Gelenek ve Görenekler

        Yozgat, her Anadolu kenti gibi gelenek ve görenekleriyle zengin bir kültür yapısına sahiptir. Gelenek ve göreneklerimiz uçsuz bucaksız bir hazinedir bizim için. Böylesine engin bir kültür yapısını doğal olarak farklı alt başlıklar altında incelemek gerekir. İşte burada da böyle yapılmış; gelenek ve göreneklerimiz; Sünnet, Nişan ve Düğün, Asker Uğurlama, Köy Odası Kültürü, Çiğdem Pilavı Geleneği, Koç Katımı, Saya ve Döl Dökümü, Halk İnanışları, Giyim Kuşam, Oyunlar (eğlencelik oyunlar) başlıkları altında ele alınarak sunulmuştur. Bu alt başlıkları tıklayarak konuyla ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.

Yozgat Köylerinde Nişan ve Düğün

         Yozgat köylerinde nişan ve düğün geleneği ana hatlarıyla benzerlik gösterse de köyden köye birtakım farklılıklar da taşımaktadır. Aşağıdaki incelemenin bu çerçevede değerlendirilmesi gerekir.

         Not: İncelemede “ayrılık” sözcüğü yanlışlıkla “ayrıcalık” olarak yazılmıştır.

        Yayımlandığı kaynak:

        1. Türk Folklor Araştırmaları dergisi, Şubat 1971,  cilt: 13,  sayı: 259, sayfa: 5879-5883.

        2. Türk Folklor Araştırmaları dergisi, Mart 1971, cilt: 13 , sayı: 260, sayfa: 5911-5915.

 

Sünnet

        Kültürümüzün ok önemli ögelerinden ve Müslüman-Türk dünyasının önemli geleneğidir sünnet. Dinsel bir törendir. Erkek çocuk sahibi her aile maddi durumuna göre çocuğunu sünnet ettirirken bir tören düzenler. Cuma günü başlayıp pazar günü biten bu törenin aşamaları şöyledir: (¹)

 

       

        Ön Hazırlık

        Sünnet düğünü için önce sünnet günü belirlenir. Sünnet edilecek çocuk için gerekli giyecekler alınır. (²) İki gün önceden sünnet düğününde yenecek yemekler hazırlanmaya başlar.

 

        Düğüne Çağrı (Davet)

        Akraba, dost, konu komşu sünnete çağrılır. Çağrı günümüzde iki biçimde yapılmaktadır:  Birincisi, okuyucu gezdirmektir. Bunun için bir kadın görevlendirilir. Kadın; evleri tek tek dolaşarak, “Mehmet … selâmı var. … günde çocuklarının sünnet düğünleri var. Siz de buyuracaksınız. … gün, … saatte … camisinde mevlüt var.” der. Ev sahibi de, “Allah hayırlı, uğurlu etsin.” diyerek okuyucuyu uğurlar. Bu gelenek şimdi daha çok köylerde yapılmaktadır. İkincisi davetiye ile çağrıdır. Kentte yaşayanlar düğüne bu yolla düğüne çağrı yaparlar. Davetiyelerde gün, yer, saat belirtilir; uygun söz ya da şiir yazılır. Davetiyelerde genellikle peygamberimizin adından söz edilir.

        Aşağıda davetiyelere yazılan bir şiir örneği görüyorsunuz:

 

        Peygamber Efendimiz’in emridir sünnet,

        Bize de nasip oldu bu mürüvvet.

        Duyan duymayana duyursun,

        Bizi seven sünnetimize buyursun.

 

        Başımıza giydik fes,

        Olduk yalancı prens.

        Biz evin erkeğiyiz,

        İstediğin kadar kes.

 

        Biz sünnet oluyoruz,

        Darısı oğlunuza.

        Siz gelirseniz bize,

        Biz de geliriz size.

 

        Sünnet Öncesi Son Hazırlık

        Sünnet davetiyesi dağıtılıp yemekler hazırlandıktan sonra, sıra çocuğun hamama götürülmesine ve mevlit okunmasına gelir.

Sünnette dacul zurna

        Sünnet düğünü yapılacağı günün sabahı, sünnet olacak çocuk, babası ve arkadaşlarıyla birlikte hamama götürülür. Bu ara hamamda kahvaltı hazırlanır. Çocuklar birlikte güle oynaya kahvaltılarını yaparlar. Sünnet mevlidinin okunacağı zamana dek kendi aralarında şakalaşmayı, oynamayı sürdürürler. Sünnet olacak çocuk da arkadaşlarıyla birlikte büyüklerle camiye gider. Mevlitten çıktıktan sonra, süslenmiş bir atın sırtında gezdirilerek eğlendirilir ve sünnete hazırlanır. Bu gezi psikolojik olduğu kadar ailenin sevinç ve sosyal yapısını göstermesi bakımından da değer taşır. Sünnet gezisi önceleri atla yapılırken sonra iki atın çektiği, üzeri yarı körüklü deriyle kaplı faytonlarla, günümüzde de taksi ve otobüslerle yapılmaktadır.

Sünnet gezdirmeSünnet çocuğu gezdirme 2

        Gezi sonunda sünnet çocuğu, arkadaşlarının kahkaha, ıslık ve bağırmaları arasında alkışlarla sünnet yapılacağı odaya gelir. Çocuğun sünnet giysisinin üzerinde kırmızı ya da beyaz kurdeleden yapılmış maşallah kuşağı, ceket içine iğnelenen mavi boncuk ve iğde dalı vardır. Bunlar onları nazardan korumak amacıyla takılmaktadır. Giysi üzerindeki “maşallah kuşağının” kırmızı ya da beyaz oluşu, hayrın ve mutluluğun simgesidir. Ayrıca çocuğun başında “maşallah” işlemeli bir taç vardır. (Günümüzde bunlara ek olarak sünnet çocuklarının üzerinde bir pelerin, elinde bir asa bulunmaktadır.) Sünnet çocuğunun giysisi sevgi gösterileri arasında çıkarılarak üzerine sünnet sonrası yatakta daha rahat olabileceği beyaz ya da mavi renkli, ipekli bol bir giysi giydirilir. Bol oluşu sünnet sonrası yatakta ve otururken rahat olması içindir. Mavi giysinin çocuğu kem gözlerden ve nazardan sakladığına inanılır.

Sünnet 3Sünnet iyi

 

       Sünnete Geçiş
Çocuk, “kirve” denilen uzaktan tanıdık birinin kucağına oturtulur. (³) Bu sırada anne ve baba, yan odada iki rekât şükür namazı kılarak sünnetin başlamasını beklemektedir. Anne, ilerde gelin olacak kızını kıskanmamak için elindeki oklavayı hamur açar gibi iki elinin arasında döndürür.

        Bir tepsi içerisinde el değmemiş bir peştamal, bir havlu, bir sabun ve sünnetçinin gereçleri vardır. Bu tepsi, sünnet bitiminde sünnetçiye verilir. Sünnetçi peştemalı beline bağlar. Bu, sünnetin başlama işaretidir. Kirvenin kucağındaki çocuk bu sırada ister istemez telaşlanır, ağlamaklı olur, kimi zaman da ağlar. Merakla bekleyen çevre, çocuğu avutmak ve sünnetin tehlikesizce yapılmasına yardımcı olmak amacıyla, “Erkek ağlar mı? Sen artık büyüdün, korkulur mu? Bak, bak giysilerine; oyuncaklarına! Şu kuş da buraya nasıl gelmiş? Bak, bak!” biçimindeki sözler söylerler. Çocuğun korkusu böyle giderilmeye çalışılırken sünnetçi de işini bitirir. Çocuğun ağıdı, “Yaşa, bravo!..” sesleri ve alkışlar arasında kaybolup gider.

        Çocuk, kirve tarafından yatağına titizlikle yatırılır. Sünnet sırasında anne ve baba, fazlaca duygulandıkları ve çocuklarının acısına dayanamadıkları için yanına sünnet sonrasında gelirler. Sünnetçi, öğleden sonra gelmek üzere elini yıkayarak ayrılır.

        Arkadaşları çocuğun ağrısı unutturmak için ona şakalar, taklitler yapar, önünde oyunlar oynarlar. Çocuğun baş ucunda sevilen bir yakını kalıp onunla ilgilenir. Önceden hazırlanıp karyola altında bekletilen bir tepsideki kuru ve yaş yemişler ona sunulur.
Konuklar teker teker çocuğun yanına gelip, “Artık erkek oldun. Geçmiş olsun!..” derler. Yanağından öper, saçlarını okşarlar. Çocuğa hediye olarak para getirenler yastıkların altına, hediye getirenler ise yatağının ayak ucuna koyarlar. Saat getirilmişse çocukların göğsüne iğne ile takılır.

        Çalgıcılar, sünnet sabahından beri evdedir ve çalmayı sürdürmektedirler.
Sünnet sonrasında, davetlilere ve çocuğun arkadaşlarına çorba ile başlayıp baklava ile sona eren bir “sünnet düğünü yemeği” verilir. Yemek sonrasında biraz daha oturan konuklar, bir hafta içinde yeniden gelme dileğiyle önce çocuk, sonra da anne ve baba ile vedalaşırlar. Bu arada anne ve babaya, “Gözünüz aydın, hayırlı, uğurlu olsun. Allah evliliğini de nasip etsin.” dilekleriyle veda ederler.
Sünnet edilen çocuğun aynı gün ayağa kalkıp biraz gezmesi hayra yorulur. Öğleden sonra yeniden gelen sünnetçi, çocuğu kontrol eder ve ona tavsiyelerde bulunur. Sonra kendisine verilen küçük bir tepsi ile bahşişini toplamak üzere anne ve babadan başlayarak diğer yakınları dolaşır, “Hayırlı uğurlu olsun!” dileğinde bulunarak ayrılır.

        Sünnet olan çocuk doğal olarak elinden gelen nazı yapar. Çünkü aşırı ilgi görmektedir. ilgilerini esirgememektedir. İlgi azalsa da naz ve ağlama aralıklı olarak sürer. Gelen hediyelerin çokluğu ve değişikliği, çocuğun ağrılarını unutturan en iyi çözümdür.

        Gece geç vakitlere kadar eğlence sürer. Cuma başlayan sünnet düğünü pazar günü bitmesine karşın bir hafta boyunca gelen giden hiç eksik olmaz.

        Sünnet düğünü geleneği, İslam inanışının Türk kültürü ile nasıl tatlı bir uyuma büründüğünü gösteren en güzel örneklerdendir.

 

**********************************************************

        (¹)  Sünnet düğünlerinin cuma başlayıp pazar günü bitmesi günümüzde eskisi kadar uygulanmamaktadır.

        (²)  Bazı aileler sünnet ettirilecek çocuğun yanı sıra yoksul bir çocuk da sünnet ettirirler. Aile, kendi çocuğu için ne yapıyorsa yoksul çocuk için de aynısını yapar. Bu yöntem, sosyal dayanışmanın en güzel örneklerindendir. Ancak artık eskisi gibi yaygın uygulanmamaktadır.

        (³)  Kirveliğe uzaktan tanıdık birinin seçilme nedeni, sünnet çocuğunun kirve ve kirve yakınlarından kız alışverişini engellemek içindir. Kirve de sünnet çocuğunun ailesine kız veremez. Kirvelikle bir “kan” ve “süt” bağının ortaya çıktığı inancı vardır. Bu gelenek de günümüzde pek uygulanmamaktadır.

        (Sünnet düğünü anlatımında, Folklor Araştırmacısı, Öğretmen Mustafa Uslu’nun “Yozgat’ta Sünnet Düğünü Gelenekleri” adlı yazısından alıntılar yapılmıştır.)

 

Asker Uğurlama

Askur uğurlaması 10

        Her Türk gencinin gönlündeki aslan şereflice askerlik yapmaktır. Büyüklerimizce erkeklerin hayata iki kez geldiği söylenir: Doğmak bir, askerden teskere almak iki. Onun içindir ki halkımız askerliğini yapmayanı adamdan saymaz. Askerliğini yapmayan insan hayat potasında pişmemiştir. Öğrenim de görmüş olsa o ocakta yetişmediği için cahil sayılır. Ne zaman ki askerliğini yapar, o zaman herkes tarafından güvenilir, değer kazanır. Artık ona kız verilir, iş verilir. Ailesi ana ocağı ise, asker ocağı da baba ocağıdır.

        Annem beni yetiştirdi,

        Bu vatana yolladı.

        Teslim etti al sancağı,

        Allah’a ısmarladı.

        türküsü bir destandır; anlatılır dilden dile, gönülden gönüle…

        Asker, pusulasının çıkacağı günü heyecanla bekler gençler. Pusulası çıkanların önünden geçilmez olur. Vatani göreve çağrılan gençler; heyecanlıdır, hareketlidir, neşelidir. Gruplar hâlinde gezmelerinden askere çağrıldıkları hemen fark edilir. Yaklaşık on günleri kalmıştır askere gitmek için. Bu süre onlar için davet gezme, akraba ziyaret etme, arkadaşlarıyla çalıp söyleme, eğlenme günüdür.

Askere çağrılan gençler; akraba, hısım, konu komşu tarafından davet edilirler. Davetlere özellikle pusulası çıkan gençler topluca katılırlar. Akşam yemeklerini yiyip çaylarını, kahvelerini içtikten sonra yine topluca ayrı bir delikanlı odasında toplanırlar. Burada oyunlar oynar, türküler söyler, şakalar yaparlar. Askere gidişi, geçmiş ve gelecekteki yaşantılarını bir değerlendirirler.

Asker uğurlaması 7

       

        Askere gitmeden bir hafta önce gençler aralarında para toplayarak davul-zurna tutarlar. Davetleri davul-zurna eşliğinde gezerler. Bu günlerde sinsin oynanır, yakın köylerden askere gidecekler de bu oyuna katılırlar.

Asker uğurlamasıAsker uğurlaması 3

       Sözlü, nişanlı ve özellikle evli gençler daha hüzünlü görünürler. Günler yaklaştıkça üzüntüleri artar. Bu günlerde babalarından, köyün yaşlılarından askerlik anılarını dinlemeyi pek severler. Aynı şeyleri yaşayacaklarını düşünerek büyüklerinin anlattıklarına dikkat kesilirler.

        Davet, eğlence, derken sıra ayrılığa gelir. Köyden ayrılacakları gün bütün köy halkı toplanır. Gençler sabah namazını camide kılarlar. Evde hazırlanan çantalarını, azıklarını aldıktan sonra belirli bir yerde toplanırlar. Köyün imamı dua eder. Bu dua, her yıl ya köyün orta yerinde ya evliya varsa orada yapılır. İmam, devletin ve ulusun bekçiliğini bir nöbet anlayışı ve bayrak teslimi içerisinde yapmaları, sağ salim dönmeleri, hayır ve uğurla gidip gelmeleri için Allah’tan niyazda bulunur. Kalabalık, “Amin!” der.

