Atasözleri

        Bilindiği gibi atasözleri öğüt vermek, yol göstermek amacı taşıyan ve kimin tarafından söylendiği bilinmeyen özlü sözlerdir. Ulusumuzun geneline yönelik olduğu gibi yöreden yöreye farklılıklar gösteren atasözleri de vardır.  Aşağıda Yozgat yöresine ilişkin atasözleri yer almaktadır. Abc sırasıyla verilen bu atasözlerinin ilgi çekeceğini  umuyorum. Sitede Yozgat yöresine ilişkin sözcüklere de yer verildiği için atasözlerindeki yerel sözcüklerin anlamı açıklanmamıştır. Bu sözcüklerin anlamı ilgili başlık altında görülebilir.

        Yozgat yöresinde kullanılan atasözlerinde birtakım ögeler fazlaca göze çarpar. Bu ögeler, köy halkının yaşamıyla yakından ilgilidir.  Yozgat atasözlerinde “hayvan tutkusu, ahlak, erkek, kadın, sağlık, varsıllık (zenginlik), yoksulluk, mal, tarla, evlenme vb. ögeler fazlaca yer tutar.

        Sözü fazla uzatmadan atasözlerini sıralamaya geçelim.

 

-A-

Abdalın eşeği zonguldamış da, “Keşkem de keşkem!”demiş.

Acemi ağa, acemi çoban tutar.

Aç koynunda azık durmaz.

Adamakla mal tükenmez.

Ağanın malı gidiyor, azabın canı gidiyor.

Ağılda oğlak doğsa ovada otu biter.

Ağır otur, batman götür (kaldır).

Akıllı düşünesiye deli oğlunu everir.

Akıllı evladın var, malı nideceksin, deli evladın var malı nideceksin?

Akılsız baştan, sefil taban ne çeker.

Akrabanın akrabaya ettiğini akrep etmez.

Akşam gelen misafirin yiyeceği  bulgur sakısı, yatacağı yer ahır sekisi.

Alan razı, veren razı; arada gezer cıngıllı tazı.

Aldırma kötünün lafına, bilse iyisini söyler.

Alma kulun ahını, gökten indirir şahini.

Anandan evvel ahıra girme.

Ananın bastığı yavru ölmez.

Ananın çıktığı dala kızı da çıkar.

Aptal, düğünden; çocuk, oyundan usanmaz.

Aptalın karnı doyunca gözü yolda olur.

Arefe günü yalan söyleyenin, bayram günü gözü yolda olur.

Arkadaş dediğinin gölgesinde suç işlenir.

Arkalı it kurdu boğar.

Asil azmaz, bal kokmaz; kokarsa yağ kokar, aslı ayrandır.

Aslında olan, tırnağına getirir.

Aşım yok taşacak, gişim yok boşayacak.

Aşın varsa karnına, çulun varsa sırtına.

Aş sabahın, iş sabahın.

At alırsan yazın, deve alırsan güzün, kız alırsan sevin, dul alırsan gezin ha gezin.

At da soydan, it de soydan.

At gibi çalış, eşek gibi ye.

At ile avrat yiğidin ıkbalındandır.

Atın iyisi arkadan gelmez.

Atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.

Atlar tepişir, arada eşekler ezilir.

At olacak tay, yürüyüşünden belli olur.

At, sahibinin altında kişner.

At ver, hısım ol; kız ver, hasım ol.

At yedi günde, it yediği günde belli olur.

Ayağını sıcak tut, başını serin; düşünme derin derin.

 

-B-

Baba, sarığı kaba; ana, derdine yana.

Babandan evvel ahıra seğirtme.

Bacam olsa dumanım tüter.

Başına gelmeyenin, hoşuna gider.

Baş küçüktür ama, bir yere sığmaz.

Bağı gör, üzüm olsun; yemeye yüzün olsun.

Bağlı aslana tavşan bile hücum eder.

Baskısız yoncayı yel atar.

Bekâr gözüyle kız alınmaz.

Beslemeden kadın olan hamamı kapatır sesiyle, sonradan hanım olan kurnayı deler tasıyla.

Beslemeden kadın olmaz, gül ağacından odun olmaz.

Bir abam var, atarım; nerede olsa yatarım.

Bir ağaçtan okluk da çıkar, bokluk da.

Bir dala basarsın bin dal ırgalanır.

Bir bulutla kış gelmez.

Bir dirhem et bin ayıp örter.

Bir ikram var ki kötekten zor olur.

Bir koyun başı pişinceye kadar kırk kuzu başı pişer.

Bir laf söyledi ki kuzuluğunu yitirdi.

Bir pireye yorgan yakılmaz.

Bitli baklanın kör alıcısı olur.

Bizim evde iki kız; biri çuvaldız, biri biz.

Borcun iyisi vermek, derdin iyisi ölmek.

Boşboğazın sigarası yanmaz.

Buyrulmadık yumuşu puşt olan tutar.

Büyük ekmek, büyük bezeden olur.

Büyük öküz yan bakmasa küçük öküz zelve kırmaz.

 

-C-

Cingan cingana çatmayınca kasnak boğazına geçmez.

Cins at kendine kamçı vurdurmaz.

 

-Ç-

Çatal kazık yere batmaz.

Çıkacağın çama tırman.

Çubuk iken çıt demeyen, hezen iken küt demez.

Çürük iple kuyuya inilmez.

Çürük tahtaya çivi geçmez.

 

-D-

Dadandırma sarı gelin, dadanırsa yine gelir.

Dağda gezen, kurdu görür.

Dağ diye dangırdama, dağın kulağı vardır.

Dağın gülü dağ, bağın gülü bağa.

Danışa danışa danayı kurda yedirdi.

Davara giden, kurtu görür.

Davar, kömünü itsiz; sahibini etsiz bırakmaz.

Dede çağla yese torunun dişi kamaşır.

Dede sarığın ne kaba; yağa, bulgura tuzak.

Deh demeden yürüyen at, buyurmadan iş tutan evlat, bir de güzel oldu mu avrat; nideceksin düğünü, gir, oyna; çık, oyna.

Deh demeden yürüyen at, buyurunca iş tutmayan evlat, bir de şirret oldu mu avrat; nideceksin ölümü, gir, ağla; çık, ağla.

Dek duranın devesi ölmez.

Deli deliyi görünce değneğini saklar.

Deli ile devletli, bildiğini işler.

Deli ineğin akıllı buzağısı olmaz.

Deli inek, sığırın önü sıra gelir.

Dere ağzına dikme dikme sel için, kocalıkta evlenme el için.

Deveci ile dostluk eden, kapısını yüksek açsın.

Devenin dişi, avradın yaşı sorulmaz.

Devesi nal kanırıyor,  eşeği zır zır anırıyor.

Deveye hurç lazım olursa boynunu eğer.

Dilini tut, yahniyi yut.

Dişini gösteren it ısırmaz.

Dönen değirmenin ağzına necaset atılmaz.

Dört ayağım dört direk, bana saray ne gerek.

Döven öküzünün ağzı bağlanmaz.

Düğünde Fatmacık’ın adı anılmaz.

Düğün evini bilmiyor, dımpırtıya göbek atıyor.

Düğün olur iki kişiye, kaygısı düşer bütün komşuya.

Dünür vardım evin küçük kızına, yazı yazdım aynasının tozuna.

Düşmanı anan doğurur, sen dost kazanmaya bak.

Düşünmeden çiş yapmaya oturan, çömüdü çömüdü taş arar.

 

-E-

Eceli gelen it, cami duvarına siğer.

Eğri oturalım, doğru konuşalım.

Ekmeğin yanığı başa kakınç olur.

El adama akıl verir de ekmek vermez.

El, adamın düşünü azdırır; ama çimecek su vermez.

El adamın düşünü azdırır da suyunu ısıtmaz.

El ayranı ciğer soğutmaz.

Elden gelen, elli gün gitmez.

Elden ekmek yiyen yolda acıkır.

Ele değen, saman çuvalına da değer.

El eli yur, el de yüzü yur.

El elin aynasıdır.

El gömleğiyle gerdeğe girilmez.

Elin hamuruyla erkek işine, elinin çamuruyla kadın işine karışma.

Elin üç koyunu ile beş keçisinden bana ne?

El işlerse ağız gevişler.

Elekçiyi hanım etmişler, takadan ekmek dilenmiş.

El sana taşınan varırsa sen ona aşınan var.

El öpmekle ağız pis olmaz.

Emanet ata binen tez iner.

Emanetin bağrı yuka olur.

Eneğine enek, nene gerek?

Enik var, sırım götürür.

Ergen gözüyle kız alma, gece gözüyle bez alma.

Er getire, hak getire.

Erinden gülen kadının zülüfleri tambur çalar.

Erine göre bağla başını, horantana göre vur aşını.

Erkek arslan arsan da dişi arslan arslan değil mi?

Erkeğin kusuru kadın yanında söylenmez.

Erkek kuş havayı, dişi kuş yuvayı yapar.

