıldır ülkemizi köşe-bucak gezerim ve ilk kez bulutlarına hayran kaldığımı söyleyebileceğim bir şehirle karşılaştım. Yozgat semalarını süsleyen bulutlar o kadar yüksekteydiler, o kadar huzur dağıtıyorlardı ki ve öylesine bir ışık yerleşmişti ki üstlerine hayran kaldım!  Siz şimdi “aman canım bulut işte, her yerde aynıdır” deyip geçmeyin sakın, abarttığımı da sanmayın! Yozgat semalarında bulutlar gerçekten bir başka güzel… Hatta onlara hemen ”Yozgat’ı okşayan bulutlar” adını verdim ve unutulmamak üzere de belleğime yerleştirdim… Siz de gidin gözlerinizle görün ve bana hak vereceksiniz! Bu defa tarihi, doğası ve güzel insanlarıyla beni kendine çeken ve bulutlarına hayran kaldığım Yozgat’ı tanımak ve anlamak üzere birlikte yollara düşsek ne dersiniz? O zaman buyrun. Gidelim, gidelim de bir bakalım güzel bulutlarından başka Yozgat’ta neler göreceğiz. Haydi merakınız bol olsun.

 

        YOZGAT’TA BULUTLAR BİR BAŞKA GÜZEL

        Yolculuk metal kanatlı kuşla İstanbul’dan başladı. Önce Ankara’ya, oradan da 218 km karayolu üzerinden Yozgat’ta kalacağım otele vardığımda gece çoktan yarılanmıştı. Sekiz yıl aradan sonra tekrar bu güzel şehirde olma şansını yakaladığım için bütün yorgunluğuma rağmen çok mutluyum. Birkaç saat uykudan sonra zinde bir şekilde sabah güneşiyle uyanıp Yozgat’a bir merhaba demek pek keyif verici oldu.

        Bugün günlük güneşlik güzel bir gün. Ayrıca Yozgatlılar için çok da özel bir gün. Neden özel bir gün olduğuna da bir ara değineceğim. Şimdi buraya bir nokta koyalım ve Yozgat’ta gezmeye başlamadan önce tarihine kısaca bir göz atalım: Bereketli Anadolu topraklarının en eski yerleşik yaşanılan yerlerinden biri olan Yozgat 1320 m yükseklikte olan “Bozok Yaylası” üzerine kurulu. Kentin 45 km güneydoğusunda bulunan Alişar Höyüğü’nde yapılan kazılar sonucu elde edilen bulgulara göre, gözümüzde canlandıramayacağımız kadar uzun bir zaman öncesi insanoğlunun buraları mesken edindiğini gösteriyor (M.Ö.5500).  Bir çok uygarlık için cazibe merkezi olan bölge; Anadolu’da ilk siyasi birliği kuran muhteşem Hititlerin, ardından da Ege medeniyetlerinin istilasına uğrar. Daha sonraları Friglerin, Kimmerlerin, Perslerin, Medlerin, Kapadokya Krallığının, Galatların, Doğu Roma ve zaman zaman da İslam ordularının egemenliğinde kalır. Yozgat (Bozok) bölgesinde Türk-İslam izleri Malazgirt Savaşı’ndan sonra (1071) başlar. Beylikler döneminin sona ermesiyle de (M.S.1398) bu topraklar üzerinde Cumhuriyetin ilanına kadar Osmanlı egemenliği devam eder(M.S. 1408-1923). Bu kadar derin bir tarihi iki satıra sığdırmak hiç kolay değil, zaten sığmaz da… Sonuçta bu bir gezi yazısı. Bulunduğumuz yeri daha iyi anlayabilmemiz açısından, kısa da olsa Yozgat’a kimler gelmiş, kimler geçmiş anlatmak istedim. Eksik ve fazlalarım olabilir. Siz nasıl olsa merak edip derinlemesine araştıracaksınız. Bundan eminim…

 

        ÇAMLIK MİLLÎ PARKI

        Sabah gündüz gözüyle oteldeki odamın balkonundan dışarıya bir göz attığımda ne göreyim? Ormanın içindeyim… Görebildiğim kadar her taraf çam ağaçlarıyla dolu. Birden bir kaç saat uyumama rağmen neden bu kadar zinde olduğumun sebebini anladım! Ben hiç farkında olmadan ormandan dağılan bol oksijen, damarlarımı iyice açıp vücudumu rahatlatmış.  Yozgat’ın akciğeri konumunda bulunan ve Türkiye’mizin ilk milli parkı olan “Çamlık Milli Parkı” 264 hektar bir alan üzerine kurulmuş. İçinde 212 tür bitki yetişiyor ve 30 tür bitki sadece ve sadece bu bölgede yaşıyor. Düşünebiliyor musunuz ne büyük bir zenginlik bu? Ayrıca Türkiye genelinde sadece Çamlık Millî Parkı’nda bulunan ve hala tohum veren 400-500 yıllık Kafkas çamı Yozgat’ı daha da bir farklı kılıyor. Görüldüğü gibi de Çamlık korunup kollanıyor ve böyle de olması gerekir…

        Yozgatlılar çok şanslı. Onların gezintiye çıkabilecekleri, başlarını dinleyebilecekleri, piknik yapabilecekleri oksijen çadırı bir milli parkları var.  Bu arada Çamlık ile ilgili bir söylenceyi anlatmadan geçemeyeceğim: Çamlığa ilk fidanı Aslı’nın ardından diyar diyar dolaşan Kerem dikmiş. Yolu Yozgat yöresine düşen Kerem Aslı’sını sormuş, bulamayınca da Çamlığın bulunduğu kıraç yamaca bir fidan dikmiş; “Bu çamdan nice çamlar filizlenir, koruk olur, bizi söyler bizi fısıldar” deyip yollara düşmüş. O gün bu gündür çamlık, hafif bir yelde sevda türküleri söyler, içli sevgi ezgileri fısıldar. Ne güzel değil mi? Sevda türküleri söyleyen orman…

 