Asker uğurlaması 8       

        Anneler ağlar. Gençlerin ağlaması iyi sayılmaz ve hoş karşılanmaz. Gençler davul-zurna eşliğinde dualarla uğurlanırlar. Bayrak takılmış arabalarla kasabaya kadar gider; orada  tur atar, halay çekerler. Sonra da çağrı pusulasında belirtilen birliğine gitmek üzere kasabadan ayrılıp yola koyulurlar.

Asker uğurlaması 9 Askur uğurlaması 10

        On-on beş gün sonra askerin ilk mektubu anasına ulaşır. Bu mektup çok değerlidir, o nedenle ilk mektup tavuk, kaz, hindi alınmadan sahibine verilmez. Anne heyecanla “mektubun müjdesi”ni verir. Mektupta neler yazılıdır, neler…

Asker mektubu genellikle selamla başlar, mâni ile biter. Bu mâniler özlem, gurur ve yâr sevgisi doludur. Anne ve baba da oğluna yazdığı mektubunun başına şu yüce duygunun, düşüncenin anlatıldığı cümleyi yazdırır: “Yüksek Bir Türk Gencine Takdimdir.”

 

        Asker mânilerinden örnekler:

 

        Kara tren rayda gel,

        Askerleri say da gel,

        Benim yârim burda yok,

        Tez evvelden al da gel.

 

        Asker yolu beklerim,

        Günüme gün eklerim,

        Sen git yârim askere,

        Ben sılayı beklerim.

 

        İkindi okunuyo,

        Gün çavmış dohunuyo,

        Köye pusula gelmiş,

        İpti yâr ohunuyo.

 

        Çardak çardak bu çardak,

        Yel vurup uçuracak,

        Benim vardığım oğlan,

        Yeni asker olacak.

 

        Su gelir aka aka,

        Etrafın yıka yıka,

        Yârimi asker ettim,

        Ardından baka baka.

 

        Alıntı: http://www.yozgat.org.tr/sayfa.php?no=84

 

Bir asker uğurlama videosu

[embedyt]http://www.youtube.com/watch?v=27ssldqIGUY[/embedyt]

Halk İnanışları

      Halk inanışlarının bir bölümü ortak nitelikler taşırken bir bölümü köyden köye bile farklılıklar göstermektedir. Bu inanışlar iyi niyete dayanmakta, ama bilimsel nitelik taşımamaktadır. Hatta bazı inanışlar, halk sağlığı açısından sakınca da doğurmaktadır. Ancak zengin bir kültür ögesidir halk inançları. Saftır, özdendir, sıcaktır, buram buram halk kokar. Onu yücelten de işte budur.

      Halk inançları burada birtakım alt başlıklar altında sıralanmıştır. Halk inançlarıyla ilgili olarak pek çok internet sitesi araştırılmış, değişik veriler elde edilmiştir. Bu başlık altında iletilen veriler, daha önce de belirtildiği gibi farklı köylere ilişkindir. Tümü bir yöreye özgü değildir. Bu nedenle bazılarını yeni duyuyor olabilirsiniz. Ama bilinmelidir ki bunlar Yozgat halkının ortak kültür ürünleridir.

      Şimdi Yozgat’ın halk inanışları dünyasına bir yolculuk yapalım.

 

      1. DOĞUM VE ÇOCUKLARLA İLGİLİ İNANIŞLAR

      Yozgat halkının doğumla ilgili yaygın birçok inanışı vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz.

  • Hamile bir kadın kötü ve sevmediği kimselere dikkatle bakmaz. Bakarsa çocuğun ona benzeyeceğine inanılır.

  • Hamile kadın aş eridiği sırada kime bakarsa doğacak çocuk ona benzer.
  • Doğum süresi dokuz ayı geçen kadınlara “Camız eti yemiş.” diye takılınır.

  • Bazı köylerde doğumu hâlâ yaşlı köy ebelerine yaptırırlar. Doğum uzun sürdüğü zaman bu yaşlı ebelerde bulunan ve “Fadime Anamızın Eli” diye adlandırılan ot suya konur. “Bu bitkinin yaprakları açıldıkça çocuğun doğumu yaklaşır, tamamen açılınca çocuk doğar.” inancı egemendir.

  • Çocuğun üzerinden başka bir çocuğun ya da kardeşlerinin atlamasıyla çocuğun boyunun uzamayacağına inanılır.

  • Bir kadın doğum yapacağı zaman, bir olumsuzluk yaşanmaması için yanına hiç doğum yapmayan kadın sokulmaz.

  • Bazı yörelerde doğumdan sonra anneye soğuk su verilmez. Kız doğuran anneye, “Kızandan gelmiş it gibi yatar.”,  Erkek doğuran anneye de, “Yılkıdan (yayladan) gelmiş at gibi yatar.” denir. Bu oğlan çocuğuna ne kadar önem verildiğini vurgulayan bir anlayıştır. Kaynanası; anneye yağlı yumurta, süt ve yağlı yemekler pişirir. Bunları ebe kadına ve geline yedirir. Ağzı tatlı, huyu güzel olsun diye hamile kadına ekşi yedirilmez.

  • Çocuğu ölen kadın, uğursuzluk getirir düşüncesiyle lohusanın yanına alınmaz.

  • Lohusa kadının yanına kedi yaklaştırılmaz. Kedi yaklaşınca çocuğun öleceğine inanılır.

  • Lohusa kadın evdeyken değirmenden un gelirse uğursuzluk getirmesin diye alınmaz.

  • Lohusa kadına çiğ et getirilirse uğurlu olacağına inanılır.

  • Uğursuzluk olur düşüncesiyle iki lohusa kadın birbiriyle görüşmez. Görüşmek zorunda kalırlarsa arka arkaya gelerek birbirlerinin yüzünü görmeden iğne değiştirirler.

  • “Lohusa kadını al basar.” inancı yaygındır. Bunu önlemek için kadının baş ucunda sürekli Kur’an bulundurulur. Geceleri kadının yanında kocası ya da kardeşi bekler. Ayrıca kadının üzerinde kocasının ceketi, tuz, iğne ve ayak ucunda balta bulundurulur. Bazı yerlerde kadının yatağına kırmızı bir bez bağlanır ve odasında geceleri korkmaması için sürekli ışık yakılır.

  • Doğum yapamayan kadınlara çeşitli bitkiler kaynatılarak içirilir ya da hocaya okutulan yiyecek ve içeceklerden yararlanılır.

  • Doğum yapan kadın hemen iyi olsun diye bazı köylerde “haşıl” pişirilir, üzerlik tüttürülür.

  • Çocuk doğunca ayaklarından tutularak baş aşağı sallanır. Sonra annesinin sağ yanına konur. Ağzına kim tükürürse huyunun onun gibi olacağına inanılır. Sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunur.

  • Çocuğun yıkanacağı ılık suyun içine babaannesi bir gümüş yüzük atar. Bu, çocuk gümüş gibi parlasın; yani iyi insan olsun, diye yapılır. Aynı suyla annesi de yıkanır.

  • Çocuğun ilk banyosundan sonra güzel kaşlı ve güzel gözlü olsun diye kaşına, gözüne sürme çekilir. Ayrıca zengin olsun diye suya altın atılır.

  • Yeni doğan çocuğun düşen göbeği, sonra ailenin istediği gibi bir çocuk olması için cami ya da okul bahçesi gibi yerlere gömülür.

  • Doğan çocuğun alnı bezle bağlanırsa doğru olacağı inancı vardır.

  • Erkek çocuğu dayısına, kız çocuğu halasına benzer, inancı egemendir.

  • Çocuklara özellikle aynı sülaleden olan anne, baba, dede ve genç yaşta ölenlerin adlarını verme geleneği yaygındır. Böylece onların unutulmaması amaçlanır.

  • Çocuk doğduktan bir süre sonra dedesi ya da evin bir erkek büyüğü tarafından sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunur ve üç kez, “Senin adın …” diye seslenilir. Ardından da dua edilir. Bazı yörelerde çocuğun ailece belirlenen adını imam koyar, “Geleceği gayım (güçlü, sağlam) olsun. Hayırlı olsun!” diye dua eder. Böylece çocuğun vatana, ulusa hayırlı bir evlat olarak yetişeceğine inanılır.

  • Çocuk on beş günlük olunca uğurlu olacağı inancıyla ilk misafirliğe, kapısı kıbleye ve evi güneş gören sevilen bir aileye, götürülür. Gittiği evde çocuğa kısmeti bol olsun diye yumurta verilir ya da göğsüne kuru ekmek konur.

  • Bazı yerlerde çocuk kırk günlük olmadan dışarı çıkarılmaz. Bazı yerlerde de kız çocukları kırkını doldurmadan evden çıkarılırsa evde kalmayacağına inanılır.

  • Kırkı çıkan anne çocuğuyla birlikte ilk kez kimin evine giderse ev sahibi çocuğa para, yumurta, tülbent gibi hediyeler verir. Bu; çocuk şanslı, nasipli olsun, anlamına gelir.

  • Çocuğa kırk gün eşik atlatmazlar, melekler verir diye su vermezler.

  • Çocuğu kırk gün yere bastırmazlar.

  • Çocuk, anne sütüyle beslenip kundakta büyütülür. Doğmasından sonra kırk gün suyun içine yumurta kırılır ve çocuk bununla her sabah yıkanır. Kırk gün sonra annesi çocuğu kucağına alır

  • İlk kez sokakta kime rastlarsa çocuğun onun gibi olacağına inanılır.

  • Hırsız olmasın diye çocuğun tırnağını erken kesmezler.

  • Çocuk höllükle (toprakla) belenirse babayiğit olacağı düşünülür.

  • Gözleri şaşı olmasın diye kırkı çıkıncaya kadar çocuğun yüzü açılmaz.

  • Çocuk boş meme emince dili patır (peltek, kekeme, dilsiz) olur, diye düşünülür.

  • Çocuk 4-5 aylık olunca babasının cebinden para çektirilir. Böylece babasının parasının bereketli olacağına inanılır. Parayı çektikten sonra çocuğun tırnakları kesilir.

  • Çocuğun dişi çıkınca diş hediği yapılır. Diş hediği; buğday, nohut, kuru fasulye ve çedene karıştırılarak pişirilir. Pişen bu hediğin içine ceviz, fındık, sarı üzüm gibi çerezler katılır. Hedik; akrabalara, komşulara ve konuklara ikram edilir. Ayrıca başı ve dişi ağrımasın diye çocuğun başından dökülür.

  • Çocuk yürüme çağına gelir de yürüyemezse ayağına ip bağlanır, eline dürüm verilir. Başka bir çocuk, yürümeye başlaması için çocuğun ayağındaki ipi koparır, elindeki dürümü alıp yer.  Çocuk iki yıl geçmesine karşın yine de yürümeye başlamamışsa bir cuma günü sala ve öğle ezanı arası iki kız kardeş tarafından kollarından tutulup kıbleye dönülerek sallanır. Bu ara,

          Sallarız salaya,

          Yalvarırız Mevla’ya.

          Bu çocuk yürüsün,W

          İleriki cumaya.

          denilerek çocuğun öteki cumaya kadar yürüyeceği düşünülür.

  • Çocuk dört elle emekleyince konuk geleceğine inanılır.

  • Çok ağlarsa gözleri üzüm gibi kara olur.

  • Yeni doğan bebeğin kara kaşlı olması için kaşlarına kazan dibi sürülür.

  • Çocuk sarılık olduğu zaman başına sarı yemeni örtülür. Böylece hastalığın geçeceği düşünülür.

  • Çocuğa dikkatle bakıldığı zaman, gözleri yılık (şaşı) olur, inancı egemendir.

  • Çocuk evin yemişidir, hayır ve bereketi artırır.

  • Perilerden korkulduğu için çocuk yalnız bırakılmaz.

  • Çocuklara göz değmesin diye üstüne mavi boncuk, öd ağacı, iğde çekirdeği ve boş kurşun takılır.

  • Zamanında yürümeyen çocuklar evliyaya götürülür. Bu yolla sorunun çözüleceği inancı vardır.

  • Çocuk, göz değer diye yeşil gözlü kimselere gösterilmez.

  • Çocuğun herhangi bir yerinde kahve büyüklüğünde ben olursa annenin hamileyken kahve yediğine inanılır. Doğan çocuğun kollarında ve vücudunda sık ve sarı tüyler bulunursa annenin çok kuşburnu yediği düşünülür. 

      2. KADIN VE ERKEKLERLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Bir delikanlı uyumadan önce, tanıdığı yedi insanın evlerinin pencerelerini sayarak ertesi gün yapmak istediği şeyi aklından geçirirse dileğinin yerine geleceğine inanılır.

  • Delikanlılar evlenemeyiz diye akşamları aynaya bakmazlar.

  • Delikanlılar askere ya da gurbete giderken sular gibi akıp evine tez dönsün diye arkalarından su serpilir.

  • Genç kızlar erkeklerin önüne geçmezler, geçerlerse uğursuzluk getirileceği düşünülür.

  • Genç kız, büyüğünün yanında yemek yemez; aksi tutum görgüsüzlük olarak algılanır.

  • Genç kız, saygısı gereği çeşmede kendinden büyüğün testisini ya da helkesini doldurur; bazen de evine kadar suyunu götürür.

  • Odanın ışığını evin erkeği yakarsa o ev daima nur içinde ve bereketli olur.

  • Kadının yolda erkeğin önünü kesmesi uğursuzluktur.

  • Bir kadın iki erkeğin arasından geçerse çocuğu olmaz.

  • Bir adam iki kadının arasından geçerse sözü geçmez.

  • Bir erkek iki kız arasından geçerse köse olur.

  • Yarım çay içen kadın dul kalır.

  • Ava gidecek kişinin önünden kadın geçerse o kişi avlanamaz. Bu nedenle ava gitmekten vazgeçmelidir.

  • Kız çocuğunun saçını ilk kez dayısı keserse saçı gür olur.

  • Oğlan çocuğunun saçını ilk kez amcası ya da dayısı keserse saçı gür olur.

  • Kız baba evinden perşembe ya da pazar günü çıkarsa uğurlu olur.

  • Koç katımında koçun üzerine kız çocuğu bindirilirse doğacak kuzu dişi, oğlan çocuk bindirilirse erkek olur.

      3. EVLENME VE AİLEYLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Kadın erkekten yaşlı olursa o evde bolluk olur.

  • Evliliğin ilk günü gelin eşiğe yağ sürüp çivi çakarsa o evlilik ömür boyu sürer, yuva yıkılmaz.

  • Bir evde çocuk ne kadar çok olursa o evde o kadar bolluk olur.

  • İlk çocuk aileye uğur getirir.

