Ünlü süvarilerin, harp meydanlarında kahramanca dövüşen Türk yiğitlerinin harman olduğu diyar, Bozok Yaylası’nın çocukları, var olun! [Mustafa Kemal Atatürk (3 Şubat 1934)]
A’dan Z’ye Yozgat Manileri başlıklı bu bölümde Türk Folklor Araştırmaları Dergisinde yayımlanan 446 mâniye yer verdim. Uzun çalışmalar sonucu derlediğim bu mânileri sizlerin beğenisine sunuyorum.
Dilerim Yozgat’ımızın halk kültürüne azıcık da olsa bir katkı sağlamışımdır.
Yozgat türküleri sekiz alt başlıkta verilmiştir. Bu başlıklar sırasıyla; Tüm Türküler (Notaları, Sözleri), Türkü Dinle, Öykülü Türküler, Türkü Videoları 1, 2, 3, 4, 5‘tir.
Üst menü üzerine gelindiğinde alt menüler aşağı doğru sıralanmaktadır. Bunlardan dilediğinizi tıklayarak ilgili menüye ulaşabilirsiniz.
“Tüm Türküler” ve “Türkü Dinle”de yer alan bilgiler TRT arşivlerine aittir. “Türkü Videoları 1, 2, 3″te Yozgat’a ilişkin ortak (anonim) nitelikli türküler yer almaktadır. “Türkü Videoları 4’te Yozgatlı Halk Ozanı Hasan Kaplani’nin, “Türkü Videoları 5″te de Yozgatlı Türk Halk Müziği Sanatçısı Selahattin Bölük’ün özgün parçalarına yer verilmiştir.
AŞAĞIDA TRT TÜRK HALK MÜZİĞİ NOTA ARŞİVİNİN LİNKİ VERİLMİŞTİR. YOZGAT TÜRKÜLERİYLE İLGİLİ EN SAĞLIKLI NOTA BİLGİSİNE BU LİNKTEN ULAŞABİLİRSİNİZ. LİNKİ TIKLADIĞINIZDA AÇILAN SAYFADA İKİ TÜR ARAMA YAPABİLİRSİNİZ. İLKİ TÜRKÜNÜN, İKİNCİSİ İLİN ADINA GÖRE. KIRMIZI YAZILI REPERTUVAR NUMARALARINI TIKLADIĞINIZDA TÜRKÜNÜN NOTALARINA ULAŞABİLİRSİNİZ.
Yozgat yöresine ilişkin türkülerin videoları aşağıda abc sırasına göre sunulmuştur.
Yozgat Sürmelisi olarak bilinen ve kentimizin müzik simgesi durumunda olan Dersini Almış da Ediyor Ezber türküsü, abc sıralamasının dışında tutularak en başta verilmiştir.
Yozgat, halk oyunları bakımından oldukça zengin bir bölgedir. Halk oyunları kadın ve erkek oyunları olarak iki öbeğe ayrılır.
Kadın oyunları; cümbüş, davul-zurna, tef, darbuka, keman ve saz eşliğinde oynanır. Başlıcaları; “Burçak Tarlası, Kunduralım, Nalinlim, Feyli Turnam, Dariney Dariney, Leblebici, Loli, Keçeci Baba, Hop Bedirik Bedirik“tir.
Erkek oyunları genellikle davul-zurna eşliğinde oynanır. Başlıcaları; “Yozgat Ağırlaması, Poppili, Yerli Gelin, Cemo, Çekirge, Aynalı, Kamalı ve Sinsin”dir.
Oyunlarda erkekler; göynek (gömlek), delme yelek, potur, çorap, çarık, şal kuşak ve yağlık giyerler. Kadınlar ise; üç etek, entari, şalvar, çorap, önlük, çarık ve bel boncuğu kullanırlar.
Bir yorum yapmak gerekirse Yozgat halk oyunlarında kadın oyunları ağır basmaktadır.
Aşağıda Yozgat yöresinin en bilinen kadın oyunlarına yer verilmiş ve oyunlar abc sırasına göre sunulmuştur.
ASKER (TRENE BİNDİ DE)
Trene bindi de savuştu m’ola,
Erzurum dağlarını aştı m’ola?
Amman aman amman amman,
Şinanay ninayni,
Yârim asker gayri.
Kara gözlerine kurban olduğum,
Asker elbisesi yakıştı m’ola?
Amman aman amman amman,
Asker yeni yârini ister,
Ne karışır kaynanam?
Bir oğlan beni besler.
Erzurum dağında askerler gezer,
Adam sılasından böyle mi bezer?
Amman aman amman amman,
Şinanay ninayni,
Yârim asker gayri.