        YOZGAT’IN ÖZEL GÜNÜ

        Çamlık Galata Hotel milli parkın içindeki Çamlık Tepesi’nde. Kartal yuvası gibi de tepeye yerleşmiş. Göze güzel görünen modern donanımlı bir yapı. Ne isterseniz bulabileceğiniz bir otel.  Kahvaltı etmeden yola çıkmam hiç! Dolayısıyla hemen hazırlanıp kahvaltı salonuna inmem çok zaman almadı. Otel oldukça kalabalık. Günlerden 2 Kasım 2012. Türk Dünyası Belediyeler Birliğinin katkılarıyla düzenlenen 1. Uluslararası Kardeş Topluluklar Buluşması’na ev sahipliği yapan Yozgat’ta bir hareket, bir bereket var. Dünyanın bir çok ülkesinden bu özel gün için şehre gelen misafirleri ve Ankara’dan gelen bürokratları Yozgatlılar’la buluşturmak için her türlü hazırlık yapılmış.  Ayrıca bu güler yüzlü şehrin başarılı Belediye Başkanı Yusuf Başer’e, Yozgat ili ve halkı için yapmış olduğu olumlu ve kalıcı çalışmalarından dolayı, “Aria Kunste Der Berliner Akademie’den” dünyanın en prestijli, saygın ödülleri arasında olan “2012 Avrupa Siyaset Ödülü, “Avrupa Liyakat Beratı” ve “Onur Madalyası” takdim edilecek. 75 bin nüfuslu bir şehrin belediyesine bakar mısınız ne çok başarıya imza atmış… Kutlamak gerekiyor! Demek ki istenirse oluyormuş… Yozgatlılara hizmetlerin en alasını vermeyi ilke edinmiş Yusuf Başer’e sonsuz başarılar dilerim.

        Çamlık Tepesi’nin dışında kentin bir zamanlar adı “Nohut Tepesi” olan bir tepesi daha var. Şehre hakim konumda olan tepe kısa bir zaman önce gidilemeyecek hâlde iken bu gün Yozgat’ın vazgeçilmez mesire yerlerinden biri haline gelmiş. Belediye iyileştirme projesini hazırlamış. Hayırsever iş adamı Bilal Şahin Bey de maddi desteğini vermiş. Seyir terası ve sosyal tesisler yapılmış. Bir de güzel ağaçlandırılmış. Rahatça gelinip şehri 360 derece seyrederek hoşça vakit geçirilecek bir yer olmuş. İşte ben Yozgat’ın güzel bulutlarını ilk kez orada gördüm… El ele verince aşılamayacak hiçbir şey yok. Burada buna bir kere daha şahit oldum. Herkesin ellerine sağlık.

        Yozgat’a gelirseniz – ki bence mutlaka gelin – ilk işiniz Yozgat’ın tepelerine çıkmak olsun. Şimdiki adıyla Şahin Tepesi’nden kente bakmak çok güzel…

 

        YOZGAT SÜRMELİSİ

        Yozgat’a tepeden doyasıya baktık. Şimdi de benimle şehrin içinde dolaşmaya var mısınız? Çamlık Tepesi’ndeki otelden şehrin içine yürümek istedim. Hava güzel, etraf yemyeşil ve çam kokuyor. Hafif te bir esinti var. Belki yolda çamların bana söyleyeceği sevda türkülerini duyarım. Olur mu? Olur…Tepeden yokuş aşağı yürürken etrafı seyretmek oldukça huzur verici ve son derece sessiz… Yol boyu hiç kimseye rastlamadım ama çam ağaçları ve kuşlar ile selamlaşarak yoluma devam ettim. Bu arada kulağıma gelmesini beklediğim sevda türkülerinden de umudu kestim. Keser kesmez de neredeyse Yozgat’ın millî marşı olan ve 96 beyitten oluşmuş Yozgat Sürmelisi türküsünü Mp3 çalarımdan dinlemeye karar verdim. Hem de rahmetli Nida Tüfekçi’nin sesinden.

        Gelelim Sürmeli türküsünün hikayesine; Yozgat şehri 1760 yılı başlarında Bozok yaylasında etrafı ormanlarla çevrili, içerisinde bin bir çeşit kuşun ötüştüğü bir sahada kurulur. Yarı göçebe olan Yozgat halkı o zamanlar hayvancılıkla uğraşır ve geçimlerini de bu yoldan sağlardı. Bozok yaylasında otlayan bu sürülerin birini de Sürmeli Bey adında bir Türkmen Yörüğü otlatırdı. Halk tarafından sevilen bu yanık sesli halk ozanı elinde kavalı, sırtında sazı Yozgat’tan Akdağmadeni’ne uzanan ormanların içinde sürüsüyle dolaşırdı. Ona bazen bir çamın dibinde sazının tellerini konuştururken, bazen de bir derenin kenarında kavalını üflerken rastlanırdı. Hep aşık olduğu gönlünün sevgilisini düşünürdü. O sevgili ki güzelliği Bozok yaylasına yayılmış, ahu gözlü, sürmeli kaşlı, ay yüzlü bir dilberdi. Babası bir Türkmen beyi idi ve çok sert bir adamdı. Sürmeli Bey, ailesini salarak, babasından sevdiğini istetir, mağrur adam, kızını bir çobana vermeye yanaşmaz. Araya beyler, ağalar girer ama boşuna, bir türlü kızın babasının gönlü olmaz ve iki sevgili birleşemezler.  Üzüntüsünden sürüsünü bırakan Sürmeli Bey, alır sazını eline, Beşçamlar mevkiine gelir ve orada kendine bir dergâh kurar. Aşkını yanık türküleriyle dağlara ağaçlara anlatır. Küser otağına, obasına ve Akdağlar’a kadar uzanan çamların arkasında onu bir daha gören olmaz. Dertli kavalına üflediği ve  içli sazına söylettiği nağmeler kalır geriye. O gün bu gündür dillerde yankılanır Sürmeli Bey’in türküleri.