Erkek olanın avrat boşaması kolaydır.

Erkek vefakâr, kadın cefakâr olmalı.

Erken evlenen döl alır, erken kalkan yol alır.

Er lakabıyla anılır.

Eskisi olmayanın yenisi olmaz.

Eşeğine gücü yetmez, kürtününü döver.

Eşeğini satan, çü demeden kurtulur.

Eşek eşeği öndüçlü taşır.

Eşek tavlanmakla eşeklikten kurtulmaz.

Etme cahille sohbet, başına gelir türlü zahmet.

Etme kulum, bulursun; inileme ölürsün.

Etliye,  sütlüye karışma.

Evden kedi gitse yeri belli olur.

Even it, gözsüz enikler.

Evinde yok ufralık, gönül ister kâhyalık.

Evin kızı gelin olasıya, elin kızı beşik dibine gelir.

Evlek evlek sattık, böyle böyle battık.

Evlenmesi alaca kuş, geçinmesi bora ile kıştır.

Ev sahibinin yüzü gülerse misafirin karnı doyar.

 

-F-

Fukaranın düşkünü, beyaz giyer kış günü.

 

-G-

Gardaş gardaşı atar, yar başında tutar.

Garip hırsızlığa çıksa ay ilk akşamdan doğar.

Garip itin kuyruğu döşünde gerek.

Gavura kızıp oruç yenmez.

Gavurun ekmeğini yiyen, gavurun kılıcını sallar.

Gençlikte kazan, kocalıkta ye.

Gişi, adamı sağ; komşu, adamı bağ ister.

Gökyüzünde düğün var, deseler kadınlar merdiven kurarlar.

Göl yerinde su eksik olmaz.

Gönülsüz köpek kurda girmez.

Gönül, umduğuna küser.

Göyneksizin gönlünden günde yüz top bez geçer.

Göz bakar; can çeker.

Gurk tavuğun eti yenmez.

Gündüz bakarak, gece çekerek konuş.

Güzelin aşı tez pişer; iki kaynar, bir coşar.

Güzellik kara kaştan, rağbet iki baştan.

 

-H- 

Hamama giren porsuk, terlemeyince çıkmaz.

Handa yatıp göbek atıyor.

Has düdük kuru söğütten kavlamaz.

Hasta yatan değil, vadesi yeten ölür.

Haydan gelen, huya gider; yelden gelen, sele gider.

Hazıra dağlar dayanmaz.

        Helik taşla kale duvarı örülmez,

Helke alan bir alır, testi alan bin alır.

Her gördüğün zengini baba, her gördüğün sakallıyı dede sanma.

Herkes kazandığını yese aptal acından ölür.

Her kız çiğner sakızı, tadını çıkarır Kürt kızı.

Her meyvenin hamı yeter de adamın hamı yetmez.

Hoş geldin, niye elin boş geldin?

Huylu domuz huyundan kalmaz.

 

-I-

Irgatın kötüsü gün aşarken çalışmaya başlar.

Islık eşeğin yaylasıdır.

 

-İ-

İki köyün delisi, ortak oldu ikisi.

İki sabır, bir üfürük.

İkram ettik, eşek kestik; mındar, deyin demedik.

İmam evinden aş, ölü gözünden yaş çıkmaz.

İneğin melemiş, gönlün tülemiş.

İsmi kadın var, kendi kadın var.

İstanbul’dan gelen eşek, kırk gün at gibi gezer.

İstenmeyen aş, ya karın ağrıtır ya baş.

İş başa düşerse gayret dayıya düşer.

İt ite buyurur, it de kuyruğuna buyurur.

İte dolanmadan çalıyı dolan.

İt halt yemeye tövbe etmez.

İti an, taşı eline al.

İtin aklı eksiği baklavadan pay umar.

İtin havlamasını bir lokma ekmek durdurur.

İtin ürümesiyle gökten kemik yağmaz.

İtin ürümeyenini kapıya koymazlar.

İtin ayağını taştan esirgeme.

İt kağnı gölgesinde yatar da kendi gölgem sanır.

İt kapıda zabın gerek.

İt korktuğu yere pek ürür.

İt kuyruğu kalıp tutmaz.

İtme el kapısını el ucuynan, iterler kapını omuz gücüynen.

İyi türkü kırk gün söylenir.

 

-K-

Kalın incelene kadar ince candan süzülür.

Kalmış kağnıyı koca öküz çeker.

Kancık yalanmayınca erkek dolanmaz.

Karanlıkta yapılan iş alacalı olur.

Kara keçiyi gören, içi dolu yağ sanır.

Kara tavuk atası, görünüyor ötesi.

Kara kazana yaklaşma, karası bulaşır.

Kart horozun ne zaman öteceği belli olmaz.

Kasap sevdiği deriyi yere vurur.

Kasnağın kıymetini çingene bilir.

Kaynanalı gelin hatın gelin, kaynanasız gelin odun gelin.

Kazanmadan kazan kaynamaz.

Kazın cücüğünü güzün soyarlar.

Kedi ile harala girilmez.

Kekliğim yayılır, hatırım sayılır.

Kendi yüzündeki hezeni görmeyen, elin gözündeki saman çöpünü görür.

Kes kızını, üzme el kızını.

Kırığına güvenen, ersiz kalır.

Kız anadan beller mahle gezmeyi, oğlan babadan beller yazı yazmayı.

Kızını seven, kocaya vermesin; oğlunu seven, hocaya vermesin.

Kızı kız iken değil, gelin iken gör; gelin iken değil, beşik başında gör.

Koça kuyruk yük değildir.

Koç olacak kuzu, koçun yanında gezer.

Komşuda pişer, bize de düşer.

Kovma kötüyü, yiğit eden.

Köpek bile rağbete dolanır.

Köpekli köye değneksiz girilmez.

Körün yanına giden, bir gözünü kapatsın.

Kötü kabağın kötü dölü olur.

Kul kulun kadasını salmaz.

Kursak, kavurgasını ister.

Kuş kuşun yüzüne öter.

Kurdun genci kocasını besler.

Kurt, atadan gördüğünü işler.

Kurt, koyunun pahalı olduğunu bilmez.

Kurt yıkar, kuş geçinir.

Kuru söğütten düdük kavlatılmaz.

 

-L-

Lafını bil de konuş, ağzını sil de konuş.

Lafını bilmeyen yengeyi, hem kız evinden kovarlar hem oğlan evinden.

Lafın iyisi kısa olur.

       Leylek benim neden komşum; yazın gelir, kışın gider.

 

-M-

Mal çoğaldıkça ucuzlar.

Mal sahibinin malı, uşağının canı gider.

Martta yağmur yağmasa, nisanda yağsa dinmese, mayısta sıçan siğmese ekinin sulanır, saz olur; koyunun yayılır, yoz olur.

Mecliste dilini, sofrada elini tut.

Meyvesiz ağacın gölgesi olmaz.

Minare ne kadar yüksek olsa imam bildiğini okur.

Misafir dokuz nasiple gelir; birini yer, sekizi ev sahibine kalır.

Misafir kılığına göre karşılanır, sohbetine göre uğurlanır.

Misafirin kötüsü ev sahibini ağırlar.

Muhtar arı kovanına benzer, vurdukça danılar.

 

-N-

Nasipsiz it, Kurban Bayramı’nda Ermeni mahallesinde gezer.

Ne bal alandan ne pekmez satandan ol.

Ne istiyon bacından, bacın ölüyo acından.

Ne kızı ver ne dünürü küstür.

Ne verirsen elin ile o da gider senin ile.

Ne zaman pabucum gelirse o zaman bayram ederim.

Niye hiç bitmedin anız, niye herg etmedin domuz?

 

-O-

Oğlan, anasını; inek, danasını bilir.

Oğlan dayıya, kız bibiye çeker.

Oğlan yer, oyuna gider; çoban yer, koyuna gider.

Ot kökünün üstünde biter.

 

-Ö-

Öküzüm büyük olsun da kağnıyı çekmezse çekmesin.

Öldü dayım, gitti payım.

Ölü ile gelinin atı yüğrük olur.

Ölüye giden ağlar, düğüne giden oynar.

Ölüyü fazla yıkama, ya ses çıkarır ya da sesten kötüsünü.

 

–P-

Papaz her zaman pilav yemez.

Parmağının girmediği yere başını sokma.

Peynirin iyisi kıllı deriden olur.

 

-S-

Saç ayağa düşmeyince can kurtulmaz.

Sağ gözün sol göze faydası olmaz.

Sağır duymaz, uydurur.

Sahipsiz sürüyü kurt kapar.

Sahipsizin malı olsa mezardakinin malı olur.

Sakın abrilin beşinden, camızı ayırır eşinden.

Saman elinse samanlık senin.

Samanlık saray oldu, avratlık kolay oldu.

Samanlığı dana bitirir.

Samanlıkta iğne aranmaz.

Sarımsağın yüzüne tükürmüşler, “Görüp göreceğiniz bu olsun..” demiş.