Haftadan haftaya mektubun yazar,
Gönder mektubunu gönlüm eyleyim.
Amman aman amman amman,
Asker yeni yârini ister,
Ne karışır kaynanam?
Bir oğlan beni besler.
Yüksek minarede okunur ezen,
Dizlerim tutmuyor evini gezen.
Amman aman amman amman,
Şinanay ninayni,
Yârim asker gayri.
Okumuş değilim bir mektup yazam,
Ellerin yazdığı bu kadar olur.
Amman aman amman amman,
Asker yeni yârini ister,
Ne karışır kaynanam?
Bir oğlan beni besler.
ASMALARDA ÜZÜM
(Hey hey!..)
Yürü dilber yürü, ömrümün varı,
Eridi kalmadı dağların karı (vay vay),
Günde on beş kere gördüğüm yâri,
Aylar yıllar geçti de göremez oldum (vay vay).
Asmalarda üzüm,
Yosmalarda gözüm,
Biraz daha büyürsem,
Çapkınlıkta gözüm.
(Hey hey!..)
Yürü dilber yürü, saçın sürünsün,
Aç beyaz gerdanın sinen görünsün (vay vay),
Evvel benim idin şimdi kiminsin?
Şimdi uzaklardan bakan ben oldum (vay vay).
Asmalarda üzüm,
Yosmalarda gözüm,
Biraz daha büyürsem,
Çapkınlıkta gözüm.
AYNALI KÖRÜK
(OĞLANIN ADI ÖMER)
Oğlanın adı Ömer,
Belimi sıktı kemer.
Benim ince belime,
Yakışır gümüş kemer.
Aynalı körük olmazsa,
Ben gelin gitmem.
Ud-kemani çalmazsa,
Aynalı körüğe binmem.
Gel dağları aşalım,
Hilalde buluşalım.
Girelim biz kol kola,
Çamlık’ta dolaşalım,
Aynalı körük olmazsa,
Ben gelin gitmem.
Ud-kemani çalmazsa,
Aynalı körüğe binmem.
BOBBİLİ
Şanatlının yokuşu, vay kurbanım bobbili,
Suyun ince akışı, hele de gider bobbili,
Erkekleri del’eder, vay kurbanım bobbili,
Şu kızların bakışı, hele de gider bobbili.
Şanatlının özleri, vay kurbanım bobbili,
Çok güzeldir kızları, hele de gider bobbili,
Aldanmayın bekârlar, vay kurbanım bobbili,
Hep boyadır yüzleri, hele de gider bobbili.
Not: Bobbili oyunu, müziği aynı kalmak koşuluyla Yozgat’ın değişik yörelerinde farklı biçimlerde söylenir. Hemen her yöre kendine özgü sözlerle söyleyip oynar Bobbili’yi.
Bir örnek:
BURÇAK TARLASI
Sabahleyin kalktım, sütü pişirdim,
Sütün köpüğünü yâr yâr yere taşırdım,
Kaynanamdan korktum, aklım şaşırdım.
Ah ne yamanda zormuş burçak yolması,
Burçak tarlasında yâr yâr gelin olması.
Elimi salladım, değdi dikene,
İlahi kaynana ömrün tükene,
İntizar eyledim burçak ekene.
Ah ne yamanda zormuş burçak yolması,
Burçak tarlasında yâr yâr gelin olması.
Elimin kınasını ezdirmediler,
Gözümün sürmesini sürdürmediler,
Burçak tarlasında gezdirmediler.
Ah ne yamanda zormuş burçak yolması,
Burçak tarlasında yâr yâr gelin olması.
ÇIRÇIR HANDA 1
Çırçır handa bu handa,
Hep güzeller bir yanda.
Sallan dedenin gelini,
Göster odanın yolunu.
Lülü lülü lülü lülü ehey!..
Hey küştahlı küştahlı,
Bugün dünden iştahlı.
At olur da tepmez mi?
İt olur da kapmaz mı?
Lülü lülü lülü lülü ehey!..
Çırçır handa bu handa,
Hep güzeller bir yanda.
Sallan dedenin gelini,
Göster odanın yolunu.
Lülü lülü lülü lülü ehey!..
Dam başında yatıyor,
Yer yorganı atıyor,
Öte git kuru gelin,
Kemiklerin batıyor.
Lülü lülü lülü lülü ehey!..
ÇIRÇIR HANDA 2
Çırçır handa, bu handa,
Hep güzeller bu yanda,
Ellerin yâri gelmiş,
Benim yârim ne yanda?
Dam başında yatıyo,
Yel yorganı atıyo,
Öte var, kuru gelin,
Kemiklerin batıyo.