        Hemen hemen 25 dakikadır Çamlık içinden şehre inen yol üzerinde yürüyorum. Derken sağ tarafta karşıma Çamlık Millî Parkı girişindeki Cevdet Dündar Göleti çıktı. Manzara nefes kesici. Göletin durgun suyunda güneş ışınları dans ediyor sanki. Çevresindeki ağaçlar sonbaharın bin bir rengine bürünmüş, bir kaç ördek te hiç kımıldamadan su üstünde duruyorlar gibi. Banklar ve masalar da buraya gelenlerin rahatça oturup, pikniklerini yapmalarını bekler gibi sahnedeki yerlerini almışlar. Bu muhteşem  görüntüden bir zaman gözümü alamadım. Göleti çevreleyen tel örgülerin arasından da bütün becerilerimi kullanıp bol bol çok ta güzel fotoğraflar çektim. Ardından da yolcu yolunda gerek dedim…

 

        NİDA TÜFEKÇİ ANITI

        Önümde bulunan kavşaktan Lise Caddesi’ne doğru seri bir şekilde geçmeye çalışırken “Nida Tüfekçi Anıtı” (Sürmeli Anıtı) ile karşılaşmak beni oldukça heyecanlandırdı.  Çevresinde Yozgat otogarının bulunduğu ve alışveriş imkanlarının çok yoğun olduğu kavşağın tam göbeğine yerleştirilmiş anıtı görmeden geçmek mümkün değildi! Geniş bir kaide üzerine oturtulmuş anıta üç basamakla çıkılıyor. Türk halk müziğinin büyük ustası Nida Tüfekçi, sırtında takım elbisesi, elinde püskülü sallanan bağlaması ile yüzünde bir tebessümle uzaklara bakıyor. Hemen yanı başında dizlerinin üzerinde yere oturmuş eşi var. Dirseğini hayat arkadaşının dizine koymuş, elini de kendi başına dayamış. Kim bilir kaç yıl omuz omuza yaşanmış mutlu bir hayatı anlatıyor… Etkileyici bir tasvir olmuş doğrusu…! Kaidenin ortasında kabartma bir canlandırma ve yine kaidenin iki yanında biri Nida Tüfekçi’den biri de Bayram Bilge Tokel’den üzerinde dizeler yazılı panolar var.   Bu anıt Yozgat’ın bu güzel evladına, büyük ustaya vefa borcunun güzel bir göstergesi. Düşünüp, yapanların ellerine sağlık…

 

        YOZGAT LİSESİ

        Anıtı arkamda bırakarak nihayet Lise Caddesi’ne ulaştım. Çam ağaçlarının gölgesini verdiği ve süslediği cadde gayet güzel. Büyük şehirlerdeki trafik karmaşası ve neredeyse birbirlerini dirsekleyerek yürüyen insanlardan hiç bir iz yok bu şehirde…!  Güleç yüzlü Yozgat’ta huzur var anlayacağınız… Bilerek bu caddeye gelmek istedim ve şimdi sizi alıp kentin en güzel binalarından biri olan “Yozgat Lisesi’ne” götürüyorum. Cadde üzerindeki küçük demir parmaklıklı kapıdan bir kaç basamak çıkınca kendinizi birden bir zamanlar, “Taş Mektep” diye anılan bu muhteşem binanın bahçesinde buluyorsunuz. İnsanın içini ısıtan bu bina 1895’te II. Abdülhamit döneminde sarı kesme taşlarlaiki katlı, kırma çatılı ve dikdörtgen planlı olarak inşa edilmiş. Ya buradaki çam ağaçlarına ne demeli?… Lise binasını o kadar güzel süslüyorlar ki… Kimi çamlar dallarını giriş kapısına eğmiş, kimi çatıya yükselmiş, kimi de uzanmış gökyüzüne…

        Altı basamaktan çıkılan binanın kemerli giriş kapısının sağ üst kısmında küçük bir kitabe bulunuyor. Kemerin içinde kalan tahta kapının camlarla süslü üst kısmı gerçekten gözleri okşuyor. Yine giriş kapısının üstünde iki güzel sütun üzerine oturmuş üçgen alınlıklı cumba gibi çıkıntı fevkalade bir görünüş sağlamış bu güzel yapıya.

        Bahçede biraz oturdum. 1912 de Sultani (lise dengi okul) sonra 1924 de ortaokul, daha sonraları da 1933 den itibaren günümüze kadar bıkmadan usanmadan lise binası olarak Yozgatlılara hizmet veriyor. Eğitime bir ışık tutuyor. İçeriye girip şöyle bir bakındım ve giriş kapısının tam karşısına gelen tahta merdivenden 1. kata çıkıldığını gördüm. 14 basamağın nihayetinde karşıma gelen duvarda ise lise binasının en eski resimlerinden biri ve üstünde yazılı Atatürk’ün söylemiş olduğu söz çok dikkat çekiyor: “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde güç bulacaktır.” Böylece Büyük Önderimiz daha iyisine erişmemiz için tarihi iyi bilmek gerekliliğini vurgulamış…! Ne de güzel söylemiş…

 

        YOZGAT SAAT KULESİ

        Bir süre daha bahçede oturup gördüklerimi içime sindirdikten sonra ver elini Cumhuriyet Meydanı. Yaklaştıkça tekrar göreceğim için son derece heyecanlandığım Yozgat Saat Kulesi’ne ulaşmak 10 dakikamı bile almadı. Yıllar önce ilk kez Yozgat’a geldiğimde bu zarif kuleye adeta vurulmuştum. Ne kadar güzel bir mimarisi var anlatamam…! İşte şimdi bütün albenisiyle de yine karşımda. Önce hayran hayran baktım. Hatta farklı açılardan tekrar tekrar baktım, iyice yakınlaştım ve çevresinde adım adım dolaştım. Selamlaştık, hasret giderdik birlikte. Tekrar kavuştuk ve memnun olduk… Çok güzel duygular bunlar…Yeniden buluşmak çok güzel!