Sebepsiz kuş ötmez.

Sel gider, kum kalır.

Sen ağa, ben ağa; inekleri kim sağa?

Sen eli görmezsin, el seni görür.

Sen evme, işin evsin.

Sen ölmeyince el terlemez.

Sen tilkiysen ben kuyruğum.

Sıcak ağıldan kuzu kaçmaz.

Sıçandan doğan kendir keser.

Sıçandan doğan keseğen olur.

Sığırcığın karısı sığır gelince kıvrar.

Sıhhatli olmak istersen otu keki, kuşu keklik olan yerden ayrılma.

Sıpalı eşek yığın dağıtır.

Sırt üstü yatan da yiyor bir ekmek, arkasını yırtan da yiyor bir ekmek.

Soğanı sarımsağı hesap eden paça yiyemez.

Soğuk tandırdan sıcak ekmek umulmaz.

Soğukta kalanı buzla ovarlar.

Söyleme, duyma.

Söz çoğaldıkça kıymeti azalır.

Suyun ığıl ığıl akanından, adamın yere bakanından kork.

Sürünün önüne geçen, malın iyisini seçer.

 

-Ş-

Şapı kaynatmakla olmaz şeker, cinsini sevdiğim cinsine çeker.

 

-T-

Tarla alırsan bozdan, avrat alırsan kızdan al.

Tarla taşlı, söz yamaçlı olur.

         Tarlaya iyi deme bol ürün vermeyince, karıya iyi deme züğürtlük görmeyince, evlada iyi deme el kızı koynuna girmeyince.

Tarlayı taşlı, kızı gardaşlı yerden al.

Tarlanın taşlısı, avradın saçlısı iyi olur.

Taş eşmenin suyunu her mide kaldırmaz.

Temiz dereden pis su akmaz.

Tırnak cefadan, saç sefadan uzar.

 

-U-

Ucuz sirke baldan tatlıdır.

Ulu sözü tutmayan, uluya uluya dağda kalır.

Uyuz itte gümüş kaşağı aranmaz.

Uyuz musun, it bokuna muhtaçsın.

 

-Ü-

Ürümesini bilmeyen it, sürüye kurt getirir.

 

-V-

Vakitsiz açan gül tez solar.

Vardığın yer kör ise bir gözünü kapat.

Varını veren utanmamış.

Varlık deşindirir; yokluk düşündürür.

Veresi deyince alasım geldi, alacaklı gelince kaçasım geldi.

Vursan ölüyor, vurmasan ekmeğini elinden alıyor.

 

-Y-

Yağmur yağar, yarıklar kapanır.

Yağmur yağmadan sele gitme.

Yağ yiyen it, yüzünden belli olur.

Yakına erinen, uzağa yorulur.

Yalanla iman bir yerde durmaz.

Yamalıklı avurduna bakmıyor, gümüş zurna çalıyor.

Yağar, eser; yolcu yolundan kalmaz.

Ya herg et ya terk et.

Yağınan yavşan yenir.

Yananın olsun da yanmazsa yanmasın.

Yan çantada duruncaya kadar can  çantada dursun.

Ya öl, ölüye karış; ya ol, diriye karış.

Yapı, tapu, kapı insanı batırır.

Yaradan adam ölmez, yaradan öldürmeyince.

Yara gider, yeri gitmez.

Yarış atı çifte koşulmaz.

Yârine düşmeyen kız, yerini yerini gezer.

Yattı yattı yaz ayında, bunelek tuttu güz ayında.

Yavuz itin yarası eksik olmaz.

Yaz gününün yağmuruna güvenilmez.

Yazın boku, kışa katık olur.

Yazın gezeni, kışın bunelek tutar.

Yazın yaşa, kışın taşa oturulmaz.

Yazın yatanı, kışın güvelek tutar.

Yediği ot kökü, sıçtığı it boku.

Yerdeki güvertiye gökteki kuşlar bile seğirtir.

Yel eserken harmanını savur.

Yel kayadan ne koparır?

Yemek var, koyul düş; iş var, sıvış.

Yerli kaya, yerinden oynamaz.

Yıkık değirmende kırk gün yatılır.

Yılanın sevmediği ot, deliğinin dibinde biter.

Yiğidin anası tez ağlar.

Yiğit at, yemini artırır.

Yitik bulununca emek zâyi olmaz.

Yiyen ağız utanır.

Yokuş dibinde öküz yemlenmez.

Yolcu, yolunu bulur.

Yol çalısız, el delisiz olmaz.

Yolda binen belde iner.

Yoldan önce arkadaşını, evden önce komşunu seç.

Yol kes, bel kes; insafı elden bırakma.

Yumulan gözün hatırı sayılmaz.

Yüğrük atın çiftesi pek olur.

Yük altında eşek anırmaz.

Yüz verdik deliye, pisledi halıya.

 

–Z-

Zenginin keyfi gelinceye kadar fakirin canı çıkar.

Zengin olmak istersen otu saz, kuşu kaz olan yerden ayrılma.

 

         Kaynakça

        1. İlkokul öğretmeni babam rahmetli Ali Rıza Köktürk’ün notları.

        2. A. Fevzi Koç, Bütün Yönleriyle Yozgat,  Kardeş Matbaası, Ankara 1963.

        3. Ertuğrul Kapusuzoğlu, 1994-1995 Yozgat Kültür Takvimi.

        4. Muhsin Köktürkçe Lök ve Azizli Bağları köylerinden derlemeler.

        5. Muhsin Köktürk, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Eylül 1971, Cilt 13, Sayı 266, Sayfa 6069, 6070.

 

        

Deyimler

        Deyimler  iki ya da daha çok sözcüğün kalıplaşmasıyla oluşan ve genelde mecaz anlam taşıyan sözcük öbekleridir. Bu sözcük öbekleri düşünce ve duyguların daha etkili anlatımına aracılık eder. Onlar sayesinde sevincimizi, üzüntümüzü, nefretimizi çarpıcı biçimde dışa vururuz.

        Yozgat, yöresel deyimler açısından oldukça zengindir.  Bilindiği gibi bir genel dilde kullanılan bir de yerel dilde kullanılan deyimler vardır.  Yerel dilde kullanılan deyimlerden bir bölümü zamanla genel dile geçmiştir. Biz burada elden geldiğince yerelliği süren deyimlere yer vereceğiz. İşte size ilginç örnekler:

 

-A-

açma kutuyu, söyletme kötüyü: Üzerime fazla gelme, gururumla oynama, kalbini kırabilirim.

ad Ayşe’nin, gözler Menevşe’nin: İşi yapan başka, sahiplenen başka.

ağzı birlemek: Bir konuda aynı biçimde konuşmak, ağız birliği etmek.

ağzı kızıl: Toy, olgunlaşmamış, ham, yumurtadan yeni çıkmış kuş yavrusu.

aklı çavdarlı: Deli, kaçık.

aklında baba çıkmak: Aklın batsın, kötü olsun, beter olsun, anlamlarında bir beddua.

alan razı, veren razı; arada gezer cıngıllı tazı: İş bozucu, ara bozucu  olmak.

Ali kıran baş kesen: Herkesi korkutan, sildiren, kabadayı.

almayacaktın da pekmezime niçin su kattın?:

altından Çapanoğlu çıkmak: Bir iş fazla kurcalanınca kişinin karşısına başka güçler çıkmak.

ardıç kadı, çam müftü: Yargıda ve fetvada işi olmayana görev verilmesi, ehil olmayan kişilerin üst makamları işgal etmesi.

arının kovanına çöp sokmak: Tehlikeli bir işe kalkışmak, tehlikeli birine sataşmak, birini kışkırtmak.

ata atsan at, ite atsan it yemez: Değersiz, geçersiz, hiçbir işe yaramaz.

at da soydan, it de soydan: Kişilik doğuştan olması.

attan inip eşeğe binmek: Bulunduğu düzeyden daha  aşağı düşmek.

 

-B-

babanın bekini yemek: Zıkkım ye, zıkkımın kökünü ye, anlamında bir azar.       

başı kurtulmak: Sağlıklı doğum yapmak.

başına çökmek: Tecavüz etmek.

başını bağlamak: Söz kesmek, nişanlamak.

baykuşun hakkı üç serçe, o da ayağına gelir: Kısmeti olanın kısmeti ayağına gelmek.

bel bel bakmak: Aptalca bakmak.

       beni diyenin bendesiyim, beni demeyenin ben nesiyim: Beni sayanı sayarım, beni saymayanı ben de hiç saymam.

benim derdim inekle dana, senin derdin Döndü’yle Döne: Herkesin kendi derdinde olmak.

besmele değmiş şeytan gibi kaçmak: korkup oradan hemen uzaklaşmak, çok korkmak.

bile bile lades: Kötü bir durumu bilerek kabullenmek.

bir avuç biberi var, her şeyden haberi var: Çok uyanık her şeyden bilgisi var.

bir köyü eşeğe bindirir, üstüne de kendisi biner: Kurnaz.

bir sofra ekmekle bir iti ayartamaz: İş yapmayı bilmeyen, beceriksiz.

biti kanlanmak: Yoksulluktan kurtulup zenginliğine geçmek.

borç gırtlağa çıkmak: Kişinin ödeme gücünü aşması, fazla borçlanması.

boz söktürmek: Zora koşmak.

bulguru diri: İşleri yolunda, tuzu kuru.

buluta ürümek: Kibirli, havalı olmak.

büyümüşte küçülmüş: Seviyesinin üstünde davranışta bulunmak.

büyümüş de küçülmüş: Düzeyinin üstünde davranışta bulunmak.