Çırçır handa, bu handa,
Hep güzeller bu yanda,
Ellerin yâri gelmiş,
Benim yârim ne yanda?
Dam üstünde pıtırak,
Gelin kızlar oturak,
Ne oturak, ne durak,
Satılak da kurtulak.
Çırçır handa, bu handa,
Hep güzeller bu yanda,
Ellerin yâri gelmiş,
Benim yârim ne yanda?
Suya dalar ördekler,
Birbirini yedekler,
Şimdi diller döküyor,
Kundakdaki bebekler.
Çırçır handa, bu handa,
Hep güzeller bu yanda,
Ellerin yâri gelmiş,
Benim yârim ne yanda?
DARİNEY DARİNEY
Dam başında su durur, dariney dariney hayranım,
Oğlan mendil yudurur, dariney dariney hayranım,
Oğlan cahil, kız cahil, dariney dariney hayranım,
Şimdi bunlar kudurur, dariney dariney hayranım.
Lay lay lay lay lay lay lay,
Nana nay, nananay, nay nay nay.
Dam başında duran kız, dariney dariney hayranım,
Bayram geldi, donan kız.,dariney dariney hayranım,
Kurbansız bayram olmaz, dariney dariney hayranım,
Ben de sana kurban kız, dariney dariney hayranım.
Lay lay lay lay lay lay lay,
Nana nay, nananay, nay nay nay.
Dam başında arılar, dariney dariney hayranım,
Vızıl vızıl vızılar, dariney dariney hayranım,
Oğlan şimdi askerde, dariney dariney hayranım,
Kızın gönlü sızılar, dariney dariney hayranım.
Lay lay lay lay lay lay lay,
Nana nay, nananay, nay nay nay.
FEYLİ TURNAM
Feyli turnam, feyli turnam göle gelsene,
Feyli turnam, feyli turnam göle insene.
Feyli turman, feyli turnam, kanat çırpsana,
Feyli turnam, feyli turnam kanat gersene.
Feyli turnam, feyli turnam şöyle dönsene,
Feyli turnam, feyli turnam çay yolsana.
Feyli turnam, feyli turnam gölden kalksana,
Feyli turnam, feyli turnam gölden gitsene.
GIZ SAÇLARIN SAÇLARIN
Gız saçların saçların (Yâr yâr yâr aman),
Oynar omuz başların (Yâr yâr yâr aman).
Gız seni alır gaçarım (Yâr yâr yâr aman),
Darılır gardaşların (Yâr yâr yâr aman).
Aleyla yavrum aleyle,
Maşrabayi galeyle.
Anan baban gelecek,
Ser döşeği goleyle.
Gız saçların pek ince (Yâr yâr yâr aman),
Ölürüm görmeyince (Yâr yâr yâr aman).
Gız seni bana vermezler (Yâr yâr yâr aman),
Düşmanlar ölmeyince (Yâr yâr yâr aman).
Aleyla yavrum aleyle,
Maşrabayi galeyle.
Anan baban gelecek,
Ser döşeği goleyle.
Gız saçların iki kat (Yâr yâr yâr aman),
Bir telini bana sat (Yâr yâr yâr aman).
Gız annenden izin al (Yâr yâr yâr aman),
Bir gece de bizde yat (Yâr yâr yâr aman).
Aleyla yavrum aleyle,
Maşrabayi galeyle.
Anan baban gelecek,
Ser döşeği goleyle.
LOLİ (KAYADAN OT YOLARIM)
Kayadan ot yolarım (loli),
Parmağıma dolarım (loli),
Çok söyleme kaynana (loli),
Saçlarımı yolarım (oli).
Haydi un eleyiver (loli),
Şöyle döneleyiver (loli),
Kayaların üstünde (loli),
Yat da yuvarlanıver (loli).
Loli demeye geldim (loli),
Kaymak yemeğe geldim (loli),
Kaymakta baba çıksın (loli),
Yâri görmeye geldim (loli).
Haydi un eleyiver (loli),
Şöyle döneleyiver (loli),
Kayaların üstünde (loli),
Yat da yuvarlanıver (loli).
NALİNLİM
Nalinlim!..
Patlıcan oymadın mı?
Tadına doymadın mı?
Anne beni kınama,
Sen cahil olmadın mı?
Nalinlim!..
Dön, dön dönelim,
Sırtı sırta verelim.
Vur elleri ellere,
Koy elleri bellere.
O yâr kurbanlar olsun,
Şıkırdayan ellere.
Nalinlim!..
Hey tuluma tuluma!
Su doldurdum tuluma,
Seni kurban ederim,
Sülaleme soyuma.
Nalinlim!..
Dön, dön dönelim,
Sırtı sırta verelim.