        Gelelim benim güzel saat kulemin özelliklerine… 1908 yılında o zamanların Belediye Başkanı olan Tevfikzade Ahmet Bey tarafından yaptırılmış. Kulenin mimarı ise Yozgatlı Şakir Usta. Şehrin tam orta yerinde yükselen kule kare prizma şeklinde, kesme taştan inşa edilmiş ve enlemesine silmelerle de (kabartma kenar) altı kata bölünmüş. En üst kısmında ise çan seklinde çok şirin görünen bir kubbesi var. Hemen altında şerefe gibi bir balkonla çevrili kısımla, kubbe arasında her cephede bir saat kadranı bulunuyor.  Ağırlığı da 288 kg olan çan her yarım ve tam saatte hiç şaşmadan çan çan diye vuruyor ve bize hangi saat diliminde olduğumuzu haber veriyor. Hem de yüzyıldan bu yana hiç usanmadan.  Şerefeli kısmın altında üç kat aşağıya doğru, her katta yuvarlak kemerli birer pencerecik bulunuyor ve saat kulesine zemin katta bulunan kemerli kuzey kapısından da girilebiliyor. Umarım gözünüzde canlandırabileceğiniz bir tanımlama olmuştur…

        Tek başına Cumhuriyet Meydanı’na hakim konumda olan kule, Yozgat semalarına başını kaldırmış duruşuyla güzelliğini herkese gösterip, bu güleç yüzlü kenti süslemeye canla başla devam ediyor.

        Sevgili okurlar, geldik yine bu kez de yaptığımız yolculuğun sonuna!..  Büyük turizm potansiyeline sahip bu güzel kentte tekrar buluşmak üzere sizlere Yozgat Sürmelisi’nden bir dörtlükle veda ediyorum:

        Dersini almış da ediyor ezber,

        Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler?

        Bu dert beni iflah etmez, del eyler,

        Benim dert çekmeye dermanım mı var?

        Ocak ayında buluşmak üzere sağlık ve huzurla kalın. O zamana kadar ve her zaman güzel günler sizin, doğanın bereketi de üstünüze olsun.

        Kaynak, alıntı: Yozgat İl Kültür Turizm Müdürlüğü resmi internet sitesi, Yozgat Valiliği ve Belediyesi, Orta Anadolu Kalkınma Ajansı’nın birlikte hazırladığı Yozgat Gezi Rehberi

 

 

YOZGAT’I ÇOK SEVDİM

        12 Ekim 2013                                                                                                                                                                                     İlhami KIZILAY

        Oğlumuz Bozok Üniversitesi Tarih bölümünü kazandığı zaman, “Oh, hele şükür” demiş, sevinmiştik. Almanya’dan Yozgat’ta yetişen bir delikanlı; büyük oğluma, “Yozgat mı? Eyvah!” demiş, “Baban orada yaşayamaz!”

        Zamanı gelince, oğlumuzun dayısı aldı bizi arabasına, hep birlikte,  ver elini Yozgat, dedik! Ankara ve çevresine göre ıssız, Almanya’ya göre çorak yollardan geçerek,3,5 saatte Yozgat’a geldik.

        Bozok Üniversitesi’nin yoluna girdiğimiz zaman oğlumuzun neşeli hâlinden eser kalmamıştı. Çok geçmeden, TOKİ’ye ait binaları ve diğer yeni yapıları, inşaatları gördük.  Çorak toprak üzerinde yükselen bu yapıların insanı hiç davet eden, kendine çeken bir hâli yoktu. Üniversite’nin binalarını görünce benim hoşuma gitti. Ama oğlumuzun suratı adamakıllı asılmıştı.

        Dönüşte kiralık evlere bakmak için bir mahalleye girdik. Ama eşim de oğlumuz da kaynım ve 14- 16 yaşındaki kızları da çok mutsuz görünüyorlardı.

        Çıktık TOKİ evlerinin arasından, Yozgat’ın içine yöneldik.  Gittik, gittik, büyük bir alışveriş merkezine geldik. İndik otomobilden, çıktık o mağazanın üst katlarından birine, bir yerde oturduk.  Bir de baktık ki, “Ben okumam bu şehirde” diyerek oğlumuz ağlıyor. “Eyvah” dedik… İçimiz burkuldu onun gözyaşlarına. Çaresiz, düştük yola. Ver elini Ankara!

        İki üç gün sonra oğlumuz fikrini değiştirdi.  Ankara’da, yeni edindiği bir tanıdık çevresinde, Yozgat hakkında övgü dolu sözler işittiğini ve kararını değiştirdiğini söylüyordu.  Hemen atladık bir otobüse, yeniden Yozgat’a geldik. Bu arada eşimin Ankara’dan tanıdığı bir aile ile irtibat kurduk. Ev bulduk, kayıt işlemini tamamladık, kısa sürede taşınarak yerleştik.

        Bir aydır “Yozgatlı” yız. Oğlumuz öğrenime başladı. Öğretmenlerini, arkadaşlarını sevdi. Şimdi burada öğrenimini bitirmek ve doçent olarak üniversitede görev almak amacında. En çok sevdiği ders, Tarih. Tarih ile yatıyor, Tarih ile kalkıyor. Çok iyi arkadaşlıklar kurmuş. Hayatından memnun. Bizi sorarsanız;  biz, güler yüzlü ve yardımsever  esnafını çok beğendik Yozgat’ın. Ankara’nın en küçük mahallesinden de küçük olan Yozgat’ın, daha başka birçok beğendiğimiz yönü var.  Yurdumuzun dört yönünden binlerce genç insana kucak açarak ev sahipliği yapan, eğitim veren Bozok Üniversitesi, yeniden kurulan mahalleleri, parkları ile Anadolu’da Yozgat, yaşanacak en güzel şehirler arasına girmiş. Yozgat’ta yaşayan ve Yozgat’a hayat veren bütün insanlara, saygı ile.

        Alıntı:  Yozgat İleri gazetesi.