 

-C-

canlı cenaze: Ölüden farkı olmayan, bitkin, güçsüz.

cebi delik: Parasız pulsuz, züğürt.

culuzu düşük: Morali bozuk, güçsüz.

 

-Ç-

çalım satmak: Gösteriş yapmak, büyüklük taslamak.

Çapanoğlu’nun abdest suyu gibi: İçilecek şeylerin kıvamında olmaması, renginin açık, kirli olması.

çayda kum bende para, işin yoksa metelik ara: Palavra attığıma bakma, hiç param yok.

çul çürüten: Bir yerde uzun süre misafir kalan.

 

-D-

dağ dayısı, tavşan gibisi: Dışarıda yiğit, evde korkak.

dalı düşük: Biçimsiz.

damdan düşer gibi: Beklenmedik ve uygunsuz biçimde.

dana pabuç yemez, bunda bir iş var: Olağan dışı bir durum söz konusu olduğunda kuşkulanmak.

dediği dedik, çaldığı düdük: İnadından vazgeçmeyen, çok inatçı.

değirmenin suyu nereden geliyor: Harcanan para ya da  malın kaynağının belli olmaması.

dek durmak: Uslu, terbiyeli, rahat durmak.

deliye yel veriyor eline bel veriyor: Aklında olmayan kötü işleri aklına getiriyor.

desinler ki Şiho’nun hançeri var: İşine yaramasa da gösteriş için bir işi yapmak.

dışı koyun derisi, içi canavar: Göründüğü gibi olmayan; içi başka, dışı başka.

dil kırmak: Kibar konuşmaya çalışmak.

dipsiz kile, boş ambar: Boşa çalışıp çabalama, hayali işlerle bir şey elde edemezsin.

diremini yiyen it kudurur: Olumsuz bir durumun en azı bile insanı çileden çıkarır.

Divanlı’da durur, Topçu’da ürür: Görevi olmayan işlerde görüş ileri sürmek.

domuzdan kıl çekmek: Cimriden bir şeyler koparmak almak.

don kesmiş ekin gibi ortada kalmak: Elde avuçta ne varsa uçup gitmesi.

 

-E-

ebem sıçtı, tavuk deşti: Konuştuğun sözün hiç değeri yok, boş konuşmak, boşboğazlık etmek.

ekmediği yerden biçmek: Bedavacı olmak, başkasının sırtından geçinmek.

ekmek hamur, yol çamur:  Her işi aksi gitmek, sorunlarla karşı karşıya kalmak.

el elde, baş başta: Bir işten kâr da zarar da etmemek.

el eliyle yılan tutmak: Zararlı ve tehlikeli işleri başkasına yaptırmak.

eli hamur, karnı aç: Uğraşmasına, çalışıp çabalamasına karşın yeterince kazanamayan, kendini geçindiremeyen.

eli batman, gözü terazi: İyi hesaplayan, doğru ölçen.

el kadar: Küçücük.

etliye sütlüye karışmamak: Hiçbir işe karışmamak, çevresinde olup bitenle ilgilenmemek.

eşeğine gücü yetmez, kürtününü döver: Öfkesini başkasından çıkarmak.

evinde yok ufralık, gönül ister kâhyalık: Gücü kudreti yetmemesine karşın yüksek mevki ve makam isteme arzusu.

 

–F-

fasulye gibi kendini nimetten saymak: Kendini değerli göstermek.

fol yok, yumurta yok: Ortada hiçbir neden olmaması.

 

-G-

gadasını almak: Birinin derdini, belasını üstüne almak.

gamgayla kaşınmak: Yokluk çekmek, ekonomik sıkıntı içinde olmak.

gani gönüllü: Gönlü zengin.

gayret dayıya düşmek: Bir işi başarmanın ona yakın kişinin çabasına kalması.

gelene hoş geldin, gidene uğurlar olsun: Kimsenin işine karışmayıp kendi işine bakmak.

gelengi gelin olmuş, elini beline koymuş: İnsanlar mevki ve makam değiştirse de huyları değişmez, yine bildiklerini yapar.

gelin ata binmiş de gör ki kimin kısmetine: Kısmet neyse o olmak.

gelin ata binmiş de, “Ya kısmet!” demiş: Kaderinde, kısmetinde ne varsa o olmak.

gelin atta, kısmet kimin kapısında: Başlanılan işin sonunun nasıl biteceğinin belli olmaması.

gelenin sağdıcı, gidenin güveysi: Gelene gidene hizmet eden, ikramda bulunan, onları ağırlayan.

gönül bu; balada konar, boka da. Kişinin gönül iradesinin kendi elinde olmaması.

görmemişin bir oğlu olmuş, çekmiş de çükünü koparmış: Görgüsüz kişi, eline bir mal geçince sırf gösteriş olsun diye gereksizce heba eder.

göz var, nizam var: Göz kararı ile  ölçüyü tutturmak.

gönül düştü kediye, kedi benzer duduya: Gönül kimi severse ona o güzel görünür.

gulun atmak: Ölü doğum yapmak (at, eşek gibi hayvanlar için).

günün kulağı: Sabahın çok erken zamanı.

günücü gurk tavuk: Başkalarını kıskanan anaç kişi.

güzelin aşı tez pişer; iki kaynar, bir coşar: Güzel ahlaklı olan kişilerin işleri yolunda gider.

 

-H-

ha deyince: Hemencecik, derhal.

hazıra banak, şimşir tarak: Gönül hazır yeyip içip süslenip gezmek ister.

hazıra hanık, pişmişe konuk: Çalışıp çabalamadan yaşamak isteme, tembel, hazırcılığa alışmış.

hengilim atmak: Oynaşmak.

her tarladan bir kesek: Karmakarışık, birbiriyle ilgisiz.

hoca sarığın ne kaba demişler, evdeki bulgura tuzak, demiş: Kendisini işe yarar göstererek karşısındakinden çıkar sağlamak.

hoş beş, altı boş: Gereksiz, boş konuşmak.

 

-İ-

İç güveysinden hâllice: Eski durumundan biraz daha iyice.

İçi çıfıt çarşısı: İçi kötülük dolu.

iki halı bir yastık, eşeğin duluğuna astık: Kişinin kullanacak başka bir şeyi olmaması, neyi varsa hepsi ortada olması.

ikram var, kötekten beter: İstemeyerek birini ağırlamak.

 

-K-

kafa kekmek: Evet, anlamında başını sallamak.

kakıç kakmak: Kusurunu, ayıbını yüzüne vurmak.

kalbur suya gitti, gör ki neler getire: Hayale kapılıp hiç olmayacak işlere kalkışarak sonucu merak etmek.

kemçik ağızlı: Yamuk,.eğri ağızlı, ne konuştuğunu bilmeyen kimse.

kendini fasulye gibi  nimetten saymak: Kendini değerli göstermek.

kesim almak: Tarlada işaretle evlek almak.

kesim kesmek: Kız eviyle başlık konusunu konuşmak.

kerçine gitmek: İnatlaşmak.

kıldır gücük: Ufak tefek, çelimsiz, önemsiz, eh işte idare ediyoruz, anlamında.

komşudan bulgur devşirir, kırığına pilav pişirir: Olduğundan farklı görünmeye çalışmak.

kursağında kavurga ıslanmaz: Duyduğu her şeyi başkalarına anlatan, sır saklamayan.

kuruşu bozar, tırısı bozmaz: Hava atmayı sürdürmek.

 

-L-

lafına beş, beş de fazlası: Bir sözün altında kalmamak, bir söze fazlasıyla karşılığını vermek.

lafın yuları yok: Ağızdan çıkan sözün geri alınamaması, boşboğazlık, patavatsızlık.

leblebiden nem kapmak: En küçük bir olay ya da davranıştan olumsuz etkilenmek.

 

-M-

mahkemede dayısı olmak: Devlet kapısında arka çıkanı bulunmak, torpilli olmak.

 

-N-

nalıncı keseri gibi kendine yontmak: Her işte kendi çıkarını gözetmek.nalını, mıhını sökmek için ölmüş eşek aramak: Çıkarı uğruna en ufak şeylerden yararlanmak.

ne iti ürür ne kervanı yürür: İşi rast gitmeyen, şanssız, talihsiz.