Vur elleri ellere,
Koy elleri bellere.
O yâr kurbanlar olsun,
Şıkırdayan ellere.
Nalinlim !..
Elma attım karşıya,
Yuvarlandı çarşıya,
Şu Yozgat’ın kızları,
Birer tabak turşuya.
Nalinlim!..
Dön, dön dönelim,
Sırtı sırta verelim.
Vur elleri ellere,
Koy elleri bellere.
O yâr kurbanlar olsun,
Şıkırdayan ellere.
Nalinlim!..
Karşıda kara çalı,
Kararıp durma çalı,
Ben sana varır mıyım?
Sümüklü sıracalı.
Nalinlim!..
Dön, dön dönelim,
Sırtı sırta verelim.
Vur elleri ellere,
Koy elleri bellere.
O yâr kurbanlar olsun,
Şıkırdayan ellere.
Not: Nalinlim Oyunu’nun türküsü şöyledir:
SAMANLIKTA KEDİLER (HOP BADİRİK)*
Samanlıkta kediler (vıy vıy),
“Miyav miyav!” dediler (vıy vıy).
İki kedi bir oldu (vıy vıy),
Sakallıyı yediler (vıy vıy).
Hop badirik badirik (vıy vıy),
Yaprağı delik delik (vıy vıy),
Bize Yozgatlı derler (vıy vıy),
Bir güzeli severik (vıy vıy).
Samanlık dolu saman (vıy vıy),
Aman efendim aman (vıy vıy)!
Eller düğün ediyor (vıy vıy),
Bizim düğün ne zaman(vıy vıy)?
Hop badirik badirik (vıy vıy),
Yaprağı delik delik (vıy vıy),
Bize Yozgatlı derler (vıy vıy),
Bir güzeli severik (vıy vıy).
Samanlık dolu saçma (vıy vıy),
Sevdiğim benden kaçma (vıy vıy).
Zaten ben yaralıyım (vıy vıy),
Bir yara da sen açma (vıy vıy).
Hop badirik badirik (vıy vıy),
Yaprağı delik delik (vıy vıy),
Bize Yozgatlı derler (vıy vıy),
Bir güzeli severik (vıy vıy).
* Bu oyun havası, A. Fevzi Koç’un “Bütün Yönleriyle Yozgat” adlı kitabında “Hop Bedirik” adıyla verilmiştir. Söz konusu parçanın kavuştak (nakarat) kısmı “badirik-bedirik” farkı dışında yukarıdakiyle aynıdır. Ancak kavuştak dışındaki dörtlükler tümüyle farklıdır.
Yaptığım araştırmada söz konusu oyun havasının özgün biçiminin yukarıdaki olduğunu saptadım. Bu konuda en güvenilen kaynak olarak TRT arşivinde de özgün biçimi böyleydi. TRT arşivinde parçayla ilgili şu bilgiler yer almaktadır:
Kaynak kişi: Boğazlıyanlı Mesude
Derleyen: İclal Kaplan
Notaya alan: Nida Tüfekçi.
Bu ara saptadığım bir durumu daha aktarayım. Yozgat’ta kavuştak dışındaki dörtlükler söyleyenin beğenisine göre farklı olabilmektedir. Ama kavuştak kısmına (bedirik dışında) dokunulmamaktadır. Yıllardır Yozgat yöresinde bu oyun “Hop Bedirik” olarak bilinip söylenmekteyse de parçanın asıl adı ve sözleri yukarıda sunduğum gibidir.
ŞU BOYDA 1
Şu boyda, kuşburnunu budarlar,
Şu boyda, ışkın sürmesin diye.
Şu boyda, bizi burdan kovarlar,
Şu boyda, güzel sevmesin diye.
Şu boyda, kuşburnunu kuş oymaz,
Şu boyda, oysa da karnı doymaz,
Şu boyda, yâr üstüne yâr sevmiş,
Şu boyda, kulağım bile duymaz.
Şu boyda, kuşburnunun kurusu,
Şu boyda, geçti güzel sürüsü,
Şu boyda, sürüsünden fayda yok,
Şu bolda, yıktı beni birisi.
ŞU BOYDA 2
Şu boyda, gitme gidenlerinen,
Şu boyda, boyu fidanlarınan,
Şu boyda, n’olur bir selam gönder,
Şu boyda, gelip gidenlerinen.
Şu boyda, gidiyom gidemiyom,
Şu boyda, sevdim terk edemiyom,
Şu boyda, sevdiğim pek küçücek,
Şu boyda, bırakıp gidemiyom.
Şu boyda, dam başında pıtırak,
Şu boyda, gelin kızlar oturak,
Şu boyda, ne oturak ne durak,
Şu boyda, satılak da kurtulak.