 

 

YOZGAT’IN ARTILARI VE EKSİLERİ

       24.08.2014                                                                                                                                                                               Prof. Dr. M. Oğuz ÖCAL

       Karamsarlık iyi bir şey değildir. İnsanı ümitleri yaşatır ve geleceğe bağlar. Bardağın boş yanını bilmek kadar dolu yanını da görmek lazımdır.  Burdanbakınca Yozgat’ın olumlu birçok yönünün bulunduğunu söylememiz mümkündür:

        Birincisi, Yozgat Selçuklu ve Osmanlı çağından beri çok ciddi bir tarım ve hayvancılık tecrübesine ve bundan kaynaklı büyük bir potansiyele sahiptir. Yozgat, şimdilerde hızla yok olan ve bu nedenle de altın değerinde olan yerli hayvan ırkları ve bitki tohumlarını hâlâ kıyıda köşede muhafaza etmektedir. Bunlar, organik tarım ve yerli ırkların yeniden üretimi için yerel yönetimlerin ve üniversitenin öncülüğünde hayata geçirilebilir.

         İkincisi, Yozgat Ankara’ya 200 Km mesafede olmasıyla beş milyon nüfuslu bir büyük şehrin yanı başında yer almaktadır. Özellikle kara ve demir yolunun iyileştirilmesine bağlı olarak ilerde banliyö olarak yerleşmek veya günübirlik gidip gelmek açısından son derece elverişli olacaktır. Bir başka açıdan söyleyecek olursak, özellikle Yozgat kökenliler için yeniden Yozgat’a yerleşmek ve Ankara’da çalışmak mümkün hâle gelebilecektir. Yozgat’a yerleşmeseler bile, ulaşımın kolaylaşması onların yatırım ve gelecek planlarını yeniden gözden geçirmelerini sağlayacaktır.

        Üçüncüsü, Yozgat doğal, kültürel miras ve kaplıca turizmi bakımından üzerinde durulması gereken bir turizm destinasyonudur. Bozok Yaylası adı bir markadır ve bu ad yayla turizmi ile ilgili yüzlerce farklı hikâyeyi ve yaratıcılığı tetikleyebilir. Yozgat Çamlığından başlayarak Yozgat’ın bütünündeki endemik (sadece burada görülen) bitki ve hayvan zenginliği, yararlanılabilir koruma hikâyeleriyle turizme sunulabilir. Kültürel miras alanından ise bu yazıda sayamayacağım kadar farklı biçimlerde yararlanılabilir.

         Dördüncüsü, Yozgat dışında çoğu Ankara’da olmak üzere ülke içinde ve dışında bir milyondan fazla Yozgatlı yaşamaktadır. Olumsuz yönden bakacak olursak Yozgat göç vermiş ve güç kaybetmiştir diyebiliriz. Ama bu nüfusun Yozgat’la bir biçimde bağını güçlendirmek, onların bilgi, deneyim ve kaynaklarının Yozgat’a geri dönmesini sağlayarak göçün zararından kâr elde etmek mümkün olabilir.

         Beşincisi, Yozgat’ın sanayi ve fabrika döneminde yatırım çekemediği için göç vermesi olumsuzdur ama topraklarının hâlâ tarım yapılabilir nitelikte bakir kalması, arazisinin betonlaşmaması olumludur. Üretmek ve kendine yeter olmak her zaman iyidir. Betonlaşmanın ve fabrikalaşmanın modasının geçtiği günümüzde tarım yapılabilir topraklara, hayvancılık yapılabilir yaylalara sahip olmanın değerini bilmek ve bundan yararlanabilmek gerekir.         Yozgat’a bunlar gibi birçok farklı açıdan bakılabilir ve olumsuz gibi görülen yönlerden olumlu sonuçlar çıkarılabilir. Yeter ki karamsarlık yerine ümit aşılayan, yol gösteren, teşvik eden ve en önemlisi uygulama modelleri oluşturarak “taklit edilebilir” nitelikte projeler hayata geçiren öncüler olsun. Bu dönüştürücü öncüler, yerine ve durumuna göre bir yerel yönetici, bir yatırımcı, bir sivil toplum gönüllüsü veya bir akademisyen olabilir. Yeter ki iyi kurgulanmış bir yatırım ve kalkınma hikâyesi olsun bu kişilerin. Ankara’dan hızlı trenle veya otoyolla bir saatte gelinen, yerli tohumlarla organik tarım yapılan, kaplıcalarıyla şifa dağıtan, yayla kültürünü yaşatan, kadim uygarlıklarını ziyaret mekânı olarak iyi anlatan, köy kültürünü ve hayatını özgünlüğünü bozmadan ziyaretçilerine yaşatan ve bunu tarımsal sanayiye aktaran, sokaklarında yabancı görmeye alışan ve onlarla sosyal ilişkilerini güçlendiren bir Yozgat’ın geleceğine olumsuz bakılabilir mi?

        Çapanoğlu Süleyman Bey ile Üçüncü Selim arasındaki yazışmaları içeren fermanlardan ve Hüznî Baba’nın (1879-1936) Yozgat Destanı adlı meşhur şiirinden de anlaşıldığı üzere, Yozgat küçükbaş hayvan sürüleri bakımından çok zenginmiş ve İstanbul’u beslermiş. O çağda Yozgat’ın Osmanlı Devletinin güçlü, zengin ve gözde şehirlerinden biri olduğunu da unutmayalım.         Devletin veya devleti yönetenlerin zorunlu ve gerekli alt yapı yatırımları dışında sihirli değneğini beklemek yerine, Yozgat’ın 20. yüzyılın son çeyreğinde bir köşeye fırlatıp attığı çoban değneğini yeni bir üslup ve yorumla eline alması bile çok şeyi değiştirebilir.         Üretimden gelen gücün önünde durulamaz. Yeter ki Yozgat çağı ve geleceği yorumlayabilen öncülerle çalışma ve üretme potansiyelini harekete geçirsin.         Sağlık ve mutlulukla nice bayramlara!