 

-O-

o kadar kusur kadı kızında da bulunur: Sıradan, basit, önemsiz kusur, hata.

osuruğu cinli: Hemen işkillenen, kötü öğüde çabuk kanan.

osuruğu düğümlenmek: Çok korkmak.

otlu, sulu bir dere, ye Mehmet ye: Varlıklı birinin sırtından geçinmek, hazıra konmak.

 

-Ö-

öküz öldü, ortaklık bozuldu: Birlikte çalışmaya gerek kalmamak.

önü kavurga kavuruyor, ardı harman savuruyor: Aynı anda iki farklı işle uğraşmak.

 

-S-

saati saatine uymamak: Davranışları her zaman aynı düzeyde olmamak, sık davranış değişmek.

sayılı sarımsak, dikili soğan: Az, yetersiz, sınırlı.

sıcak vermek: Tandırdan yeni çıkan ekmekten ikram etmek.

sinini sulamak: Ölmüşlerine sövüp saymak.

size varak, konak göçek; bize gelek, yiyek içek: Gününü gün etmek, zamanını eğlenerek geçirmek.

suçu gelin etmişler de kimse gerdeği girmemiş: Kimsenin suçu, yanlışı kabullenmemesi.

suyu döv döv, yine su: Boş yere çaba harcamak, boşuna çalışmak, akıntıya kürek çekmek.

 

-T-

taşı atar, başını altına tutar: Beceriksiz.

 

-V-

vurduğu çok, öldürdüğü yok: Atıp tutmak, palavra atmak.

-Y-

Yine dört diyon, dokuz diyon: İnat etmek, diretmek, bildiğinden şaşmamak.

 

-Z-

zılgıt yemek: Terslenmek, azarlanmak.

       

        Kaynakça

        1. İlkokul öğretmeni olan babam rahmetli Ali Rıza Köktürk’ün notları.

        2. Bahri Koçoğlu-Mehmet Karaaslan, Yozgatça.

        3. Ertuğrul Kapusuzoğlu, 1994-1995 Yozgat Kültür Takvimi.

        4. Muhsin Köktürkçe Lök ve Azizli Bağları köylerinden derlemeler.

Bilmeceler

        Yozgat, bilmece açısından zengin bir birikime sahiptir. Burada “Türk Folklor Araştırmaları dergisi”nde yayımlanan bir derleme çalışmamı sizlere sunuyorum. 197 bilmeceden oluşan bu derleme “abc” sırası gözetilerek yazılmıştır. Derlediğim bu bilmecelerden sonra zamanla saptadığım başka bilmeceler de oldu kuşkusuz. Onları da bu çalışmanın altında Ek Çalışma başlığıyla yine “abc” sırasıyla veriyorum.

 

B-1tarama0015B-2 B-3 B-4 B-5 B-6 B-7

 

EK ÇALIŞMA

Aşağı iner tıkır tıkır,

Yukarı çıkar şipir şipir.

(Kuyu kovası)

 

        Başı yeşil, emir değil,

        Sırtı kara, demir değil,

        İçi beyaz, peynir değil.

(Turp)

 

Beş kardeş geldi, sildi, süpürdü.

(El)

 

Beş türlü yemiş,

Birbirine ermemiş.

İkisi gün görmüş,

İkisi görmemiş.

(Namaz)

 

Bir küçücük fıçıcık,

İçi dolu turşucuk.

(Limon)

 

Bir küçücük fin taşı,

Kaldıramaz bin kişi.

(Ateş)

 

Bir küçücük minare,

Cümle âlem donana.

(İğne)

 

Bir oğlum var hetten,

Sakalı var etten.

Şimdi gelir, görürsün,

Güle güle ölürsün.

(Horoz)

 

Biz biz idik, biz idik,

Otuz iki kız idik.

Bir sıraya dizildik.

Gelenlere süzüldük.

(Diş)

 

        Bize gel de altına süreyim.

        (Minder)

 

        Bize gel de elini öpsün.

        (Kapı kolu)

 

Buradan vurdum kılıcı,

Halep’ten çıktı bir ucu.

(Şimşek)

 

Cambul cumbul çaydan geçtim,

Cumbultusu bana değmez.

Al kumaştan biçindim,

Kırpıntısı bana değmez.

(Düş)

 

        Canlı kaçar, cansız kovalar.

        (At, araba)

 

        Dam üstünde ıslık çalar.

        (Rüzgâr)

 

Dağdan gelir, taştan gelir,

Ağzı bağlı eniştem gelir.

(Çizme)

 

Değirmen tepe,

Dört yanı küpe.

(Gök ve yıldızlar)

 

Deli deli tepeli,

Kulakları küpeli.

Aramızda deli var,

Tepesinde gülü var.

(Horoz)

 

        Dışı gön,

        İçi un,

        Ta içi odun.

        (İğde)

 

Ekin gider yerinde,

Altın kemer belinde,

Gece gündüz ekin yer,

Gene durur yerinde.

(Değirmen)

 

Elbisesi deriden,

Kulakları demirden,

Hanımınan oynatan,

Bir yanı saçkı, samanlık,

Bir yanı tozluk, dumanlık.

(Tef)

 

Evimizin önünde bir ağaç var, dalsız budaksız,

Üstüne bir hurç konmuş elsiz ayaksız,

O kuşu vursam topsuz tüfeksiz,

O kuşu pişirsem otsuz ocaksız,

O kuşu yesem dilsiz damaksız.

(Gönül)

 

        Ey bulutlar,

        Yusuf’u yedi kurtlar.

        Ben bir çeşit kuş gördüm,

Tepesinden yumurtlar.

(Buğday)

 

        Giydim doldu, çektim soldu.

        (Çorap)

 

Gökten bir elma düştü,

On iki parçaya ayrıldı.

On birini yediler,

Birine, “Hayır!” dediler.

(Ramazan ayı)

 

        Hanım içeride, başı dışarıda.

        (Mısır)

 

        Helemezsin, hülemezsin;

        Ocak başına gelemezsin.

        (Yağ çanağı)

 

Hey havayı havayı,

Yüksek yapar yuvayı.

Kuyumcular yapamaz,

Demirciler dökemez.

(Örümcek ağı)

 

Hey neler var, neler var,

Yer altında evler var,

Köpük saçan taşlar var,

Tuzsuz pişen aşlar var.

(Karınca yuvası, sabun, haside)

 

Hışır hışır ses verir,

Dağa taşa süs verir,

Ne yerde durur ne gökte,

Değen yüze mest verir.

(Rüzgâr)

 

İki dereden sel gelir,

Beş kardeş önüne gelir.

(Burun, el)

 

İki kaşık,

Duvara yapışık.

(Kulak)

 

İlim ilim ilmesi,

İlim kadın düğmesi,

Burnu bilen bilesi,

Bilmeyen otuz köy veresi.

(Çiğdem)

 

Karadır, kartal değil,

Uçar, ama kuş değil,

İki ayağı yer tırmalar,

İkisi de boş değil.

(Mayıs böceği)

 

Karşıdan gelen derviş,

Hele gözümle iliş,

Sebzelerin içinde,

Bir o yapraksız imiş.

(Mantar)

 

Kavakta karga,

Vurdum indirdim arga,

İçi dolu kavurga.

(İncir)

 

Kuru yengem, kuru yengem,

Ayak üstü durur yengem.

(Kapı)

 

Kuyu,

Kuyunun içinde suyu,

Suyun içinde yılan,

Yılanın ağzında mercan.

(Gaz lambası)

 

        Küçücük mezar,

        Her yanı gezer.

        (Çarık)

 

        Mutfakta elini öpsün.

        (El bezi)

 

On parmaktan on çıktı,

Yine on kaldı.

(Eldiven)

 

O, odanın içinde,

Oda onun içinde,

Karşılıklı geçince,

Birbirinin içinde.

(Ayna)

 

Rüzgâr eser avur avur,

Babası kirkor gâvur,

Anası ham Ermeni,

Kızına can vermeli.

(Kestanenin kabuğu, tüylü kısmı, içi)

 

Saçaklı bir hanım geldi,

Soframızın tadı geldi.

(Tel kadayıf)

 

        Sarıdır, sarkar;

        Düşerim diye korkar.

        (Ayva)

 

Sarı öküzüm yatar, kalkmaz,

Boz öküzüm gider, gelmez.

(Ateş, duman)

 

Semeri var, eşek değil,

Sarığı var, hoca değil,

Ağaca çıkar, adam değil.

(Salyangoz)

 

Sıra sıra söğütler,

Birbirini öğütler,

Dil bilmez, söz söyler,

Bile bilsin arifler.

(Telgraf direkleri)

 

Tepeye kar yağdı,

Engine duman,

Değirmeni kurt yedi,

Hâlimiz yaman.

(Saça ak düştü, göze boz indi, dişler döküldü, ecel geldi)

 

Uzundur urgan gibi,

Enlidir yorgan gibi,

Anası bağırır,

Kuzulu kurban gibi.

(Tren)

 

Üstü çayır, biçilir;

        Altı çeşme, içilir.

        (Koyun)

 

 

Varvaradan var getir,

Karlı dağdan kar getir,

Sağılmamış çiçekten,

Çalkalanmamış yağ getir.