  • Çok sakız çiğneyen erkeğin karısının geveze olacağına inanılır.

  • Evli erkek gece ıslık çalarsa şeytanlar başına toplanır.

  • Bir evin avlusundaki bir dala saksağan konar ve öterse ev sahibine müjdeli bir haber geleceği düşünülür.

  • Baykuşun ötmesi uğursuzluk sayılır. Mutlaka o evden biri ölür ya da evi yanar.

  • Düğünü olacak kızlar evlenince çok gezer diye evden pek dışarı çıkarılmaz.

  • Bir baba, çocuklarına tencere kapağında meyve yedirmez. Yedirirse nasiplerinin kesileceğini düşünür. Horozun ilk akşam ötmesi zenginliğe, yerlerin yarılması kıtlığa, tavuğun ötmesi karanlık günlerin geleceğine işaret olarak kabul edilir.

  • Gelin eve girerken kötü huyları yok olsun diye başında çanak kırılır.

  • Gelinin ayağının uğurlu olması için eşiğin üstüne yağ sürülür, kapıya çivi çakılır, ayağına kurban kesilir ve kınasına altın konulur.

  • Nazardan korunmak için gelin oğlan evinin eşiğinin önüne gelince üzerlik yakılır.

      4. İNSAN VÜCUDUYLA İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Elleri diz üzerinde kavuşturmak, parmakları birbirine geçirip el bağlamak iyi değildir, insanın kısmeti kapanır.

  • Parmakların çatırdaması iyidir, insanın sağlıklı olduğunu gösterir.

  • El yıkanırken önce sağ elden başlamalı, önce sol elden başlamak uğursuzluk getirir.

  • Tokalaşırken ya da birisine bir şey verirken sağ el kullanılmalıdır, sol el uğursuzluktur.

  • Baş taranırken dökülen saçları dökmek doğru değildir, bunlar toplanır, ölünce o kişinin kabrine konur. Çünkü bu saçlar kıyamet gününde yeniden bitecektir.

      5. EVLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Evin temeline kara taş koymak iyi değildir.

  • Kapının önünde oturan kişi iftiraya uğrar.

  • Duvar dibinde uyumak iyi değildir, insan çarpılır.

  • Evin bereketi için ufak bez torbalara üzerlik ve çörek otu konulup saklanılır. Bu uygulama şimdilerde bez torba yerine ufak cam şişeler kullanılarak yapılmaktadır.

  • Depo, ambar ve ahırın bereketi için kapıya at nalı çakılır.

  • Evin içerisi temiz olmazsa oraya melekler değil şeytanlar gelir. Böylece o evde mutluluk değil, geçimsizlik olur.

  • Evden bir kişi gurbete gittiği zaman o gün ev süpürülmez, dışarıdan konuk alınmaz. Aksi durum uğursuzluk kabul edilir.

  • Eşya taşımak için kullanılan ala iple komşunun evine girilmez. Komşunun başına bir uğursuzluk geleceğine inanılır.

  • Kapı eşiğinde oturulmaz, insan yoksul olur.

  • Kapı eşiğinde oturulmaz, insan bekar kalır.

  • Urganla komşunun evine girilmez. Aksi durumda o evde kıtlık olur.

  • Kapı eşiğinde oturulmaz, çünkü orada şeytan bulunduğuna inanılır.

  • Yağmur yağarken kapı eşiğinde oturmak günahtır.

      6. BEREKETLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Değirmenden ilk gelen unla yapılan ilk ekmeği yiyen kişinin karısı ölür.

  • Ekmek kırıntılarını yere atmak, ayakla çiğnemek evin bereketini götürür.

  • Bereketi artsın diye gurbete giden kişinin azığından bir parça ekmek çalınır.

  • Bir kişinin üzerinde dikiş dikilirse o kişinin kısmeti bağlanır.

      7. OCAK VE ATEŞLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Ateşe tükürmek, ateşe sövmek, ateşe tırnak atmak, su dökmek uğursuzluk getirir.

  • Sabah, evinden başkasına ateş verenin ocağı söner.

  • Ocağın üstünü boş bırakmak uğursuzluk getirir.

  • Sacayağının birdenbire devrilmesi evin başına bir yıkım geleceğini gösterir.

  • Tencerede su boşu boşuna kaynarsa düşmanlar çoğalır.

  • Lamba yakılmayan evin ocağı her vakit kararır.

  • Ateş çok önceden sönmüş olsa dahi külün yanında yatılmaz. Külde cin ve şeytanın oynak yaptığına inanılır.

  • Ateşin çıkardığı ses ateşi yakan kişi hakkında dedikodu yapıldığına işarettir.

      8. HAYVANLARLA İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Yılan öldürülüp suya atılır ve suda kaybolursa yağmur yağar ve durmaz, seller olur.

  • Kurt uluyunca ya ayaz olur ya kar yağar.

  • Bir evin başında baykuş öterse o evde biri ölür ya da bir yıkım olur.

  • İnek doğurunca eve ağır bir şey alınırsa ya da ağır bir şey kaldırılırsa ineğin sütü kesilir.

  • İneğin sütünü yere sağmak iyi değildir, hayvan hastalanır.

  • İlk yaylaya çıkışta sığırların ortasından bir yabancı geçerse sığırlar hamile kalmaz, doğum yapmazlar.

  • Bir kişinin önüne tavşan çıkması uğursuzluktur, mümkünse gidilen yoldan geri dönülür.

  • Çakal uluyunca yere tükürmek gerekir, yoksa insanın başına bir yıkım gelir.

  • Çakal ulumaya başlayınca hava açacak, günlük güneşlik olacak demektir.

      9. TARIM VE BİTKİLERLE İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Kara ağaçtan düşen yaşamaz.

  • İncir ağacının altında uyuyanları şeytan alır götürür.

  • Ceviz ağacının altında yaşayanları şeytan alır götürür.

  • Tarlada zina yapılırsa bereket olmaz.

  • Üzümün tanesini, karpuzun sap kısmındaki kabuğunun içini yiyenler yetim kalır.

  • Çocuğun bezleri yabani ağaca asılırsa çocuk yabani olur.

  • Nar tanelerini yere dökmek günahtır, nar cennet meyvesidir.

      10. KARANLIK VE IŞIKLA İLGİLİ İNANIŞLAR

  • Akşam soğan yenen yere melekler gelmez.

  • Gece aynaya bakanın ömrü kısa olur.

  • Gece biber, soğan, sarımsak gibi acı şeyler dışarıya verilmez.

  • Yoğurt, süt, peynir gece dışarıya verilmez. Vermek gerektiğinde üzerine kömür, üzerlik ya da yeşil bir dal konulur.

  • Gece ıslık çalmak günahtır.

  • Gece evden eve tuz verilmez.

  • Akşam kapının önü süpürülmez.

  • Ekmek aktaracağı evden eve verilmez.

  • Çocuklar gece beş taş oynarsa düşman gelecek denir.

      11. SAĞLIKLA İLGİLİ İNANIŞLAR

      Aşağıdaki uygulamaların kişileri sağlığına kavuşturacağı inancı egemendir:

  • Baş ağrısında,alna ve başın ağrıyan kısmına patates dilimlenerek sarılır.

  • Karın ağrısında hastaya zeytinyağı ile pişirilen kömeç suyu içirilir.

  • Ağrıyan dişe tuz basılır.

  • Yanıklara süt yüzü ya da yoğurt sürülür.

  • Köpeğin ısırdığı bölgeye o köpeğin tüyü basılır.

  • Boğaz düşmesinde boğaza sobada haşlanan elma sarılır.

  • Olgunlaşıp patlaması için çıbanın üstüne ateşte haşlanan lahana ve kelle soğan sarılır.

  • Arının soktuğu bölge demirle ovulur ya da oraya yoğurt sürülür.

  • Kanamaları durdurmak için o bölgeye yakılan çaput ya da kağıt külü sürülür.

  • Ağrıyan kulağa anne sütü sağılır, sarımsak konur ya da kulak mercimeğin buharına tutulur.

  • Mayasır olan kişi kömeç buğusuna oturtulur.

  • Göbeği kesilen çocuğun yara yerine katran sürülür, nane basılır.

  • Zatürre olan kişinin ağzına kaynamış suyun buharı verilir.

  • İncinen ya da burkulan bölge jiletlenerek pis kan dışarı çıkarılır. Daha sonra o bölgeye zeytin, et, yumurta sarısı, kara üzüm sarılır. Aynı bölgeye fiğ unu ile tuz karılarak da sürülebilir.

  • Diz ağrısında ya da romatizmal ağrılarda ağrıyan bölgeye papatya ezilerek sarılır, ısırgan otu kaynatılarak suyu içirilir.

  • Böbrek taşının düşürülmesi için maydanoz yenir. At arabasına ya da traktöre binerek gezilir.

  • Nazardan korunmak için üzerlik tütsülenir, köz söndürülerek suyu kişiye içirilir. Çocukların yüzüne soba isi sürülür. Nazarlık kullanılır.

  • Öksürük için kurutulan ayva yaprağı kaynatılarak içilir.

      Kaynakça

      1. http://www.cigdemliyiz.com/?pnum=83&pt=BATIL%20%C4%B0NAN%C3%87LAR

      2. http://www.derbent66.com/v1/default.asp?derbent=halkhekimligi

      3. http://www.yasarkalafat.info/index.php?ll=newsdetails&w=1&yid=77

      4. http://www.yozgat.org.tr/sayfa.php?no=84

Yozgat’la İlgili Yayınlar

        Bu sayfada Yozgat’la ilgili birtakım yayınlara yer verilmiştir. Amaç, Yozgat üzerine araştırma ve incelemeler yapanlara kaynak sunup yol göstermektir. Söz konusu yayınların bir bölümü e-kitap, bir bölümü çeşitli dergilerde yayımlanmış araştırma ve inceleme yazıları, bir bölümü de kitap biçimindedir. Burada ağırlıklı olarak Yozgat folkloru üzerine yapılan çalışmalar ele alınmıştır. Yayınlar sıralanırken “Dergilerde Yayımlanan Araştırma ve İnceleme yazıları” ile “Kitaplar” bölümlerinde, aynı yazarla ilgili çalışmalar bir arada sunulmuştur.

        “E-Kitap ve Dergiler” başlığı altında verilen kaynaklardan bazıları (Millî Folklor dergileri gibi) basılı olarak da vardır. Bunlar, yinelemeye neden olmamak için “Dergilerde Yayımlanan Araştırma ve İnceleme Yazıları” bölümüne alınmamıştır.

        Araştırma ve incelemeler sonucu elde edilen bilgiler ışığında yeni eklemeler yapılacaktır.

        Söz konusu kaynaklarla ilgili bilgilerin araştırma ve inceleme yapanlar için yararlı olması umuduyla…

 

        1. E-KİTAP VE DERGİLER

        Aşağıda adları belirtilen e-kitap ve dergilerin bir bölümü yalnızca Yozgat’la ilgilidir, bir bölümünün içerisinde de Yozgat’la ilgili bilgiler yer almaktadır. İçerisinde Yozgat’la ilgili bilgi verilenlerde bu bilgilerin ne olduğu altlarında sayfaları belirtilerek gösterilmiştir. Söz konusu e-kitap ve dergileri tıklayıp bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

        Bulgaristan Türk Masallarıyla Yozgat (Karakuyu) Masallarının Karşılaştırılması

        Halk Hekimliği Kapsamında Yozgat Ocakları, Akın Uyar

        Klişelerden Uzak Bir Köy Romancısı: Abbas Sayar, Haz. Sevil Tomur

        Köy Seyirlik Oyunları, Nurhan Tekerek

        Yozgat Elekçioğlu Oyunu, s 12.

        Millî Folklor Dergisi, Sayı: 20

        Yozgat Gökçekışla Fıkraları, Yılmaz Göksoy,  s. 61.

        Yozgat Fakıbeyli Mânileri, Vasfi Adikti, s. 63.

        Millî Folklor Dergisi, Sayı: 22

        Anadolu’da  Atın Yeniden Keşfi veya Atlı Tarım Hakkında Yozgat’tan Bir Kesit, M. Öcal Oğuz, s.49.

        Yozgat’ta Manda Kültürü ve Gökçekışla Köyü’nden Bir Fıkra, Yılmaz Göksoy, s. 58.

        Manzum Şekillerine Göre Ömerli Köyü (Boğazlıyan-Yozgat) Bilmeceleri, Mustafa Uslu, s. 61.

        Millî Folklor Dergisi, Sayı: 23

        Yozgat Mânileri, Vasfi Adikti, s. 63.

        Millî Folklor Dergisi, Sayı: 24

        Yozgat Halayı ve Türküsü, Mustafa Uslu, s. 54.

        Yozgat’ta Halk Şairliğinin Dünü ve Bugünü, Zekeriya Karadavut, s. 61.

        Millî Folklor Dergisi, Sayı: 15

        Yozgat’lı Âşık Yükselî, İsmet Çetin, s. 63.

        Millî Folklor Dergisi, Sayı: 60

        Yozgat ve Yöresinde Bazı Şamanik ve Kozmogonik İnançlar, Hayrettin Rayman, s. 68.

        Tarihi ve Kültürel Değerleriyle Yozgat

        Türk Halk Oyunları Yozgat Yöresi Modüler Program, Millî Eğitim Bakanlığı

        Türklerde Tabiat Üstü Varlıklar ve Bunlarla İlgili Kabuller, Ayşe Duvarcı 

        Yozgat’ta Congolos, s. 126.

        Türk Ninnilerinin Dili, Prof. Dr. Necati Demir

        Bir Yozgat Ninnisi, Fadime Saylan, Yozgat Yenifakılı İlçesi, Çöplü Çiftliği, s. 2.

        Yozgat Çamlığı Millî Parkı, Aslan Akarsu

        Yozgat Çamlığı Millî Parkı’ndan Zygoribatula Berlese, Abdulkadir Taşdemir, Elif Sarı, Nusret Ayyıldız

        Yozgat Çamlığı Millî Parkı’nın Oppioid Oribatid Akarları Üzerine Sistematik Çalışmalar, Ayşe Toluk, Nusret Ayyıldız

        Yozgat İli Maden ve Enerji Kaynakları, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü

        Yozgat İli Seracılığında Jeotermal Enerjinin Kullanım Olanakları

        Yozgat İli Tığ Oyalarından Örnekler, Tomris Yalçınkaya, Emel Erkaplan

        Yozgat’ın İklim Özellikleri, İdris Engin, Duran Aydınözü

        Yozgatlı Nâzî, M. Öcal Oğuz

        Yozgat’ta Ermeni Olayları (1893-1894), Haluk Selvi

        Yozgat Vilayeti

        Yöre Özellikleriyle Yozgat Kilimleri, Bekir Deniz

Ziya’nın Ağıdı Üzerine

 

        2. DERGİLERDE YAYIMLANAN ARAŞTIRMA VE İNCELEME YAZILARI

        Âşık Niyazi (Ersoy) 1, Hasan Latif Sarıyüce, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Kasım 1959, Cilt 6, Sayı 124, s. 2030, 2031.