       Alıntı: http://www.cigdemliyiz.com

 

ÇOCUK, DELİKANLI VE YOZGAT

       17 Eylül 2014                                                                                                                                                                                     Ömer BAŞOL

       Çocuk fakir bir mahallede dünyaya geldi. Ona ufuk gösterecek, rehberlik edecek ne annesi nede babası vardı. Mahalleli desen hak getire. Gördüğü ve görebildiği en sosyal yer mahallesindeki çeşme başıydı. Herkeste bir ümitsizlik, bir boş vermişlik, böyle gelmiş böyle gider mantığı. İşin garibi herkeste bu durumu öyle kanıksamış ki,

“Haydi biraz toparlanalım, kendimize gelelim. Yahu bu ne hal” diyene uzaylı muamelesi yapılan bir durum. Çocuk da alışmış bu duruma. Ne yapsın? İnsan, yetiştiği ortamın hamuruyla yoğrulur. Her şey öylesine bilmeden güzel aşılanmış ki. Birazcık kıpırdananlar, farklılık yaratanlar, çevrelerinden gelen klasik laflarla durdurulmuş; susturulmuş. Gönüllerine küsüp gidenlerin bir kısmı kendilerini kurtarmışlar. Çocukları makam mevki sahibi olmuşlar, ama “Bizim mahalleye de bir gidelim, elinden tutulacak bir çocuk vardır.” diyen pek çıkmadığı gibi, “Çekip çıkaralım.” diyenler olmuşsa da mahallelinin saplantılı düşünce duvarına çarpınca gerisin geriye dönmüşler. Hâlâ mahalleli dermiş ki, “Sizin babalarınız çekti gitti de siz okudunuz. Bizim mahallede oturanlardan adam çıkmaz. Makam mevki sahibi olunmaz.”

       Herkes bu mantıktaydı. O psikolojiyle büyüdü. Ders çalışmadı hiç. Neden çalışsın ki?…Zaten ondan bir şey olmazdı. Kim diyordu bunları: Ayşe teyze, Fatma nine, Mehmet emmi… Ne de olsa onlar büyüktü, görmüş geçirmiş insanlardı. Elbette kendisinden daha çok biliyorlardı. Yaşanmışlıkları, görmüşlükleri vardı. Onların lafına laf söylemek haddine miydi? O yüzden hep tembeldi. Kimsenin kendisinden beklentisi yoktu. Zaten o da toplumun beklentilerine göre yaşıyor ve davranıyordu.

       Gel zaman git zaman. Beşeriyet akıp gidiyor ya. Bizim çocuk da büyüdü, delikanlı oluverdi. Liseye başladı. Çevresi daha da genişlemiş, ama algı hiç değişmemişti. Biraz biraz bazı şeyleri sorgular olmuştu. Kendinden daha iyi imkânlara sahip olanları görüyor ve onlara imreniyordu. Aklı yettiğince bunun nedenlerini düşünüyor ve düşündükçe mahallesinin yerleşmiş mantığıyla kavga eder hâle geliyordu. Ama çabası boşunaydı. Mahallenin ağır emmileri onu cahil olmakla suçlayıp bir güzel susturuveriyorlardı.

       Derdini sıkıntısını kimseye anlatamıyordu. Mahallesinde ki insanlar onu anlamıyor. Onun bir şeyler başaracağına inanmıyorlardı. Ona dikte edilen kaderi yaşamak istemiyordu. Birilerinin ona inanmasını, güvenmesini istiyordu. Bu desteği en çok da mahallesinden bekliyordu. Sadece ufak bir adımla ne kadar çok şeyin değişebileceğini onlara göstermek istiyordu. Ama bu düşüncesinin değil hayata geçirmek, dillendirmek bile mahalleli için bir alay kaynağı hâline geliyordu. Gün geçtikçe ümidi kırılıyor kıpırdanmaya başlayan o heyecanda gün be gün sönüyordu. Çaresizdi.

       Tek istediği kendini anlayacak, dinleyecek ve en önemlisi de kendisine bir şans vererek neler yapabildiğini gösterecek biri. Sadece bir kişi.

       Hâlâ mahalleliye inat; ümidi ve heyecanı azalsa da beklemeye devam ediyor.

       Hürmetle kalın.

       Not: Bu yazıyı birde Çocuk ve delikanlının yerine Yozgat’ı, Mahallelinin yerine de Yozgat’ta yaşayan insanları koyarak okursanız. Eminim taşlar yerine daha sağlam oturacaktır.

       Alıntı: http://www.yozgathaber.com

 

BİZİM KÖYDE KADIN HAKLARI

         8 Ağustos 2012                                                                                                                                                                                    Rıfat ÇAKIR

        Özellikle Apılının avradı Urhuya, eli gotünde cuvara içerek, zeybek oynar gibi tarlasına giden Apılının 5 metre gerisinden, herifinin ensesini seyrederek bir omuzunda heybe, diğer omzunda küreğe takılı azık sufrası, karnı hamile, elinde su sitili, inciği açık, dişi dökük, göz kenarları mor, beli hafif kambur ve bezgin bir ifadeyle korkak adımlarla yürüyerek takip ederdi aslanını. Yanından aynı yük ve malzemeyle Cinni Zabit’i takip eden, avradı Hasgül geçerken birbirlerine sadece zavallı zavallı bakarlardı. Konuşma, selamlaşma ve hal hatır sorma gibi bir girişim olursa; erkekler güleç yüzlü kızgın ifadelerle, “Hemen kohulaşıyonuz kafirler” gibi espriyle karışık tehditkar kızgınlıklarını belirtirlerdi.