(Bal)

 

Yer altında cücüklü tavuk.

(Patates)

 

        Yeşil ile başladım,

        Sarı ile işledim,

        Kırmızı ile bitirdim,

        Dünya aleme yedirdim.

(Kiraz)

 

Yeşil mantolu,

Kırmızı entarili,

Kara düğmeli.

(Gelincik)

 

Yokuştur ayak ayak,

Çık yukarı, kata bak.

Gençlere kolay gelir,

Ninem istemez çıkmak.

(Merdiven)

 

        Ek Çalışma İçin Kaynakça

        1. A. Fevzi Koç, Bütün Yönleriyle Yozgat, Kardeş Matbaası, Ankara 1963.

        2. Ertuğrul Kapusuzoğlu, 1994 Yozgat Kültür Takvimi.

        3. Muhsin Köktürk, Yozgat Bilmeceleri 1, Türk Folklor Araştırmaları dergisi, Aralık 1978,  cilt: 17, sayfa: 8512-8516

        4. Muhsin Köktürk, Yozgat Bilmeceleri 2, Türk Folklor Araştırmaları dergisi, Ocak 1979, sayfa: 8550-8553

        5. Muhsin Köktürkçe Lök ve Azizli Bağları köylerinden derlemeler.

        6. Yozgat İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Web Sitesi.

        7. Mustafa Uslu, Millî Folklor Dergisi, Manzum Şekillerine Göre Ömerli Köyü (Boğazlıyan-Yozgat) Bilmeceleri, Kış 1994, Cilt 3, Sayı 22, s. 61.

Mâniler

        1363869459maniler-2798517

        Yozgat manileri üzerine uzun araştırma ve incelemeler yaptım. Bunların hepsi Türk Folklor Araştırmaları dergisinde yayımlandı. Şimdi de bunları burada sizlerle beş alt başlık altında paylaşıyorum. Bu başlıkları tıklayarak gerekli bilgilere ulaşabilirsiniz.

Yozgat Mânilerinde Yergi

Yayımlandığı kaynak: Türk Folklor Araştırmaları dergisi, Temmuz 1972, cilt: 14, sayı: 276, sayfa: 6372-6374.

     Not: Bu çalışma,  “Yozgat Manileri Üzerine Bir Araştırma-İnceleme” adlı yazının alt başlıklar biçiminde birtakım düzenlemeler yapılarak yayımlanmış biçimidir.

Yazıda zaman zaman birtakım yazım yanlışları görülmektedir. Bu baskıdaki kontrol yetersizliğinden kaynaklanmıştır. Örneğin Büyük İncilli, Küçük İncilli yanlış yazılmıştır. Doğrusu; Büyük İncirli, Küçük İncirli biçiminde olacaktır.

Tekerlemeler

Sayışmaca

        Tekerlemeler, çocukların oyuna ya da masal anlatmaya başlamadan önce söyledikleri halk edebiyatı ürünleridir.  Ağırlıklı olarak kullanılanları oyun tekerlemeleridir. Bunlara “sayışmaca” da denir.

        Oyun tekerlemeleri manzum, masal tekerlemeleri ise düz yazı biçimindedir. Tekerlemelerde ezberlemeyi kolaylaştıracak ses benzerlikleri çoktur. Manzum yazılarda “uyak” olarak adlandırılan bu ses benzetmeleri tekerlemelere akıcılık kazandırır.

        Aşağıda sıralanmış olan tekerlemelerin bir bölümünün Türkiye’nin çoğu yöresinde kullanıldığı bir gerçektir. Çünkü bunlar ortak ürünlerdir. Bölgeler arası kültür alışverişi nedeniyle özellikle birbirine yakın yörelerde aynı tekerlemeleri görmek olanaklıdır. Burada sunduğum tüm tekerlemeler Yozgat yöresinde çocuklarca söylenmektedir.

        Tekerleme örnekleri sunulurken nasıl bir yol izlendiğini de kısaca açıklayayım:

        1. Tekerlemeler başlangıç sözcüğünün ilk harfi esas alınarak (abc düzeninde) sıralanmıştır.

        2. Tekerlemelere başlık konulmamıştır. Her ne kadar genellikle ilk sözcükler esas alınarak başlık konulduğu görülmüşse de aynı tekerlemeye farklı başlıklar konulması nedeniyle bundan kaçınılmıştır.

        3. Tekerlemelerde çok zorunlu durumlar dışında (virgül, soru işareti gibi) noktalama işareti konmamıştır. Çünkü tekerlemelerdeki deyişler pek anlamlı cümlelerden oluşmamaktadır.

        Şimdi sizleri güzelim tekerlemelerimizle baş başa bırakıyorum.

 

A. Oyun Tekerlemeleri

Aaa asma

Be ba basma

Se se sümbül

Menekşe, gül

 

Akas makas

Ali baba noktaya bas

Trampetler çalınıyor

Yüzbaşılar darılıyor

Darılmayın yüzbaşılar

Can bedenden ayrılıyor

Bir, iki, üç

 

        Aladana, karadana

        Şükür bizi yaradana

        Evci gele, evim ala

        Tabak gele, gönlüm ala

        Nereke, nereke

        Yaburga, yaburga

        Yorgan, yastık

        Döşek sek sek

        Gel bizim keçimikli eşek

 

Al satarım

Bal satarım

Ustam ölmüş

Ben satarım

Üstüm, kürküm sarıdır

Satsam on beş liradır

Zambak zumbak

Dön arkada iyi bak

 

Ahmet Paşa

Yattı taşa

Selam verdi

Kara başa

 

Al kardeşim

Bal kardeşim

Ben yoruldum

Sen oyna.

 

Anan nerde doğurdu

Samanlıkta doğurdu

Samanlıkta kediler

Bize miyav dediler

Anan da bal

Baban da bal

Sen de olmuşsun bil bal

 

Atlar gelir şakır şakır

Benim babam neden fakir

Çıktım erik dalına

Baktım tren yoluna

Üç gemi geliyor

Biri ay, biri yıldız

Biri oğlan, biri kız

Hop çikolata, çikolata

Şeker koydum çikolata

 

Ay dede

Evin nerde

Tavuk kes de

Yağa batır

Bala batır

Sen yemezsen

Bana getir

 

Ay gördüm Allah

Amentü billah

Ne kadar günahım varsa

Affet Allah

Gördüğüm aylar

Nur gibi parlar

 

Ayşe Hanımın keçileri

Hop hop hopluyor

Arpa, saman istiyor

Arpa, saman yok

Kilimcide çok

Kilimci kilim dokur

İçinde bülbül okur

İki kardeşim olsa

Biri ay, biri yıldız

Biri oğlan, biri kız

Hop çikolata çikolata

Akşam yedim salata

Seni gidi kerata

 

Babam yoğurt getirdi

Pisi burnunu batırdı

Pisi seni tutarım

Bıyığını yolarım

Minarenin kilidi

Kapıya gelen kim idi

Amcamın oğlu Musacık

Kolu budu kısacık

Şimdi gelir görürsün

Güle güle ölürsün

 

Bin deve gördüm

Birine bindim

Ebemlere gittim

Ebem pilav pişirmiş

İçine sıçan düşürmüş

Bu sıçanı n’apmalı

Minareden atmalı

Minarede bir kuş var

Kanadında gümüş var

Eniştemin cebinde

Türlü türlü yemiş var.

 

Bir cam

İki cam

Üç cam

Dört cam

Beş cam

Altı cam

Yedi cam

Sekiz cam

Dokuz cam

On cam

Bu da benim amcam

 

Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi

Bunu sana kim dedi

Diyen dedi

On yedi

Baklavayı kim yedi

 

Böcek böcek

Duvarda gezecek

Annesi onu

Maşayla dövecek dövecek

Sonra da sevecek

 

Çan çan çikolata,

Hani bize limonata?

Limonata bitti.

Hanım kızı gitti.

Nereye gitti?

İstanbul’a gitti.

İstanbul’da ne yapacak?

Terlik, pabuç alacak,

Terliği pabucu ne yapacak?

Düğünlerde şıngır mıngır oynayacak.