        Âşık Niyazi (Ersoy) 2, Hasan Latif Sarıyüce, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Aralık 1959, Cilt 6, Sayı 125, s. 2049, 2050.

        Sorgun Köylerinde Bayraktar Salavatları 1, Hasan Latif Sarıyüce, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ocak 1978, Cilt 17, Sayı 342, s. 8200, 8201, 8202.

        Sorgun Köylerinde Bayraktar Salavatları 2, Hasan Latif Sarıyüce, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Şubat 1978, Cilt 18, Sayı 343, s. 8242, 8243, 8244.

        Sorgun Köylerinde Bayraktar Salavatları 3, Hasan Latif Sarıyüce, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mart 1978, Cilt 18, Sayı 344, s. 8263, 8264, 8265.

Yozgat’ta Gelinkayalar Efsanesi, Ayhan Sızan, Aydın Oy, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Şubat 1960, Cilt 6, Sayı 127, s. 2086.

Yozgatlı Hüznî, M.Halit Bayrı, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Kasım 1960, Cilt 6, Sayı 136, s. 2269, 2270.

Yozgat’ta Yufka, Bazlama , Düğün Yemeği, Hasan Özbaş, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Şubat 1962, Cilt 7, Sayı 151, s.2650, 2651.

Yozgat’ta Çiğdem Pilavı, Hasan Özbaş, Nisan 1962, Cilt 7, Sayı 153, s. 2704.

        Yozgat’ta İftarlık ve Ramazan, Hasan Özbaş, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Şubat 1968, Cilt 11, Sayı 222, s. 4827, 4828, 4829.

        Yozgat’ta Günsalık (Başlık) Verme Âdeti, Hasan Özbaş, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Temmuz 1968, Cilt 11, Sayı 228, s. 4795.

Yozgat’ta Eğrice (Hıdırellez) Hazırlığı, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1963, Cilt 8, Sayı 170, s. 3168, 3169.

Yozgat’lı Hüzmî, Nizami Nefesli, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Nisan 1964, Cilt 8, Sayı 177, s. 3370.

        Yozgat’lı Seyyahî, Nizami Nefesli, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Nisan 1965, Cilt 9, Sayı 189, s. 3721.

Yozgat’lı Hizbî (Hüznî) 1, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mayıs 1964, Cilt 8, Sayı 178, s. 3401, 3402, 3403.

        Yozgat’lı Hizbî (Hüznî) 2, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mayıs 1964, Cilt 8, Sayı 179, s. 3435, 3436, 3437.

        Yozgat’lı Seyrî, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1964, Cilt 9, Sayı 182, s. 3516, 3517.

        Yozgat’lı Zeminî, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mart 1965, Cilt 9, Sayı 188, s. 3682, 3683.

        Yozgat’lı Âşık İfşaî, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ocak 1966, Cilt 9, Sayı 198, s. 3967, 3968.

        Sır Kâtibi Âşık Necip, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Haziran 1968, Cilt 11, Sayı 227, s. 4774, 4775 4776.

        Âşık Zarî, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1968, Cilt 11, Sayı 230, s. 5066, 5067.

        Âşık Nazî, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1969, Cilt 12, Sayı 242, s.5401, 5402, 5403.

        Yozgat’lı Himmet’î, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Şubat 1971, Cilt 13, Sayı 259, s. 5889, 5890.

        Yozgat’lı Âşık Gamlî, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Kasım 1975, Cilt 16, Sayı 316, s. 7486, 7487. 

        Âşık Gülşanî, Mahmut Işıtman, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mart 1977, Cilt 17, Sayı 332, s. 7929, 7930.

        Akdağmadeni Örenkale Köyü’nden Gelin ve Oğlan Deyişlemesi, Mustafa Özer, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1964, Cilt 8, Sayı 182,

        s. 3527, 3528.

        Akdağmadenin’de Tekerlemeler 1, Avni Yüksel, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Haziran 1965, Cilt 9, Sayı 191, s. 3770.

        Akdağmadenin’de Tekerlemeler 2, Avni Yüksel, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ekim 1965, Cilt 9, Sayı 195, s. 3873, 3874.

        Çekirge ve Cenderme Oyunları, Avni Yüksel, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Aralık 1965, Cilt 9, Sayı 197, s. 3930, 393.1

        Bay Beyrek’in Yozgat Rivayeti, Şükrü Elçin, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Haziran 1965, Cilt 9, Sayı 191, s. 3777, 3778, 3779, 3780, 3781.

        Boğazlıyan’da Çiğdem Pilavı, Fikret Türkmen, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1969, Cilt 12, Sayı 242, s.5389, 5390.

        Dört Kekeme Kız, Emil Sevinç, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Aralık 1970, Cilt 13, Sayı 257, s. 5834.

        Yozgat Köylerinde Nişan ve Düğün 1, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Şubat 1971, Cilt 13, Sayı 259, s.5879, 5880, 5881,

        5882, 5583.

        Yozgat Köylerinde Nişan ve Düğün 2, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mart 1971, Cilt 13, Sayı 260, s. 5911, 5912, 5913,

        5914, 5915.

        Yozgat Mânilerinde Yergi, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Temmuz 1972, Cilt 14, Sayı 276, s. 6372, 6373, 6374.

        Yozgat Manilerinden Bir Demet, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1973, Cilt 15, Sayı 290, s. 6743, 6744, 6745.

        Bir Yozgat Masalı: Dört Öğüt, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1975, Cilt 16, Sayı 314, s. 7437, 7438.

        Bireysel ve Toplumsal Açıdan Yozgat Manilerinde Konular, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ocak 1977, Cilt 17, Sayı 330, s. 7864,

        7865, 7866, 7867 , 7868, 7869.

        Yozgat Mânileri 1, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Kasım 1977, Cilt 17, Sayı 340, s. 8164, 8165, 8166.

        Yozgat Mânileri 2, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Aralık 1977, Cilt 17, Sayı 341, s. 8187, 8188, 8189.

        Yozgat Mânileri 3, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ocak 1978, Cilt 17, Sayı 342, s. 8215, 8216.

        Yozgat Mânileri 4, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Şubat 1978, Cilt 18, Sayı 343, s. 8247, 8248, 8249.

        Yozgat Mânileri 5, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mart 1978, Cilt 18, Sayı 344 s. 8276, 8277, 8249.

        Yozgat Mânileri 6, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Nisan 1978, Cilt 18, Sayı 345, s. 8303, 8304, 8305, 8306

        Yozgat Mânileri 7, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mayıs 1978, Cilt 18, Sayı 346, s. 8330.

        Yozgat Bilmeceleri 1, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Aralık 1978, Cilt 18, Sayı 353, s.8513, 8514, 8515, 8516.

        Yozgat Bilmeceleri 2, Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ocak 1979, Cilt 18, Sayı 354, s. 8550, 9551, 8552, 8553.

        Yozgat Mâni ve Türküleri, İsa Kayacan, Türk Folklor Araştırmaları  Dergisi, Ağustos 1979, Cilt 19, Sayı 361.

        Yozgat’ın Sarıkaya İlçesinde Erkekler Arası Düğün Oyunları, Emil Sevinç, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ocak 1973, Cilt 14, Sayı 282, s. 6530.

        Birkaç Anadolu Yemeği ve Bulgur Çekme Âdeti, Nevzat Gözaydın, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ağustos 1973, Cilt 15, sayı 289, s. 6725.

        Yozgat Düğünlerinden Gelenekler, İsa Kayacan, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Mart 1978, Cilt 18, Sayı 344, s. 8258.

     

 

        3. KİTAPLAR

        18 ve 19. Yüzyıllarda Çapanoğulları, Özcan Mert,   Kültür Bakanlığı, Ankara, 1980.

        1965 Yozgat Kültür Takvimi , Ertuğrul Kapusuzoğlu, 1995.

        1966 Yozgat Kültür Takvimi 1996, Ertuğrul Kapusuzoğlu, 1996.

        Âşık İbrahim, Arif Baş, Şark Matbaası, Ankara, 1973.

        Bizim Yerköy, Erhan Palabıyık, Color Ofset, İskenderun, 2012.

        Her Yönüyle Bahadın, Arif Baş, Grafika Reklamcılık Sanayi ve Ticaret, ve Ticaret, Ankara, 2002.

        Boğazlıyan, Yozgat Her Yönüyle Tarihi, Komisyon.

        Bozok Sancağı’nda (Yozgat İli) Türk Mimarisi, Hakkı Acun, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2005.

        Bütün Yönleriyle Yozgat, A. Fevzi Koç, Kardeş Matbaası, Ankara, 1963. Yozgat Şair ve Yazarlar Ansiklopedisi, Durali Doğan, Sılam Yayınevi,

        Yozgat, 2005.

        Büyük Kışla Diye Bir Köy, Fehmi Halıcı.

        Çamlığın Başında Tüten Tütün (Türkülerimizle Gelenler), İhsan Kurt, Alperen Yayıncılık, Yozgat, 1997.

        Çapanoğlu Hadisesi ve Abdülkadir Bey’in Hatıraları, Yozgat Üniversitesi Vakfı, Ankara, 2008.

        Çorum, Yozgat, Kırşehir, Kırıkkale, Çankırı Yöresi Oğuz Boyları, Bilge Oğuz Yayınları.

        Delisinden Velisine Yozgat, Yusuf Karakaya, Burak Ofset, Yozgat, 2007.

        Dünden Bugüne Yozgat, Temel Sönmez, Vizyon Matbaacılık, Yozgat.

        Geçmişteki Yozgat 1955-1997, Temel Sönmez, İleri Gazetecilik Matbaacılık, Yozgat, 1997.

        Ermeni Sorununun Gelişim Sürecinde Yozgat’ta Türk-Ermeni İlişkileri, Taha Niyazi Karaca, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.

        Geçmişten Günümüze Akdağmadeni, Hakkı Yurtlu, Anıl Matbaa ve Ciltevi, Ankara, 2001.

        Kuruluşundan Bugüne Doğankent, Hakkı Yurtlu, Doğankent Belediye Başkanlığı, 2003.

        Halkevlerinin Kuruluşu, Yapısı ve Yozgat Halkevi (1932-1951), İbrahim Erdal, Siyasal Kitabevi, Ankara, 2013.

        Hayat Türkiye Ansiklopedisi Yozgat Fasikülü.

        İlimiz Yozgat, Kâzım Altınok, Ankara, 1987.

        Makalelerle Yozgat, Hasan Aslan Nurdoğdu.

        Millî Mücadele Döneminde Yozgat, Necati Fahri Taş, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1987.

        Osmanlı Devleti ve Bozok Sancağı, M. Abdülkerim Abdülkadiroğlu, Nehir Yayınları, Ankara, 2000.

        Yozgat Meşhurları, M. Abdülkerim Abdülkadiroğlu, Feridun Hakan Özkan, Kariyer Matbaacılık, Ankara, 1994.

        Sorgunlu Sıtkı Baba Divanı, Bayram Durbilmez, Bizim Gençlik Yayınları, Kayseri, 2003.

        Sürmelim (Türküler ve Notaları), Süleyman Sökmen, YOBİAD Yayınları.

        Tarih, Kültür, Folklor, Merkez ve İlçeleriyle Yozgat, Ertuğrul Kapusuzoğlu, Yozgat Valiliği, Ankara, 1997.

        Tarihten Günümüze Bozok Sancağı ve Yozgat, Orhan Sakin, İstanbul, 2012.

        Tokat, Amasya, Sivas, Yozgat İlleri Gölet Havzaları, İrfan Oğuz, Tarım, Orman ve Köy İşleri  Bakanlığı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Tokat Araştırma

        Enstitüsü Müdürlüğü Yayınları, Tokat, 1991.

        Vatan Yozgat İlavesi, Yozgat, Akdağmadeni, Yerköy, Vatan Gazetesi, İstanbul, 1952.

        Yozgat 1968 İl Yıllığı, Yozgat Valiliği, Yozgat, 1998.

        Yozgat 1973 İl Yıllığı, Yozgat Valiliği, Ayyıldız Matbaası, Ankara; 1973.

        Yozgat 1991 İl Yıllığı, Yozgat Valiliği, Yozgat, 1991.

        Yozgat 1998 İl Yıllığı, Yozgat Valiliği, Yozgat, 1998.

        Yozgat City Guide (İngilizce), 2012.

        Yozgatça, Bahri Koçoğlu, Ankara Ofset, Ankara, 2001.

        Yozgat Ermeni Tehciri Davası, Necdet Bilgi, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2006.

        Yozgat Güler Yüzlü Şehir, Mustafa Uslu, Türk Eğitim-Sen Yayınları, Yozgat, 1997.

        Yozgat’ın Sosyoekonomik ve Kültürel Durumu, Erdem Koç, Yozgat, 2001.

        Yozgat İlinin Ekonomik Gelişimi, İktisadi Araştırmalar Vakfı, Yozgat, 2000.

        Yozgat İsyanı’nın Romanı Usat, Siyami Yozgat, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2000.

        Yozgat Kent Tarihi, Fuat Dursun, Şahin Doğan, Bozok Ofset, Yozgat, 2008.

        Bozok Yazıları, M. Oğuz Öcal, 2014.

        Yozgatlı Hüznî-Hizbî Baba-Hayatı, Anlatıları, Şiirleri-, Hayrettin İvgin, Ömer Ünal, Fahrettin Öncül, BRC Basım, Ankara, 2009.

        Yozgatlı Hüznî Divanı’ndan Seçmeler, M. Oğuz Öcal, Feryal Matbaacılık, Ankara, 1990.

        Yozgatlı Hüznî, Hayatı ve Eserleri, M. Oğuz Öcal, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara, 1988.

        Yozgat’ta Halk Şairliğinin Dünü ve Bugünü, M. Oğuz Öcal, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1994.

        Yozgat Sevdası, Ahmet Sargın, Yozgat Şairler ve Yazarlar Birliği, Öztepe Matbaacılık, Yozgat, 2011.

        Yozgatlı Şairlerin İki Yüz Yıl Önceki Şiirleri, Bahri Koçoğlu, Yimpaş, Yozgat, 2000.

        Yozgat Medreseleri, Tekke ve Zaviyeleri, S. Burhanettin Kapusuzoğlu, Ankara, 1999.

        Yozgat Tarih, Kültür ve Tabiat Zenginliği, S. Burhanettin Kapusuzoğlu, Ankara, 2008.

        Yozgat Sürmeli Festivali 2000, Yozgat Valiliği, Ankara, 2000.

        Yozgat 5. Sürmeli Festivali 2004 Yozgat Valiliği, Ankara, 2004.