        Ben çocukken bizim köyün kadınlarının hepsinin adı “Laynnn”, Gız, Manyah, Davar oğlu davar, kotü avrat, kepezli falan zannederdim. Birtek Hasgül ve Urhuya’nın adlarını söylerdi kocaları… Köyün erkekleri birbirlerini yemeğe davet ederken, “Gel oğlüm, pahla gavutturması, yımırta bişittirmesi, baldırcan talattırması vs. gibi yemekler yiyelim diyerek çağırırlardı. Niye denilirdi bilir misiniz? Erkekler gerçekten tam hakimiyete sahipti. Kadınlar eksik etek, yani yarım akıllı kabul edilir, her türlü yönetim, sevk ve idare evin erkekleri tarafından sağlanırdı. Tüm çevre ve kadınlar tarafından İtibarlı, sert, acımasız ve akıllı kabul edilirdi herifler.. Bu durumu onayladığımdan söylemiyorum ama, kadınlara danışılacak en ufak bir konu, erkeği “Garı ağızlı” diye tanımlattırır, küçük düşürürdü.. Pahla gavutturması, yımırta bişittirmesi, çay demlettirmesi, baldırcan talattırması, kumpür kaynattırması derken, erkeğin kadına kesin talimatı ve kadının otomatiğe bağlanmış sürekli hizmet eden bir yaratık poziyonunda olduğunun kanıtıydı. Özellikle de tarım işlerinde çok acırdım kadınlara. Çocuk bakmak, yemek hazırlamak, kalabalık ev horantasıyla ilgilenmek, mallara saman dökmek, süt sağmak, havlu süpürmek vs. gibi aklıma gelmeyen yüzlerce işi hızlı, zamanında talimat almadan, otomatik olarak azar işitmeden yapması zaruriyetinden sonra birde tarlaya ırgatlık işlemeye giderlerdi. Giderken de her kadın Apılının Avrat ve Cinni Zabit’in Hasgul gibi giderdi bağa, bostana. Tırpanı erkekler biçerdi. Kadınların gücü yetmez diye. Deste toplamak, yığın yapmak, ortalığı düzenlemek yine kadına aitti. Yani tırpan hariç her iş…..

        Erkek olmak büyük bir ayrıcalıktı. Avrat döğme erkekliğin kabul edilebilir ve gurur duyulacak bir özelliğiydi. Taze gelinler kısık sesle, yere bakarak konuşurlar, yemek artıklarını arkasını dönerek bir köşede yerlerdi. Onlarca kez aldığı yumuş denilen talimatlarla sofrasından kalkar, burnundan gelirdi yedikleri. Göç her zaman aksi tesir edecek değil ya.. Kadın erkek eşitliğinin de başlangıcını oluşturdu.

        Angare’de, Isdanbıl’da, Yozgat’ta işe girmiş adamlar, avratlarına yeni asbaplar almış, gollarınde çenteynen köye gelince diğer avratlarda uyanmaya başladı. Herifleriyle şakalaşmaya da başladılar. Kafir herif, get sıracalı falan diyorlardı artık. Daha sonra gerek ekonomik, gerek sosyal aile kararlarını ortak almaya başladılar. Mevcut halleri hızlı gelişmeye başlayınca kadın akıllarından yararlanıldı. İsabetli ve doğru kararlar çıkınca da terazi çabuk eşitlendi. Ne güzel oldu. O zamanlar sadece Yozgat’ta yaşanmıyordu bu kültür. Tüm Türkiye’de yaşanıyordu. Parodilere skeçlere konu oluyordu köylü yaşamı.

Cumhuriyet ve demokrasi kültürü geliştikçe medeniyet daha hızlı ilerlemeye başladı. Tek tük arada kalan benzeri yaşamlar kadın-erkek eleştirileriyle bunaltılınca, hiç kalmayacak şekilde yok edildi. Kadın doktorlar, milletvekilleri, eğitimciler, sporcular çoğaldıkça ülkemiz ve köylerimiz daha da gelişti ve zenginleşti. Daha hijyenik, sağlıklı ve eğitimli nesiller ortaya çıktı. Yaklaşık 30 sene öncesinin dramatik yaşamını gülerek ve hüzünlenerek anıyor, analarımızın, eşlerimizin ve kızlarımızın kıymetlerini daha da iyi anlıyoruz.

        Alıntı: Yozgat İleri gazetesi

 

 

TARİH İÇİNDE YOZGAT MUSİKÎ FOLKLORU

        16 Aralık 2010                                                                                                                                                                              Türkmen ÇOPUR

        Yozgat denince “Sürmeli’yi, Sürmeli denince de bu klasik türküyü kendine has o içli, duygulu ve lirik üslubu ile ölümsüzleştiren merhum Nida Tüfekçi’yi hatırlarız hemen. Bir Yozgat’lı olarak sadece Yozgat türkülerinin derlenip toparlanmasında değil, Anadolu halk müziğinin derlenmesi, notaya alınması, doğru olarak icrası ve sıhhatli bir şekilde gelecek kuşaklara aktarılması noktasında Muzaffer Sarısözen’den sonra en çok emeği geçen rahmetli Nida Tüfekçi’nin daha çok fiili ve uygulamalı hizmetlerini anmak gerekir. Merhum Nida Tüfekçi’nin bir hemşehrilik saikiyle ve bir mensubiyet duygusu ile Yozgat müzik ve oyun folkloruna belirgin ve bariz bir yakınlıkta durmasını isteyenlerin bir bakıma haklı sayılabilecek eleştirilerini bir kenara koyarsak, Nida Tüfekçi Hoca, başta sürmeliler olmak üzere Yozgat türkü, bozlak ve halaylarının tanınıp sevilmesinde çok önemli bir rol oynamıştır.

        TRT’de hem hoca ve şef olarak, hem de yıllarca yayın tekelini elinde bulunduran böyle bir kurumda önemli idari görevler üstlenmiş biri olarak Nida Tüfekçi daha fazla neler yapabilirdi bilmiyorum ama, bence asıl yapması gerekenlerden biri şu idi: Öncelikle Anadolu folkloru, halk edebiyatı ve Anadolu halk müziğini tüm türleri ve yöreleri en iyi bilen; müzik alanında olmasa bile yüksek tahsil yapmış olmanın verdiği mantık ve mantalite ile gelişmiş ve incelmiş bir zevk ve kültüre sahip olan; inceleme, araştırma, tahlil yeteneğine sahip, belki daha da önemlisi bu milleti millet yapan değerlerin bilincinde bir sanatçı hoca olarak, Yozgat müzik ve oyun folkloru üzerine derli toplu bir eser ortaya koyabilirdi. Şurası da var ki, Nida Tüfekçi, gerek Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi’ne yazdığı o uzun “Türk Halk Müziği” adlı makalesi ile, gerek uluslararası Türk Folklor Kongrelerinde sunduğu bildirilerle ve gerekse zaman zaman kendisi ile yapılmış röportajlarda söyledikleri ve yazdıkları ile konuya genel ve milli planda yaklaşmayı tercih etmiş, bütünü kucaklayan bir ilgi ve tecessüsle meseleye yaklaşmıştır. Merhum Nida Hoca’nın hizmetleri elbette her zaman takdirle yad edilecektir.
Bütün bir Orta Anadolu ses ve saz kültürünü sanatında toplayarak eşsiz bağlaması, duygulu ve lirik sesi ile Yozgat türkülerinin, özellikle “Sürmeli”lerin usta yorumcusu merhum Nida Tüfekçi’yi bu vesileyle bir kez daha rahmetle anıyorum, unuttuklarımızdan af dileyerek…