YOZGAT KADIN HALAYI
(Ağırlama kısmı)
Halay başı kim çeker?
Kırmızı donlu kız çeker,
O benim nazlı yârim,
Durur durur, of çeker!
(Bağlantı kısmı)
Engine de deli gönül engine,
Şimdi rağbet güzel ile zengine. (Bazı kaynaklarda:,
Zengin isen hatırını sayarlar, Güzel isen hatırını sayarlar,
Fakir isen dış kapıdan kovarlar. Çirkin ise dış kapıdan kovarlar.)
(Ağırlama kısmı)
Yozgat yolu kar m’ola?
(Aman) Minaresi dar m’ola?
Hapislere af gelmiş, (aman aman)
Acep aslı var m’ola?
(Bağlantı kısmı)
Engine de deli gönül engine,
Şimdi rağbet güzel ile zengine.
Zengin isen hatırını sayarlar,
Fakir isen dış kapıdan kovarlar.
(Hoplatma kısmı)
Oy nayım, nayım, nayım,
Sallan kurban olayım,
Benden yâre çok selam,
Şükür ölmedim, sağım.
Şükür erenler geldi,
Derdimi derenler geldi,
Yâri görmedi isem,
Yâri görenler geldi.
Gitme gidenlerinen,
Boyu fidanlarınan,
N’olur bir selam gönder,
Gelip gidenlerinen.
Merdiven basak basak,
Çıkma yukarı yasak,
Validen emir gelmiş,
Kızlara koca yasak.
Mangal maşasız olmaz,
Vali paşasız olmaz,
Vali ne derse desin, (Bazı kaynaklarda: Öyle vali halt etmiş,)
Kızlar kocasız olmaz.
Merdivenin altında,
Gel odama, odama,
Essahtan güzel gibi,
Naz ediyon adama.
YOZGAT HALK OYUNLARIYLA İLGİLİ DİĞER VİDEOLAR
Yozgat Kız Halk Oyunları
Videoda toplu sırayla; “Feyli turnam, Asmalarda Üzüm, Deveci, Asker (Trene Bindi de), Kız Saçların Saçların, Aynalı Körük (Oğlanın Adı Ömer), Şu Boyda (Gitme Gidenlerinen), Kuşburnunu Budarlar ve Çıt Çıt Çıt Çıt Çedene (Ekin Ektim Çöllere)” oyunları toplu biçimde yer almaktadır.)
Yozgat Kadışehri Şehit Yasin Yoldaş İlk ve Ortaokulu Öğrencilerinden Yozgat Kız Halk Oyunları
Videoda sırayla; “Kız Saçların Saçların, Aynalı Körük (Oğlanın Adı Ömer), Şu Boyda (Gitme Gidenlerinen), Çıt Çıt Çıt Çıt Çedene (Ekin Ektim Çöllere)” oyunları yer almaktadır.)
Yozgat, her Anadolu kenti gibi gelenek ve görenekleriyle zengin bir kültür yapısına sahiptir. Gelenek ve göreneklerimiz uçsuz bucaksız bir hazinedir bizim için. Böylesine engin bir kültür yapısını doğal olarak farklı alt başlıklar altında incelemek gerekir. İşte burada da böyle yapılmış; gelenek ve göreneklerimiz; Sünnet, Nişan ve Düğün, Asker Uğurlama, Köy Odası Kültürü, Çiğdem Pilavı Geleneği, Koç Katımı, Saya ve Döl Dökümü, Halk İnanışları, Giyim Kuşam, Oyunlar (eğlencelik oyunlar) başlıkları altında ele alınarak sunulmuştur. Bu alt başlıkları tıklayarak konuyla ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
Yozgatköylerinde nişan ve düğün geleneği ana hatlarıyla benzerlik gösterse de köyden köye birtakım farklılıklar da taşımaktadır. Aşağıdaki incelemenin bu çerçevede değerlendirilmesi gerekir.
Not: İncelemede “ayrılık” sözcüğü yanlışlıkla “ayrıcalık” olarak yazılmıştır.
Yayımlandığı kaynak:
1. Türk Folklor Araştırmaları dergisi, Şubat 1971, cilt: 13, sayı: 259, sayfa: 5879-5883.
2. Türk Folklor Araştırmaları dergisi, Mart 1971, cilt: 13 , sayı: 260, sayfa: 5911-5915.
Kültürümüzün ok önemli ögelerinden ve Müslüman-Türk dünyasının önemli geleneğidir sünnet. Dinsel bir törendir. Erkek çocuk sahibi her aile maddi durumuna göre çocuğunu sünnet ettirirken bir tören düzenler. Cuma günü başlayıp pazar günü biten bu törenin aşamaları şöyledir: (¹)
Ön Hazırlık
Sünnet düğünü için önce sünnet günü belirlenir. Sünnet edilecek çocuk için gerekli giyecekler alınır.(²)İki gün önceden sünnet düğününde yenecek yemekler hazırlanmaya başlar.