        Yozgat Şiirleri Antolojisi, Ertuğrul Kapusuzoğlu, Mavi Kuş Yayınları, Ankara, 2007.

        Yozgat Tarihi ve Çapanoğulları, Süleyman Duygu, Sayar Matbaası, İstanbul, 1953.

        Yozgat Temettüat Defterleri 1, 2, 3, Ahmet Akgündüz, Sait Öztürk, Yimpaş, İstanbul, 2000.

        Yozgat Vakıflarının Kaynakları, Hamza Keleş, Gazi Üniversitesi Yayınları, Ankara, 1999.

        Yozgat Var, Yozgatlı Yok, Abbas Sayar, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2007.

 

        YOZGATLA İLGİLİ KİTAPLARIN BULUNAN GÖRSELLERİ

 

 

Giyim Kuşam

       

        GELENEKSEL YOZGAT GİYSİLERİ

 

yozgatkizyozgaterkek

        Geleneksel Türk giyim kuşamında görülen benzerlikler Yozgat’ta da görülmektedir.

        Kadınlar, cumhuriyetten önce kentte genellikle “bürük” denilen Merzifon dokumasından yapılmış uçkurlu çarşafa sarınırlardı. Köylü kadınlar, başlarına fes giyerler ve başörtüsü sararlardı. Üç etek ve salta giyerlerdi. Düğün, nişan gibi törenlerde üç etek, bindallı gibi giysiler giyilirdi.

        Erkekler, üslerine ceket, altlarına da potur (zıpka) ya da şalvar giyerler; bellerine de kuşak sararlardı. Ayaklarında çarık, ökçesiz yemeni ya da mıhlı kundura olurdu. Çoraplar, yünden yapılır ve çeşitli desenlerle süslenirdi.

        Şimdi de Yozgat’ın bazı köylerinde günlük yöresel giysiler kullanılmaktadır.
Giysilerde kadife, atlas, kutnu, Selimiye cinsi dokuma kumaşlar yeğlenmiştir. Bunların çoğunluğu ipek iplikle dokunmuştur. Atlas kumaşlarda koyu pembe, kırmızı, nar çiçeği, mor en sık kullanılan renklerdir. Kadifede ise bordo, kırmızı ve mor renklerin yeğlendiği görülmektedir.

        Giysilerde işleme tekniği olarak Türk sanatında zengin örnekler veren “dival işi” ve “sim sarma” teknikleri kullanılmıştır.

        Şimdi kadın ve erkek giysilerini alt başlıklar altında açıklayarak verelim:

 

        GELENEKSEL KADIN GİYSİLERİ

        1. Fes: Genelde kırmızı renkli, ön kısmı altın paralar, işlemeler ve boncuklarla süslü bir başlıktır. Fesin püskülü bele kadar iner. Ön kısmı işlemeler, boncuklarla süslenir. Üst kısmına da altın (ya da altın görünümlü) paralar takılır. (Bazı köylerde feslerin önünün ay ve yıldızla süslendiği de görülür.) Fesin üstü çevre (kıvrak, yazma) ile örtülür.   

Kadın fesi 1 Kadın fesi 2

 

        2. Çevre: Kenarları kıvrılmış, oya ya da işlemelerle süslenmiş mendil, başörtüsü vb. olarak kullanılan dört köşe tülbenttir. “Kıvrak” ve “yazma” olarak da bilinir. Genellikle kadifeden dikilir. Uzun bir cepkeni andıran giysinin etek kısmı üç parçadan oluşur. İçine yörelere göre farklılık gösteren göynekler giyilir. Eteğin öndeki kısımları bele bağlanır. Üzerine de kuşak takılır.                

çevre 1 Çevre 2 Çevre 3

 

 

        3. Üç Etek

        Genellikle kadifeden dikilir. Uzun bir cepkeni andıran giysinin etek kısmı üç parçadan oluşur. İçine yörelere göre farklılık gösteren göynekler giyilir. Eteğin öndeki kısımları bele bağlanır. Üzerine de kuşak takılır.

Üç etek, Yozgat folklor ekibinin de vazgeçilmez giysisidir.

Üç etek 2 Üç Etek

       

       4. Bindallı: Kadife ve atlas kumaşlar üzerine  sırma ile kabartma dal, yaprak ve çiçek işlenmiş süslü bir giysidir. Nişan ve düğünlerde giyilen bu giysi; mor, kırmızı, nar çiçeği gibi göz alıcı renklerdedir. Tek parçalı ve belden kesiksizdir. Bindallı ile üç etek arasındaki en önemli fark bindallının tek parçalı oluşudur. Ancak bazı yörelerde üç etek ile bindallının özellikleri birleştirilerek üç etek bindallı adıyla anılmaktadır.

Bindallı 2 Bindallı 1 Bindallı 555

       

        5. Entari:  Üç eteğin içine giyilir. Yaka ağızları ve kollar kanaviçe denilen işlemeyle süslenir. İşlemelerde kök boya ile boyanmış ipler ve canlı renkler kullanılır.

Entari

       

         6. Cepken: Kolları yırtmaçlı ve uzun, harçla işlenmiş bir tür kısa, yakasız üst giysisidir.   Üç eteğin üstüne giyilir. “Salta” ve “libade” olarak da adlandırılır. Genellikle mor ve bordo renkli kadife ya da çuhadan yapılır. Boyu belin altına gelecek biçimde ve önü açıktır. Üstü çeşitli işlemelerle kaplıdır.

Cepken asıl 2 Cepken asılKadın cepken 1    

       

        7. Şalvar: “Zıvga” olarak da bilinen şalvar, üç etek ve cepken altına giyilen olmak üzere iki çeşittir. Cepken altına giyilen şalvar, cepkenle aynı kumaştan olur. Cepkendeki işlemeler şalvarda da bulunur. Üç etek altına giyilen şalvar, tek renk olabileceği gibi işlemeli de olabilir. Şalvarın bel kısmında bir iple bağlanabilmesi için iki parmak kalınlığında bel kuşağı (uçkurluk) vardır.

Şalvar 1 Şalvar 2

       

        8. Bel kuşağı: “Uçkurluk” olarak da bilinir. Bele sarılır. Uçlarında bağlamaya yarayan bağcıklar bulunur. Bel kuşağının ucuna takılan, boncuk ve püsküllerle süslü ince bir parça bulunur. Buna da “bel boncuğu” denir.

Uçkur yeni 1 Uçkur yeni 2 Uçkur yeni 3

      

        9. Peşkir : Kuşağın üzerine tutturularak cep görevini gören bir önlüktür. “Yağlık“ olarak da adlandırılır. Üstü işlemelerle süslüdür. Yörede pamuk ipliğinden dokunmuş ince havluya da “peşkir” denmektedir.

Yozgat peşkir

     

        10. İçlik (göynek): İçe giyilen çamaşır, iç gömleği.

4_on7_on

     

      11. Paçalı, işlemeli don: Bir iç giysisidir. Ketenden (bürümcükten) yapılır. Bacağa giyilir.

      12. Ellik (eldiven): Yünden örülmüş ve çeşitli motiflerle süslenmiştir. Halen yaygın biçimde kullanılmaktadır.

Eldiven 3 Eldiven 2

       

        13. Çorap: Beyaz ya da renkli yünlerden yapılmış işlemeli ayak giyeceğidir.

Çorap 1 Çorap 2 Çorap 3

 

        14. Çarık: Ayağa giyilen dana derisinden yapılmış ayakkabılardır.

Çarık 3 Çarık 1 Çarık 2

        Günümüzde geleneksel kadın giysilerinin bir bölümü (entari, şalvar, çevre, yün çorap gibi) hâlâ giyilmektedir. Ancak günün değişen koşullarıyla geleneksel kadın giyimi eski gücünü yitirmiştir. Günümüzde özellikle kent merkezinde ve ilçelerde boydan giysi, etek, ceket, pantolon gibi giysiler çokça giyilmektedir. Geleneksel giyim ise folklor ekiplerince yaşatılmaktadır.

 

**********************************************

 

        Yeri gelmişken Yozgatlı kadınların giysi dışında kullandıkları birtakım gereçlerden de söz etmekte yarar var: Bunlar; kemer, mendil, çanta, bohça, heybe, yastık, yorgan, perde, yatak takımı, kilim, halı gibi gereçler ve iğne,yüzük, bilezik, beşibirlik, kremse gibi takılardır. Kemer, mendil, çanta ve takılar giyimin tamamlayıcı ögeleridir.

 

Heybe 1Heybe asılYastıkİşlemeli kese 1

        Burada işleme sanatına özel bir yer ayırmak gerekir. Çünkü işleme, kadın giysilerinin ve kadınlara özgü gereçlerin vazgeçilmez süsleme yöntemidir. El emeği, göz nuru işlemeler, çeyiz geleneği sayesinde özenle korunup saklanmış; hatta kuşaktan kuşağa aktarılması sağlanmıştır. Bunlar, estetik görünümü yanı sıra Türk kadınının ince zevkini yansıtan birer sanat yapıtıdır.

Kadınlarımız giysilerini ve kendine yararlı olacak birçok eşyayı (çevre, peşkir, uçkur, göynek, bohça, yastık, perde, yorgan vb.) doğadan esinlenerek birtakım bitkisel motiflerle süslemişlerdir. Renk, desen, biçim ve uyum özellikleri üst düzey olan bu işlemeler görülmeye değerdir.

??????????????????????? İ İşleme 6

 

        GELENEKSEL ERKEK GİYSİLERİ  

Geleneksel erkek giysileri de kadın giysileri gibi eskiden şu parçalardan oluşur:
        1. Fes: Başa giyilen fes genellikle bordro renklidir. Keçeden yapılmış olup tepe ortasından aşağıya doğru kısa püsküllüdür.

Fes 2 Erkek fesi

 

        2. Poşu: Kenarları saçaklı ipek, pamuk, yün ve benzerlerinden yapılmış bir tür baş örtüsüdür. Fesin üzerine kırmızı, sarı, yeşil, mor yollu ipek kare şeklinde katlanarak bir ucu sağ kulağın arkasından sola doğru sarılır. Diğer uç solda poşunun altına sıkıştırılır. Zenginler ise fesin üzerine “Hint Ebanisi” denilen ipek örtüyü sarık gibi başa sararlar.

Poşu 1 Poşu 2

       

        3. Cepken: Kilim tezgâhlarında dokunan kaba kumaşlardan dikilir. Önü tamamen açıktır. Kolları uzundur. İlik ve düğme bulunmaz. Kol ağızları yırtmaçlı ve işlemelidir.

Erkek Cepken

         

        4. Potur: Arka tarafında kırmaları olan, paça kısımları aşağı doğru daralan bir tür pantolondur. “Şalvar” ve “zıvga” olarak da adlandırılır. Genel olarak keçeli kalın kumaştan dikilir. Poturun paça kısımları aşağı doğru daralır, kalça kısmı toplu bir biçimde genişçe dikilir.

Potor için

        5. Uçkurluk (bel kuşağı): El tezgâhlarında renkli ve düz olmak üzere iki biçimde dokunmuş 15-20 cm eninde bir kuşaktır. arasında değişen uzun kuşaktır. Poturun bel kısmına bir iple bağlanır.

Bel kuşağı erkek yozgaterkek

 

        6. Yağlık: Bel kuşağına tutturularak yana bağlanan mendil.

        7. Ellik (eldiven): Yünden dokunmuş, işlemeli el giyeceğidir.

        8. Çorap: Şişle örülen yün çoraplardır.

Erkek çorap 1 erkek çorap 2

        

        9. Çarık: Tabaklanmış deriden yapılır. Üst kısmı deri ya da iple büzülerek ayakta kalıplanarak giyilir.

Erkek çarık 1

     

        10. Ayakkabı: Zenginlerden bazıları “livanlı” denilen kundurayı, bazıları da “yemeni” denilen özel biçimde hazırlanmış ayakkabıyı giyerler. Genelde erkek ayakkabılarının ucu sivri, yüzü bileğe kadar kapalı, yanları lastikli, çevresi ve önü kıvrımlı şekil ve dikişlerle süslü, yüksek topukludur. Rengi de siyahtır.

Bu arada günümüzde özellikle köylerde hâlâ giyilen “mest”ten de söz etmek gerekir. Mest, ev içinde giyilen, üzerine mesh edilen, kısa konçlu, hafif ve yumuşak bir ayakkabı türüdür. Dışarı çıkılırken mest lastiği denilen bir lastik ayakkabıyla birlikte giyilir.

mest 2 Mes lastiği

        Günümüzde geleneksel erkek giysilerinin bir bölümü (şalvar,poşu, yün çorap gibi) köylerde hâlâ giyilmektedir. Ancak sözü edilen erkek giyimi günün koşullarına ayak uydurarak değişmiştir. Günümüzde özellikle kent merkezinde, ilçelerde ve çoğu köylerde pantolon, ceket, gömlek ağırlıklı bir giyim görülmektedir. Geleneksel erkek giysileri, bugün folklor ekibi oyuncularına giydirilerek yaşatılmaya çalışılmaktadır.

 

Yozgat’la İlgili İnternet Siteleri

 

        Burada Yozgat’la ilgili belli başlı internet sitelerinin linkleri verilmiştir. Bunları tıklayarak Yozgat’la ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.

 

        Her Yönüyle Yozgat

        T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yozgat Sayfası

        Yozgat Valiliği

        Yozgat İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

        Yozgat Kültür ve Dayanışma Derneği

        Yozgat Emniyet Müdürlüğü

        Yozgat İleri Gazetesi

        Yozgat Gazetesi

        Yozgat Yeni Gün Gazetesi

        Merhaba Yozgat Gazetesi

        Yozgat Hakimiyet Gazetesi

        Yozgat Haber Gazetesi

        Yeni Ufuk Gazetesi

        Yozgat İl Özel İdaresi

        Yozgat İl Milli Eğitim Müdürlüğü

        Yozgat İl Halk Kütüphanesi

        Yozgat Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü

        Yozgat Halk Eğitim Merkezi ve Akşam Sanat Okulu

        Yozgat Devlet Hastanesi

        Yozgat İl Müftülüğü

        Yozgat Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü

        Yozgat Tarım

        Yozgat Arama-Kurtarma Özel İnternet Sitesi

        Yozgatspor Resmi Web Sitesi

        Yozgat Okulları

        Yozgat Şehir İçi Otelleri

        Bozok Üniversitesi

        Akdağmadeni Kaymakamlığı

        Aydıncık Kaymakamlığı

        Boğazlıyan Kaymakamlığı

        Çandır Kaymakamlığı

        Çayıralan Kaymakamlığı

        Çekerek Kaymakamlığı        

        Kadışehri Kaymakamlığı

        Sarıkaya Kaymakamlığı

        Saraykent Kaymakamlığı

        Şefaatli Kaymakamlığı

        Sorgun Kaymakamlığı

        Yenifakılı Kaymakamlığı

        Yerköy Kaymakamlığı

        

Eğlencelik Oyunlar

        Uzun yıllar önce radyonun hayal meyal anımsandığı, telefonun bir lüks olduğu, televizyonun daha ortada olmadığı dönemlerde yaşayanlar iyi bilirler, çocuklar kendi yarattıkları oyuncak ve oyunlarla eğlenip zaman geçirmeye çalışırlardı. Yetişkinler de uzun kış gecelerinde kendilerini eğlenecek etkinlikler üretme peşindeydiler. Bunun sonucunda birbirinden güzel çocuk ve yetişkin oyunları çıktı ortaya.  Çocuklar mahalle aralarında çeşitli oyunlar oynarken, yetişkinler de özellikle düğünlerde ilginç gösteriler düzenleyerek hem kendilerini hem de çevrelerindekileri eğlendirdiler. Bu nedenle  Yozgat’ta oynanan oyunları iki ana başlık altında toplamak uygun olur: çocuk oyunları, köy seyirlik oyunları.