 

Çayırda tilki

Çakır makır

Otuz iki

Fındık, fıstık

Kadifeli yastık

Vallahi yenge

Ben yapmadım

Horoz yaptı

Horozun selamını al

Çıka çıka çık

 

Çiğdem çiğdem çiçeği

Ebem oğlu köçeği

 

Çiğdem geldi kapıya

Ya düşürür tapuya

Bulgur olmazsa yağ olsun

Ufaklıklar sağ olsun

Bir verenin oğlu

İki verenin kızı olsun

 

Damdan pekmez akıyor

İtim bana bakıyor

Ayağımın altı pekmez

Yala yala bitmez

 

Ebe ebe azana

Kızın verme hızana

Kızın akça kazana

Girsin kaynar kazana

 

Ebe ebe ebeci

Ver elini cebeci

Doklorların ilacı

Ebe gümeci

 

Ebe ebe nesi var

Ayağında mesi var

Daha başka nesi var

 

Elimde ayna

Kum gibi kayna

Dayımın oğlu

Gel bize, oyna

Uyu meleğim

Sana çorap öreyim

Lay lay lay lam

 

Elim elim ibrişim

Elden çıktı bir kuşum

Kuş gitti, dala kondu

Dal bana yemiş överdi

Yemişi göğe verdim

Gök bana yağmur verdi

Yağmuru yere verdim

Yer bana çimen verdi

Çimeni çobana verdim

Çoban bana kuzu verdi

Kuzuyu kasaba verdim

Kasap bana at verdi

Ata bindim, taştım

Dere tepe aştım

Enginlere gittim

Kaf Dağı’na ulaştım

 

Dolapta pekmez

Yala yala bitmez

On kilo sana

Yirmi kilo bana

Aysecik cik cik cik

Fatmacık cık cık cık

Sen bu oyundan çık

 

Ebe ebe gel bize

Uzaktan vur elimize

Eğer vuramazsan

Ebesin ebe

Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi

Bunu sana kim dedi

Diyen dedi, on yedi

Yağlı böreği kim yedi

 

Den den den altı

Denizdeki karaltı

İnanmazsan say da bak

On altıdır on altı

 

Eee Ercan

Ne getirdi amcan?

Etli sütlü patlıcan

 

Elim, belim

Şemsiye telim

Horoz öttü

Tavuk gitti

Bülbül kızına

Selam etti

 

Emmim oğlu Musacık

Kolu budu kısacık

İlim ilim ilidi

Akşam gelen kim idi?

Emmimin oğlu Musacık

Elleri kolları kısacık

 

Eveleme, develeme

kara kuşu kovalama

Çengel, çeppel

Halhada bülbül

Ciğerimi söndür

Kara kuş ne vakit gelir

Yazın gelir

Yazılalım, düzülelim

Bir kenara dizilelim

İncik, boncuk

Sen bu oyundan çık

 

Fındık, fıstık

Kadifeden yastık

Al çık al çık

Ben saydım, sen çık

 

Gün doğdu

Günün bir oğlu oldu

Ebem yoğurt getirdi

Pisi burnunu batırdı

Pisi burnun kesile

Minareden asıla

Minarede bir bıçak

Bıçak içinde demir

Demir ocağın kilidi

Akşam gelen kim idi

Emmim oğlu Musacık

Eni boyu kısacık

 

Hey dervişler, dervişler

Hak yoluna durmuşlar

Hak yolunda bir kuyu

İçinde mermer suyu

Eğildim su içmeye

Kanatlandım uçmaya

Cennetteki mollalar

Iktırmışlar deveyi

Bindirmişler hacıyı

Hacı binmiş atına

Çıkmış göğün katına

Gökten bir beşik düştü

Nen dedim, uyuttum

Allah dedim, büyüttüm

Abdestini aldırdım

Namazını kıldırdım

Hülle donunu giydirdim

Cenneti alâya gönderdim

 

− Hu hu!..

− Ayşe abla!

− Buyur.

− Bahçene gireyim mi?

− Gir.

− Elma alayım mı?

− Al.

− Kaç tane?

− İki.

− Fatma abla!

− Buyur.

− Bahçene gireyim mi?

− Gir.

− Elma alayım mı?

− Al.

− Kaç tane?

− Üç.

− Bir, iki üç.

 

İnci, minci

Kim birinci

 

İnci minci

Kim birinci

Onun ardı

Kim çıkacak

Cakı cakı cak

 

İnne minne

Ucu dinne

Ballı hoca

Balballı hoca

Şamdan şamadan

Kuş dili damadan

 

Kadife kadife

Kızın adı Hanife

Okurmuş, dikiş diker

Başında bülbül öter

O bülbül benim olsa

İki kardeşim olsa

Biri Ahmet, biri Mehmet

Biri oğlan, biri kız

Ah çikolata, vah çikolata

Akşam yedim salata

Salatanın yarısı

Doktor beyin karısı

 

Karga karga “Gak!” dedi

“Çık şu dala bak.” dedi

Karga seni tutarım

Kanadını yolarım.

 

Kızın adı Hediye

Ekmek vermez kediye

Kedi gider kadıya

Kadının kapısı kitli

Hediye’nin başı bitli

 

− Komşu, komşu !

− Hu, hu!

− Oğlun geldi mi?

− Geldi.

− Ne getirdi?

− İnci, boncuk.

− Kime, kime?

− Sana, bana.

− Başka kime?

− Kara kediye.

− Kara kedi nerede?

− Ağaca çıktı.

− Ağaç nerede?

− Balta kesti.

− Balta nerede?

− Suya düştü.

− Su nerede?

− İnek içti.

− İnek nerede?

− Dağa kaçtı.

− Dağ nerede?

− Yandı, bitti; kül oldu.

 

Leylek leylek havada

Yumurtası tavada

Gel bizim hayata

Hayat kapısı kitli

Leyleğin başı bitli

 

Leylek leylek lekirdek

Hani bana çekirdek

Çekirdeğin içi yok

Art devenin kıçı yok

Leylek leylek havada

Yumurtası tavada

Ben ağama giderim

Elli deve güderim

Ellisi de avrana

Bindim, gittim kervana

Kervan yolu bu muydu

İçi dolu su muydu

Ben bu sudan geçemem

Alaca boncuk saçamam

Üsküle boncuk, has boncuk

İlik düğme kaytancık

Kaytancığı yitirdim

Gülistana götürdüm

Gülistanın atları

Kişir kişir kişniyor

Neyin için kişniyor

Yemin için kişniyor

Yemi nerden alalım

Hangi taya takalım

Satıcıdan alalım

Hangi taya takalım

Doru taya takalım

Doru tayın üstünde

İki bülbül ötüyo

Birini vurdum, öldürdüm

Bana kanlı dediler

Getirin kanını içeyim

Kayseri’ye göçeyim

Kayseri’nin kilidi

Akşam gelen kim idi

Emmim oğlu Musacık

Kolu budu kısacak

Su verdim, içmedi

Domalıp sıçamadı

 

Masal masal maniki

Yolda saydım on iki

On ikinin yarısı

Tilki çakal karısı

 

Masal masal maniki

Kuyruğu var on iki

Kuyruğunda beni var

Kulağında çanı var

Masal masal matatar

Dil okur, damak tadar

 

Masal masal martladı

İki fare atladı

Kurbağa kanatlandı

Tos vurdu bardağa

Çocuk çıktı çardağa

 

Miri miri miriği

Koyuverdim boz kiriği

Adı başında, on beş yaşında

Günde bir şinik ara yer

Saatte beş metre gider

 

Mustafa, Mıstık

Arabaya kıstık

Üç mum yaktık

Seyrine baktık

 

Naldırmaç

Kaldır kıç

Kırk üç

Kırk dört

Kırk beş

Kır altı

Kırk yedi

Kırk sekiz

Kırk dokuz

Elli

Bahası belli

Ala dana

Kara dana

Şükür bizi yaradana

Evin ala

Evcik ala

Gönül ala

Nal bir

Mıh iki

Sığır çükü

On iki

Yorgan

Döşek

Gel bizim

Kır eşek

 

Ooo

İğne battı

Canımı yaktı

Tombul kuş

Arabaya koş

Arabanın tekeri

İstanbul’un şekeri

Hop hop altın top,

Bundan başka oyun yok

 

O, mo, rizon

Kepe rizon

 

Portakalı soydum,

Başucuma koydum.

Ben bir yalan uydurdum

Duma duma dum

Duma duma dum

 

Ooo piti piti

Karamela sepeti

Terazi lastik, cimnastik

Biz size geldik, bitlendik

Hamama gittik, temizlendik

 

        Ovalama, duvalama

        Kara kuşu kovalama

        Sen bil, sümbül

        Çıkana da bülbül

 

Ööö

İnne minne

Ucu dinne

Bal bal hoca

Baldan koca

Baldan şamadan

Kuş dili damadan

 

Ruz ruz

Ava gidiyoruz

Çatlasan da patlasan da

Barışmıyoruz

 

Saç, baç

        Ebenin eline

        Vur, kaç

 

Sağ elimde beş parmak

Sol elimde beş parmak

Say bak, say bak

Hepsi eder on parmak

Sen de istersen saymak

Say bak, say bak

Hepsi eder on parmak

 

Üşüdüm, üşüdüm

Daldan elma düşürdüm

Elmamı yediler

Bana cüce dediler

Cücelikten çıktım

Ablama vardım

Ablam pilav pişirdi

İçine sıçan düşürdü

Bu sıçanı nitmeli

Minareden atmalı

Minarede bir kuş var

Kanadında gümüş var

Eniştemin cebinde

Türlü türlü yemiş var

 

Ya şundadır

Ya bunda

Keçe külek

Başında

 

Yağ yağ yağmur

Teknede hamur

Bahçede çamur

Ver Allah’ım, ver

Selli sulu bir yağmur

 

B. Masal Tekerlemeleri

        Az gittim, uz gittim; dere tepe düz gittim. Çayır çimen geçerek, lale sümbül biçerek, soğuk sular içerek, altı ayla bir güz gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne göreyim, gide gide bir arpa boyu yol gitmişim!..