Düğüne Çağrı (Davet)
Akraba, dost, konu komşu sünnete çağrılır. Çağrı günümüzde iki biçimde yapılmaktadır: Birincisi, okuyucu gezdirmektir. Bunun için bir kadın görevlendirilir. Kadın; evleri tek tek dolaşarak, “Mehmet … selâmı var. … günde çocuklarının sünnet düğünleri var. Siz de buyuracaksınız. … gün, … saatte … camisinde mevlüt var.” der. Ev sahibi de, “Allah hayırlı, uğurlu etsin.” diyerek okuyucuyu uğurlar. Bu gelenek şimdi daha çok köylerde yapılmaktadır. İkincisi davetiye ile çağrıdır. Kentte yaşayanlar düğüne bu yolla düğüne çağrı yaparlar. Davetiyelerde gün, yer, saat belirtilir; uygun söz ya da şiir yazılır. Davetiyelerde genellikle peygamberimizin adından söz edilir.
Aşağıda davetiyelere yazılan bir şiir örneği görüyorsunuz:
Peygamber Efendimiz’in emridir sünnet,
Bize de nasip oldu bu mürüvvet.
Duyan duymayana duyursun,
Bizi seven sünnetimize buyursun.
Başımıza giydik fes,
Olduk yalancı prens.
Biz evin erkeğiyiz,
İstediğin kadar kes.
Biz sünnet oluyoruz,
Darısı oğlunuza.
Siz gelirseniz bize,
Biz de geliriz size.
Sünnet Öncesi Son Hazırlık
Sünnet davetiyesi dağıtılıp yemekler hazırlandıktan sonra, sıra çocuğun hamama götürülmesine ve mevlit okunmasına gelir.
Sünnet düğünü yapılacağı günün sabahı, sünnet olacak çocuk, babası ve arkadaşlarıyla birlikte hamama götürülür. Bu ara hamamda kahvaltı hazırlanır. Çocuklar birlikte güle oynaya kahvaltılarını yaparlar. Sünnet mevlidinin okunacağı zamana dek kendi aralarında şakalaşmayı, oynamayı sürdürürler. Sünnet olacak çocuk da arkadaşlarıyla birlikte büyüklerle camiye gider. Mevlitten çıktıktan sonra, süslenmiş bir atın sırtında gezdirilerek eğlendirilir ve sünnete hazırlanır. Bu gezi psikolojik olduğu kadar ailenin sevinç ve sosyal yapısını göstermesi bakımından da değer taşır. Sünnet gezisi önceleri atla yapılırken sonra iki atın çektiği, üzeri yarı körüklü deriyle kaplı faytonlarla, günümüzde de taksi ve otobüslerle yapılmaktadır.
Gezi sonunda sünnet çocuğu, arkadaşlarının kahkaha, ıslık ve bağırmaları arasında alkışlarla sünnet yapılacağı odaya gelir. Çocuğun sünnet giysisinin üzerinde kırmızı ya da beyaz kurdeleden yapılmış maşallah kuşağı, ceket içine iğnelenen mavi boncuk ve iğde dalı vardır. Bunlar onları nazardan korumak amacıyla takılmaktadır. Giysi üzerindeki “maşallah kuşağının” kırmızı ya da beyaz oluşu, hayrın ve mutluluğun simgesidir. Ayrıca çocuğun başında “maşallah” işlemeli bir taç vardır. (Günümüzde bunlara ek olarak sünnet çocuklarının üzerinde bir pelerin, elinde bir asa bulunmaktadır.) Sünnet çocuğunun giysisi sevgi gösterileri arasında çıkarılarak üzerine sünnet sonrası yatakta daha rahat olabileceği beyaz ya da mavi renkli, ipekli bol bir giysi giydirilir. Bol oluşu sünnet sonrası yatakta ve otururken rahat olması içindir. Mavi giysinin çocuğu kem gözlerden ve nazardan sakladığına inanılır.
Sünnete Geçiş
Çocuk, “kirve” denilen uzaktan tanıdık birinin kucağına oturtulur. (³)Bu sırada anne ve baba, yan odada iki rekât şükür namazı kılarak sünnetin başlamasını beklemektedir. Anne, ilerde gelin olacak kızını kıskanmamak için elindeki oklavayı hamur açar gibi iki elinin arasında döndürür.