        Günümüzde teknolojinin hızla yaygınlaşması, kitle iletişim araçlarının artması insanların eğlence anlayışlarını değiştirmiş, bunun sonucunda oyun kültürü unutulmaya yüz tutmuştur. Her ne kadar yetişkinlerin “köy seyirlik oyunu” denilen gösterileri köy düğünlerinde sergilenmeleri sürse de bu oyunlar da eski önemini yitirmiştir. Halk kültürümüzün önemli ögelerinden biri olan oyunlarımızın unutulmaması önemlidir. İşte bu sayfada bu amaçlanmıştır.

        Evet, bakalım ne gibi oyunlarımız varmış.

 

        A. ÇOCUK OYUNLARI

        Yozgat ve yöresinde çeşitli çocuk oyunları oynanır. Bunların çoğu başka yörelerde de oynanan türdendir. Kentler arası kültür alış verişinin doğal bir sonucudur bu. Ama yine de bazı yörelerin kendine özgü tipik oyunları vardır. Burada “saklambaç, körebe, ip atlama, yakan top” gibi çok yaygın ve bilinen oyunlar üzerinde durulmamış; yöresel niteliği daha fazla olanlar yeğlenmiştir. Zaman zaman oyunlarla ilgili fotoğraf ve videolara da yer verilmiş, böylece oyunların daha iyi anlaşılması sağlanmıştır.

 

        1. ARI (VIZ) OYUNU

        3-5 kişi tarafından oynanır. Oynayacak olanlardan biri sayışmaca yoluyla ebe seçilir.  Oyuncular ebenin 1-2 metre arkasında dizilirler.  Ebe sağ eliyle avuç içi içeri gelecek biçimde sağ yüzünü, gözünü ve kulağını kapatır. Sol elini de sağ koltuk altına koyar. Oyunculardan biri sessizce ebeye yaklaşır ve eline (omzuna, sırtına vb.) vurup hemen arkasını döner. Bu sırada diğer oyuncular ebeyi şaşırtmak için hep bir ağızdan, “Vızzz, vızzz, vızzz!” diye bağırırlar. Ebe oyuncular döner ve kendine kimin vurduğunu bulmaya çalışır. Ebe vuranı bilirse ebe o olur, bilmezse ebeliği sürer.

 

        2. AŞIK OYUNU

Aşık

        Aşık, koyun ve keçilerin arka bacaklarında bulunan dört yüzlü kemikle oynanan bir oyundur.  Aşık kemiğinin her bir yüzünün adı vardır. Bu yüzler yöreden yöreye farklı adlar alır. Bu adlar, bazı kaynaklarda “cuk (cik),  tok, allı, kazak”; bazı kaynaklarda “cik, tök, alşı, öpen” olarak geçer. Örneğin Yozgat’ta aşık kemiğinin kulak memesine benzeyen kısmına “gıdık” denir.  Allı ya da kazak denilen kısımlar aşık kemiklerinin alt ve üst dar yüzeyleridir.  Aşıklardan biri “enek” (kimi yerlerde “şak”) olarak adlandırılır. Enek olan aşığın içi kurşunla doldurulmuştur. Amaç, aşığın ağır olup diğer aşık kemikleri üzerinde etkili olmasıdır. Aşıklar, özellikle enek olanı, ilginç renklerle boşanarak gösterişli bir duruma getirilir.

        Aşık, en az iki kişi ile oynanır. İlk atışı yapacak oyuncu ve oyun sırası, yazı tura vb. yöntemlerle seçilir. Aşık kemikleri her oyuncudan eşit sayıda, yerde zıda adı verilen bir dairenin ortasına tek sıra olarak allı ya da kazak yüzeyleri yere gelecek biçimde dik olarak   dizilir. İlk oyuncu, dairenin dışında belli bir uzaklıktan (genellikle 3-4 metre) elinde bulunan enekle daire içindeki diğer aşıklara vurarak onları daire dışına çıkarmaya çalışır. Daireden dışına çıkan aşık, oyuncunun olur.  (Oyuncular önceden eneğin atış sonrası durumu konusunda aralarında anlaşırlarsa ve atış sonrası enek gıdık tarafı üste gelecek biçimde durursa daire dışına çıkardıkları kemik sayısı kadar da ödül  kazanırlar.) Bir ya da daha fazla aşığı daire dışına çıkaran oyuncu, atış sonrası eneğin kaldığı yerden oyunu sürdürür. Enek genellikle daire içinde diğer aşıklara yakın konumda kaldığından oyuncu sonraki atışlarda daha avantajlıdır. Oyuncu aşıkları ıskalarsa sıra diğerine geçer. En çok aşığı daire dışına çıkaran kişi oyunu kazanır.

        Tarihi bir Türk oyunu olan aşık, Türklerin yayıldığı tüm coğrafi bölgelerde oynanan bir oyundur. Aşağıdaki videoyu izlerken buna tanık olacaksınız.

 

 

        3. AYAĞIM NALLI OYUNU

        Oyun iki takım arasında oynanır. Oyuna katılan oyuncular futbol oyuncuları gibi iki öbeğe ayrılırlar. Her öbeğin bir kalesi vardır. Kalelerde iki direk bulunur. Direğin biri her takımın kendi oyuncularına ayrılmıştır. Diğeri  ise karşı öbekten alınan tutsaklar içindir. Oyun başlayınca her öbekten karşı tarafa birer tutsak verilir. Sonra da tutsaklar kurtarılmaya çalışılır. Önce karşı öbekten çıkan bir oyuncu, “Ayağım nallı.” der ve  tutsak olan arkadaşını kurtarmak için koşar. Karşı taraftan başka bir oyuncu da, “Ayağım nallı.” diyerek onu yakalamaya çalışır. Yakalarsa o kişi de tutsak olur. Rakip oyuncular arkadaşlarını tutsak vermemek için diğer bir oyuncuyu oyuna sokarlar. Kaleden en son ayrılan ebe sayılır. Oyun böyle sürer. Sonunda bir taraf tamamen tutsak olur. Diğer taraf oyunu kazanır ve kaleleri değişirler. Yeniden oyuna başlayıp ikinci yarıyı oynarlar.

 

        4. BİRBİRBİR OYUNU

Birbirbir

        Birdirbir, çocuklar ve gençler arasında oynanan bir oyundur. 7-8 kişiyle oynanır. Oyuncular arasından biri ebe seçilir. Bu seçim genellikle sayışmaca yoluyla yapılır. Ebenin duracağı yer belirlenir. Diğerleri ebeden 20-25 adım ötede 3-4 adım aralıklarla dizilirler. Ebe eğilip belini kamburlaştırır. Sırası gelen ebenin üstünden atlarken kendi numarasını söyler. Bu numara söyleme belli bir tekerlemeye göre söylenir. Örneğin birinci oyuncu ebenin üstünden atlarken “birdirbir” der ve ebeden 3-4 adım ötede o da eğilip belini kamburlaştırır. Sırası gelen kişi, hem ebenin hem de kendinden önce atlayan kişinin sırtından atlar. Ebenin sırtından atlarken sırasını belirtip tekerlemenin kendisiyle ilgili bölümünü söyler ve en son atladığı kişiden sonra o da eğilir.

        İkincisi, “İkidir iki, olur tilki.”; üçüncüsü, “Üçtür üç, yapması güç.”; dördüncüsü, “Dörttür dört, kuş gibi öt.”; beşincisi, “Beştir beş, aldım bir eş”; altıncısı, “Altıdır altı, yaptım kahvaltı.”; yedincisi, “yedidir yedi, yemeğimi yedi.”; sekizincisi, “Sekimiz seksek, yere düşen eşşek.”; dokuzuncusu, “Dokuzum durak, nerde oturak?” der. (Söylenen tekerleme yöreden yöreye ya da oynayan kişilere göre farklılıklar gösterir.) Bu durum birisinin atlayamamasına kadar sürer. Atlayamayıp düşen ebe seçilir. Ebe, ebelikten kurtulmaya çalışır. Bunun için arkadaşları atlarken çok eğilerek ya daha yükselerek birinin düşmesi için çabalar. Atlayamayan ya da düşen ebe olur. Bazen oyunu daha da zorlaştırmak için ebenin üstüne mendil konur. Bu durumda, atlarken mendili düşüren ebe olur.

        Birdirbirin bir başka türünde, oyuna katılanlar ebenin üstünden atladıktan sonra hemen onun yanında eğilirler. Yani arada bir boşluk bırakmazlar. Bu durumda arkadan gelen kişi tümünün üzerinden atlamak durumundadır. Böyle oynanan oyunda oyuncu sayısının az olması gerekir. Çünkü sayı arttıkça atlamak zorlaşıp olanaksız duruma gelir. Bir de yaralanma tehlikesi söz konusudur.

        Birdirbirin bir türünde de oyuna katılanlar yalnızca ebenin üstünden atlarlar. Atlamayı başaramayanlar ya da atlarken dengesini yitirip düşenler yanar ve ebe olurlar.

        Birbirdirle ilgili iki örnek video:

 

         5. ÇELİK ÇOMAK OYUNU

Çelik Çomak 1Çelik Çomak 2

        “Çelik çomak” oyununda iki gereç vardır: Biri,  “çelik” denilen 15-20 cm uzunluğunda, 2-3 cm kalınlığında bir ağaç parçası; diğeri de 1 metre uzunluğunda bir değnektir. Çeliğin iki ucu bıçakla sivriltilir. Çomakla yerde bulunan çeliğin uç kısmına vurularak onun havada uçması sağlanır. Oyunda amaç, ucuna vurularak yerden kaldırılan bu çeliğin havadayken çomakla vurulup elden geldiğince uzağa fırlatılmasıdır.

        Oyun, genellikle iki kişiyle oynanır. En az iki kişilik takımla da oynanabilir. Oyuna kimin ya da hangi takımın önce başlayacağını belirlemek için düz bir alanın ortasına bir daire çizilir. Rakip iki kişi belli bir uzaklığa geçer ve ellerindeki çeliği bu dairenin içine atarlar. Çeliği merkeze en yakın düşüren oyuna başlar. Bir başka yöntem de daire içindeki çeliğe çomakla vurarak saydırmaktır. Bu durumda en fazla vuran oyuna başlama hakkı kazanır.

        Oyun şöyle oynanır: Yerde küçük bir çukur açılır. Çelik bir ucu dışarı gelecek biçimde bu çukura konur. Amaç, ilk harekette çeliğin havalanmasını kolaylaştırmaktır. Sonra 15-20 metre uzaklığa bir çizgi çekilir. Oyuna başlayan kişi, becerisini kullanarak çeliği havalandırır ve ona çomakla vurarak işaretli çizgiyi geçirmeye çalışır. Çizgiyi geçiremez ya da ıskalarsa oyun başlamaz. (Oynayan kişiler aralarında anlaşmışlarsa çizgiyi geçiremeyenlere ikinci bir hak daha verilir.) Sıra diğerine geçer. Çizgiyi geçirirse çeliğin düştüğü yere gider, elindeki çomakla çeliği yeniden havalandırır ve dağa uzağa atmaya çalışır. Başaramazsa sıra diğerine geçer. Oyun böylece sürer. Oynayanların kaç hak kullanacağı oyun başında belirlenir. Herkes hakkını kullanınca oyun biter. En çok sayı kazanan kişi ya da taraf oyunu kazanır.

        Çelik çomak oyununun başka biçimde oynandığı durumlar da vardır. Örneğin, bir taraf çeliği çomakla  ileri  atar, karşı taraf da elindeki sopayla çeliği havada vurur. Çelik atıldığı çukurdan daha geriye düşerse sayı alır.

        Oyunun bir başka biçimi de şöyledir: Oyuncu çukura yerleştirilen çeliği elindeki çomakla B tarafı oyuncularına doğru hızla atar ve çomağı dairenin içine bırakır. Eğer B taraf oyuncuları atılan çeliği havada yakalarsa hem sayı kazanır hem de çeliği kaptıran A takımı oyuncusu oyundan çıkmış olur. B takımı çeliği yakalayamazsa çeliği düştüğü yerden alıp yerdeki çomağa doğru atarlar. Çomağı vurabilirlerse A takımının oyuncusu yine oyundan çıkar. Vuramazlarsa A takımı çelikle çomağın arasındaki uzaklığa bakarak B takımının bu uzaklığı belli bir adımda almasını ister. Örneğin, “Üç adımda al, beş adımda al.” gibi. B takımında adımını büyük atabilen ve kendine güvenen bir oyuncu bulunmazsa ya da bu adım sayısında çomaktan çeliğe ulaşamazsa A takımı adım sayısı kadar sayı alır. Eğer bu adımda yetişebilirlerse sayıyı B takımı alır. Oyunun başında kararlaştırılan sayıya ilk ulaşan takım oyunu kazanır. Bir sonraki oyuna kazanan taraf başlar. Hangi tarafın oyuncularının tamamı oyundan çıkarsa bu kez diğer taraf oyuna başlar. Bir takım, kararlaştırılan sayıya hiç puan yitirmeden ulaşırsa oyundan çıkmış bir arkadaşlarını yeniden oyuna sokma hakkı elde eder.

        Oyunla ilgili bir video:

 

 

        6. ÇEMBER ÇEVİRME OYUNU

Çember oyunu

        Oyun, demir çubukla yapılmış bir çemberle oynanır. Uzun ve kalın bir telin ucu halka biçiminde kıvrılıp bu çembere geçirilir. Uzun telin diğer ucu tutularak çember istenilen yöne sürülür. Çemberi yere düşürmeden sürmek sanıldığı kadar kolay değildir. Çember yarışı için belli bir uzaklık belirlenir. Çemberiyle hedefe en önce varan, oyunu kazanır. Yarış sırasında çemberin yere düşmemesi gerekir. Çemberi yere düşüren oyunu kaybeder.  Oyunda belli bir kişi sayısı yoktur.Oyun birtakım şenliklerde yetişkinler tarafından da oynanmaktadır.