 

        Bir varmış, bir yokmuş; Allah’ın kulu çokmuş, çok söylemesi günahmış. Develer tellal iken, keçiler berber iken, bir memleketin birinde bir kocakarı, kocakarının da bir kel oğlu varmış.

 

        Hay dedim, huy dedim; bu ne pişmez şey dedim. Bir iken iki olduk, üç iken dört olduk; anan soylu, baban boylu derken kırk olduk. Kırkımız kırk ateş yaktık!… Kırk gündür kaynatırım kaynamaz. Baktım ki olacak gibi, sofraya konacak gibi değil, eğil dağlar eğil dedik; onumuz hu çekti, onumuz su çekti; onumuz un, odun çekti. Haydan geleni huya sattık, unu bulguru suya kattık. Suyu kazana, kazanı yeniden ocağa attık. Vay ne kaynattık ne kaynattık!.. De şimdi kaynar mı kaynamaz mı? Derken efendim, bu kez başını kaldırıp bize bakmaz mı?…

 

        Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler top oynarken eski hamam içinde. Ben deyim şu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu; kuş uçmadı, gümüş uçtu. Gümüş uçmadı, Memiş uçtu. Uçar mı,uçmaz mı demeye kalmadı; anam düştü eşikten, babam düştü beşikten. Biri kaptı maşayı, biri aldı meşeyi; dolandım durdum dört köşeyi…

 

        Kaynakça

        1. Ali Rıza Köktürk’ün (rahmetli babam) notları.

        2. A. Fevzi Koç, Bütün Yönleriyle Yozgat, Ankara, 1963.

        3. Avni Yüksel, Akdağmadenin’de Tekerlemeler 1, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Haziran 1965, Cilt 9, Sayı 191, s. 3770.

        4. Avni Yüksel, Akdağmadenin’de Tekerlemeler 2, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Ekim 1965, Cilt 9, Sayı 195,  s. 3873, 3874.

        5. Ertuğrul Kapusuzoğlu, 1995 Yozgat Kültür Takvimi.

        6. Muhsin Köktürk’ün araştırmaları.

Ninniler

Beşikte çocuk

        Ninniler güzel Anadolu’muzun ilginç ezgileridir. Anadolu insanı için çocuk her şeydir. Onu büyütmek, topluma yararlı bir birney olarak yetiştirmek en büyük istediğidir Anadolu insanının. Bu nedenle çocuğunun doğumundan başlayarak büyük bir çaba girişir Anadolu kadını. İster ki çocuğu mutlu olsun, huzur içinde büyüsün. Ona bu mutluluğu, huzuru daha beşikteyken ninnilerle sunmaya çalışır. Bu yüzden ninniler Anadolu insanının yaşamında özel bir yer tutar. Bu Yozgat için de geçerlidir kuşkusuz.

        Ninniler ortak ürünlerdir. Yaratıcıları belli olmayan bu ürünler, dilden dile söylenerek günümüze dek gelmiştir. Çoğu yörede birbirine benzer ninniler görülür. Bunların sözleri arasında ufak tefek farklar vardır. Ama temelde birbirlerine çok benzerler. Ancak kimi zaman iyice yöreselleşenlerine rastlamak da söz konusudur. Burada buna özen gösterilmiştir. Sayıca az, ama ilginç örneklere yer verilmiştir.

        İlk ninni örneğini “Ninni Desem Uyur m’ola” ile vermek gerek. Çünkü bu ninninin özel bir durumu var: 1938 yılında Yozgatlı “Bayan S.”‘den alınan bu ninni, daha sonra Colombia firması tarafından plağa da kaydedilmiştir. Ne yazık ki “Bayan S.”nin kim olduğu bilinmemektedir. Bizi sevindirense ninninin bugün dillerde dolaşıyor olmasıdır. Kimliğini bilmediğimiz bu kişiye folklorumuza katkısından dolayı sonsuz teşekkürler.

        İşte ninninin sözleri:

 

        NİNNİ DESEM UYUR M’OLA

        Ninni desem uyur m’ola?

        Üstüne güller gelir m’ola?

        Benim yavrum büyür m’ola?

        Nenni nenni, e kuzum nenni!..

 

        Bebeğin beşiği çamdan,

        Düştü, yuvarlandı damdan,

        Babası geliyor Şam’dan,

        Nenni nenni, e kuzum nenni!..

 

        Ormanlardan geçemem,

        Ben yavrumu seçemem,

        Her derdine yetemem.

        Nenni nenni, e kuzum nenni!..

 

        Ben bebeği yudumudu,

        Gül dalına kodumudu,

        Ben de kestim umudu,

        Nenni nenni, e kuzum nenni!..

 

        Bu ninni, “Muhteşem Süleyman” dizisinin bir sahnesinde Hatice Sultan rolündeki sanatçı Selma Ergeç tarafından okunmuştur. Dinleyebilirsiniz.

 

Bu da ninninin özgün biçimi

        DANDİNİ DANDİNİ DASTANA

        Dandini dandini dastana,

        Danalar girmiş bostana,

        Kov bostancı danayı,

        Yemesin lahanayı.

        E e e e, e,  e e e e, e!..

 

        Dandini dandini danalı bebek,

        Elleri kolları kınalı bebek.

        Eline de almış bebek maması,

        Uyumadı gitti eşek sıpası.

        Eeeee, eeeee, eeee, e!..

 

        FIŞ FIŞ KAYIKÇI

        Fış fış kayıkçı,

        Kayıkçının küreği,

        Akşama fincan böreği.

        Benim evde etim var,

        Bir yaramaz kedim var,

        Kedim etimi yerse,

        Annem beni döverse,

        Hu hu hu hu, hu hu hu hu,

        Nen nen nen nen, nen nen nen nen!..

 

        NİNNİ

        Elma attım yuvarlandı,

        Ninni yavrum, ninni.

        Gitti, beşiğe dayandı,

        Ninni yavrum, ninni.

 

        Beşiğin ipi kırıldı,

        Ninni yavrum, ninni.

        Beşikte yavrum uyandı,

        Ninni yavrum, ninni.

 

        NİNNİ

        Hu hu hu Allah,

        İyilik sağlık ver Allah,

        Kızım büyür inşallah,

        Kurban keserim vallah.

 

        Bahçeye kurdum salıncak,

        Eline verdim oyuncak,

        Güççük yavrum uyuyacak,

        Uyuyacak büyüyecek.

        Ninni, ninni!..

 

        Hoppala hoppala hoppala,

        Kızımı da vermem topala,

        Topal kıymet bilmezsin,

        Git kapıda yalpala.

 

        Kızım kızım kızmana,

        Kızımı vermem hozmana,

        Hozman şeker getirse,

        Başkası yer bitirir.

 

        Çiğdemin alası var,

        Oğlumun kalesi var,

        Kem gözlü cadıların,

        Yarından selesi var.

 

        NİNNİ

        Nenni çalsam uyur m’ola?

        Uğurlesem büyüm m’ola?

        Mevla bir gün möhle överse

        Acep baban gelir m’ola?

        Nenni yavrum, nenni yavrum!..

 

        NİNNİ KUZUM NİNNİ

        Ninni desem nehar olur,

        Gül açılır bahar olur.

        Ben yavruma gül demem,

        Gülün ömrü az olur (ninni).

 

        Yağmura kurdum salıncak,

        Eyüp’ten aldım oyuncak,

        Şimdi baban gelecek,

        Sakın kırma yumurcak (ninni).

 

        NİNNİ YAVRUM

Elma attım yuvarlandı,
Ninni yavrum, ninni.
Gitti, beşiğe dayandı,
Ninni yavrum, ninni.
Beşiğin ipi kırıldı,
Ninni yavrum, ninni.
Beşikte yavrum uyandı,

Ninni yavrum, ninni.

 

        NİNNİ YAVRUM

        Nen deyim de yavrucuğumun nennisi gelsin,

        Uğurlayım da yavrumun uykusu gelsin,

        Uzak yerlerden yavrumun dayısı gelsin,

        Neeen, neeen, neeen, nen!..

 

        Kalkalada kaz geliyor ninni,

        Kağıltısı da tez geliyor ninni,

        Al baharlı yaz geliyor ninni,

        Neeen, neeen, neeen, nen!..

 

        Bahçemde açmış çiçek ninni,

        Şimdi yavrum uyuyacak ninni,

        Hadi gel bir öpüşek ninni,

        Neeen, neeen, neeen, nen!..

 

        UYUSUN DA BÜYÜSÜN 

        Uyusun da büyüsün ninni,

        Tıpış tıpış yürüsün ninni.

        E e e e, e e e e!..

        Uyu yavrum ninni!..