Bir tepsi içerisinde el değmemiş bir peştamal, bir havlu, bir sabun ve sünnetçinin gereçleri vardır. Bu tepsi, sünnet bitiminde sünnetçiye verilir. Sünnetçi peştemalı beline bağlar. Bu, sünnetin başlama işaretidir. Kirvenin kucağındaki çocuk bu sırada ister istemez telaşlanır, ağlamaklı olur, kimi zaman da ağlar. Merakla bekleyen çevre, çocuğu avutmak ve sünnetin tehlikesizce yapılmasına yardımcı olmak amacıyla, “Erkek ağlar mı? Sen artık büyüdün, korkulur mu? Bak, bak giysilerine; oyuncaklarına! Şu kuş da buraya nasıl gelmiş? Bak, bak!” biçimindeki sözler söylerler. Çocuğun korkusu böyle giderilmeye çalışılırken sünnetçi de işini bitirir. Çocuğun ağıdı, “Yaşa, bravo!..” sesleri ve alkışlar arasında kaybolup gider.
Çocuk, kirve tarafından yatağına titizlikle yatırılır. Sünnet sırasında anne ve baba, fazlaca duygulandıkları ve çocuklarının acısına dayanamadıkları için yanına sünnet sonrasında gelirler. Sünnetçi, öğleden sonra gelmek üzere elini yıkayarak ayrılır.
Arkadaşları çocuğun ağrısı unutturmak için ona şakalar, taklitler yapar, önünde oyunlar oynarlar. Çocuğun baş ucunda sevilen bir yakını kalıp onunla ilgilenir. Önceden hazırlanıp karyola altında bekletilen bir tepsideki kuru ve yaş yemişler ona sunulur.
Konuklar teker teker çocuğun yanına gelip, “Artık erkek oldun. Geçmiş olsun!..” derler. Yanağından öper, saçlarını okşarlar. Çocuğa hediye olarak para getirenler yastıkların altına, hediye getirenler ise yatağının ayak ucuna koyarlar. Saat getirilmişse çocukların göğsüne iğne ile takılır.
Çalgıcılar, sünnet sabahından beri evdedir ve çalmayı sürdürmektedirler.
Sünnet sonrasında, davetlilere ve çocuğun arkadaşlarına çorba ile başlayıp baklava ile sona eren bir “sünnet düğünü yemeği” verilir. Yemek sonrasında biraz daha oturan konuklar, bir hafta içinde yeniden gelme dileğiyle önce çocuk, sonra da anne ve baba ile vedalaşırlar. Bu arada anne ve babaya, “Gözünüz aydın, hayırlı, uğurlu olsun. Allah evliliğini de nasip etsin.” dilekleriyle veda ederler.
Sünnet edilen çocuğun aynı gün ayağa kalkıp biraz gezmesi hayra yorulur. Öğleden sonra yeniden gelen sünnetçi, çocuğu kontrol eder ve ona tavsiyelerde bulunur. Sonra kendisine verilen küçük bir tepsi ile bahşişini toplamak üzere anne ve babadan başlayarak diğer yakınları dolaşır, “Hayırlı uğurlu olsun!” dileğinde bulunarak ayrılır.
Sünnet olan çocuk doğal olarak elinden gelen nazı yapar. Çünkü aşırı ilgi görmektedir. ilgilerini esirgememektedir. İlgi azalsa da naz ve ağlama aralıklı olarak sürer. Gelen hediyelerin çokluğu ve değişikliği, çocuğun ağrılarını unutturan en iyi çözümdür.
Gece geç vakitlere kadar eğlence sürer. Cuma başlayan sünnet düğünü pazar günü bitmesine karşın bir hafta boyunca gelen giden hiç eksik olmaz.
Sünnet düğünü geleneği, İslam inanışının Türk kültürü ile nasıl tatlı bir uyuma büründüğünü gösteren en güzel örneklerdendir.
(¹) Sünnet düğünlerinin cuma başlayıp pazar günü bitmesi günümüzde eskisi kadar uygulanmamaktadır.
(²) Bazı aileler sünnet ettirilecek çocuğun yanı sıra yoksul bir çocuk da sünnet ettirirler. Aile, kendi çocuğu için ne yapıyorsa yoksul çocuk için de aynısını yapar. Bu yöntem, sosyal dayanışmanın en güzel örneklerindendir. Ancak artık eskisi gibi yaygın uygulanmamaktadır.
(³)Kirveliğe uzaktan tanıdık birinin seçilme nedeni, sünnet çocuğunun kirve ve kirve yakınlarından kız alışverişini engellemek içindir. Kirve de sünnet çocuğunun ailesine kız veremez. Kirvelikle bir “kan” ve “süt” bağının ortaya çıktığı inancı vardır. Bu gelenek de günümüzde pek uygulanmamaktadır.
(Sünnet düğünü anlatımında, Folklor Araştırmacısı, Öğretmen Mustafa Uslu’nun “Yozgat’ta Sünnet Düğünü Gelenekleri” adlı yazısından alıntılar yapılmıştır.)
Her Türk gencinin gönlündeki aslan şereflice askerlik yapmaktır. Büyüklerimizce erkeklerin hayata iki kez geldiği söylenir: Doğmak bir, askerden teskere almak iki. Onun içindir ki halkımız askerliğini yapmayanı adamdan saymaz. Askerliğini yapmayan insan hayat potasında pişmemiştir. Öğrenim de görmüş olsa o ocakta yetişmediği için cahil sayılır. Ne zaman ki askerliğini yapar, o zaman herkes tarafından güvenilir, değer kazanır. Artık ona kız verilir, iş verilir. Ailesi ana ocağı ise, asker ocağı da baba ocağıdır.
Annem beni yetiştirdi,
Bu vatana yolladı.
Teslim etti al sancağı,
Allah’a ısmarladı.
türküsü bir destandır; anlatılır dilden dile, gönülden gönüle…
Asker, pusulasının çıkacağı günü heyecanla bekler gençler. Pusulası çıkanların önünden geçilmez olur. Vatani göreve çağrılan gençler; heyecanlıdır, hareketlidir, neşelidir. Gruplar hâlinde gezmelerinden askere çağrıldıkları hemen fark edilir. Yaklaşık on günleri kalmıştır askere gitmek için. Bu süre onlar için davet gezme, akraba ziyaret etme, arkadaşlarıyla çalıp söyleme, eğlenme günüdür.
Askere çağrılan gençler; akraba, hısım, konu komşu tarafından davet edilirler. Davetlere özellikle pusulası çıkan gençler topluca katılırlar. Akşam yemeklerini yiyip çaylarını, kahvelerini içtikten sonra yine topluca ayrı bir delikanlı odasında toplanırlar. Burada oyunlar oynar, türküler söyler, şakalar yaparlar. Askere gidişi, geçmiş ve gelecekteki yaşantılarını bir değerlendirirler.
Askere gitmeden bir hafta önce gençler aralarında para toplayarak davul-zurna tutarlar. Davetleri davul-zurna eşliğinde gezerler. Bu günlerde sinsin oynanır, yakın köylerden askere gidecekler de bu oyuna katılırlar.
Sözlü, nişanlı ve özellikle evli gençler daha hüzünlü görünürler. Günler yaklaştıkça üzüntüleri artar. Bu günlerde babalarından, köyün yaşlılarından askerlik anılarını dinlemeyi pek severler. Aynı şeyleri yaşayacaklarını düşünerek büyüklerinin anlattıklarına dikkat kesilirler.
Davet, eğlence, derken sıra ayrılığa gelir. Köyden ayrılacakları gün bütün köy halkı toplanır. Gençler sabah namazını camide kılarlar. Evde hazırlanan çantalarını, azıklarını aldıktan sonra belirli bir yerde toplanırlar. Köyün imamı dua eder. Bu dua, her yıl ya köyün orta yerinde ya evliya varsa orada yapılır. İmam, devletin ve ulusun bekçiliğini bir nöbet anlayışı ve bayrak teslimi içerisinde yapmaları, sağ salim dönmeleri, hayır ve uğurla gidip gelmeleri için Allah’tan niyazda bulunur. Kalabalık, “Amin!” der.
Anneler ağlar. Gençlerin ağlaması iyi sayılmaz ve hoş karşılanmaz. Gençler davul-zurna eşliğinde dualarla uğurlanırlar. Bayrak takılmış arabalarla kasabaya kadar gider; orada tur atar, halay çekerler. Sonra da çağrı pusulasında belirtilen birliğine gitmek üzere kasabadan ayrılıp yola koyulurlar.
On-on beş gün sonra askerin ilk mektubu anasına ulaşır. Bu mektup çok değerlidir, o nedenle ilk mektup tavuk, kaz, hindi alınmadan sahibine verilmez. Anne heyecanla “mektubun müjdesi”ni verir. Mektupta neler yazılıdır, neler…
Asker mektubu genellikle selamla başlar, mâni ile biter. Bu mâniler özlem, gurur ve yâr sevgisi doludur. Anne ve baba da oğluna yazdığı mektubunun başına şu yüce duygunun, düşüncenin anlatıldığı cümleyi yazdırır: “Yüksek Bir Türk Gencine Takdimdir.”