 

        7. DALYA OYUNU

DALYA

        3-4 kişiden oluşan İki öbek arasında oynanır. Bir çizgi çekilir. Çizgiden altı-yedi adım uzağa 7-8 ufak kiremit parçası üst üste gelecek biçimde dizilir. Sonra oyuna hangi tarafın başlayacağı belirlenir. Bunun için genellikle sayışmaca yapılır. Oyuna başlayacak öbekten biri çizgiye gelir. Rakip takımdan biri de dizili kiremit parçalarının başında durur. Çizgideki oyuncu elindeki küçük lastik topu atarak dizili kiremitleri düşürmeye çalışır. Ama elden geldiğince az sayıda kiremit düşürmelidir. Çünkü kiremit taşları yıkıldığında mücadele başlamış demektir. Atışı yapan taraf oyuncuları yıkılan kiremit parçalarını yeniden üst üste dizmek için çabalarlar. Bu ara atılan topu yakalayan rakip takım oyuncuları da kiremitleri dizmeye çalışan kişilere ellerindeki topu atarak onları vurmaya çalışırlar. Vurulan oyuncu oyun dışı kalır. Bu ara ebe olan takımın oyuncuları topu birbirlerine pas olarak verebilirler. Kiremit parçalarını dizmeye çalışanlarsa hem eylemlerini sürdürmek hem de toptan sakınmak için çaba gösterirler. Bir yandan da kendilerine atılan topu tutmaya çalışırlar. Çünkü topu tutmayı başaran kişi oyun dışı sayılmaz. Topu daha uzağa atarak takımına zaman kazandırır. Kiremit dizmekle uğraşan takımın oyuncuları ellerinden geldiğince kiremitlerin yanında beklerler ki dizmeye katkıda bulunabilsinler. Kiremit dizmeye çalışanlar bunu başarırlar ve hâlâ vurulmayan oyuncu ya da oyuncuları kalırsa oyunu kazanmış olurlar. Ancak kiremitleri dizmeyi başaramadan tüm oyuncuları vurulursa oyunu kaybederler. Top bu kez karşı tarafa geçer ve bu kez atışı onlar yaparlar. Oyun da böylece sürer. Oyunun kaç el oynanacağı iki tarafça oyun başlamadan kararlaştırılır.

 

        8. GÜVERCİN TAKLASI OYUNU

tAKLA

         Dörder kişilik iki takımla oynanır. Önce ebe olan takım belirlenir. Bu belirleme sayışmaca ya da kura yoluyla yapılır. Sonra takımdan iki kişi birbirlerine arkaları dönük biçimde hafifçe eğilerek ayakta dururlar. Diğer iki kişi de biri ön biri arka tarafta olmak üzere kafalarını bunların ayakları arasına sokar ve sağlam durmak için de elleriyle onların ayaklarını tutarlar. Diğer takım oyuncuları da ayakta durup bellerini aralayan oyuncuların arasından takla atarlar. Onlara atlama ortamı hazırlayan diğer takım oyuncuları atlayanları engelleyici bir davranışta bulunamazlar. Yoksa atlayış yinelenir. Oyunculardan biri takla atmayı başaramazsa onun takımı diğerinin yerine geçer. Oyun böyle sürer.

        Oyunla ilgili bir video:

 

 

        9. LIT OYUNU

        “Lıt” yuvarlak taş demektir. Oyun dört, altı ya da sekiz kişiyle oynanır. Her  oyuncunun beş lıtı ve bir de elinde “şaka” denilen yassı bir taş olur. Bu taş lıtları vurmak için kullanılır. Oyun için büyükçe bir daire, dairenin ortasına da bir çizgi çizilir. Her oyuncu lıtlarını dairenin ortasındaki çizgiye koyar. Daireden belli uzaklıktaki bir yere de bir atış çizgisi çizilir. Oyuncular ellerindeki “şaka”larla lıtları dairenin dışına çıkarmaya çalışırlar. Oynama sırası sayışmacayla belirlenir. Kim kendi lıtından fazlasını daire dışına çıkarırsa oyunu kazanmış olur.x

 

        10. SEKSEK OYUNU

Seksek 2seksek 1Seksek 3

        Seksek, yere tebeşir ile birbirini izleyen kareler ya da daireler çizilmesi ve numaralandırılmasıyla oynanan bir tür sokak oyunudur. Daha çok kız çocuklar arasında oynanır. İki ya da daha çok kişi tarafından oynanabilir. Pek çok çeşidi vardır.

        Oyunu oynamak için yukarıdaki resimde de görüldüğü gibi genellikle 7, 8 ya da 10 kareli çizgiler çizilir. (Daha farklı çizgiler de çizilebilir.) Bu çizgilerden en az ikisi yan yanadır. Oyuncular çizgili alanların içine sırayla ellerindeki kiremiti ya da yassı bir taşı atarlar.  Atılan cisim çizili alanların dışına düşer ya da çizgide kalırsa atma sırası öbür oyuncuya geçer. Atış başarılı olursa oyuncu tek ayağı üzerinde sekerken taşı taşı da iterek bütün boşluklardan geçirmeye çalışır. Eğer diğer ayağı yere değer ya da boşlukların arasındaki çizgilere basarsa yanar ve sırasını yitirir. Oyun iki tur oynanır. İlk turda baştan (1’den) sona, ikinci turda da sondan başa doğru gidilir.

        Başka bir seksek türünde ise kiremit ya da taş atıldıktan sonra karelere isabet ederse, oyuncu taşın bulunduğu karenin üstünden atlayarak oyuna başlar, dönüşte çizgilere değmeden de taşı geri alır. 4, 5 ve 7, 8. kareler yan yana oldukları için bu karelerden birine taş gelince, yandaki kareye çift ayakla basılır. Topun olmadığı yan yana karelere gelindiğinde her ayak bir kareye gelecek biçimde iki ayak da basılı olur. Denge gerektiren bir oyundur. Bu oyunda oyuncular dikkatli olmalıdır.

        Oyunla ilgili bir video:

 

       

        11. TIP OYUNU

        Bir öbek arasında oynanır. Öbekteki kişilerden biri, “Tıp!” der. Herkes olduğu yerde çivilenmiş gibi durur ve ses çıkarmaz. Kim hareket eder ya da konuşursa bütün oyuncular ona saldırır ve  elleriyle vurmaya başlarlar. Oyun böyle sürer. 

 

        B. KÖY SEYİRLİK OYUNLARI

        Köy seyirlik oyunları yıllardan beri süregelen halk tiyatrosu geleneğinin günümüze uzantısıdır. İslamiyet öncesi Türk kültüründen beri vardır. Zamanla İslamiyetin ve başka kültürlerin etkisiyle değişimlere uğrayarak günümüze kadar gelmiştir.

        İçinde bulunulan yörenin kültür düzeyine ve geleneklerine göre birtakım farklılıklar gösteren köy seyirlik oyunlarında taklit ön plandadır. Bu oyunlar belli bir metne bağlı değildir. Başka bir deyişle doğaçtan oluşturulmuştur. Belli bir olaydan hareket edilerek insan, hayvan vb. taklit edilir. Oyunlarda müzik, dans, şiir ve soytarılığın iç içe olduğu görülür. Amaç izleyenleri eğlendirmektir. Bu nedenle söz konusu oyunlar genellikle düğünlerde oynanır. Oyunda ilginç giysiler de kullanılır. Kısacası köy seyirlik oyunları bir tür halk tiyatrosudur.

        Yozgat ve yöresi köy seyirlik oyunları açısından zengin bir özelliğe sahiptir. Burada çok çeşitli olan bu oyunlardan en yaygın olanları verilecek, bazıları da videolarla desteklenecektir.

 

        1. ARABOĞLU OYUNU

        Oyun, düğünün akşamında oynanır. Bu oyunda kız giysisi giymiş iki erkek; kürklü, sarıklı, sakallı yüzü siyaha boyanmış, sırtı ve karnı şişirilmiş kız babası araboğlu;   bostan korkuluğu gibi, beyaz giysi giymiş bir ölü, iki de elleri palaska olan zaptiye olur. Davul-zurna eşliğinde oynanarak gençlerin naraları arasında kız evine gidilir. Oradan bahşiş alınarak oğlan evine dönülür.

 

        2. CEMALCIK (CEMAL)OYUNU

        “Koyun Yüzü, Saya Gezme, Bereket Oyunu” olarak da bilinir. Genellikle koyunların kuzuladığı “döl alma” mevsimi denilen şubat-mart aylarından başlayarak toprağın canlandığı bereketin, bolluğun çoğaldığı bu dönemlerde davul ve zurna eşliğinde erkeklerin oynadığı bir sıra gezme oyunudur.
Oyunda kız giysisi giyinmiş erkek oyuncular, söyleyici (okuyucu), kahya, yöreye göre dede, âşık gibi kişiler vardır. İki kişinin sırtlarına merdiven konularak ön tarafa bir kazma ile deve başı yapılır ve zil takılır. Kilim, cecim gibi malzemelerle üstü kapatılarak ortaya bir semer konulur ve deve yapılır. Davul ve zurna ile söyleyici, oyuna katılan oyuncularıyla birlikte bütün köyü gezer ve her evin kapısında,

        Hey hayadan hey hayadan,

        Yılan çıkmış kayadan.

        Yoksulluktan gelmedik,

        Âdet kaldı sayadan (atadan).

der ve oyunlar oynanır. Gülünür, şakalaşılır. Hediyeler toplanır ve bunlar köyün en yoksuluna verilir ya da yemek yapılarak hep birlikte yenilir.

 

        3. ÇOBAN OYUNU

        Oynayanlardan biri çoban, biri kurt, diğerleri de koyun olur. Kurt sürüye dalıp koyunların birini kapar. Çoban bunun farkına varır, ama elinden bir şey gelmez. Ortada bir koyun postu ya da ceket kalır. Çoban postu alıp sürü Sahibinin yanına gelir. Postu ve onun sahibini sürü sahibine teslim eder. Sürü sahibi,  “Bu koyun benim değil, benim koyunumun sağ kulağının şurasında bir en vardı.” der ve kendisine teslim edilen oyuncunun kulağını kıvratır. “Benim koynumun döşünde kırmızı boyası vardı.” der, salçayı gömleğine çalar. Koyunun bir türlü kendisine ait olduğunu kabul etmez. Oyun böyle sürer.

 

        4. DAMAT TIRAŞI

         Ortaya bir sandalye konur ve damat sandalyeye oturtulur. Oynayanlardan biri; bir elinde boya fırçası (süpürge) balta (nacak, orak); diğer elinde de bir su kovası ile gelir. Damadın yüzünü sabunlu boya fırçasıyla ya da süpürgeyle fırçalar. Sonra balta ya da diğer aletlerden biriyle damadı tıraş etmeye başlar. Bazen de su yerine tükürükle tıraş ederler. Oyunda damadın başına bir kova su döküldüğü de olur. Orada bulunanlar, tıraş süresince damadın çevresinde halay çekerek, mâni söyleyerek eğlenirler.

         Oyunla ilgili bir video:

 

        5. DEMİR KAZIK OYUNU

        Oyuna katılanlar ikişerli takım oluştururlar. Boş bir arazinin ortasına demir kazık çakılır. Kazık çakma olanağı bulunamazsa ya da ağırca bir taş, büyük bir yonu ya da kefek konur. Eşit boyda iki sicim, demire (taş, yonu ya da kefeğe) bağlanır.  Sicimlerin diğer ucunu gençlerden iki eş tutar, diğer eşler palaskalarıyla sicim tutan gençlere vurmaya çalışırlar. Sicim tutan eşler sicimi bırakmadan palaskalı gençlere ayaklarıyla vururlarsa, vurulan eşler sicim tutanların tarafına geçer. Oyun, davul-zurna eşliğinde ve seyircilerin alkış tutmalarıyla sürüp gider.

 

        5. DEVE OYUNU

        Düğünde damat evinden kız evine sini yürütülürken damat taraftarlarınca bir deve maketi yapılır ve çeşitli gereçlerle süslenerek üzerine bir beşik yerleştirilir. Beşiğe yavru köpek konur. Deve maketinin içine biri ön, biri arka tarafta olmak üzere iki kişi girer. Önde damat evince hazırlanan sini, arkada köyün erkekleri, onun arkasında davul-zurna eşliğinde deve ve savranı (deveci), kız giysisi giymiş iki erkek, en arkada da hanımlar, oynayarak kız evine gelirler. Deveci, deveyi havlunun ortasına ıhtırır. Kız babasından bahşişini alınca devesini kaldırır. Sini kız evine bırakılarak oğlan evine dönülür.

        Deve oyununun yukarıda anlatılanı dışında farklı biçimleri de vardır. Bu farklılık köyden köye değişmektedir.

        Oyunla ilgili iki video:

        6. ET SATMA OYUNU

        Bir et satan kişi çıkar ortaya. Kendine bir yazıcı, sözde gizliden üç tane de kırbaçları koyunlarında saklı yardımcı alır. Bu yardımcıların adları; Arap, Çerkez ve Hıdır’dır. Erkeklerden bir kısmına yalancıktan et satılır. Bir yandan da herkesin aldığı et, borç olarak yazılır. Sıra alacak toplamaya gelir. Bu hemen de olabilir, kısa bir oturuştan sonra da. Önemli olan, alacak toplanırken borçlulardan bir kısmının borçlarını ödeyemez olmalarıdır. İşte o sırada et satıcı, yardımcılarına sırasıyla ve gerektikçe kırbaçlarını birer birer çıkarttırır ve aşağıdaki tekerlemeyi söyler:

        Arap

        Vermeyenin hali harap

        Çerkez

        Ne halt eder de vermez

        Hıdır

        Vermeyenin hâli budur.

        Her gelene, ne kadar borç için çağrıldıysa o kadar kırbaç vurulur. Böylece oyun biter.

 

         7. KIZ KAÇIRMA OYUNU

        Uzun kış günlerinde, akşamları ailenin erkekleri köy odalarında, hanımlar da çocukları ile bir evde toplanıp kavurga yerler. Bu arada masallar, öyküler anlatırlar. Tam bu sırada, mahallenin gençleri başka bir evde toplanarak bir arkadaşlarına kız giysisi giydirirler. Başına da yüzünü örtecek kadar yazma (yapık) geçirip diğer eve gelirler. Arkadaşları dışarıda kalır. Evin bekâr oğlu, sözde kız kaçırmıştır. O kızı (kız kılığına giren erkeği) elinden tutarak içeri girer. Anlatılan masallar, öyküler yarıda kesilir. Delikanlı, annesinin yanına vararak ona kız kaçırdığını söyler ve elini öper. Kız da şaşkın bakışlar arasında oğlan annesinin elini öper. Herkesin ağzı açık kalır. Anne şaşırmış durumda ne diyeceğini bilemez. Dışarıda kalan gençlerin içeriye girmesiyle şaşkınlık eğlenceye dönüşür. Anne, gençlere birlikte yemeleri için hindi ya da kaz verir. Bekâr gençler evlenmek istediklerini bu yolla anlatmış olurlar.