         Yozgat mahalli müzik ve kültürüne, çeşitli zamanlarda, çeşitli şekillerde değerli hizmetler veren pek çok isim vardır şüphesiz. Bunların başında da genç yaşta aramızdan ayrılan TRT Ankara Radyosu bağlama sanatçılarından merhum Osman Duran’ı, rahmet ve saygıyla anmak isterim. Özellikle Boğazlıyan türkülerinin derlenip notaya alınmasında değerli hizmetleri olan TRT ses sanatçısı Soner Özbilen’i de anmak gerek elbette. Malum şartlardan dolayı isimlerini ülke genelinde duyurma imkanı bulamayan ama yörelerinde yaygın bir şöhreti olan, “düğün çalgıcısı” görünümü vermemek için düğünlere dahi gitmeyen yöresel sanatçılar var bir de. Mesela Akdağ’lı öğretmen Niyazi Ülkü, Boğazlıyan Müftükışla köyünden rahmetli babam Hüseyin Tokel, Yerköy’lü Sazcı Veysel bunlardan sadece birkaçı… Bir de dünden bugüne kendilerinden türküler derlenen, yöre tavır ve üslubuna hakim halktan insanlar, yani kaynak kişiler var ki, böyle bir yazıda hiç değilse isimlerinin anılmasının gerekli olduğunu düşünüyorum: Nida Hoca’nın babası Hamdi Tüfekçi, kız kardeşi Aysel Sezer ve Fahri Akbilek, Sabri Saygılı, Durak Paytoncuoğlu, Sabiha Kubilay, Mevlide Kayhan, Halime Tunç, Fırıncı Ahmet Ağa ve İbrahim Bakır bunlardan bazıları.

        Yozgat musikî folklorunun doğduğu sosyal ve kültürel arka planı ele alan, özellikle mahalli edebiyat ve bu edebiyatın ünlü simaları üzerine ilmi çalılşmalarda bulunan Doç. Dr. Ocal Oğuz’un, yukarıda andığımız eserlerinin dışında, genel yayın yönetmenliğini yaptığı Millî Folklor dergisindeki konuyla ilgili yazılarını da anmak gerekir.

        Yılmaz Göksoy ve Mahmut Işıtman’ın, daha çok yazılı basın yoluyla Yozgat kültür ve edebiyatının, yöre âşıklarının tanıtılmasına ve folklorik ürünlerin derlenip toparlanmasına yönelik çalışmalarını da saygıyla anmak gerekir.
Birkaç yıl önce “Sürmelim” adıyla Yozgat türkülerinin notalarını içeren bir de kitap yayımlayarak Yozgat Sürmelileri üzerinde hassasiyet gösteren Süleyman Sökmen’i de hiç bıkmadan, yorulmadan, amatör bir ruh ve heyecanla yıllardır sürdürdüğü gayret ve çalışmalarından dolayı burada anmak istiyorum. Fakat sadece dizgi değil, aynı zamanda bilgi yanlışlarıyla da malul olan bu kitapta -Sürmeliler konusu başta olmak üzere- ileri sürülen görüşlerin tartışılmaya ihtiyaç gösterdiğini sanıyorum. İnsanların ait oldukları, mensubiyet duydukları kültür ve değerlerden kaynaklanan eserleri -mesela türküleri- istedikleri kadar ve istedikleri şekilde sevmelerine şüphesiz kimse bir şey diyemez. Ama doğru ve güzel olan, bu sevginin bilim, sanat, edebiyat ve müziğin kendilerine has disiplinleri ile de mütenasip düşmesidir. Sürmeliler elbet bizimdir, güzeldir ve gerçekten bir türkü klasiği mesabesinde yüksek sanat eseridir, fakat tıpkı ona bir tür güneş/dil teorisi fonksiyonu yükleyerek fantazilerimizin ve duygularımızın aracı haline getirirsek Sürmeli’yi yaralayabiliriz. Bir de bazı konularda daha önceden kayda değer bir şeylerin söylenmemiş olması, o konuda her şeyin söylenebileceği anlamına gelmez.

        Ertuğrul Kapusuzoğlu’nun sabır ve ısrarla yıllardır Yozgat mahalli kültür ve edebiyatının tespiti ve zenginleştirilmesi gayretlerini, mahalli geleneklerin günümüze taşınmasına yönelik çalışmalarını -eleştiri hakkımı saklı tutarak- burada anmak isterim.
Mustafa Uslu’nun çeşitli mahalli ve ulusal yayın organlarında zaman zaman görülen folklorik derlemelerinin, bu konularda genel malzeme toplamaktan öte fazla bir kıymeti harbiyesinin olmadığı söylenebilir. Bu konulara meraklı ve hayli gayretli de olan sayın Uslu’nun, bu işin amatörce bir zevk tatmini olmaktan öte bir anlamı olduğunu, bir noktada önemli ve ağır sorumluluğu gerektirdiğini bilmemesi elbette mümkün değil. Bu faydalı çalışmaların, konusunda daha hazırlıklı ve donanımlı bir araştırmacı-derleyici sıfatıyla sürdürülmesi dileğimizdir.