 

        8. KOCALARIN YÜZÜNÜ AĞARTMA OYUNU
Erkeklerden birkaçı kız, biri de ana kılığına girer. Düğün evinden özel kadın giysileri getirtilir. Hazırlık odasında kendilerine çekidüzen verip düğün odasına girerler. Kızlar, odadaki erkeklerden birer koca seçip yanlarına oturur; kollarını da onların boynuna sararlar. Bir elleriyle de kirmen çevirirler. Avuçlarının içinde un vardır. Oyunu yöneten ana, “Kızlarım, evinize bir konuk gelince, kocalarınızın yüzünü ağartın.” der demez, avuçlarındaki unu kocalarının yüzüne sürerler.

 

        9. KÖRÜK OYUNU

        Dört kişiyle oynanır. Körük olan kişi yatar ve sürekli üfler. Çırak, körüğü çeker; usta da kalaylar. Oyunda kullanılacak gereçler, biraz kül ve bir tenceredir.

        Oyun hazırlanır. Çırak, körük olan kişiyi körük gibi yaparak ileri geri hareket ettirir. Dışardan gelen çırak seslenir:

        -Usta, eben ölmüş.

        -Boş ver.

        -Annen ölmüş.

        -Boş ver.

        -Usta, baban ölmüş.

        -Boş ver, onu köylü kaldırır.

        -Ustam, karın ölmüş.

        Usta,

        – Amanın, körüğün ağzını kapat, tez cenazeye gidelim, dediği anda körüğü çeken çırak; oturan kişinin ağzına, gözüne kül, çamur, yağ ne varsa çalar. Oyun böylece biter.

 

       10. ÖĞRENCİ OKUTMA OYUNU

        Birisi hoca olur. Tespihi, asası, içine su dolu tas oturtulmuş sarığıyla, erkekler arasından şakaya uygun birkaç kişiyi öğrenci olarak seçer ve onlara diz çöktürür. Sonra öğrencileri sırasıyla okutmaya başlar. Bunun için aşağıdaki sözleri söyler:

        Elifcimlisin bori,

        Başındadır zoru,

        Elinde asa,

        Dikkat et tasa.

        Hocadan sonra öğrenciler de birer birer yineler. Bunun üzerine hoca, iyi bulduklarına sırasıyla tesbihini, asasını  armağan eder. En iyi bulduğu öğrenciye de başındaki sarığı armağan eder ve ters çevirerek öğrencinin başına geçirir. Öğrenci de bir güzel ıslanır.

 

        11. SİNSİN OYUNU

        Köy düğünlerinde, gece düğün evinin önünde ya da bahçesinde büyük bir ateş yakılır. Genç ekeklerden bir oyuncu hızla ortaya çıkar, davulun ritmine göre dört yana dönerek oynar. Bu arada, seyircilerin içinden birdenbire çıkabilecek başka bir oyuncudan korunması gerekir. Çünkü yeni çıkan oyuncu eskisine yumrukla ya da  düğüm yapılmış bir mendil, bir ip parçasıyla vurabilir. Yeni oyuncu geldikten sonra ilk oyuncu (yumruk yesin yemesin) meydandan ayrılarak halk arasına karışır, öcünü alabilmek için fırsat kollar. Sonra ikinci oyuncuyu öteki oyuncular izler. Oyun böyle sürer. Büyük meydan ateşi sönmeğe başladığı zaman bütün oyuncular el ele verir ya da  serçe parmaklarıyla tutuşur; davulcu ve zurnacıyı da aralarına alarak toplu bir oyun oynarlar.

 

        12. TARLA SINIRI OYUNU

        Gençler bir arkadaşlarının ellerini arkadan olmak üzere ayaklarına da bağlarlar. Temsili olarak iki tarlanın sınırına oturturlar. Kendileri de onun sağına soluna dizilirler. Sağındaki arkadaşı, “Bizim tarlanın sınırına geçmiş” diyerek onu eli ya da ayağıyla taş yuvarlar gibi yuvarlar. Bu kez de solundaki arkadaşı, bizim sınırı geçmiş diye başlar onu tepiklemeye ve diğer tarafa doğru yuvarlamaya. Hayli eziyet edildikten sonra ebe değiştirilir. Sınırı belirlemek için muhtar (oyuna katılanlardan biri) çağrılır. Muhtar üzerine çıktığı bir taşı çiğner, sonra da ayaklarıyla tutup sınıra koyar.

 

        13. SAYIL ÇIKARMA (KÖSE GEZDİRME) OYUNU

        Şubat ayının birinci ya da ikinci haftasında köyün gençleri toplanır. İçlerinden birisi köse olur. Ona koyun yününden pala bıyık ve sakal yapılır. Başına şapka takılır, sırtına aba geçirilir, beline de birkaç çıngırdak ya da deve çanı bağlanır.

        Gençlerden biri gelin seçilir. Entari giyer, başına atkı takar. Gencin birinin omzuna heybe konur. Gençlerden biri de tilki görevini üslenir.

        Oyunda özel görev alanlar, diğerleriyle birlikte hava karardıktan sonra köyün bütün evlerini, özellikle sürü sahiplerinin evlerini gezerler. Gezdikleri evde gençlerin söyledikleri türkü eşliğinde köse ile gelin oyununu oynarlar. Oyun sonunda köse evin ağasının kucağına yatarak ölme numarası yapar.

        Gelin, kösenin başına oturur ve aşağıdaki ağıdı söyler:

        Gökte yıldız sayılır mı?

        Çiğ yumurta soyulur mu?

        Kösem ölmüş, duyulur mu?

        Uy ha ha!

 

        Kösem kendi ok gibi,

        Yuvarlandı bir top gibi,

        Ayak ucuna geçtim,

        Baş ucuna kaçtım.

        Uy ha ha!

 

        Kösem kösem kan yedi,

        Sakalı var on yedi,

        Kösem kösem kalk gidelim.

        Uy ha ha!

 

        Kösemin adı Omar,

        Sağını açar, solunu yumar,

        Ağalarından para umar.

        Uy ha ha!

        Ağıttan sonra evin ağası kösenin bahşişini verir. Evin hanımı da yağ, bulgur verir. Bu arada tilki evden kap kaçak, kaşık çalar. Evler arasında köy gençlerinden bazıları gelini kaçırıp saklar. Köseyle delikanlı arasında kavga başlar. Kavga sonunda delikanlı, gelini köseye teslim eder. Böylece köyün bütün evleri gezilir.

 

        14. TURA OYUNU

        Oyunun iki biçimde  oynanır:
        İpli tura: Daha çok düğünlerde oynanan bu tura oyunu davul-zurnanın avet havası çalması ve halkın, oyun yeri olan düz bir harman yerinde toplanmasıyla başlar. Önce ortaya bir kazık çakılır. Bu kazığa sekiz on metre uzunluğunda bir ip bağlanır. Bir delikanlı “ebe” seçilir. İpin bir ucu kazıkta bağlıdır, bir ucu da ebenin elindedir. Ebe, ipi bırakmadan kazığın etrafında dönmeye baslar. Diğer oyuncular ebeye vurmaya çalışırlar. Bu vurma işi “tura” ile olur. Tura, kalın bir bezin kıvratılarak örülmesi ve örgünün sonunun bağlanmasıyla oluşan bir gereçtir. Oyuncular bu bez parçasıyla ebeye vurmaya çalışırlar. Turanın içine taş konup konmadığı ebe tarafından denetlenir. Ebe, kendine vuran oyuncuları ipi bırakmadan vurmaya çalışır. Eğer vurursa vurulan kişi ebe olur, ipi o tutar. Bu kez diğerleri buna vurmaya çalışırlar. Oyun böyle sürer.

       Saklamalı tura: En az on beş kişiyle oynanır. Oynayacak olanlar, davul-zurnanın oyun havasıyla bir harman yerinde toplanıp daire biçiminde otururlar. Aralarından birini ebe seçerler. Ebenin elinde “tura” vardır. Ebe, ezdirmeden dairenin içine dönük kişilerin arkasına turayı koymaya çalışır. Oturanlar arkalarına bakmadan elleriyle turanın konup konmadığını yoklarlar. Arkasına tura konan oyuncu turayı alarak ebeyi kovalar. Yetişirse vurur, yetişemezse ebe dolanarak gelip kalkan oyuncunun yerine oturur. O zaman ebe sırası bu oyuncuya geçer. Yok eğer oyuncu turanın arkasında olduğunu fark etmezse ebe dolanıp gelir: “Kalk bakalım, sırtına bineceğim. Tura senin arkandaydı, ama farkında olmadın. Cezanı çek.” der ve oturan oyuncunun sırtına biner. Bir sefer dolaşır gelir ve sırtına bindiği oyuncunun yerine oturur. Ebe sırası cezalı oyuncuya geçer. Seyredenler bu oyunu heyecanla izlerler. Oyun böylece sürer.

 

        15. YASTIK GÜREŞİ OYUNU
Yaşlı bir insanın yaşamla mücadelesinin simgelendiği yastık güreşi oyunu, hem güldüren hem de düşündüren iletilerle dolu bir oyundur. Gereç olarak bir yastık, yere sermek için kilim kullanılır. Yastığı tutmak için de bir kişi görevlendirilir. Oyun, çeşitli güreş figürleriyle izleyiciye sunulur.

 

        16. YUMURTA ÜFLEME OYUNU

        Ortaya bir sehpa, üstüne de bir yumurta konur. Bu yumurtayı kim üfleyerek aşağı düşürürse ödül verilecektir. İki kişi, “Biz düşürürüz.” deyip ortaya çıkar. Bu kişilerin gözleri bağlanır. Bu kişiler ortadaki bir sehbada karşılıklı otururlar. Yumurtayı üflemek için hazırlanırlar. Bu sırada diğerleri sehpanın üstündeki yumurtayı alıp yerine bir tabak un koyarlar. Yumurta üfleyiciler tüm güçleriyle üflemeye başlarlar. Tabaktaki un bitinceye dek üflerler. Her ikisi de değirmenden çıkmış tazıya döner. Seyredenler de zevkten dört köşe olurlar.

        Yukarıda anlatılanlar dışında “çıyrık, ciğer, culuk ya da kaz besleme, değirmencilik, dede (yaşlı koca),dünürcü,  kalaycı, ördek avı, sarımsak, tavuk, üzümcü  gibi daha pek çok  köy seyirlik oyunu vardır.

 

*********************************************************

         Bu arada iki oyundan daha söz etmek gerekir. Bunlar “kabakçı” ve “yüzük(fincan) oyunu”dur. Bu oyunlar, köy seyirlik oyunundan çok çocuk oyunlarına benzemektedir. Bu nedenle ayrı olarak ele alınmıştır. Bu oyunlar da şöyle oynanır:

 

        KABAK OYUNU

        Oyun için belli oyuncu sayısı yoktur. Ancak oyuncu sayısı ne kadar artarsa oyun zorlaşır ve daha eğlenceli olur. Oyun genellikle yetişkinlerce oynanır. Oyuna katılan herkese bir numara verilir. Aralarından biri ebe seçilir.

        Ebe oyunu başlatarak ilk soruyu sorar:

        ─ Olsun, olsun, olsun… Kim olsun ? Beş kabak olsun.

        Bunun üzerine sözü beş numaralı kabak alır:

        ─ Beş kabak olmaz?

        Ebe:

        ─ Ya kaç kabak olur?

        Beş numaralı kabak:

        ─ Sekiz ( ya da istediği bir sayı) kabak olur.

        Sözü bu kez de sekiz numaralı kabak alır:

        ─ Sekiz kabak olmaz.

        Beş numaralı kabak:

        ─ Ya kaç kabak olur?

        Oyun böylece sürer. Oyunu daha zorlaştırmak için soru ve yanıtlar hızlandırılır. Oyun sırasında şaşıran ya da sırası gelmesine karşın geciken oyun dışı kalır. Oyuncular başta aralarında anlaşarak şaşıran ya da gecikeni oyun dışarda bırakmak yerine eline kemerle vurarak cezalandırabilirler.

        Oyuna renk katmak için başa kabak biçiminde şapka giyildiği de olur.

        Oyunla ilgili bir video:

 

     

        YÜZÜK (FİNCAN) OYUNU

        Uzun kış gecelerinde, düğünlerde ve özel günlerde köylerde insanlar bir araya gelip yüzük oynarlar. Bu oyuna “yüzük oyunu” ya da fincanla oynandığı için “fincan oyunu” denir. Oyun 9 fincanla oynanır.

En az beşer kişilik iki takım olur. Her takımın bir başı bulunur. Yüzük saklayacak takım yazı tura ile saptanır. Takımdan biri, diğer takım görmeyecek biçimde bir tepsi içinde 9 fincandan birisinin altına yüzüğü saklar. Tepsiyi ortaya getirir ve rakip takımdan bunu bulmasını ister. Bulacak taraf, “Yüzük şu fincanda.” diyerek fincanları duygu ve deneyimlerine dayanarak kaldırır.

        Saklayanın bakışı, duruşu, jest ve mimikleri yüzüğü bulmada çok önemlidir. Yüzüğü saklayan kişi acemiyse bakışlarından yüzüğün hangi fincanın altında olduğu anlaşılır. Bu kez yüzüğü bulan taraf saklar. Oyun geç zamanlara kadar sürer.

        Yüzük bulacak taraf, en fazla iki fincanı “Şunda.” diyerek kaldırabilir. Fazla kaldırma hakkı yoktur. Yok, diye kaldırdığı fincanda yüzük çıkarsa kaybetmiş, öbür taraf sayı kazanmış olur. 20 sayı alan takım son fincanı saklar. Oyunun en heyecanlı bölümü burasıdır. Karşı takım, “Yarıya.” der ve yüzüğü bulursa saklayan takımın sayısı yarıya düşer. “Cura” deyip yüzüğü bulamaz ve boş fincanı kaldırırlarsa, diğer takım 21 sayıyla oyunu kazanır. Yitiren taraf da hindi keserek, meyve alarak kazanan tarafa ziyafet verir ya da  ona çeşitli biçimlerde eziyet eder. Uzun ve eğlenceli fincan oyunu böylece biter.

        Bazı yüzük oyunlarının sabaha kadar sürdüğü de olur.

        Oyun sırasında birçok mâni ve türkü söylenir.

        Oyunla ilgili bir video: